10262/04
WyrokETPCz2008-10-14ECLI:CE:ECHR:2008:1014JUD001026204
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy długotrwały areszt tymczasowy i brak skutecznego środka odwoławczego w tej kwestii naruszyły art. 5 ust. 3 i 4 Konwencji? Czy przewlekłość postępowania karnego naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że okres aresztu tymczasowego skarżącego, trwający ponad sześć lat i cztery miesiące (z wyłączeniem okresu po skazaniu, a przed uchyleniem wyroku), był nadmierny i nieuzasadniony, ponieważ sądy krajowe uzasadniały go w sposób stereotypowy, odwołując się do "natury przestępstwa i stanu dowodów". W kwestii art. 5 ust. 4, Trybunał podtrzymał swoje wcześniejsze stanowisko, że art. 298 tureckiego Kodeksu Postępowania Karnego nie stanowi skutecznego środka odwoławczego do kwestionowania legalności aresztu tymczasowego. Odnośnie art. 6 ust. 1, Trybunał stwierdził, że postępowanie karne, trwające ponad dziesięć lat i sześć miesięcy (i nadal trwające w momencie wydania wyroku), było nadmiernie długie, naruszając zasadę rozsądnego terminu.Stan faktyczny
Skarżący, Turgut Köklü, urodzony w 1977 roku, został aresztowany 10 marca 1998 roku pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji zbrojnej TIKB. 13 marca 1998 roku został tymczasowo aresztowany. 21 marca 2001 roku został skazany na 12 lat i 6 miesięcy więzienia, ale 8 sierpnia 2001 roku Sąd Kasacyjny uchylił wyrok i sprawa wróciła do sądu pierwszej instancji. Skarżący przebywał w areszcie tymczasowym do 1 listopada 2004 roku, kiedy to został zwolniony do czasu rozprawy. W momencie wydania wyroku ETPCz, postępowanie karne nadal toczyło się przed Sądem Karnym w Stambule.Rozstrzygnięcie
Trybunał stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 4 Konwencji. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Zasądza skarżącemu 8 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. Oddala pozostałe roszczenia skarżącego dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
KÖKLÜ – TÜRKĐYE
(Baꢀvuru no. 10262/04)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Ekim 2008
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir.
ꢁekli düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 10262/04 no’lu davanın nedeni T.C.
vatandaꢀı Turgut Köklü’nün (“baꢀvuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AĐHM”) 17
ꢁubat 2004 tarihinde Đnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına Đliꢀkin
Sözleꢀme’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran Đstanbul Barosu avukatlarından S. Akat tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVANIN KOꢀULLARI doğumlu baꢀvuran Đstanbul’da ikamet etmektedir.
Baꢀvuran 10 Mart 1998 tarihinde yasadıꢀı silahlı TĐKB (Türkiye Đhtilalci Komünistler
Birliği) örgütüne mensup olduğu ꢀüphesiyle yakalanmıꢀtır.
Baꢀvuran 13 Mart 1998 tarihinde önce Cumhuriyet Savcısı’nın, peꢀinden Đstanbul Devlet
Güvenlik Mahkemesi sorgu hakiminin huzuruna çıkarılmıꢀtır. Đstanbul Devlet Güvenlik
Mahkemesi sorgu hakimi aynı gün baꢀvuranın tutuklanmasına karar vermiꢀtir.
Cumhuriyet Savcısı 17 Mart 1998 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne bir
iddianame sunmuꢀ, baꢀvuranı Türk Ceza Kanunu’nun 168/2 maddesi uyarınca yasadıꢀı örgüte
mensup olmakla suçlamıꢀtır.
Mahkeme 25 Mart 1998 ile 21 Mart 2001 tarihleri arasında on dokuz duruꢀma görmüꢀtür.
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi bu duruꢀmalar sırasında delil durumuna, suçun
niteliğine ve tutukluluk süresine dayanarak baꢀvuranı serbest bırakmayı reddetmiꢀtir.
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 21 Mart 2001 tarihinde kararını vermiꢀ, baꢀvuranı
mahkum edip, Türk Ceza Kanunu’nun 168. maddesi uyarınca on iki yıl altı ay hapis cezasına
çarptırmıꢀtır.
Yargıtay 8 Ağustos 2001 tarihinde bu kararı bozmuꢀtur. Dava Đstanbul Devlet Güvenlik
Mahkemesi’ne iade edilmiꢀtir.
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 17 Eylül 2001 tarihinde davaya yeniden baꢀlamıꢀtır.
Birbirini izleyen duruꢀmalar sırasında, mahkeme, delil durumunu göz önünde bulundurarak,
baꢀvuranın serbest bırakılma talebini reddetmiꢀtir. Haziran 2003 tarihli duruꢀmada, baꢀvuranın avukatı mahkemeden bir kez daha
baꢀvuranın serbest bırakılmasını talep etmiꢀtir. Savunmasında, baꢀvuranın ruhsal durumuna
ve gördüğü tedavi görmesine de dikkat çekmiꢀtir. Mahkeme bu talebi reddetmiꢀtir. Bu karara
karꢀı baꢀka bir mahkeme nezdinde yapılan itiraz 28 Ağustos 2003 tarihinde reddedilmiꢀtir.
Devlet Güvenlik Mahkemeleri, 5190 Sayılı Kanunla, 2004 yılının Haziran ayında
kaldırılmıꢀtır. Bunun ardından davayla ilgili yargı yetkisi Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne
geçmiꢀtir.
Baꢀvuranın avukatı 25 Ekim 2004 tarihinde mahkemeden baꢀvuranın serbest bırakılmasını
talep etmiꢀtir. Baꢀvuran 1 Kasım 2004 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest
bırakılmıꢀtır.
Tarafların AĐHM’ye verdikleri bilgiye göre dava halen Đstanbul Ağır Ceza
Mahkemesi’nde görülmeye devam etmektedir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, tutuklu olarak yargılanmasının makul süre kuralını çiğnediğinden ꢀikayetçi
olmuꢀtur. Ayrıca, tutuklu olarak yargılanmasının kanuna aykırı olmasına iliꢀkin itiraz
edebilmesi için etkili bir baꢀvuru yolunun bulunmadığını iddia etmiꢀtir. Baꢀvuran
ꢀikayetleriyle ilgili olarak AĐHS’nin 5/3 ve 13. maddelerine dayanmıꢀtır. AĐHM, baꢀvuranın
ikinci ꢀikayetinin 13. madde yerine 5/4 madde açısından incelenmesi gerektiği kanısındadır.
A. AĐHS’nin 5/3 maddesi
1. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
Hükümet, baꢀvuranın ꢀikayetini 17 ꢁubat 2004 tarihinde AĐHS’nin 5/3 maddesi
kapsamında sunduğundan, 10 Mart 1998 ile 21 Mart 2001 tarihleri arasında tutuklu
bulunduğu sürenin, 35/1 madde çerçevesinde belirlenen altı aylık süre aꢀımının dıꢀında
olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini savunmuꢀtur.
AĐHM, Solmaz - Türkiye (27561/02) kararında belirtilen ilkelere atıfta bulunur. Bu
kararda, baꢀvuran gerçekten baꢀtan beri tutuklu kalmıꢀsa, birden fazla ve birbirini takip eder
biçimde gerçekleꢀen tutukluluk sürelerinin bütün olarak değerlendirilmesi ve altı aylık
sürenin, yalnız en son sürenin bitiminden itibaren baꢀlaması gerektiği sonucuna varmıꢀtır.
Mevcut davada, baꢀvuranın tutukluluk hali, yakalandığı tarih olan 10 Mart 1998 tarihinde
baꢀlamıꢀtır. 21 Mart 2001 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından mahkum
edilene dek, AĐHS’nin 5/3 maddesi anlamında tutuklu kalmıꢀtır. O tarihten, Yargıtay’ın ilk
derece mahkemesinin kararını bozduğu 8 Ağustos 2001 tarihinde dek, “yetkili bir mahkeme
tarafından mahkum edilmesinin ardından” 5/1(a) maddesi anlamında hapsedilmiꢀ, bu nedenle,
hükümlü bulunduğu bu süre, 5/3 madde kapsamı dıꢀında kalmıꢀtır. Baꢀvuran 8 Ağustos 2001
tarihinden, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığı 1 Kasım 2004 tarihinde dek, yine,
AĐHS’nin 5/3 maddesi kapsamına girecek biçimde tutuklu yargılanmıꢀtır. Sonuç olarak, bu
değiꢀik safhalar süresince baꢀvuranın tutukluluğunun devam ettiği göz önünde
bulundurulduğunda, altı aylık süre yalnızca, tutuklu yargılandığı en son döneminin bitiminden
itibaren, 1 Kasım 2004 tarihinde baꢀlamaktadır (bkz. Akyol - Türkiye, 23438/02).
Buna göre AĐHM Hükümet’in itirazını reddeder.
Ayrıca AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde bu ꢀikayetin dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ꢀikayet kabuledilebilir niteliktedir.
2. Esas
AĐHM, yukarıda açıklandığı üzere, sözkonusu sürenin 10 Mart 1998 tarihinde baꢀvuranın
yakalanmasıyla baꢀlayıp, 1 Kasım 2004 tarihinde baꢀvuranın tutuksuz yargılanmak üzere
serbest bırakılmasıyla bittiğini kaydeder. AĐHM’nin içtihadı doğrultusunda, AĐHS’nin 5/1(a)
maddesi kapsamında, baꢀvuranın mahkum olduktan sonra hükümlü bulunduğu 21 Mart 2001
ile 8 Ağustos 2001 tarihleri arasındaki süreyi düꢀtükten sonra, 5/3 maddesi kapsamında göz
önünde bulundurulacak süre altı yıl dört ayın üzerindedir. Ulusal mahkemeler, baꢀvuranın
tutuklu yargılanmasını “suçun niteliği ve delil durumu” gibi birbirinin aynı ve basmakalıp
ifadelerle sürekli olarak uzatmıꢀlardır.
AĐHM, mevcut baꢀvurudakine benzer meselelerle önüne gelen davalarda AĐHS’nin 5/3
maddesinin ihlal edildiğini sıklıkla tespit etmiꢀtir (örneğin bkz. Atıcı - Türkiye, 19735/02;
Solmaz; Dereci - Türkiye, 77845/01; Taciroğlu - Türkiye, 25324/02).
AĐHM, kendisine sunulan tüm bilgi ve belgeler ıꢀığında, Hükümet’in, mevcut davada
farklı bir sonuca ulaꢀmasını sağlayacak hiçbir delil veya savunma sunmadığı kanısındadır.
Konuyla ilgili içtihadını göz önünde bulundurarak, bu davada baꢀvuranın yargılama öncesi
tutulu bulundurulma süresinin haddinden uzun ve AĐHS’nin 5/3 maddesine aykırı olduğu
sonucuna varmıꢀtır.
Dolayısıyla bu madde ihlal edilmiꢀtir.
B. AĐHS’nin 5/4 maddesi
1. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
Hükümet, AĐHM’den, baꢀvuranın AĐHS’nin 5/4 maddesi kapsamındaki ꢀikayetini, 35/1
madde kapsamında baꢀvuranın iç hukuk yollarını tüketmediği gerekçesiyle reddetmesini talep
etmiꢀtir. Hükümet, AĐHM’nin Köse - Türkiye (50177/99) ve Baꢀtımar - Türkiye (74337/01)
davalarındaki kararlarına atıfta bulunarak, baꢀvuranın devam eden tutukluluk haline, Ceza
Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 297-304. maddeleriyle uyumlu olarak itiraz etmediğini ileri
sürmüꢀtür. Ancak AĐHM, Hükümet’in atıfta bulunduğu bu davaların, mevcut davadan, olaylar
bakımından kolaylıkla ayrılabileceği kanısındadır.
AĐHM, mevcut davadakine benzer davalarda Hükümet’in ön itirazını zaten inceleyip
reddettiğini yineler (bkz. Koꢀti - Türkiye, 74321/01). Mevcut davada, yargı içtihadından
sapmasını gerektirecek özel koꢀullar görememektedir. Sonuç olarak, Hükümet’in ön itirazını
reddeder.
AĐHM, baꢀvurunun bu kısmının AĐHS’nin 35/3 maddesi çerçevesinde dayanaktan yoksun
olmadığı kanısındadır. Ayrıca baꢀka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.
2. Esas
Hükümet, iç hukukun, baꢀvuranın tutuklu yargılanmasının yasallığına itiraz edebileceği
etkili bir baꢀvuru yolu sağladığını iddia etmiꢀtir.
Baꢀvuran, tutukluluğuna yaptığı itirazın ulusal mahkemeler tarafından ciddi biçimde
değerlendirilmediğini ileri sürmüꢀtür.
AĐHM, mevcut baꢀvurudakine benzer meseleleri gündeme getiren pek çok davada,
Hükümet’in yukarıda anılan iddialarını reddettiğini kaydeder. Ceza Muhakemeleri Usulü
Kanunu’nun 298. maddesinin etkili bir baꢀvuru yolu olarak değerlendirilemeyeceği ve
AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıꢀtır (bkz. mutatis mutandis, Koꢀti ve
Diğerleri; Nart - Türkiye, 20817/04; Öcalan - Türkiye [BD], 46221/99). AĐHM, mevcut
davada, daha önce vardığı tespitlerden sapmasını gerektirecek özel koꢀullar tespit
edememiꢀtir.
Sonuç olarak, AĐHM, AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine karar verir.
II. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, yargılama sürecinin uzunluğunun AĐHS’nin 6/1 maddesinde belirtilen “makul
süre” kuralıyla örtüꢀmediğinden ꢀikayetçi olmuꢀtur.
Hükümet bu sava itiraz etmiꢀtir.
Göz önünde bulundurulacak süre 10 Mart 1998 tarihinde baꢀvuranın yakalanmasıyla
baꢀlar, dava dosyasında bulunan tarafların verdiği bilgilere göre bu kararın çıktığı tarihte ise
henüz sona ermemiꢀtir. Bu nedenle bu süre iki yargı aꢀamasında on yıl altı aydan uzun
sürmüꢀtür.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢁkin
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde bu ꢀikayetin dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
AĐHM, bir yargılama süresinin makul nitelikte olup olmadığının, davanın koꢀullarına,
bilhassa da davanın karmaꢀıklığına, baꢀvuranın ve yetkili makamların tutumuna ve davanın
ilgililer açısından arz ettiği öneme bakılarak değerlendirildiğini hatırlatır (diğerlerinin yanı
sıra bkz. Pélissier ve Sassi - Fransa [BD], 25444/94).
AĐHM, mevcut davadakine benzer meseleleri içeren davalarda AĐHS’nin 6/1 maddesinin
ihlal edildiği sonucuna sıklıkla varmıꢀtır (bkz. Pélissier ve Sassi).
AĐHM, kendisine sunulan tüm bilgi ve belgeleri göz önünde bulundurduğunda,
Hükümet’in, mevcut davada farklı bir sonuca ulaꢀmasını sağlayacak hiçbir delil veya
savunma sunmadığı kanısındadır. Konuya iliꢀkin içtihadını göz önünde bulundurarak,
yargılama sürecinin haddinden uzun olduğu ve “makul süre” kuralıyla örtüꢀmediği kanısına
varmıꢀtır.
Buna göre 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. maddesine göre:
“Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek
Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Baꢀvuran manevi tazminat olarak 50.000 Euro (EUR) talep etmiꢀtir. Ayrıca maddi
tazminat olarak 3.600 Yeni Türk Lirası (YTL) talep etmiꢀtir. Baꢀvuran bu bağlamda,
psikolojik sorunları olduğunu ve tedavi için hastaneye yatması gerektiğini belirtmiꢀtir.
Hükümet bu talebe itiraz etmiꢀtir.
AĐHM tespit edilen ihlal ile meydana geldiği iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı
görememektedir. Bu nedenle bu talebi reddeder. Öte yandan AĐHM, baꢀvuranın, tutukluluk
hali ile cezai yargılamanın aꢀırı uzun sürmesinden dolayı oluꢀan ve yalnız ihlalin tespit
edilmesiyle yeterince telafi edilemeyecek belirli bir manevi zarara uğradığı kanısındadır.
AĐHM, hakkaniyete uygun surette bu baꢀlık altında baꢀvurana 8.000 EUR ödenmesine karar
vermiꢀtir.
B. Yargılama gideri
Baꢀvuran AĐHM önünde meydana gelen yargılama giderleri için toplam 3.227.70 YTL
talep etmiꢀtir. Bununla ilgili olarak, yaklaꢀık 6 EUR değerindeki 11.60 YTL’lik posta
masraflarını gösteren belgelerin fotokopilerini sunmuꢀtur.
Hükümet bu talebe itiraz etmiꢀtir.
AĐHM’nin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği kanıtlandığı
ve makul bir meblağ olduğu takdirde baꢀvurana geri ödenir. Mevcut davada baꢀvuran talep
ettiği harcamaların gerçekten meydana geldiğini belgelememiꢀtir. Buna göre AĐHM bu baꢀlık
altında tazminat ödenmemesine karar verir.
C. Gecikme Faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına
üç puanlık bir artıꢀın eklenmesinin uygun olduğuna karar vermiꢀtir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 5. maddesinin 3. ile 4. fıkralarının ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. (a) AĐHS’nin 44. maddesi’nin 2. fıkrası gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç
ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na
çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ile birlikte Savunmacı
Hükümet tarafından baꢀvurana 8.000 EUR (sekiz bin Euro) manevi tazminat ödenmesine;
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı
oranının üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Baꢀvuranın adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerinin reddedilmesine
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve
3. fıkraları uyarınca 14 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
Sally Dollé
Zabıt Katibi
Françoise Tulkens
Baꢀkan
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło