10036/03

WyrokETPCz2010-04-20ECLI:CE:ECHR:2010:0420JUD001003603

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy użycie śmiertelnej siły przez policję oraz późniejsze postępowanie karne i śledztwo w sprawie śmierci Murata Bektaşa i Erdinça Arslana naruszyły prawo do życia z art. 2 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że w przypadku Murata Bektaşa, choć sąd krajowy stwierdził bezprawne spowodowanie śmierci przez policjantów, nałożone na nich kary (6 miesięcy w zawieszeniu) były rażąco nieproporcjonalne do wagi czynu, co podważyło odstraszający efekt systemu karnego i doprowadziło do naruszenia art. 2. W odniesieniu do Erdinça Arslana, Trybunał stwierdził, że operacja policyjna była źle zaplanowana (brak odpowiedniego rozpoznania, pośpiech, jednoczesne wtargnięcie do trzech mieszkań), a śledztwo było wadliwe (7-dniowe opóźnienie w przesłuchaniu głównych podejrzanych, udział funkcjonariuszy w zbieraniu dowodów, brak wyjaśnienia sprzecznych zeznań i analizy odcisków palców na broni), co uniemożliwiło rządowi wykazanie, że użycie śmiertelnej siły było absolutnie konieczne.
Stan faktyczny
W dniu 5 października 1999 r. podczas operacji policyjnej w Adanie zginęli Murat Bektaş i Erdinç Arslan. Policja, działając na podstawie anonimowego donosu, przeprowadziła nalot na budynek mieszkalny. Według policji, doszło do wymiany ognia. Murat Bektaş, mąż skarżącej Kezban Bektaş, został znaleziony martwy w jednym z mieszkań, a Erdinç Arslan, brat skarżącej Gülay Özalp, w drugim. Autopsje wykazały, że obaj zginęli od strzałów z dużej odległości. W mieszkaniu Arslana znaleziono broń i materiały wybuchowe.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie orzekł, że skarga jest dopuszczalna. Stwierdził naruszenie art. 2 Konwencji w związku ze śmiercią Murata Bektaşa. Stwierdził naruszenie art. 2 Konwencji w związku ze śmiercią Erdinça Arslana. Zasądził Kezban Bektaş 2800 EUR tytułem szkody majątkowej i 60 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej. Zasądził Gülay Özalp 200 EUR tytułem szkody majątkowej i 40 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej. Zasądził obu skarżącym łącznie 1500 EUR tytułem kosztów i wydatków. Oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   OF EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   BEKTAꢀ VE ÖZALP – TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no. 10036/03)   KARAR   STRAZBURG   Nisan 2010   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde   kesinleꢀecektir. ꢁekli düzeltmelere tâbi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   BEKTAꢀ VE ÖZALP – TÜRKĐYE KARARI   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 10036/03 no’lu davanın nedeni Kezban Bektaꢁ ve   Gülay Özalp adlı iki T.C. vatandaꢁının (“baꢁvuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne   (“AĐHM”) 28 Ocak 2003 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına   Đliꢁkin Sözleꢁme’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıꢁ olduğu baꢁvurudur.   Baꢁvuranlar, AĐHM önünde Adana Barosu avukatlarından Alper Tunga Saral tarafından   temsil edilmiꢁtir.   OLAYLAR   DAVA OLAYLARI   Birinci baꢁvuran 1968 doğumludur ve Adana’da yaꢁamaktadır. Đkinci baꢁvuran 1966   doğumludur ve Hatay’da yaꢁamaktadır. Birinci baꢁvuran Murat Bektaꢁ’ın eꢁi, ikinci baꢁvuran   ise Erdinç Arslan’ın kız kardeꢁidir. Murat Bektaꢁ ve Erdinç Arslan, 5 Ekim 1999 tarihinde   polisler tarafından öldürülmüꢁtür.   A. ꢀahısların öldürülmesi ve otopsi   Ekim 1999 saat 21.30 sıralarında Adana Emniyet Müdürlüğü’nde görevli 6 polis   memuru, Murat Bektaꢁ (32) ve Erdinç Arslan’ın (22) kaldığı apartmana baskın yapmıꢁ, ertesi   gün bir olay - yakalama - ev arama - zapt etme - görgü tespit tutanağı düzenlenerek 36 polis   memuru tarafından imzalanmıꢁtır.   Sözkonusu rapora göre 5 Ekim 1999 saat 21.00’de Adana Emniyet Müdürlüğü’ne   isimsiz bir ihbar yapılmıꢁ, bir grup insanın ꢁüpheli hareketler içerisinde olduğu ve bir binanın   üçüncü katındaki bir daireye çantalar taꢁıdıkları bildirilmiꢁtir.   Saat 21.30 sıralarında toplam 36 polis memuru apartmanın etrafında güvenlik tedbirleri   almıꢁ, 7 polis memuru 3. kattaki 3 daireye baskın yapmıꢁtır. Bu sırada evlerden ateꢁ edilmeye   baꢁlanmıꢁ, ancak ateꢁin kaynağı anlaꢁılamamıꢁtır. Kapılardan biri silahlı biri tarafından açılıp   tekrar kilitlenmiꢁ, polisler ꢁahsın teslim ol çağrısına karꢁılık vermemesi üzerine kapısını   kırarak bu daireye girmiꢁtir. Polisler karanlıktaki evin tavanına ve duvarların üst taraflarına   ateꢁ etmeye baꢁladığı sırada ateꢁin diğer daireden geldiği anlaꢁılmıꢁtır. Đkinci dairedekiler   polisin teslim ol çağrısına sloganlarla karꢁılık vermiꢁler, polisler bu dairenin kapısını kırarak   içeri girerek karanlıktaki daireden gelen ateꢁe karꢁılık vermiꢁtir. Daireden gelen ateꢁ kesilince   polisler de ateꢁi kesmiꢁ, burada Mustafa Köprü’yü sağ, Erdinç Arslan’ı ise ölü ele   geçirmiꢁlerdir. Dairede ayrıca bombalar ele geçirilmiꢁtir. Polis memurları baskın yapılan ilk   dairede ise ikinci baꢁvuran ile oğlunu sağ, Murat Bektaꢁ’ı ise ölü olarak bulmuꢁtur.   Aynı akꢁam Đstanbul [Adana] savcısı olay yerinde inceleme yapmıꢁ, 6 Ekim 1999 tarihli   raporunda Erdinç Arslan’ın evinde bir Kalaꢁnikof tüfek, bir tabanca, mermi, boꢁ kovanlar,   patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan malzemeler bulunduğunu, Murat Bektaꢁ’ın   evinde ise bir adet tabanca ve Kalaꢁnikof tüfeğe ait mermi ve boꢁ kovanlar bulunduğunu, her   iki dairenin tavan ve duvarlarında mermi delikleri olduğunu, Arslan ve Bektaꢁ’a ait cesetlerin   otopsi için Adli Tıp Kurumu’na gönderildiğini belirtmiꢁtir.   BEKTAꢀ VE ÖZALP – TÜRKĐYE KARARI   Otopsi sonucunda düzenlenen raporlarda hem Bektaꢁ hem Arslan’ın ölüm nedeninin   uzun mesafeden açılan ateꢁ olduğu belirtilmiꢁtir.   B. Öldürme olayı hakkında yürütülen soruꢁturma   Operasyonda sağ olarak ele geçirilen Mustafa Köprü, 7 Ekim 1999 tarihinde savcıya   verdiği ifadesinde Erdinç Arslan’ın daireyi 10 gün önce kiraladığını ve evde patlayıcı imal   ettiğini, olay günü kapı önündeki polislerin ayak seslerini duyunca onlara ateꢁ açtığını,   polislerin de ateꢁe karꢁılık vererek Erdinç Arslan’ı vurduğunu, ancak Arslan’ın Kalaꢁnikof   tüfekle ateꢁ ettiğini görmediğini ifade etmiꢁtir.   Ekim 1999 tarihinde savcı birinci baꢁvuranı sorgulamıꢁ, baꢁvuran eꢁinin silahı   olmadığını, polislerin önceden uyarmadan evlerine girerek eꢁini vurduğunu ve ateꢁe devam   ettiğini, kendilerinin polis memuru olduğunu söylemediğini, kocasının yanında silah   görmediğini ifade ederek sorumluların cezalandırılmasını talep etmiꢁtir.   Ekim 1999 tarihinde savcı operasyona katılan polis memurlarını sorgulamıꢁ, polisler   apartmanın üçüncü katına geldiklerinde dairelerden birinden ateꢁ açıldığını, hangi daireden   ateꢁ açıldığını anlamaya çalıꢁırken dairelerden birinin kapısının açıldığını ve Murat Bektaꢁ’ın   elinde silahıyla kısa bir süre göründüğünü, bunun üzerine Bektaꢁ’ın evine girdiklerini ve   içeridekileri korkutmak amacıyla rastgele ateꢁ açtıklarını, bu sırada ateꢁin karꢁı daireden   geldiğini anlayıp Özel Harekat’tan destek istediklerini ifade etmiꢁtir.   Terörle Mücadele ꢀubesi’nde görevli polis memurları Nurettin Bülbül, Eyüp   Yalçınkaya ve Haydar Erol, Özel Harekat’tan gelen polislerle birlikte Arslan’ın dairesine   girip ateꢁ açtıklarını ve operasyondan sonra dairede bir Kalaꢁnikof tüfek, bir tabanca, mermi   ve patlayıcılar ele geçirdiklerini ifade etmiꢁtir. Bülbül’e göre silahlı çatıꢁma ortalama 10,   Yalçınkaya’ya göre ise 5 dakika sürmüꢁtür.   Özel Harekat polisleri Fevzi Mustan ve Muammer Topaç, savcıya verdikleri   ifadelerinde silah sesi duyunca terörle mücadele polislerine katıldıklarını, baskın yapmadan   önce Arslan’ın dairesinden ateꢁ açılmadığını, teslim ol çağrısına bir el ateꢁle cevap verildiğini   ve kendilerine bomba olduğunu düꢁündükleri bir cisim fırlatıldığını, çatıꢁmanın 5 - 10 saniye   sürdüğünü ve evde bomba ya da tüfek bulunmadığını, sadece bir tabanca bulunduğunu   belirtmiꢁtir.   Ekim 1999 tarihinde Adana Sulh Ceza Mahkemesi polis memurlarını sorgulamıꢁtır.   Polis memurları Mustan ve Topaç bu kez üçüncü kata geldiklerinde Arslan’ın dairesinden   kendilerine ateꢁ açıldığını ifade etmiꢁtir. Duruꢁmada mahkeme, savcının sanık 6 polis   memurunun tutuklu yargılanması talebini reddetmiꢁ, savcının karara ertesi gün yaptığı itiraz   kabul edilerek polis memurları tutuklanmıꢁtır.   Ekim 1999 tarihinde birinci baꢁvuran, polis memuru Ali Erdurucan’ı kocasını vuran   ꢁahıs olarak teꢁhis etmiꢁtir. Aynı gün tutuklu polis memurları tutukluluk kararına itiraz etmiꢁ,   mahkeme ertesi gün 5 polis memurunun tutuksuz yargılanmasına, Ali Erdurucan’ın ise   tutukluluk halinin devamına karar vermiꢁtir.   BEKTAꢀ VE ÖZALP – TÜRKĐYE KARARI   C. Polis memurları hakkında açılan ceza davası   Ekim 1999 tarihinde Adana savcısı, iddianamesini Adana Ağır Ceza Mahkemesi’ne   sunmuꢁ, iddianamede güvenlik güçlerinin operasyondan önce araꢁtırma yapmadıklarını veya   ꢁüpheliler hakkında bilgi toplamadıklarını, dolayısıyla operasyonu gerektiği gibi   planlamadıklarını belirtmiꢁtir. Savcı, polis memurları Nurettin Bülbül, Haydar Erol, Eyüp   Yalçınkaya ve Ali Erdurucan’ın Murat Bektaꢁ’ın dairesinin kapısını kırdıklarını ve eve uyarı   yapmadan girdiklerini kaydetmiꢁtir. Savcıya göre, memurlar Murat Bektaꢁ’ı doğrudan hedef   almadıklarını iddia etmiꢁlerse de Bektaꢁ’ın baꢁına kurꢁun isabet etmesi rastgele ateꢁin sonucu   olamaz. Bektaꢁ’ın yanında bulunan silaha iliꢁkin olarak ise savcı, silahın oraya nasıl   geldiğinin belirlenemediğini, olay yerinde silaha ait boꢁ ya da dolu kovan bulunamadığını   belirtmiꢁtir.   Erdinç Arslan’ın öldürülmesine iliꢁkin olarak savcı, iddianamede Arslan’ın baꢁına aldığı   kurꢁun yarasının uyarı ateꢁi ile meydana gelmiꢁ olamayacağı görüꢁüne yer vermiꢁtir. Savcı,   maktulün sadece bir kez ateꢁ etmiꢁ olmasını dikkate alarak Nurettin Bülbül, Fevzi Mustan ve   Muammer Topaç’ın Arslan’ı öldürerek meꢁru müdafaa sınırlarını aꢁtığını değerlendirmiꢁtir.   Savcı, Ali Erdurucan, Haydar Erol ve Eyüp Kaya’yı cinayet, Nurettin Bülbül’ü ise   cinayet ve meꢁru müdafaa sınırlarını aꢁmakla suçlamıꢁtır. Fevzi Mustan ve Muammer Topaç   ise meꢁru müdafaa sınırlarını aꢁarak ölüme sebebiyet vermekle suçlanmıꢁtır.   Yargılama 12 Aralık 1999 tarihinde Adana Ağır Ceza Mahkemesi’nde baꢁlamıꢁ, 2   ꢀubat 2000 tarihinde müdahil avukatının, operasyonu planlayan ve denetleyen, sanık polis   memurlarının amirleri hakkında bir soruꢁturma yapılması talebi reddedilmiꢁ, müdahillerin bu   konuyla ilgili olarak savcılığa baꢁvurmaları gerektiği söylenmiꢁtir.   Mart 2000 tarihinde ilk derece mahkemesi tutuklu kaldığı süre, delillerin   toplanmasının tamamlanmak üzere olması ve daimi ikametgahı bulunmasını göz önünde   bulundurarak tutuklu polis memuru Ali Erdurucan’ın tahliyesine karar vermiꢁtir.   Müteakip duruꢁmalarda mahkeme sanıklar, baꢁvuranlar, müdahil taraflar, operasyona   katılan polis memurları, maktullerin komꢁuları ve Mustafa Köprü’yü dinlemiꢁ, Köprü önceki   ifadesini değiꢁtirerek Erdinç Arslan’ın Kalaꢁnikof silahla ateꢁ ettiğini ifade etmiꢁtir. Mahkeme   ayrıca operasyon düzenlenen iki dairenin keꢁfini yaptırmıꢁ ve bilirkiꢁilere olay yerinin   fotoğraflarını çekmelerini ve kroki çizmeleri talimatını vermiꢁtir.   ꢀubat 2001 tarihinde gerçekleꢁtirilen keꢁifte ilk derece mahkemesi bir bilirkiꢁiye,   rastgele ateꢁ edilip edilmediğini belirlemek ve polis memurlarının, operasyonun baꢁında   ateꢁin kaynağını belirleyemedikleri beyanının doğru olup olmadığını tespit etmek amacıyla   bir rapor düzenlemesi talimatını vermiꢁtir.   Mart 2001 tarihinde bilirkiꢁi, raporu ilk derece mahkemesine sunmuꢁ, raporda polis   memurlarının rastgele ateꢁ açtıklarını ve Kalaꢁnikof tüfeğin gürültüsünün bina içinde yankıya   neden olduğundan polis memurlarının nereden ateꢁ edildiğini tespit edememelerinin   muhtemel olduğunu belirtmiꢁtir.   Mayıs 2001 tarihinde ilk derece mahkemesi kararını açıklamıꢁ, kararda maktullerin   öldürülmesinin önceden planlandığı ya da olay yerinde ele geçirilen silahların oraya   operasyona katılan polislerce konulduğuna iliꢁkin olarak dava dosyasında delil bulunmadığı   BEKTAꢀ VE ÖZALP – TÜRKĐYE KARARI   belirtilmiꢁtir. Mahkeme, Murat Bektaꢁ’ın öldürülmesine iliꢁkin olarak birinci baꢁvuranın evde   ıꢁıkların yandığı ve Bektaꢁ’ın silahı olmadığı iddialarını reddetmiꢁ, binada silahlı ꢁahıslar   olması nedeniyle Bektaꢁ’ın elinde silah olmasının muhtemel olduğunu, polis memurlarının   Bektaꢁ’ı yakalayabilmek amacıyla etkisiz hale getirmeyi planladıklarını ve Bektaꢁ’ın silahını   ateꢁlemediğini belirtmiꢁtir.   Đlk derece mahkemesi polis memurlarının toplam 18 el ateꢁ ettiklerini ve Bektaꢁ’ı,   hayati tehlikeye maruz bırakmamak için bacakları ve ayakları gibi vücudunun diğer   bölgelerini hedef almaları gerektiği halde baꢁından vurduklarını belirtmiꢁtir. Mahkeme,   Nurettin Bülbül, Haydar Erol, Eyüp Yalçınkaya ve Ali Erdurucan’ın güce baꢁvururken   yetkilerini aꢁtıklarına ve dolayısıyla Murat Bektaꢁ’ın ölümüne sebep olduklarına karar   vermiꢁtir. Ancak mahkeme, Murat Bektaꢁ’ı hangi polis memurunun öldürdüğünü   belirleyemediğinden sanık dört polis memurunun cezalarını 8 yıla indirmiꢁ, ceza daha sonra 6   aya indirilmiꢁ, sonrasında da tamamen ertelenmiꢁtir.   Erdinç Arslan’ın öldürülmesine iliꢁkin olarak ilk derece mahkemesi öncelikle güvenlik   güçlerinin Arslan ve Mustafa Köprü’nün, o zaman koalisyon Hükümetini oluꢁturan üç siyasi   partinin il baꢁkanlıklarına bombalı saldırı düzenlemek üzere evlerinde patlayıcı imal ettikleri   bilgisini aldığını belirtmiꢁtir. Mahkeme, kararında 7 Ekim 1999 tarihli bilirkiꢁi raporuna göre   Erdinç Arslan ve Mustafa Köprü’nün el svaplarında antimon izleri gözlendiğini, binanın   dıꢁında çevre güvenliğini sağlamaya çalıꢁan polis memurlarıyla dairede bulunan Arslan ve   Köprü arasında silahlı çatıꢁma olduğunu, evde bulunan Kalaꢁnikof tüfekten 12, Unique   silahından 9 mermi atıldığını, Arslan’ın bulunduğu odadan kapının ardındaki polis   memurlarına bir el ateꢁ edildiğini belirtmiꢁtir.   Mahkeme, kapalı bir alanda silahlı ve bombalı iki ꢁahısla karꢁı karꢁıya kalan polis   memurlarının Arslan’ın vücudunun hayati olmayan bölgelerine ateꢁ etmesinin   beklenemeyeceğini belirtmiꢁtir. Bu nedenle Nurettin Bülbül, Fevzi Mustan ve Muammer   Topaç’ın meꢁru müdafaa sınırları içerisinde kaldığına, bu memurlara Erdinç Arslan’ın   öldürülmesi dolayısıyla herhangi bir ceza verilmesi için gerekçe bulunmadığına karar   vermiꢁtir.   Haziran 2001 tarihinde baꢁvuranlar, dava ꢁartlarında ölümcül güç kullanımının kesin   zorunluluk taꢁımadığını savunarak 9 Mayıs 2001 tarihli kararı temyize götürmüꢁtür.   Yargıtay, Adana Ağır Ceza Mahkemesi kararını 29 Mayıs 2002 tarihinde onamıꢁtır.   Yargıtay kararı 31 Temmuz 2002 tarihinde Adana Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiꢁtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢁvuranlar AĐHS'nin 2. maddesine dayanarak güvenlik güçleri tarafından Murat   Bektaꢁ ve Erdinç Arslan’a karꢁı kullanılan gücün orantısız olduğunu ve yasalara aykırı olarak   ölümlerine yol açtığını ileri sürmüꢁtür. Ayrıca aynı baꢁlık altında, soruꢁturma ve ceza   kovuꢁturmasının eksik ve etkisiz olduğunu savunmuꢁtur. Bu bağlamda Nurettin Bülbül, Fevzi   Mustan ve Muammer Topaç’ın beraat ettirilmesi ve Nurettin Bülbül, Haydar Erol, Eyüp   Yalçınkaya ve Ali Erdurucan’a verilen cezaların infazının ertelenmesinin, yargı sisteminin   yaꢁam hakkına karꢁı ihlallerin engellenmesindeki caydırıcı rolünü bozduğunu savunmuꢁtur.   BEKTAꢀ VE ÖZALP – TÜRKĐYE KARARI   Hükümet baꢁvuranların argümanlarına itiraz etmiꢁtir.   A. Kabuledilebilirliğine iliꢁkin   AĐHM bu ꢁikayetin AĐHS’nin 35/3 maddesi çerçevesinde açıkça dayanaktan yoksun   olmadığı sonucuna varır. Ayrıca diğer bakımlardan da kabuledilemez olmadığını kaydeder.   Bu nedenle baꢁvurunun kabuledilebilir olduğunu belirtir.   B. Esas   1. Murat Bektaꢀ’ın öldürülmesi   Baꢁvuran Kezban Bektaꢁ, eꢁinin kanunlara aykırı olarak öldürüldüğünü, bu cinayetten   sorumlu polis memurlarının ise cezalandırılmadıklarını iddia etmiꢁtir.   Hükümet, baꢁvuranın eꢁinin öldürülmesinin planlanmadığını, dairenin giriꢁinde duran   polis memurlarının doğrudan Murat Bektaꢁ’a değil, tavana uyarı ateꢁi açtıkları belirtmiꢁtir.   AĐHM, Adana Ağır Ceza Mahkemesi’nin polis memurlarının yetkilerini aꢁarak Murat   Bektaꢁ’ın kanunlara aykırı olarak ölümüne sebebiyet verdiklerini tespit ettiğini gözlemler.   Dört polis memuru, Murat Bektaꢁ’ın vücudunun ayak ve bacak gibi diğer yerlerini hedef alıp   canına kastetme riskinden kaçınmak yerine, on sekiz kurꢁun atarak baꢁından vurmuꢁtur.   AĐHM’ye göre, bu sonuç, açıkça, Murat Bektaꢁ’ın ölümüyle AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal   edildiğinin kabul edildiği anlamına gelmektedir. Bu sonuç AĐHM’nin, polis memurlarının güç   kullanımının tamamen gerekli ve AĐHS’nin 2/2 maddesi kapsamında haklı olup olmadığını   yeniden tespit etmesini gereksiz kılmaktadır. Bu nedenle AĐHM’nin, baꢁvuran Kezban   Bektaꢁ’ın ꢁikayetini incelemesi, ulusal makamların ihlalin uygun ve yeterli biçimde tazmin   edilmesini sağlayıp sağlamadıklarının saptanması ile sınırlı kalacaktır. Bu bağlamda AĐHM,   Murat Bektaꢁ’ı öldüren polis memurlarının cinayetten suçlu bulunmalarına karꢁın, altı ay   hapis cezasına çarptırıldıklarını, bu cezanın da ertelendiğini kaydeder.   AĐHS’nin 2. maddesi, etkili cezai hükümler koyarak, Devlet’e, kiꢁilere karꢁı suç   iꢁlenmesinin önüne geçilmesi amacıyla, bu hükümlerin ihlalinin önlenmesi, ortadan   kaldırılması ve cezalandırılması için hukuki yaptırım mekanizmasıyla desteklenen, yaꢁama   hakkını teminat altına alma yükümlülüğü yükler (bkz. Osman – Đngiltere; Mastromatteo –   Đtalya [BD], 37703/97; Menson – Đngiltere, 47916/99). Devlet’in 2. madde kapsamındaki   pozitif yükümlülüklerini yerine getirmesi, ulusal hukuk sisteminin, kanunlara aykırı olarak   adam öldüren kimseler hakkında cezai hukukunu uygulayabilme gücünü göstermesini   gerektirir (bkz. Nachova ve Diğerleri – Bulgaristan [BD], 43577/98 ve 43579/98).   Tüm davaların mahkumiyet veyahut belirli cezalarla sonuçlanması gibi mutlak bir   yükümlülük bulunmazken, ulusal mahkemeler hiçbir koꢁulda cana kasteden suçların cezasız   kalmasına izin vermemelidir. Bu, toplumun adalete olan güveninin sürdürülmesi, hukukun   üstünlüğünün devamlılığının sağlanması ve kanuna aykırı eylemlere göz yumulması veya   hasıraltı edilmesinin önlenmesi için önemlidir (diğerlerinin yanı sıra bkz. Öneryıldız – Türkiye   [BD], 48939/99; Okkalı – Türkiye, 52067/99; Türkmen – Türkiye, 43124/98).   AĐHM’nin, ulusal mahkemelere, Devlet görevlilerine ait kötü muamele ve cinayet   suçları için uygun yaptırımların seçiminde saygı göstermesi gerekmekte olup, eylemin   BEKTAꢀ VE ÖZALP – TÜRKĐYE KARARI   vahameti ile verilen ceza arasında açık bir orantısızlık olduğu durumlarda, değerlendirme ve   müdahale etme hususunda belirli ölçüde yetki kullanması gerekmektedir (bkz. Nikolova ve   Velichkova – Bulgaristan, 7888/03).   Mevcut davada, ulusal hukukun, davayı gören mahkemeye çok daha ağır cezalar   verme olanağı tanımasına karꢁın, mahkeme kanuna aykırı olarak adam öldürme suçuna son   derece hafif cezalar vermiꢁtir. Davayı gören mahkeme, böyle orantısız cezalar vererek, takdir   yetkisini, suç teꢁkil eden eylemlere hiçbir ꢁekilde göz yumulmayacağını göstermek yerine   ciddi bir cezai eylemin sonuçlarını azaltmak için kullanmıꢁtır (bkz. Okkalı).   Sonuç olarak, AĐHM, Murat Bektaꢁ’ın öldürülmesi davasında uygulandığı biçimiyle   cezai hukuk sisteminin hiç katı olmadığının ve baꢁvuran Kezban Bektaꢁ’ın ꢁikayetçi olduğu   gibi kanuna aykırı eylemleri etkili biçimde önleyebilmekte çok düꢁük caydırıcı etkisi   olduğunun kanıtlandığı kanısındadır.   Buna göre Murat Bektaꢁ’ın öldürülmesiyle ilgili olarak AĐHS’nin 2. maddesi ihlal   edilmiꢁtir.   2. Erdinç Arslan’ın öldürülmesi   Baꢁvuran Gülay Özalp, polis memurlarının Erdinç Arslan’ın öldürülmesi sırasında güç   kullanmalarının kesinlikle gereksiz olduğunu savunmuꢁtur.   Hükümet, polis memurlarının kasıtlı olarak adam öldürdüklerine iliꢁkin yeterli delil   bulunmadığı kanısındadır.   Hükümet’in görüꢁüne iliꢁkin olarak, AĐHM, 2. maddenin bütün olarak okunduğunda,   2. fıkrasının, öncelikli olarak kasten ölüme sebebiyet verilen durumları tanımlamadığını,   “güce baꢁvurularak” istem dıꢁı ölüme yol açmanın üzerinde durduğunu yineler. Öte yandan,   güce baꢁvurma, (a), (b) ve (c) bentlerinde öngörülen amaçlara ulaꢁmak için mutlak surette   gerekli olmalıdır. Bu bakımdan 2. maddenin 2. fıkrasında kullanılan “kesin zorunluluk”   ifadesi, AĐHS’nin 8-11 maddelerinin 2. fıkrası uyarınca, Devlet müdahalesinin “demokratik   bir toplumda zorunlu bir tedbir” olup olmadığını belirlerken normal ꢁartlarda olduğundan   daha titiz ve mücbir bir zorunluluk denetimi uygulanması gerektiğine iꢁaret eder. Özellikle   baꢁvurulan güç, maddenin alt paragraflarında belirtilen amaçlara ulaꢁılmasıyla kesin surette   orantılı olmalıdır (bkz. McCann ve Diğerleri - Đngiltere).   Mevcut davada AĐHM, öncelikle, taraflar arasında, baꢁvuran Gülay Özalp’in kardeꢁi   Erdinç Arslan’ın polis memurları tarafından ateꢁ açılarak vurulduğu hususunda anlaꢁmazlık   bulunmadığını kaydeder. Buna göre Hükümet’in, AĐHS’nin 2/2 maddesi uyarınca, polislerin   güce baꢁvurmalarının kesin surette zorunlu olduğunu ispatlama külfeti bulunmaktadır.   Hükümet’in yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğini incelerken, AĐHM, polis   memurlarının ölüme sebebiyet verecek biçimde güç kullanmalarının mutlak bir zorunluluk   olup olmadığını incelemekle kalmayıp, operasyonun ölüme sebebiyet verecek her türlü riski   en aza indirgeyecek biçimde düzenlenerek yürütülüp yürütülmediğini de inceleyecektir (bkz.   Makaratzis – Yunanistan, 50385/99).   Bu bağlamda AĐHM, görevinin yardımcı niteliğine duyarlı olduğunu yineler ve bunun   belirli bir davanın ꢁartlarınca kaçınılmaz kılınmadığı durumlarda ilk derece mahkemesinin   BEKTAꢀ VE ÖZALP – TÜRKĐYE KARARI   görevini üstlenirken dikkatli olması gerektiğini kabul eder (bkz. McKerr – Đngiltere,   28883/95).   Yerel iꢁlemlerin yapıldığı hallerde, yerel mahkemelerin değerlendirmelerinin yerine   olaylara iliꢁkin kendi değerlendirmelerini koymak AĐHM’nin görevi değildir. Genel kural   olarak, ellerindeki kanıtları değerlendirmek, bu mahkemelerin görevidir. AĐHM, yerel   mahkemelerin kararlarına tabi olmamasına karꢁın, normal koꢁullarda, bu mahkemeler   tarafından varılan olgusal tespitlerden sapması için ikna edici unsurlara gerek duyar   (diğerlerinin yanı sıra bkz. Klaas – Almanya).   AĐHS’nin 2. maddesi ile sağlanan güvencenin temel önemi, AĐHM’nin bu hükmün   ihlal edildiği iddialarını, yalnızca gücü fiilen yöneten Devlet görevlilerinin eylemlerini değil,   aynı zamanda ulusal yargılama ve soruꢁturmalar yapılmıꢁ olsa bile tetkik kapsamındaki   eylemlerin planlaması ve kontrolü gibi olayı çevreleyen hususları da göz önünde   bulundurarak çok dikkatli biçimde incelemesini gerekli kılmasıdır (bkz. Erdoğan ve Diğerleri   – Türkiye, 19807/92).   AĐHM, operasyonun düzenlenmesine iliꢁkin olarak, kimliği belirsiz bir kiꢁi tarafından,   apartman dairelerinden birine ellerinde poꢁetler olan ꢁüpheli ꢁahısların girip çıktığı yönünde   yapılan ihbardan yarım saat sonra apartmanın dıꢁında otuz altı polis memurunun toplandığını   gözlemler. AĐHM’ye, polis memurlarının süratli biçimde hareket etmelerine dayanak olacak   ve ꢁüpheli ꢁahıslarla ilgili, örneğin bunları gözetleyerek veya takip ederek haklarında daha   fazla bilgi toplamanın mümkün olmadığını gösterecek bilgi sağlanmamıꢁtır.   Öte yandan, polis memurlarının o kadar kısıtlı sürede hareket etmeleri gerektiği farz   edilse bile, hedef dairenin tam yerinin tespit edilmesi için en küçük bir çaba bile harcanmadığı   anlaꢁılmıꢁtır. Yukarıda ifade edildiği üzere, belirsizlikten doğan karmaꢁa, Murat Bektaꢁ’ın   trajik bir biçimde hayatını kaybetmesine yol açmıꢁtır. AĐHM için, polis memurlarının, hiçbir   tereddüt duymadan ölüme sebebiyet verici güç kullanmaya hazır oldukları gerçeğiyle beraber   üç daireye aynı anda baskın düzenlemeleri, üç dairede yaꢁayan insanların yaꢁamları için fazla   bir endiꢁe duymadıklarına iꢁarettir.   Benzer biçimde, AĐHM’ye, polis memurlarının, apartmanların çevresindeki alanı   güvenlik kordonuna alıp, operasyonla ilgisi bulunmayan apartman sakinlerini evlerini   boꢁaltmaya sevk etmek gibi öldürücü olmayan yöntemler kullanmayı, bunların hiçbirinin iꢁe   yaramaması halinde öldürücü olmayan silahlar kullanmayı düꢁündüklerini gösteren bir bilgi   sağlanmamıꢁtır. AĐHM’nin operasyonun planlanması ve yürütülmesine iliꢁkin belgeye dayalı   delil vermesini istediği Hükümet, bunu yapmamıꢁtır. Bu biçimde, AĐHM’nin, polis   memurlarının, üstleri tarafından ꢁüphelileri yakalamak için tam olarak nasıl   yönlendirildiklerini tespit etmesi olanaksızdır.   Yukarıdakiler ıꢁığında, AĐHM, savcının operasyonun planlanmasında uygun adımların   atılmadığı yönündeki görüꢁünü paylaꢁmaktadır.   AĐHM, operasyonun yürütülmesiyle ilgili olarak soruꢁturmayı, yargılamayı ve   düzenlenen belgeleri göz önünde bulunduracaktır. Yukarıda belirtildiği üzere, Adana Ağır   Ceza Mahkemesi, Erdinç Arslan’ın ölümünden sorumlu polis memurlarının izin verilebilir   nefsi müdafaa sınırları içinde hareket ettikleri sonucuna varmıꢁtır.   BEKTAꢀ VE ÖZALP – TÜRKĐYE KARARI   AĐHM öncelikle, Erdinç Arslan’ı 5 Ekim 1999 tarihinde öldüren polis memurlarının   Ekim 1999 tarihine kadar sorgulanmadıklarını gözlemler. AĐHM’ye göre, cinayetlerle   ilgili bir soruꢁturmada baꢁ ꢁüphelilerin sorgulanmasında yaꢁanan yedi günlük bir erteleme,   gerekli titizliliğin gösterilmediğini ifade eder. Bu durum, hukuki merciler ve polis arasında   hileli itilaf olduğu görüntüsü ortaya koymakla kalmayıp, müteveffanın yakınlarında - ve aynı   zamanda genel olarak toplumda - güvenlik gücü mensuplarının, eylemlerinden hukuki   mercilere karꢁı sorumlu olmadıkları bir otorite boꢁluğunda hareket ettikleri düꢁüncesinin   oluꢁmasına yol açabilmesi de mümkündür. Ayrıca, polis memurlarının zamanında   sorgulanmamaları ve bu kimselerin polis olarak çalıꢁmaya devam etmeleri, hileli itilaf riskini   doğurmuꢁtur (bkz. Ramsahai ve Diğerleri – Hollanda [BD], 52391/99).   Đkinci olarak, soruꢁturmada görev alan polis memurlarının baꢁlangıç soruꢁturmasını da   yürüttüğü ve kurꢁun, boꢁ kovan ve silah gibi önemli delilleri topladığı kaydedilmelidir.   AĐHM, baꢁvuran Gülay Özalp’in kardeꢁini öldüren polis memurlarının kritik delilleri   toplamalarına izin verilmesinin, cezai yargılamanın bütününün bağımsızlığına halel getireceği   cihetle ciddi olduğu kanısındadır (diğerlerinin yanı sıra bkz. Ramsahai).   Üçüncü olarak, AĐHM, davayı gören mahkemenin, müteveffa Erdinç Arslan ve   Mustafa Köprü’nün iddialara göre ateꢁ açma sayısıyla ilgili verilen çeliꢁkili bilgileri açıklığa   kavuꢁturamaması karꢁısında hayrete düꢁmüꢁtür. Đlk polis raporuna göre, Erdinç Arslan’ın   dairesinden çeꢁitli kereler ateꢁ açılmıꢁ, peꢁinden polis ile daire sakinleri arasında çapraz ateꢁ   yaꢁanmıꢁtır. Öte yandan, operasyonda aktif görev alan Özel Tim’de görevli iki polisin verdiği   bilgiye göre, çapraz ateꢁ açılmamıꢁtır, Erdinç Arslan ve Mustafa Köprü’nün saklandığı   odadan tek bir ateꢁ açılmıꢁtır.   Dördüncü olarak, dava dosyasında, Erdinç Arslan’ın dairesinde bulunduğu iddia   edilen iki silahın, müteveffa ya da Mustafa Köprü tarafından kullanılıp kullanılmadığının   tespiti için parmak izi incelemesine alındığına iliꢁkin bilgi bulunmamaktadır. Bu durum,   açılan ateꢁle ilgili yukarıda ifade edilen tutarsız bilginin aydınlığa kavuꢁturulamaması   sorununu daha da alevlendirmiꢁtir.   AĐHM, polislerin ölüme sebebiyet verici güç kullandığı benzer operasyonlar için   Türkiye hakkındaki açılan davalarla ilgili birkaç kararında, olay hakkındaki   değerlendirmesini, olaydan kopuk bir bakıꢁ açısı ile, olayın sıcağıyla karꢁılık vermek zorunda   kalmıꢁ memurların değerlendirmesinin yerine koyamayacağına hükmetmiꢁ, baꢁka türlü bir   hükme varmanın Devletler ve görevini ifa etmekte olan kolluk kuvvetleri üzerine gerçekçi   olmayan bir yük getirmek, belki de bunların ve diğerlerinin hayatını tehlikeye atmak anlamına   geleceğini değerlendirmiꢁtir (bkz. Gülen - Türkiye, 28226/02; Kasa; Yüksel Erdoğan ve   Diğerleri - Türkiye, 57049/00; Perk ve Diğerleri - Türkiye, 50739/99). Öte yandan, mevcut   davada, operasyonun doğru biçimde planlanmaması ve soruꢁturmadaki yukarıda belirtilen   eksikliklerden dolayı, Hükümet, polislerin olayın sıcağıyla hareket etmek zorunda kaldıklarını   ve baꢁvurdukları ölüme sebebiyet verici gücün kesinlikle gerekli olduğunu AĐHM’ye tatmin   edici bir biçimde kanıtlayamamıꢁtır.   Buna göre, baꢁvuran Gülay Özalp’in kardeꢁi Erdinç Arslan’ın öldürülmesiyle ilgili   olarak AĐHS’nin 2. maddesi ihlal edilmiꢁtir.   BEKTAꢀ VE ÖZALP – TÜRKĐYE KARARI   II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢁbu Sözleꢁme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleꢁmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder. ”   A. Tazminat   Baꢁvuran Kezban Bektaꢁ, eꢁinin ayda yaklaꢁık 50 Euro maaꢁla bir fabrikada temizlikçi   olarak çalıꢁtığını iddia etmiꢁtir. Kezban Bektaꢁ, eꢁi öldürüldükten sonra iki yıl kadar iꢁ   bulamamıꢁ, bu esnada oğluyla beraber hiçbir geliri olmamıꢁtır. Maddi tazminat olarak 2800   Euro talep etmiꢁtir. Bu meblağ, müteveffa eꢁinin, faiziyle beraber sözkonusu iki yıllık   aylığına karꢁılık gelmektedir. Kezban Bektaꢁ ayrıca manevi tazminat olarak 100.000 Euro   talep etmiꢁtir.   Baꢁvuran Gülay Özalp müteveffa kardeꢁi Erdinç Arslan’ın üniversite öğrencisi   olduğunu ve geliri bulunmadığını ifade etmiꢁtir. Maddi tazminat olarak kardeꢁinin cenaze   masrafları için 200 Euro, manevi tazminat için de 100.000 Euro talep etmiꢁtir.   Hükümet, baꢁvuranların talep ettiği meblağların haddinden yüksek olduğu, bu nedenle   kabul edilemez olduğu kanısına varmıꢁtır.   AĐHM’nin içtihadına göre, baꢁvuranın talep ettiği tazminat ile AĐHS’nin ihlali   arasında açık bir illiyet bağı bulunması gerekir. Ayrıca bu, uygun hallerde, gelir kaybına   iliꢁkin tazminatı da kapsar (diğerlerinin yanı sıra bkz. Barberà, Messegué ve Jabardo -   Đspanya). AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesi kapsamında, makamların, baꢁvuran Kezban Bektaꢁ’ın   eꢁi Murat Bektaꢁ ile baꢁvuran Gülay Özalp’in kardeꢁi Erdinç Arslan’ın öldürülmesinden   sorumlu oldukları sonucuna varmıꢁtır. Ayrıca baꢁvuran Kezban Bektaꢁ’ın, eꢁinin kendisi ve   oğluna maddi destek sağladığını açıklaması Hükümet tarafından itiraz görmemiꢁtir. Bu   koꢁullarda, 2. maddenin ihlali ile baꢁvuran Kezban Bektaꢁ’ın eꢁinin kendisine sağladığı maddi   desteği kaybetmesi arasında doğrudan bir illiyet bağı doğmuꢁtur. AĐHM ayrıca baꢁvuran   Gülay Özalp’in, kardeꢁinin cenaze masraflarıyla ilgili olarak talep ettiği meblağın, mahiyeti   nedeniyle, belgelenmesi gerektiği kanısındadır.   Ayrıca, AĐHM, baꢁvuranların talep ettiği maddi tazminat meblağlarının haddinden   yüksek olduğu kanısında değildir. Bu nedenle baꢁvuranlara, manevi tazminat olarak talep   ettikleri meblağın tamamının - Kezban Bektaꢁ’a 2800 Euro, Gülay Özalp’e 200 Euro -   ödenmesine karar vermiꢁtir.   AĐHM, hakkaniyete uyun surette, Kezban Bektaꢁ’a 60.000 Euro, Gülay Özalp’e ise   40.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar verir.   B. Yargılama masrafları   Baꢁvuranlar tercüme masrafı olarak 500 Euro, avukatlık masrafı olarak 1000 Euro   talep etmiꢁ, taleplerini desteklemek için belge sunmuꢁtur.   Hükümet’e göre, baꢁvuranlar taleplerini destekleyici hiçbir belge sunmamıꢁlardır.   BEKTAꢀ VE ÖZALP – TÜRKĐYE KARARI   AĐHM’nin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği   kanıtlandığı ve makul bir meblağ olduğu takdirde baꢁvurana geri ödenir. Hükümet’in iddia   ettiğinin aksine, baꢁvuranlar, AĐHM’ye avukatlarıyla yaptıkları ücret anlaꢁmasını ve bir   tercümandan onaylı tercüme ücretine iliꢁkin fatura sunmuꢁlardır. Dolayısıyla AĐHM, sahip   olduğu bilgi ve belgeler ıꢁığında, baꢁvuranlara yargılama giderleri için ortaklaꢁa 1500 Euro   ödenmesine karar vermiꢁtir.   C. Gecikme Faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artıꢁın eklenmesinin uygun olduğuna karar vermiꢁtir.   AĐHM YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK, OYBĐRLĐĞĐYLE   1. Baꢁvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. Baꢁvuran Kezban Bektaꢁ’ın eꢁi Murat Bektaꢁ’ın öldürülmesiyle iliꢁkili olarak AĐHS’nin 2.   maddesinin ihlal edildiğine;   3. Baꢁvuran Gülay Özalp’in kardeꢁi Erdinç Arslan’ın öldürülmesiyle iliꢁkili olarak AĐHS’nin   2. maddesinin ihlal edildiğine;   4. (a) Savunmacı Devlet’in, baꢁvuranlara, AĐHS’nin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca   kararın kesinleꢁtiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme gününde geçerli olan kur   üzerinden Türk Lirası’na çevirerek izleyen meblağları ödemesine:   (i) uygulanabilecek her türlü vergiyle beraber, baꢁvuran Kezban Bektaꢁ’a 2800 (iki   bin sekiz yüz) Euro maddi, 60.000 (altmıꢁ bin) Euro manevi tazminat;   (ii) uygulanabilecek her türlü vergiyle beraber, baꢁvuran Gülay Özalp’a 200 (iki yüz)   Euro maddi, 40.000 (kırk bin) Euro manevi tazminat;   (iii) uygulanabilecek her türlü vergiyle beraber, yargılama masrafları için iki   baꢁvurana ortaklaꢁa 1500 (bin beꢁ yüz) Euro;   (b) Yukarıda anılan üç aylık sürenin aꢁılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için   Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan   eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;   5. Baꢁvuranların adil tazmin taleplerinin kalan kısmının reddine,   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢁbu karar Đngilizce hazırlanmıꢁ, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   fıkraları uyarınca 20 Nisan 2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢁtir.   Sally Dollé   Zabıt Katibi   Françoise Tulkens   Baꢁkan   10

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło