1004/03

WyrokETPCz2010-03-02ECLI:CE:ECHR:2010:0302JUD000100403

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy kontrola korespondencji więźnia z adwokatem oraz brak rzetelności i niezależności postępowania dyscyplinarnego naruszyły odpowiednio art. 8 i art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że korespondencja między więźniem a jego adwokatem korzysta ze statusu uprzywilejowanego, a jej kontrola jest dopuszczalna jedynie w wyjątkowych okolicznościach i musi być proporcjonalna do uzasadnionego celu oraz objęta wystarczającymi gwarancjami przed nadużyciami. Obowiązujące w Turcji przepisy zezwalały na regularną kontrolę całej korespondencji więźniów, w tym z adwokatami, bez uzasadnienia w każdym przypadku i bez nadzoru niezależnego organu, co stanowiło nieproporcjonalną ingerencję w prawo do poszanowania korespondencji. W odniesieniu do art. 6 ust. 1, Trybunał, odwołując się do swojego wcześniejszego orzecznictwa (sprawa Gülmez), stwierdził, że postępowania dyscyplinarne prowadzone wyłącznie na podstawie dokumentów, bez odpowiednich gwarancji rzetelności, stanowią systemowy problem i naruszają prawo do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżący, Bülent Barmaksız, więzień w Turcji, został ukarany przez komisję dyscyplinarną więzienia miesięcznym zakazem korespondencji za udział w strajku głodowym. Jego odwołania do sędziego ds. wykonania kar i sądu karnego zostały odrzucone po rozpatrzeniu sprawy wyłącznie na podstawie dokumentów. Skarżący skarżył się również na kontrolę jego korespondencji z adwokatem, czego dowodem był stempel „görüldü” (widziano) na jednym z listów. Twierdził, że te działania naruszyły jego prawo do poszanowania korespondencji oraz prawo do rzetelnego procesu.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: stwierdza dopuszczalność skargi; stwierdza naruszenie art. 8 Konwencji; stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji (w zakresie rzetelności postępowania); stwierdza, że nie ma potrzeby badania pozostałej części skargi na art. 6 ust. 1; zasądza zadośćuczynienie pieniężne; oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   BARMAKSIZ -TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:1004/03)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Mart 2010   İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   düzeltmelere tabi olabilir.   __________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (1004/03) no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaşı   Bülent Barmaksız’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 10 Ocak 2003 tarihinde   İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa İnsan   Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından G.Tuncer tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   DAVANIN KOŞULLARI   Başvuran 1965 doğumludur ve Bolu’da ikamet etmektedir.   yılında başvuran İzmir F Tipi Cezaevi’ne nakledilmiştir.   Nisan 2004 tarihinde, cezaevi müdürü, müdür yardımcısı, eğitmeni, doktoru, sosyal   hizmetler uzmanı, psikolog, cezaevi atölye görevlisi ve gardiyanlardan oluşan cezaevi disiplin   komisyonu, beş günlük açlık grevine katılmaları nedeniyle başvuran ve cezaevindeki birkaç   arkadaşını, Ceza ve İnfaz Kurumlarının Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair Tüzüğün 58,   ve 160. maddeleri uyarınca bir ay süreyle yazışma hakkından mahrum bırakılmaları   cezasına çarptırmıştır.   Başvuran tarafından yapılan itirazlar, sırasıyla 7 Mayıs ve 26 Mayıs 2004 tarihlerinde önce   ceza infaz hakimliği ardından ağır ceza mahkemesi tarafından reddedilmiştir.   Sözkonusu mahkemeler de disiplin komisyonunun yaptığı gibi incelemelerini sadece dosya   üzerinden gerçekleştirmişlerdir.   Ayrıca başvuran, altı ay süreyle ziyaretçiden yoksun bırakılma ile altı ay süreyle telefon   görüşmelerinden yoksun bırakılmaya ilişkin ikinci bir cezaya mahkum edildiğini ifade   etmektedir. Başvurana göre, uygulamada otomatik olarak yazışmadan yoksun bırakılmaya   ilişkin cezayı tamamlayan cezalar sözkonusudur.   Ayrıca başvuran, üzerinde “görüldü” ibaresi bulunan 27 Ağustos 2004 tarihli bir mektubu   avukatına göndermiştir. Mektubun içeriği özellikle AİHM önünde bulunan işbu başvuru, açlık   grevi nedeniyle başvurana uygulanan disiplin tedbirlerinin keyfi niteliği ve cezasının infazına   ilişkin tedbirler ile ilgiliydi. Ancak dosya, mektubun avukata gönderilip gönderilmediğine   veya başvurana iade edilip edilmediğine dair hiçbir belge içermemektedir.   HUKUK   I. İHTİLAFIN KONUSU   AİHM, 23 Ekim 2007 tarihli kısmi kabuledilebilirlik kararına atıfta bulunmaktadır ve   yargılamanın sözkonusu safhasında inceleme aşağıdaki şikayetlere ilişkin olacaktır:   AİHS’nin 8. maddesine atıfta bulunarak, başvuran, 27 Ağustos 2004 tarihinde avukatına   gönderilen mektuplardan birinin üzerinde bulunan “görüldü” damgasını temel alarak, Ceza ve   İnfaz Kurumlarının Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair Tüzüğün 144. maddesi uyarınca   avukatı ile yaptığı yazışmada denetime maruz kalmaktan şikayetçidir.   Başvuran, aynı Tüzüğün 147. maddesinde söz edilen disiplin komisyonu ile sözkonusu   komisyonun kararlarını denetleyen ceza infaz hakimliği ve ağır ceza mahkemesi gibi adli   organların kararının hakkaniyetten yoksun olmasından şikayetçidir; AİHS’nin 6/1 maddesine   atıfta bulunarak, başvuran, sözkonusu mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmamasından   şikayetçidir.   II. AİHS’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, cezaevi yetkililerinin düzenli bir biçimde avukatı ile yaptığı yazışmayı kontrol   etmelerinin, AİHS’nin 8. maddesi ile öngörülen yazışma özgürlüğüne saygı hakkını   kullanımında kendisini haksız bir müdahalenin mağduru yapmasında etkisi olduğunu iddia   etmektedir.   Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe ilişkin   Hükümet, AİHS’nin 35/1 maddesine atıfta bulunarak, iç hukuk yollarının tüketilmediğini   savunmaktadır. Koç-Türkiye (başvuru no: 39862/02, 1 Şubat 2005) kararına atıfta bulunan   Hükümet, başvuranın şikayetini, ceza infaz hakimliği ve ağır ceza mahkemesi önünde sunmuş   olması gerektiği kanaatindedir.   AİHM, Hükümet tarafından belirtilen kararın, Ceza ve İnfaz Kurumlarının Yönetimine ve   Cezaların İnfazına Dair Tüzüğün 147. maddesi ile öngörüldüğü şekliyle disiplin tedbirleri ile   yazışmalara getirilen kısıtlamalara ilişkin olduğunu gözlemlemektedir. Oysa mevcut davada   sözkonusu olan hüküm, sadece resmi organlara gönderilen başvurular dışında tutukluların   alıcılara gönderdiği veya kendilerine gönderilen her mektubun cezaevi yönetimi tarafından   kontrol edilmesini öngören aynı Tüzüğün 144. maddesidir. AİHM, olayların meydana geldiği   dönemde yürürlükte olan mevzuata göre, bir avukat ile yapılan yazışma, düzenli olarak   kontrol edilen mektuplar arasında yer aldığı sonucunu çıkarmaktadır. Yasa koyucu sözkonusu   yazışma kategorisinin, kontrol kuralının istisnaları arasında olduğunu öngörmediğinden   AİHM, açık ve genel bir hüküm karşısında ceza infaz hakimliğinin, başvuranın şikayetini   incelemede hiçbir takdir payına sahip olamayacağı sonucuna ulaşmaktadır (Tsonyo-Tsonev-   Bulgaristan, başvuru no: 33726/03, 1 Ekim 2009).   Dolayısıyla Hükümet tarafından belirtilen başvuru yolu, sözkonusu Tüzüğün 144. maddesi ile   öngörülen kontrole ilişkin etkili bir başvuru yolu olarak düşünülemez. Bu itibarla, AİHM, iç   hukuk yollarının tüketilmediği kapsamında Hükümet’in yapmış olduğu itirazı reddetmektedir.   AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   Başvuran, avukatı ile yaptığı yazışmanın düzenli olarak ve haksız yere kontrol edilmesinden   şikayetçidir.   Hükümet, sözkonusu kontrolün, bu yazışmanın, terör eylemlerine, terörizme teşvik eden   söylemlere veya kaçış planlarına ilişkin bilgiler içerme tehlikesiyle haklı kılındığını   savunmaktadır. Hükümet, uygulamada, kontrol edilen mektupların, suç niteliği taşıyan   unsular içermemesi durumunda alıcısına gönderildiğini, bu tarz unsurlar içermesi durumunda   ise mektup sahibine iade edildiğini belirtmektedir.   Hükümet, başvuranın cezaevi yönetmeliğine aykırı çok sayıda eylemde bulunduğunu ve   başvuranın, yasadışı bir örgütle ilişkisini sürdürdüğünü sözlerine eklemiştir.   Hükümet, başvuranın avukatı ile yaptığı yazışmaya yönelik ihtilaf konusu müdahalenin   cezaevi kurallarının ve kamu düzeninin sürdürülmesi ile haklı kılındığı kanaatindedir.   Belge olarak Hükümet, ilke olarak tutuklularla avukatlarının yazışmalarının kontrol   edilmemesini öngören ve 2006 yılından beri yürürlükte olan yeni Tüzüğün 91. maddesine   atıfta bulunmaktadır.   AİHM, müdahalenin varlığının ve Ceza ve İnfaz Kurumlarının Yönetimine ve Cezaların   İnfazına Dair Tüzüğünün 144. maddesi ile iç hukukta açık ve öngörülebilir yasal bir dayağı   bulunduğunun taraflar arasında tartışma konusu olmadığını belirtmektedir.   AİHM, AİHM’e göre, teoride, AİHS’nin 8/2 maddesi uyarınca bir tutuklunun yazışmasının   kontrol edilmesinin, özellikle “ulusal güvenliğin” korunmasını, “düzenin korunmasının”   sağlanmasını veya “cezai suçların önlenmesini” amaçlayan meşru amaçları izlemesinin   kabuledilebilir olduğunu hatırlatmaktadır (bkz, mutatis mutandis, Erdem-Almanya, başvuru   no: 38321/97). Bununla birlikte AİHM, mevcut davada, ihtilaflı kısıtlamayı öngören hükümde   sözkonusu meşru amaçların yer almadığını gözlemlemektedir.   Oysa içtihadında ifade edildiği şekliyle bir tutukluyla avukatının yazışmasının kontrolüne   ilişkin ilkeler ışığında (bkz, diğerleri arasından Campell-Birleşik Krallık, 25 Mart 1992 ve   Golder-Birleşik Krallık, 21 Şubat 1975) AİHM, amacı ne olursa olsun, bir avukat ile   yazışmanın AİHS’nin 8. maddesi uyarınca ayrıcılıklı bir statüden faydalandığını   belirtmektedir. Dolayısıyla cezaevi veya başka birinin güvenliğini tehdit eden veya başka bir   biçimde suç teşkil eden nitelikte olan mektubun içeriği ile ilgili olarak yetkililer ayrıcalığın   kötüye kullanıldığı değerlendirmesinde bulunmada haklı olsalar dahi, bir tutuklunun   avukatına gönderdiği veya avukatından aldığı bir mektubun okunmasına ancak istisnai   koşullarda izin verilmesi gerekirdi (bkz, örneğin, Kepeneklioğlu-Türkiye, başvuru no:   73520/01, 23 Ocak 2007, sözü edilen Campbell, Erdem-Almanya, başvuru no: 38321/97).   Her ne koşulda olursa olsun sözkonusu ayrıcalığın ilgaları, kötüye kullanmaya karşı yerinde   ve yeterli güvenceler altına alınmalıdır (sözü edilen, Erdem).   Mevcut davada, AİHM, ilgili dönemde, Türk mevzuatının, kamu kuruluşlarına gönderilen   mektuplar haricinde, sıradan bir yazışma veya avukatla yapılan yazışma ayrımı yapmaksızın,   tutuklular tarafından gönderilen ve alınan mektupların kontrolünü ve açılmasını öngördüğünü   belirtmektedir. Sözkonusu kontrol, düzenli olarak, cezaevleri idaresi tarafından, süre   kısıtlaması yapılmadan, istisnai her durumda gerekliliği gerekçelendirilmeden ve bağımsız bir   merci tarafından kontrol edilmeden gerçekleştirilmiştir (sözü edilen Tsonyo Tsonev).   Yapılan kontrollerin yoğunluğunu ve kötüye kullanmaya karşı yeterli güvencelerin   bulunmayışını göz önüne alan AİHM, aralarında avukatıyla yaptığı yazışmalarında bulunduğu   başvuranın mektuplarının tamamının kontrol edilmesinin ve açılmasının, içtihadı uyarınca   “zorunlu bir sosyal ihtiyacı karşıladığını” ve izlenen meşru amaçla orantılı olduğunu kabul   edememektedir. Hükümet tarafından belirtilen gerekçeler hiçbir şekilde gerçekliği ile ortaya   koymamakta ve her ne koşulda olursa olsun sözkonusu gerekçeler, böyle yoğun bir kontrolü   haklı kılacak nitelikte değildir (a contrario, Erdem).   Bu itibarla AİHM, AİHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmaktadır.   III. AİHS’NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   AİHS’nin 6/1 maddesine atıfta bulunarak, başvuran, sadece dosya üzerinden inceleme   yapmakla ve tutukluların taleplerini hiçbir gerekçe göstermeden reddetmekle suçladığı   cezaevi disiplin komisyonunda, ceza infaz hakimliğinde ve ağır ceza mahkemesinde yapılan   yargılamanın hakkaniyetten yoksun olmasından şikayetçidir. Ayrıca başvuran, davasını gören   mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmamasından da şikayetçidir.   A. Kabuledilebilirliğe ilişkin   Hükümet, AİHS’nin 35/1 maddesi ile öngörüldüğü şekli ile altı ay süresine riayet   edilmediğini savunmaktadır. Hükümet, sözkonusu sürenin, infaz hakimliğinin karar tarihi   olan 21 Nisan 2004 tarihinden itibaren işlemeye başladığını belirtmektedir.   Başvuranın şikayeti düzenleme biçimi ile Gülmez kararına atıfta bulunan AİHM, sözkonusu   şikayet için dies a quo oluşturan tarihlerin 7 ve 26 Mayıs 2004 tarihli ağır ceza mahkemesinin   karar tarihleri olduğu kanaatindedir. 1 Kasım 2004 tarihinde sunulan şikayet, AİHS’nin 35/1   maddesinin öngördüğü şekli ile altı ay süresine riayet etmektedir.   Bu itibarla AİHM, Hükümet’in itirazını reddetmektedir. AİHS’nin 35. maddesinin 3.   paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca,   başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu   nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   1. Yargılamanın hakkaniyeti   Hükümet, mevcut davada AİHS’nin 6/1 maddesinin uygulanabilir olmadığı kanaatindedir ve   başvuranın adil yargılanmadan yararlandığını ileri sürmektedir.   Sözü edilen Gülmez kararına atıfta bulunan AİHM, Gülmez kararı ile işbu başvuru arasındaki   koşulların farklı olması, sözü edilen kararda benimsenen çözümden farklı bir çözümü haklı   kılmadığı kanaatindedir. AİHM, Gülmez kararında, başvuranın belirttiği yargılamaya benzer   yargılamaların hakkaniyeti ile ilgili olarak süregelen nitelikte bir sorunun mevcut olduğu   sonucuna ulaşmıştır (bkz, sözü edilen Gülmez).   Bu itibarla AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.   2. İlgili mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı   AİHS’nin 6/1 maddesi kapsamında ulaştığı ihlal tespiti göz önüne alındığında AİHM, işbu   başvuruyla sözkonusu hüküm kapsamında ortaya konan asıl hukuki sorunu incelediği   kanaatindedir (Aksoy (Eroğlu) – Türkiye, başvuru no: 59741/00, 31 Ekim 2006, Sadak ve   diğerleri-Türkiye, başvuru numaraları: 29900/96, 29901/96, 29902/96 ve 29903/96, 2007 ve   Uzun-Türkiye, başvuru no: 37410/97, 12 Nisan 2007). Dava konusu olayların ve tarafların   argümanlarının tamamı göz önüne alındığında, AİHM, AİHS’nin 6/1 maddesi kapsamında   yapmış olduğu şikayetlerin geri kalanını ayrıca incelemeye gerek olmadığı kanaatindedir.   IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASININ HAKKINDA   A. Tazminat   Başvuran, 25.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmaktadır.   Hükümet, sözkonusu talebin mesnetsiz olduğu kanaatindedir.   Hakkaniyete uygun olarak, AİHM, başvurana 2.400 Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiği   kanaatindedir.   AİHM, mevcut davada, tutukluların avukatlarıyla yazışmalarının sansürlenmesi hususunda,   çatışan çıkarların adil bir dengesini sağlamak için cezaevi veya adli makamların takdir   yetkilerini hiçbir şekilde belirlemeyen ulusal düzenlemede öngörülen müdahalenin sınırlı ve   gerekçelendirilmiş bir nitelik taşımaması nedeniyle AİHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiği   sonucuna ulaştığını hatırlatmaktadır. Bu bağlamda AİHM, tespit edilen ihlalin giderilmesi için   en uygun yolun, ilgili iç hukuk hükümlerini AİHS’nin 8. maddesine uygun hale getirmek   olduğuna dair benzer davalarda ulaştığı sonucu hatırlatmaktadır (Tan-Türkiye, başvuru no:   9460/03, 3 Temmuz 2007).   B. Yargılama masraf ve gideri   Başvuran, ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri   için 16.200 TL (yaklaşık 8.500 Euro) talep etmektedir. Başvuran, toplam 81 saat olan   avukatlık çalışma saati dökümünü, harcamaların dökümünü (posta, fotokopi ve çeviri) ile   başvuran tarafından avans olarak ödenecek 500 Euro ile 200 Euro’luk avukatlık ücret   tarifesini gösteren avukatı ile imzaladığı sözleşmeyi belge olarak sunmaktadır.   Hükümet, sözkonusu iddialara karşı çıkmaktadır.   AİHM içtihadına göre bir başvuran, yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak   gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul yapısı ortaya konduğu sürece elde edebilir.   Mevcut davada, sunulan ayrıntılı belgelerden, işbu başvurunun hazırlanması için başvuranın   kesinlikle masraf ve harcamalar yaptığı sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla AİHM,   başvurana Avrupa Konseyi tarafından ödenen 850 Euro’luk adli yardım düşülerek 1.500 Euro   yargılama masraf ve gideri ödenmesine hükmetmektedir.   C. Gecikme faizi   AİHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı   orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesinin uygun olacağına hükmetmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AİHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine (yargılamanın hakkaniyeti);   4. AİHS’nin 6/1 maddesi kapsamında yapılan şikayetin geri kalan kısmını incelemeye gerek   olmadığına;   5. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet   tarafından başvurana aşağıdaki miktarların ödenmesine;   i. her türlü vergiden muaf tutularak 2.400 Euro (iki bin dört yüz Euro) manevi tazminat   ii. her türlü vergiden muaf tutularak ve Avrupa Konseyi tarafından başvurana ödenen 850   Euro düşürülerek 1.500 Euro (bin beş yüz Euro) yargılama masraf ve gideri   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;   6. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 02 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło