10054/03

WyrokETPCz2007-05-03ECLI:CE:ECHR:2007:0503JUD001005403

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie redaktora naczelnego czasopisma, konfiskata jego numerów i zamknięcie publikacji za artykuły krytykujące działania władz, stanowiło naruszenie wolności wyrażania opinii gwarantowanej w art. 10 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ingerencja w wolność wyrażania opinii skarżącego, choć przewidziana prawem i mająca na celu ochronę bezpieczeństwa narodowego i porządku publicznego, nie była "konieczna w społeczeństwie demokratycznym". Stwierdził, że uzasadnienia sądów krajowych były niewystarczające, a środki zastosowane wobec skarżącego (skazanie, konfiskata, zamknięcie czasopisma) były nieproporcjonalne do ściganego celu. Trybunał podkreślił, że krytyka rządu jest dopuszczalna w szerszym zakresie, a opublikowane artykuły, mimo ostrego języka, nie nawoływały do przemocy ani nienawiści.
Stan faktyczny
Skarżący, Đlyas Emir, redaktor naczelny tureckiego czasopisma, opublikował artykuły krytykujące interwencję sił bezpieczeństwa w więzieniach w grudniu 2000 r., która doprowadziła do śmierci i obrażeń więźniów. Artykuły zawierały m.in. jego własny tekst, relacje więźniów i listy członków nielegalnej organizacji DHKP/C. Władze krajowe skonfiskowały numery czasopisma, a skarżący został skazany na karę pozbawienia wolności i grzywnę za propagandę organizacji terrorystycznej. Czasopismo zostało również zamknięte na tydzień. Wyrok został później uchylony na mocy zmiany prawa krajowego.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji. Uznał skargi dotyczące art. 10 i art. 1 Protokołu nr 1 za dopuszczalne, a pozostałe za niedopuszczalne. Stwierdził, że nie ma potrzeby odrębnego badania skargi dotyczącej art. 1 Protokołu nr 1. Zasądził na rzecz skarżącego 1 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 2 000 EUR na pokrycie kosztów i wydatków.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   EMĐR - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:10054/03)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Mayıs 2007   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup   bazı ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (10054/03) baꢀvuru no’lu davanın nedeni, bu ülke   vatandaꢀı olan Đlyas Emir’in (baꢀvuran) 17 ꢁubat 2003 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları   Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne   (Mahkeme) yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından Ö. Kılıç tarafından temsil   edilmektedir.   OLAYLAR   DAVA KOꢁULLARI   doğumlu olan baꢀvuran Đstanbul’da ikamet etmektedir.   Baꢀvuranın yazı iꢀleri müdürü olduğu üç ayda bir çıkan Güney Kültür-Sanat-Edebiyat Dergisi   Ocak-ꢁubat-Mart sayısında güvenlik güçlerinin Türk cezaevlerine yaptığı müdahale   sonucunda birçok tutuklunun yaralandığı ve öldüğü 19 Aralık 2000 tarihli olaylara iliꢀkin bir   dizi yazı yayınlamıꢀtır.   Derginin 14, 15 ve 16. sayfalarında baꢀvuran tarafından kaleme alınan ‘Susma sustukça sıra   sana gelecek’ baꢀlıklı bir yazı yayınlanmıꢀtır.   Ayrıca derginin 15, 16 ve 17. sayfalarında güvenlik güçlerinin müdahalesiyle karꢀı karꢀıya   kalan tutukluların beyanlarına yer verilen ‘Bizi diri diri yaktılar’ baꢀlıklı bir yazı daha   yayınlanmıꢀtır.   Derginin 18, 19, 20 ve 21. sayfalarında açlık gervi yapan DHKP/C mensubu iki tutuklu   tarafından 19 Aralık 2000 tarihinden önce yazılmıꢀ iki mektuba yer verilmiꢀtir. ‘Sessiz mi   kalacaksınız’ ve ‘Mutlaka kazanacağız’ baꢀlığını taꢀıyan bu mektuplarda Türk   cezaevlerindeki koꢀulları ve açlık grevi yapan tutukluların talepleri dile getirilmiꢀtir.   Mürsel Kaya mektubunda yapılan sert müdaleden ve tutukluların maruz kaldığını iddia ettiği   kötü muamele ve iꢀkence eylemlerinden ꢀikayet edilmektedir.   23. sayfada bir grup aydın tarafından yayınlanan ‘Bu nasıl pervasızlıktır ki, öldürdüğüne   kurtardım der’ baꢀlıklı bildiriye yer verilmiꢀtir.   Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı DGM Hakiminden derginin bu sayısının   toplatılması talebinde bulunmuꢀtur.   Yine aynı tarihte DGM Hakimi Anayasa’nın 28., Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 86. ve   sayılı Basın Kanunu’nun 2§1 ek maddesi uyarınca bu talebi yerinde görmüꢀtür. DGM   Hakimi, DHKP/C üyesi tarafından kaleme alınan bu yazıda adıgeçen örgütün propagandası   yapılmak suretiyle övüldüğünü ve cezaevlerinde açlık grevi yapan yasadıꢀı örgüt üyelerinin   desteklendiğini tespit etmiꢀtir.   Aynı gün saat 17:10 itibariyle düzenlenen tutanakta derginin sözkonusu sayısının 6.000 nüsha   olarak basıldığı, ancak derginin diğer nüshalarının dağıtımının yapılmıꢀ olması sebebiyle   dergiyi basan matbaanın elinde yalnızca 120 nüsha bulunduğu belirtilmiꢀtir. Polis kalan   nüshalara el koymuꢀtur.   Cumhuriyet Savcısı 1 ꢁubat 2001 tarihinde baꢀvuranla birlikte derginin sahibini yasadıꢀı bir   örgüte yardım ve yataklık etmekle itham etmiꢀtir. Savcı Türk Ceza Kanunu’nun 31, 36 ve   169. madeleri, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi ve 5680 sayılı kanunun   ek 2§1 maddesi yönünden mahkumiyetlerini talep etmiꢀtir.   Üç sivil yargıçtan oluꢀan DGM, 7 Mayıs 2001 tarihli duruꢀmada baꢀvuranın savunmasını   almıꢀtır. Baꢀvuran hakkında tahkikat yapılan yazılardan yalnızca birini kendisinin yazdığını   belirtmiꢀtir. Kendisine gönderilen yazıları hiç okumadan yayınladığını, bu yazıların içeriğinin   yazan kiꢀileri bağladığını ve bu yazıların kendisiyle hiçbir ilgisinin bulunmadığını belirtmiꢀtir.   Masumiyet iddiasında bulunan baꢀvuran beraatini talep etmiꢀtir.   Haziran 2002 tarihinde yapılan duruꢀmada baꢀvuranın avukatı, Savcı’nın taleplerine   cevaben tartıꢀmalı yazıların basın özgürlüğü çerçevesinde bilgilendirme amaçlı olarak   yayınlandığını savunmuꢀtur. Bu duruꢀmanın sonunda mahkeme, TCK’nın 169. ve 3713 sayılı   kanunun 5. maddesi uyarınca baꢀvuranı üç yıl dokuz ay hapse mahkum etmiꢀtir. Mahkeme   ayrıca bu cezayı yirmi dört ay zarfında ödenmesi kaydıyla 6.477.634.800 TL para cezasına   çarptırmıꢀtır. Mahkeme ayrıca 5680 sayılı kanunun 2§1 maddesi uyarınca tartıꢀmalı derginin   bir hafta süreyle kapatılmasına ve TCK’nın 36. maddesi uyarınca, derginin el konulan 120   nüshasının müsadere edilmesine karar vermiꢀtir.   Baꢀvuran bu kararın bozulması için 21 Haziran 2002 tarihinde Yargıtay’a baꢀvurmuꢀtur.   Baꢀvuran temyiz talebinde bulunurken AĐHS’nin 10. maddesine ve AĐHM’nin ilgili   içtihadına atıfta bulunmuꢀtur.   Yargıtay, Baꢀsavcının baꢀvurana tebliğ edilmeyen mütaalasına istinaden ilk derece   mahkemesinin kararını onamıꢀtır.   Cumhuriyet Savcısı 4963 sayılı kanunun 169. maddesinde yapılan değiꢀiklik nedeniyle   DGM’den yargılamanın yeniden baꢀlatılmasını talep etmiꢀtir.   DGM TCK’nın 169. maddesinde yapılan değiꢀiklikle baꢀvurana isnad edilen olayların suç   olma niteliğini yitirdiklerini tespit ederek baꢀvuranın mahkum edildiği ağır para cezasının   kaldırılmasına karar vermiꢀtir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, hakkında verilen ceza mahkumiyeti kararının ve derginin toplatılarak yedi gün   süreyle kapatılmasının ifade özgürlüğü, haber verme ve görüꢀlerini açıklama haklarına   yönelik bir ihlal teꢀkil ettiğini savunmaktadır.   Baꢀvuran bu hususta AĐHS’nin 10. maddesine atıfta bulunmaktadır.   Hükümet bu sava karꢀı çıkmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe dair   Hükümet TCK’nın 169 maddesinin kaldırılmasıyla birlikte baꢀvuran hakkında verilen cezanın   ortadan kalkmıꢀ olması sebebiyle baꢀvurunun dayanaktan yoksun olduğunu savunmaktadır.   Hükümet’in bu argümanına itiraz eden baꢀvuran hakkında verilen cezanın kaldırılması ve   ceza yasalarında değiꢀiklik yapılmasının AĐHS’nin 10. maddesi yönünden mağduru olduğu   ihlali kısmen giderici nitelikte olduğunu ve ayrıca ulusal mahkemelerin adıgeçen derginin   yedi gün süreyle kapatılmasına hükmettiğini anımsatmaktadır.   AĐHM baꢀvuran lehinde alınan herhangi bir karar ya da tedbirin, ulusal mahkemeler   AĐHS’nin ihlal edildiğini açıkça ya da özü itibariyle kabul ederek sözkonusu ihlali telafi   yoluna gitmiꢀ olsalar dahi, ilke olarak baꢀvuranın ‘mağdur’ sıfatını yitirmesi için yeterli   olmayacağını hatırlatmaktadır (Öztürk – Türkiye, no: 22479/93, § 73). AĐHM mevcut davada   baꢀvuranın ağır para cezasına mahkum edilmesinin dıꢀında, 5680 sayılı kanunun ek 2 § 1   maddesi uyarınca ulusal mahkemelerin derginin yedi gün süreyle kapatılmasına   hükmettiklerini ve TCK’nın 36. maddesi gereğince derginin 120 nüshasına el konulduğunu   gözlemlemektedir. Oysa AĐHS’nin 10. maddesine göre yayın organlarının amaçlarından biri   de kamuoyunu etkilemektir (Ekin Derneği – Fransa, no: 39822/98, 18 Ocak 2000). Bu tür   durumlar basın özgürlüğünü kısmen engelleyici ve kamuya açık bir tartıꢀmada yeri olan   eleꢀtiriyi caydırıcı nitelik taꢀımaktadır. (bkz. diğerleri arasında Sürek – Türkiye (no:2), no:   24122/94, § 41, 8 Temmuz1999; Erdoğdu – Türkiye, no: 25723/94, § 72, ve Yaꢀar Kaplan –   Türkiye, no: 56566/00, § 32, 24 Ocak 2006).   Bu itibarla AĐHM, TCK’nın 169. maddesinde değiꢀiklik yapan 17 Ekim 2003 tarihli 4963   sayılı kanun hükümlerinin baꢀvuranın ꢀikayetçi olduğu durumu telafi edici nitelikte olmadığı   kanaatindedir. Zira bu kanunla yapılan değiꢀikliğin, baꢀvuranın ifade özgürlüğünü kullanması   noktasında gerçekleꢀen ihlal nedeniyle doğrudan maruz kaldığı sonuçları telafi ettiği iddia   edilemez.   AĐHM bu ꢀikayetin AĐHS’nin 35 § 3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun   olmadığı kanaatindedir. AĐHM ayrıca bu ꢀikayetin herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesiyle   karꢀılaꢀmadığını tespit etmektedir. Bu itibarla sözkonusu ꢀikayeti kabuledilebilir ilan etmek   yerinde olacaktır.   B. Esasa dair   AĐHM tartıꢀmalı mahkumiyet kararının baꢀvuranın AĐHS’nin 10 § 1 maddesiyle korunan   ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahale teꢀkil ettiği noktasında taraflar arasında bir   ihtilaf bulunmadığını kaydetmektedir. Ayrıca sözkonusu müdahalenin AĐHS’nin 10 § 2   maddesi anlamında yasayla öngörülmüꢀ, ulusal güvenliğin ve kamu düzeninin korunması gibi   meꢀru bir hedef gözettiği hususunda da bir ihtilaf mevcut değildir (bkz. Yağmurdereli –   Türkiye, no: 29590/96, § 40). AĐHM bu değerlendirmeye katılmaktadır. Mevcut anlaꢀmazlık,   sözkonusu müdahalenin ‘demokratik bir toplumda zorunlu’ olup olmadığı sorusuna   dayanmaktadır.   Mevcut davadakine benzer sorunları gündeme getiren baꢀka davaları da incelemiꢀ ola AĐHM,   bu davalarda AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği tespitinde bulunmuꢀtu. (bkz. özellikle,   Kızılyaprak – Türkiye, no: 27528/95, § 43, 2 Ekim 2003, ve Ali Erol – Türkiye (no:2), no:   47796/99, § 36, 27 Ekim 2005).   Davayı kendi içtihatları ıꢀığında inceleyen AĐHM, mevcut davada Hükümet’in daha önceki   davalarda vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca varması için ikna edici ne bir olay ne de bir   argüman sunduğunu değerlendirmektedir. AĐHM adıgeçen yayın organında çıkan yazılara ve   yayınlandıkları bağlama özel bir önem atfetmiꢀtir. Bu hususta AĐHM davayı çevreleyen   koꢀulları ve bilhassa terörle mücadeleye bağlı güçlükleri hesaba katmıꢀtır (bkz. Đbrahim   Aksoy, adıgeçen, § 60, ve Incal – Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar).   Sol görüꢀlü bir dergide yayınlanan tartıꢀmalı metinler, güvenlik güçlerinin 19 Aralık 2000   tarihinde Türk cezaevlerine yaptıkları müdahaleye iliꢀkin bir yazı dizisinden ibarettir. Bu   müdahaleler sonucunda tutuklulardan ölen ve yaralananlar olmuꢀtur. Ayrıca güvenlik   güçlerinden de yaralananlar olmuꢀtur. Bu yazı dizisi bilhassa baꢀvuran tarafından kaleme   alınan bir yazıdan müteꢀekkildi. Bu yazıda güvenlik güçlerinin müdahalesi ile karꢀı karꢀıya   kalan DHKP/C üyesi iki tutukludan gelen iki mektupta yazılanlar aktarılarak bir grup aydın   tarafından yayınlanan bir bildiriye yer verilmiꢀtir.   DGM tartıꢀmalı metinlerin, içeriğinde yasadıꢀı DHKP/C örgütünün propagandası niteliği   taꢀıyan beyanatlar barındırmak suretiyle sözkonusu örgüte yardım ve yataklık ettiği ve   güvenlik güçlerinin cezaevlerindeki müdahalesine yönelik bir eleꢀtiri niteliği taꢀıdığı   kanaatine varmıꢀtır.   Ulusal mahkemelerin kararlarında yer verilen gerekçeleri inceleyen AĐHM, sözkonusu   gerekçelerin baꢀvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahaleyi haklı çıkarmak için   yeterli olarak değerlendirilemeyeceği kanaatindedir (bkz, mutatis mutandis, Sürek – Türkiye   (no:4), no: 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999). Bu hususta AĐHM tartıꢀmalı metinlerin ulusal   makamları son derece olumsuz bir ꢀekilde resmettiğini ve sözkonusu makamların   cezaevlerindeki uygulamalarını son derece sert bir biçimde eleꢀtirdiğini gözlemlemektedir.   Ayrıca tutukluların bir ‘ katliam’ yaꢀadıkları ve polis ꢀiddetine maruz kaldıkları ꢀeklindeki   ifadelerinin yayınlanması ve taleplerinin yayımlanması güncel olayların ‘nötr’ bir ꢀeklide   tasviri olarak anlaꢀılamaz. Yasadıꢀı örgüte mensubiyetleri bilinen tutukluların Türkiye’deki   cezaevi koꢀullarını betimleyen mektupları yayınlanırken, bilgileri aktaran kaynakların adları   açıkça belirtilmiꢀ ve olayların daha iyi anlaꢀılması için bir sunum yazısıyla birlikte verilmiꢀtir.   AĐHM, haberin bu tarzda ele alınarak sunulmasının olaylara daha bireysel görünüm verdiğini   ve tanıklıkların daha kiꢀisel bir bakıꢀ açısıyla aktarıldığını ve böylelikle ulusal makamlarca   yürütülen operasyonun daha öznel bir biçimde takdim edildiğini kabul etmektedir. Bununla   birlikte AĐHM ne kendisinin ne de ulusal mahkemelerin, gazetecilerin haberleri sunarken   nasıl bir teknik kullanacaklarını söyleme durumunda olmadığını hatırlatmaktadır. Sonuç   olarak yalnızca ifade edilen fikir ve haberlerin özü değil ifade etme tarzı da AĐHS’nin 10.   maddesi tarafından korunmaktadır (Jersild – Danimarka, 23 Eylül 1994 tarihli karar, § 31)   Mevcut davada tartıꢀmalı yazıların ulusal makamları, eylemleri ve eylemleri gerçekleꢀtirirken   kullandığı araçlar nedeniyle kınadığı hususunda kuꢀku yoktur. Bu yazılar ayrıca hem   baꢀlıkları hem de içeriğiyle kamuoyunu harekete geçirmek için okuyucuyu eleꢀtirdiği olaylar   karꢀısında ‘sessiz kalmamaya’ ve ‘susmamaya’ çağırmaktaydı. Bununla birlikte AĐHM,   Hükümet sözkonusu olduğunda kabuledilebilir eleꢀtiri sınırlarının sıradan bir   vatandaꢀınkinden ve bir siyasetçininkinden daha geniꢀ olduğunu hatırlatmaktadır. Demokratik   bir toplumda Hükümet’in eylem ve ihmalleri yalnızca yasama ve yargının dikkatli denetimi   altında değil aynı zamanda kamuoyu denetimi altında da olmalıdır (Sürek – Türkiye (no:1),   no: 26682/95, adıgeçen, § 62, ve Gerger – Türkiye, no: 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999).   Ayrıca kullanılan üslubun sertliğine rağmen AĐHM, tartıꢀmalı yazıların ꢀiddete, silahlı   direniꢀe ya da isyana teꢀvik edici nitelikte olmayıp bir nefret söylemi de olmadığını   gözlemlemektedir. AĐHM nezdinde bu durum dikkate alınması gereken esas unsurdur (bkz.,   a contrario, Sürek – Türkiye (no:1), adıgeçen, § 62, ve Gerger – Türkiye, no: 24919/94, § 50,   Temmuz 1999).   AĐHM müdahalenin orantılılığını ölçmek söz konusu olduğunda verilen cezaların cinsi ve   ağırlığının da dikkate alınması gereken unsurlar olduğunu tespit etmektedir.   AĐHM, mevcut davada baꢀvuran hakkında hükmedilen ceza kararının kaldırılması yoluna   gidildiğini tespit etmektedir. Bununla birlikte sözkonusu cezanın kaldırılmasından önce   baꢀvuran hakkında kesinleꢀmiꢀ bulunan ceza bir yıl boyunca geçerliliğini devam ettirmiꢀtir.   Bu hususta AĐHM, cezanın kaldırılması iꢀleminin baꢀvuranın durumunu telafi etmek amacıyla   değil yalnızca TCK’nın 169. maddesinde değiꢀiklik yapılması sonucu gerçekleꢀtiğini   hatırlatmaktadır. Oysa AĐHM, yerleꢀik içtihadı uyarınca, ulusal makamlar AĐHS’nin ihlal   edildiğini açıkça ya da öz itibariyle kabul ederek bu ihlali telafi etmiꢀ olsalar dahi lehinde   alınan bir karar ya da tedbirin bir baꢀvuranın ‘mağdur’ sıfatını yitirmesi için yeterli   olmayacağını hatırlatmaktadır (Aslı Güneꢀ – Türkiye, adıgeçen). Ayrıca AĐHM, tartıꢀmalı   yazıların yayımlanmasının ardından ulusal makamların derginin toplatılması ve 120   nüshasının müsadere edilmesi yoluna giderek yedi gün süreyle kapatılmasına hükmettiklerini   tespit etmektedir. AĐHM’ye göre bu tür tedbirler izlenen hedeflerle orantılı olmayıp   ‘demokratik bir toplumda zorunlu’ değillerdir.   Bu nedenle AĐHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 6 §§ 1 VE 3 d) MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, Yargıtay Baꢀsavcısının mütalaasının kendisine tebliğ edilmemesi nedeniyle ulusal   mahkemeler önünde yapılan yargılamanın adil olmadığından ꢀikayetçi olmaktadır.   Hükümet bu sava karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM, baꢀvuran hakkında verilen cezanın kaldırılmasının ardından Baꢀsavcının mütalaasının   tebliğ edilmemesi yönünden yapılan ꢀikayetle ilgili zarara yol açan sonuçların ortadan   kalktığını gözlemlemektedir. Baꢀvuran ꢀikayetine konu olan tartıꢀmalı mahkumiyet   kararından hiçbir ꢀekilde etkilenmemiꢀ olması itibariyle AĐHS’nin 34. maddesi anlamında   baꢀvurunun bu bölümünün incelenmesine devam edilmesinde bir yararı olduğunu iddia   edemez (Aslı Güneꢀ – Türkiye, adıgeçen).   III. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   HAKKINDA   Baꢀvuran tartıꢀmalı derginin toplatılmasından ve dergiyle ilgili olarak geçici kapatma tedbiri   alınmasından yakınmaktadır. Baꢀvuran bu hususta 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesine atıfta   bulunmaktadır.   Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.   AĐHM, bu ꢀikayetin yukarıda AĐHS’nin 10. maddesi bakımından incelenen ꢀikayetle ilintili   olduğunu ve bu nedenle aynı ꢀekilde kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiğini tespit   etmektedir.   Bu hususta AĐHM, baꢀvuranın yakındığı tedbir kararlarının hakkında verilen ceza   mahkumiyeti kararının ikinci dereceden etkisi mesabesinde olduğunu tespit etmektedir.   Netice itibariyle bu ꢀikayeti ayrıca incelemeye gerek yoktur (bkz. Öztürk – Türkiye, no:   22479/96, § 76).   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran 2.000 Euro tutarında maddi zarara uğradığını iddia etmektedir. Baꢀvuran ayrıca   3.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.   Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.   AĐHM maddi tazminata iliꢀkin olarak sunulan delillerin, AĐHS’nin 10. maddesinin ihlali   sonucunda baꢀvuran açısından meydana gelen zararı kesin olarak nicelendirilebilmesine   imkan vermediğini değerlendirmektedir (bkz., aynı anlamda, Karakoç ve diğerleri – Türkiye,   no: 27692/95, 28138/95 ve 28498/95, § 69, 15 Ekim 2002). Bu nedenle AĐHM bu talebi   reddeder. Manevi tazminat talebine iliꢀkin olarak ise AĐHM, baꢀvuranın dava koꢀulları   nedeniyle belli bir sıkıntı yaꢀamıꢀ olabileceği kanaatine varmıꢀtır. AĐHS’nin 41. maddesi   uyarınca AĐHM hakkaniyete uygun olarak baꢀvurana 1.000 Euro ödenmesine   hükmetmektedir.   B. Masraf ve harcamalar   Baꢀvuran AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 3.600 Euro talep etmektedir. Bu   hususta baꢀvuran avukat ücreti makbuzlarını belge olarak sunmaktadır.   Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.   AĐHM’nin içtihadına göre bir baꢀvurana masraf ve harcamalarının geri ödemesi ancak,   gerçekliği, zorunluluğu ve oranlarının makul olduğu ortaya konulduğu sürece yapılmaktadır.   Hal i hazırda baꢀvuran avukatı tarafından gerçekleꢀtirilen çalıꢀmaların dekontunu delil olarak   sunmaktadır. Ancak baꢀvuran yaptığını iddia ettiği harcamalara iliꢀkin bir belge sunmamıꢀtır.   Mevcut unsurları ve bu konudaki içtihadını göz önünde bulunduran AĐHM, baꢀvurana kendi   nezdinde yaptığı harcamaları için 2.000 Euro tutarında bir ödeme yapılmasının makul   olacağını takdir etmektedir.   C. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına   uyguladığı faiz oranına üç puan eklenmesinin uygun olacağına hükmetmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. AĐHS’nin 10. maddesi ve 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi yönünden yapılan   ꢀikayetlerin kabuledilebilir, geriye kalanının ise kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   3. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi yönünden yapılan ꢀikayetin ayrıca incelenmesine   gerek olmadığına;   4.   a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından   baꢀvurana:   i. manevi tazminat olarak 1.000 Euro (bin),   ii.masraf ve harcamaları için ise 2.000 Euro (iki bin) ödenmesine;   iii. bu miktarın yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutulmasına;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   5. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   Karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3.   maddesine uygun olarak 3 Mayıs 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.   8

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło