10309/03

WyrokETPCz2009-11-10ECLI:CE:ECHR:2009:1110JUD001030903

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy użycie siły podczas zatrzymania skarżącego naruszyło art. 3 Konwencji? Czy brak skutecznego dochodzenia w sprawie zarzutów złego traktowania naruszył art. 3 Konwencji? Czy niepowiadomienie skarżącego o opinii prokuratora generalnego w postępowaniu odwoławczym naruszyło prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że dowody nie potwierdziły nadmiernego użycia siły przez policję w aspekcie materialnym art. 3, biorąc pod uwagę opór skarżącego i obrażenia odniesione przez obie strony. Jednakże, Trybunał stwierdził naruszenie art. 3 w aspekcie proceduralnym, ponieważ władze krajowe nie przeprowadziły skutecznego dochodzenia w sprawie wiarygodnych zarzutów złego traktowania, mimo istnienia raportów medycznych i oświadczeń skarżącego. W odniesieniu do art. 6 ust. 1, Trybunał podtrzymał swoje wcześniejsze orzecznictwo, uznając, że niepowiadomienie skarżącego o opinii prokuratora generalnego w postępowaniu odwoławczym narusza zasadę równości broni i prawo do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżący, Aladdin Arat, został zatrzymany 15 lutego 2001 r. w Diyarbakır wraz z bratem, gdy odmówili otwarcia sklepu w proteście. Podczas zatrzymania doszło do konfrontacji z policją, w wyniku której skarżący i jego brat odnieśli obrażenia, podobnie jak dwaj policjanci. Skarżący twierdził, że był źle traktowany podczas zatrzymania i w areszcie, co potwierdzały raporty medyczne, ale władze krajowe nie wszczęły dochodzenia. Został skazany za wspieranie organizacji terrorystycznej na 3 lata i 9 miesięcy więzienia, a wyrok został utrzymany przez Sąd Kasacyjny. Skarżący odbył znaczną część kary, zanim jego wyrok został uchylony na mocy nowej ustawy w 2003 r.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednomyślnie odrzucił zarzuty Rządu dotyczące niewyczerpania krajowych środków odwoławczych i niezachowania sześciomiesięcznego terminu. Uznano za dopuszczalne skargi dotyczące nadmiernego użycia siły podczas zatrzymania oraz naruszenia prawa do rzetelnego procesu z powodu niepowiadomienia o opinii prokuratora generalnego, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. Stwierdzono brak naruszenia art. 3 Konwencji w aspekcie materialnym, ale naruszenie art. 3 w aspekcie proceduralnym oraz naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Zasądzono na rzecz skarżącego 5000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków, odrzucając pozostałą część żądania słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   ARAT – TÜRKĐYE   (Baꢀvuru no. 10309/03)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Kasım 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir.   ꢁekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 10309/03 no’lu davanın nedeni, Aladdin Arat   (“baꢀvuran”) adlı T.C. vatandaꢀının, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 8 Ocak 2003   tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (“Avrupa   Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin - AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Bektaꢀ ve M. Bektaꢀ tarafından temsil   edilmiꢀtir.   OLAYLAR   DAVANIN OLAYLARI   doğumlu baꢀvuran Diyarbakır’da ikamet etmekte, burada ağabeyiyle market   iꢀletmektedir.   A. Baꢀvuranın yakalanıp gözaltına alınması   Baꢀvuran ve ağabeyinin imzaladığı, 15 ꢁubat 2001 tarihli, yaklaꢀık 10.45 sularında   düzenlenen yakalama tutanağına göre, polis memurları Bal Sokak’taki market sahiplerinin   yasadıꢀı silahlı PKK (Kürdistan Đꢀçi Partisi) örgütünün lideri Abdullah Öcalan’ın   yakalanmasının ikinci yıldönümüne dikkat çekmek için, protesto amacıyla iꢀyerlerini   açmadıkları yönünde bilgi almıꢀlardır. Polisler sözkonusu markete ulaꢀtıklarında, baꢀvuran ve   ağabeyine marketi açmalarını söylemiꢀlerdir. Baꢀvuran ve ağabeyi polislere küfretmiꢀ, slogan   atmıꢀlardır. Bu esnada, kadın ve çocuklardan oluꢀan bir kalabalık, polis otolarını taꢀlamaya   baꢀlamıꢀlardır. Polis memurları telsiz aracılığıyla karakoldan takviye istemiꢀtir. Baꢀvuranla   ağabeyini yakalamaya çalıꢀırken iki polis memuru yaralanmıꢀlardır. Polis memurları,   baꢀvuranla ağabeyini kontrol altına almak için güç kullanmıꢀlar, peꢀinden görev baꢀındaki   memura mukavemet ettikleri gerekçesiyle gözaltına almıꢀlardır. Ayrıca ꢀüphelilerden birinin   polis memurunun silahına uzandığı ifade edilmiꢀtir. Baꢀvuran ve ağabeyinin gözaltına   alınmasında beꢀ polis memuru görev almıꢀtır.   Baꢀvuran, baꢀvuru formunda, 15 ꢁubat 2001 tarihinde, sahibi olduğu marketi açmak üzere   iꢀyerine gittiği sırada polis ekiplerinin olay yerine geldiğini ve iꢀyerinin kepenk ve camlarını   balyozlarla kırmaya baꢀladıklarını belirtmiꢀtir. Baꢀvuran ve ağabeyi polisleri engellemeye   çalıꢀtıkları sırada kötü muamelede bulunarak gözaltına alınmıꢀlardır.   Aynı gün saat 14.20’de Diyarbakır Adli Tıp Kurumu’nda düzenlenen tıbbi raporda,   baꢀvuranın sol ön kolunda 4 x 1 cm ebadında hafif sıyrık ve travmatik ödem kaydedilmiꢀtir.   Ayrıca sol baldırın dıꢀ yüzünde 15 x 3 cm ebadında bir sıyrık tespit edilmiꢀtir.   Aynı doktor baꢀvuranın ağabeyinde, sağ parietal bölgede 1 x 1 cm, boynunun sağ   tarafında 4 x 1 cm, sırtının sağ tarafının alt kısmıyla sol omzunda 10 x 3 cm ebatlarında   yaralar, sağ bileğinde hafif erezyon ve birkaç yüzeysel sıyrık tespit etmiꢀtir.   Bu esnada, aynı gün, polis memurlarından ikisi önce devlet hastanesinde, ardından   Diyarbakır Adli Tıp Kurumu’nda muayene edilmiꢀtir.   Devlet hastanesinde saat 10.50’de düzenlenen tıbbi rapora göre, polis memuru M.A.A.’da,   sol gözde hematom, ekimoz, sağ göğüs altında kızarıklık ve hassasiyet, sol el iç tarafta   yüzeysel sıyrık ve ꢀiꢀlik tespit edilmiꢀtir. M.A.A., saat 13.30’da adli tıp kurumunda muayene   edilmiꢀ ve burada, sol göz alt kapakta ve sol zygomatik bölgede travmatik ödem, sol el   sırtında ve sağ kot kavisinde ağrılı hassasiyet, sağ el sırtında hafif erezyon tespit edilmiꢀtir.   Devlet hastanesinde saat 10.50’de düzenlenen tıbbi rapora göre, polis memuru H.A.K.’da,   boyun sağ tarafında ve sağ omuz bölgesinde yaygın kızarıklıklar tespit edilmiꢀtir. H.A.K. saat   13.30’da adli tıp kurumunda muayene edilmiꢀ ve burada, boyun sağ tarafında ve sağ omuz   bölgesinde yaygın kızarıklıklar ile sağ omzunda ağrılı hassasiyet tespit edilmiꢀtir.   Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı 17 ꢁubat 2001 tarihinde, polise, baꢀvuran   ve benzer eylemlerden tutulan diğer yedi ꢀüphelinin gözaltı süresinin 2 gün daha uzatılması   yetkisi vermiꢀtir.   Baꢀvuran, 18 ꢁubat 2001 tarihinde, gözaltında sorgulanmıꢀtır. Sorgulama esnasında,   baꢀvuranın PKK’nın siyasetini beğendiğini ifade ettiği kayda alınmıꢀtır. Baꢀvuran 13 ꢁubat   tarihinde, marketin dıꢀında, yerde, PKK’nin dağıttığı ve esnafı 15 ꢁubat tarihinde   kepenk kapatmaya çağıran bir bildiri bulmuꢀtur. Bu çağrının ardından, marketinin   kepenklerini saat 13.30’a kadar açmamayı planlamıꢀtır. Geçmiꢀte de bu tür çağrılara   uyduğunu ifade etmiꢀtir.   Baꢀvuran 19 ꢁubat 2001 tarihinde Diyarbakır Devlet Hastanesi’nde görevli doktor   tarafından muayene edilmiꢀ, sağ kol ön yüzünde 5 cm ebadında kızarıklık, sol ayağının   üstünde 10 cm ebadında kızarıklık, sol kalçasında 5 cm ebadında kızarıklık tespit edilmiꢀtir.   Baꢀvuran aynı gün önce Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı’nın,   ardından aynı mahkemede görevli hâkimin huzuruna çıkmıꢀ, gözaltında verdiği ifadesini geri   çekmiꢀ, 15 ꢁubat tarihinde kepenklerini açmakta gecikmesinin tek sebebinin evde   misafirlerinin olmasının olduğunu, hiçbir ꢀekilde protestoda bulunmadığını ifade etmiꢀtir.   Savcıya verdiği ifadede, “polis memurlarının kendisine kötü muamelede bulunduklarını fakat   ꢀikâyette bulunmak istemediğini” belirttiği kaydedilmiꢀtir. Baꢀvuran, görevli hâkim   huzurunda, kepenklerini kırmasını önlemeye çalıꢀırken A.K. isimli polis memurunun copla   kendisine vurduğunu, kendisinin ise ne polis memurlarına vurduğunu ne de slogan attığını   iddia etmiꢀtir. Görevli hâkim, baꢀvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiꢀtir.   B. Baꢀvuran hakkında cezai yargılama   Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısı, 21 ꢁubat 2001 tarihinde, baꢀvuranla   ağabeyini Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesi uyarınca yasadıꢀı örgüte yardım ve yataklık   yapmakla suçlayan bir iddianame hazırlamıꢀtır.   ꢁubat 2001 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (bundan böyle   “DGM” olarak anılacaktır) cezai takibat açılmıꢀtır.   Bu esnada baꢀvuran, 20 ꢁubat 2001 tarihinde, davayı gören mahkemeye bir dilekçe   sunmuꢀ, serbest bırakılmasını talep etmiꢀtir. Özellikle, gözaltındayken polisin kendisine ve   ağabeyine copla vurduğunu iddia etmiꢀ ancak herhangi bir polis memuru hakkında ꢀikâyette   bulunmamıꢀtır.   Nisan 2001 tarihinde, DGM’de ilk duruꢀma yapılmıꢀ, sanık, polis memurları ve sanık   lehine tanıklık eden ꢀahitler dinlenmiꢀtir. Baꢀvuran, diğer hususlar meyanında, polis   memurlarının, kepenk ve camlarını balyozlarla kırdıklarını, onları engellemeye çalıꢀtığı sırada   ise kendisini gözaltına aldıklarını iddia etmiꢀtir. Ayrıca okumadan imzaladığı gerekçesiyle   polise verdiği ifadeyi de geri çekmiꢀtir. Mahkemenin dinlediği dört ꢀahit baꢀvuranın   bağırdığını, mukavemet ettiğini, küfür ettiğini ya da kalabalığın polise taꢀ attığını   görmediklerini ifade etmiꢀlerdir. Dört ꢀahitten ikisi, baꢀvuranın, gözaltına alınması sırasında   kötü muameleye uğradığını ifade etmiꢀtir.   Baꢀvuranı gözaltına alan polis memurları, baꢀvuran ve ağabeyinin dükkânın kepenklerini   açmayı reddettiklerini, Vali’nin emriyle kepenkleri kırmaya çalıꢀtıkları sırada ise küfür edip   saldırdıklarını yinelemiꢀlerdir. Kalabalığın bağırıp küfür ederek kendilerine saldırdıklarını,   takviye kuvvet ulaꢀtığında ise hepsinin dağıldığını; yalnızca baꢀvuranla ağabeyinin gözaltına   alındıklarını ifade etmiꢀlerdir.   ve 28 Haziran 2001 tarihlerinde yapılan duruꢀmalarda, hem savcı hem de baꢀvuranın   temsilcisi ek soruꢀturma istemediklerini ifade etmiꢀlerdir. 28 Haziran 2001 tarihinde, davayı   gören mahkeme baꢀvuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına kara vermiꢀtir.   Ayrıca somut çeliꢀkileri yok etmek için ꢀahitleri bir kez daha dinlemeye karar vermiꢀtir. Đki   ꢀahit yeniden dinlenmiꢀ, bunlardan biri ifadesini değiꢀtirmiꢀtir. Davayı gören mahkeme, 21   Kasım 2001 tarihinde, bazı tutarsızlıkların devam etmesine karꢀın, olayların yeterince açıklığa   kavuꢀtuğu kanısına varmıꢀtır.   Davayı gören mahkeme 28 ꢁubat 2002 tarihinde baꢀvuranı suçlu bulmuꢀ, üç yıl dokuz ay   hapis cezasına çarptırmıꢀtır. Baꢀvuranın ağabeyi beraat etmiꢀtir.   Baꢀvuran karara itiraz etmiꢀ, Yargıtay’dan duruꢀma yapmasını istemiꢀtir. Baꢀvuran itiraz   dilekçesinde, özellikle, polise verdiği ifadenin baskı altında alındığını yinelemiꢀtir. Gözaltına   alınırken, görgü tanıklarının da teyit ettiği üzere, ağabeyiyle beraber polis memurlarının kötü   muamelesine uğradıklarını, öte yandan, ağabeyiyle kendisinin polis memurlarının maruz   kaldığı yaralanmadan sorumlu olduklarına iliꢀkin delil bulunmadığını yinelemiꢀtir.   Savcı, Yargıtay’a sunduğu tebliğnamesinde, baꢀvuranın suçluluğu makul ꢀüphenin   ötesinde kanıtlanmadığı için, mahkûmiyetin bozulmasını istemiꢀtir.   Yargıtay, 11 Kasım 2002 tarihinde, baꢀvuranın avukatının hazır bulunmadığını   gözlemlemiꢀ, duruꢀmayı iptal etmiꢀ ve baꢀvuranın mahkûmiyetini onamıꢀtır.   Baꢀvuran 26 Ağustos 2003 tarihinde cezaevinden salıverilmiꢀtir.   Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, 16 Ekim 2003 tarihinde, baꢀvuranın 4959 Sayılı   Kanun’dan yararlanma talebi üzerine, önceki kararını yeniden gözden geçirmiꢀ, baꢀvuranın   mahkûmiyeti ve cezasının bu kanunun koꢀullarıyla örtüꢀtüğüne karar vermiꢀtir. Buna göre,   baꢀvuranın mahkûmiyetini ve cezasını “iptal etmiꢀtir”. Karar, itiraz edilmediğinden, 24 Ekim   tarihinde kesinleꢀmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, polis memurlarının kendisini gözaltına alırken orantısız güç kullandıklarından   ve bedenen zarar görmesine sebep olduklarından ꢀikâyetçi olmuꢀtur. Ayrıca gözaltında   tutulurken polisin fiziksel ꢀiddet uygulandığını iddia etmiꢀtir. Baꢀvuran AĐHS’nin 3.   maddesine dayanmıꢀtır.   A. Kabuledilebilirlik   Hükümet AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca, baꢀvurunun bu kısmının, iç hukuk yollarının   tüketilmediği, ve hatta altı aylık süre kuralına uyulmadığı gerekçesiyle reddedilmesi   gerektiğini ileri sürmüꢀtür. Bu bakımdan, öncelikle, baꢀvuranın, AĐHM’ye götürdüğü   iddialarıyla ilgili olarak ulusal mahkemelerde hiç bir sava dayanmadığını ve argüman ortaya   sürmediğini savunmuꢀtur. Đkinci olarak, Yargıtay’ın kararı çıkmadan önce, makamların   baꢀvuranın kötü muamele iddialarına iliꢀkin olarak dava açmayacaklarını, baꢀvuranın gittikçe   anlaması gerektiğini ileri sürmüꢀtür.   Baꢀvuran bu noktaya iliꢀkin özel bir yorumda bulunmamıꢀtır.   AĐHM, baꢀvuranın, gözaltına alınıꢀı sırasında kendisine uygulandığını iddia ettiği aꢀırı   güç kullanımına iliꢀkin ꢀikâyetiyle ilgili olarak, Hükümet’in yukarıda belirtilen itirazının,   baꢀvuranın ꢀikâyetinin özüyle çok yakından ilintili olduğu, ayrı tutulamayacağı kanısındadır.   Bu nedenle bu sorular, sözkonusu ꢀikâyetin esasları hakkında peꢀin hüküm vermemek için,   beraber incelenmelidir. Baꢀvuranın ꢀikâyetinde baꢀka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik   unsuru bulunmadığından, kabuledilebilir niteliktedir.   AĐHM, baꢀvuranın polisin kendisine gözaltında da fiziksel ꢀiddet uygulamaya devam   ettiğini iddia etmesiyle ilgili olarak gözaltı süresinin bitiminde düzenlenen tıbbi raporda,   baꢀvuranın gözaltına alınmasından sonra düzenlenen raporda kaydedilmeyen, sağ kolu ile sol   ayağında kızarıklık kaydedildiğini gözlemler. Öte yandan AĐHM, raporlarda kaydedilen   yaralanmaların niteliğine, gözaltına alınırken baꢀvurana güç kullanıldığı yönündeki kabul   görmüꢀ gerçeğe ve daha da kesin biçimde, ne baꢀvuru formunda ne de AĐHM’ye veyahut   ulusal mahkemelere verdiği bilgilerde, baꢀvuranın meydana geldiği iddia edilen kötü   muameleye iliꢀkin herhangi bir ayrıntı vermemesine iliꢀkin olarak, baꢀvuranın gözaltında kötü   muameleye maruz kaldığı biçiminde savunulabilir bir iddianın dayanağını ortaya koymadığı   kanısına varır. Bu nedenlerle, AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları çerçevesinde   açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle bu ꢀikâyetin kabuledilemez olduğu kanısına   varır.   B. Esas   Hükümet baꢀvuranın kötü muamele iddialarına itiraz etmiꢀ, mevcut davanın koꢀullarında,   baꢀvurana uygulanan gücün, özellikle baꢀvuranın, ağabeyinin ve kalabalığın tutumu göz   önünde bulundurulduğunda, orantılı ve kesin surette gerekli olduğunu iddia etmiꢀtir.   AĐHM, 3. maddenin, gözaltına alma eylemi gibi sınırları iyi belirlenmiꢀ belirli koꢀullarda   güç kullanımını yasaklamadığını yineler. Öte yandan, böyle bir güç, yalnızca zaruri   olduğunda kullanılmalı ve aꢀırı olmamalıdır (diğerlerinin yanı sıra bkz. Kurnaz ve Diğerleri -   Türkiye, 36672/97).   Mevcut davada AĐHM, baꢀvuranın yaralarına, dava dosyasındaki tıbbi raporların da   gösterdiği üzere, baꢀvuranın gözaltına alındığı gün polis memurlarının güç kullanmasının   sebep olduğunu gözlemler. Öte yandan taraflar, baꢀvuranın yaralanmasına gerçekten neyin   yol açtığı konusunda farklı anlatımlar öne sürmüꢀlerdir.   AĐHM, dava dosyasını ve içindeki çeliꢀkili delilleri incelemiꢀ, tarafların sunduğu belgeli   delillerin, makul ꢀüphelerin ötesinde, polisin, görevini ifa sırasında karꢀı karꢀıya geldikleri   sırada baꢀvuranın fiili mukavemetiyle karꢀılaꢀınca aꢀırı güç kullandığı sonucuna varmasına   müsaade etmediği kanısına varmıꢀtır. Bu sonuca ulaꢀırken AĐHM, baꢀvuranın, beklenmedik   geliꢀmelere yol açan rastgele bir operasyon sırasında yaralandığını; gözaltına alındığı gün   meydana gelen yaraların uzun süreli sonuçlar doğurmayan yüzeysel yaralar olduğunu; böyle   bulguların, iki polis memurunun, mevkileri göz önünde bulundurulduğunda önemli biçimde   yaralandıkları dikkate alınırken, baꢀvuranın dövüldüğü iddiasını desteklemek veya bunu   tasdik etmek için yetersiz olduğunu; bu bulguların AĐHM’ye göre tutarlı olduğunu, baꢀvuran,   ağabeyi ve polis memurları arasında fiziksel çatıꢀma meydana geldiğini ve nedenlerine   bakılmaksızın, baꢀvuranın polis memurlarının hareketlerini engellemeye veya durdurmaya   çalıꢀtığını kabul ettiğini göz önünde bulundurmuꢀtur.   AĐHM, esası yönünden AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varır.   Öte yandan, AĐHM, 3. maddenin, “savunulabilir olduğunda” ve “makul ꢀüphe   uyandırdığında”, makamların kötü muamele iddialarını soruꢀturmalarını da gerektirdiğini   yineler (bkz. özellikle Assenov ve Diğerleri - Bulgaristan).   Mevcut davada, AĐHM, delil yetersizliği nedeniyle, polisin görevini ifa ederken   baꢀvuranın fiili mukavemetiyle karꢀılaꢀtığında aꢀırı güç kullandığının kanıtlandığı kanısında   değildir. Ne var ki geçmiꢀteki davalarda hükmettiği gibi, bu durum, ꢀikâyetin, soruꢀturma   yapma pozitif yükümlülüğü gereği, 3. madde bağlamında “savunulabilir” bir iddia olmasına   engel değildir (bkz. Böke ve Kandemir – Türkiye, 71912/01, 26968/02 ve 36397/03). AĐHM,   tıbbi kanıtlar ile baꢀvuranın yetkili ulusal makamlara sunduğu ꢀikâyetin, en azından   yaralanmasının aꢀırı güç kullanımından doğmuꢀ olabileceği yönünde makul bir ꢀüphe   yarattığı kanısındadır. Benzer biçimde, baꢀvuranın ꢀikâyetleri Türk makamlarının etkili bir   soruꢀturma yürütme yükümlülükleri bulunmasıyla ilgili savunulabilir bir iddia teꢀkil etmiꢀtir.   AĐHM, Yargıtay’daki de dahil olmak üzere, yargılama sürecinde, baꢀvuranın   gözaltındayken polis tarafından bir çok kez dövüldüğünü ileri sürdüğünü kaydeder.   Baꢀvuranın 15 ve 19 ꢁubat 2001 tarihinde geçtiği tıbbi muayenelerin, vücudunun çeꢀitli   yerlerinden yaralandığını ortaya koymasına karꢀın, baꢀvuranın iddialarını soruꢀturmak için   giriꢀimde bulunulmamıꢀtır. AĐHM, herhangi bir ꢀekilde, bir suç iꢀlendiği ꢀüphesine yol açan   bir durumla ilgili bilgilendirilen bir cumhuriyet savcısının, Ceza Muhakemeleri Usulü   Kanunu’nun 153. maddesi uyarınca, gerekli incelemeleri yaparak olayları soruꢀturmakla   yükümlü olduğunu gözlemler. Bu bağlamda, AĐHM, polisin aꢀırı güç kullandığına iliꢀkin   ciddi bir iddia dikkatlerine getirildiğinde, ulusal makamların, gerekli soruꢀturma tedbirlerini   almamalarını açıklamak için, baꢀvuranın polis memurları hakkında resmi ꢀikâyette   bulunmaması örneğinde olduğu gibi, mağdur olduğu iddia edilen ꢀahsın tutumuna   dayanamayacakları kanısına varır. Bu nedenle AĐHM, baꢀvuranın gözaltındayken kötü   muameleye uğradığı iddialarının, ulusal makamlar tarafından, AĐHS’nin 3. maddesinin   gerektirdiği gibi etkili bir biçimde soruꢀturulmadığı sonucuna varmıꢀtır.   Yukarıdakiler ıꢀığında, AĐHM, Hükümet’in itirazını, iç hukuk yollarının tüketilmediği   gerekçesiyle reddeder. AĐHM ayrıca, AĐHS’nin 35/1 maddesinin öngördüğü altı aylık süre   kuralının, baꢀvuranların, ꢀikâyetlerini, iç hukuk yollarını tüketme sürecinde nihai karar   tarihinden itibaren altı ay içinde sunmalarını gerektirdiğini yineleyerek, 8 Ocak 2003   tarihinde, baꢀvuranın gözaltında polisin kötü muamelesine uğradığı yönündeki ꢀikâyetlerini   sunduğu Yargıtay’ın karar tarihinden itibaren altı aylık süre içinde sunulan baꢀvurunun,   AĐHS’nin 35/1 maddesinde öngörülen altı aylık süre kuralıyla uyumlu olarak yapıldığı   kanısına varır. Bu nedenle Hükümet’in bu bağlamdaki itirazını reddeder ve AĐHS’nin 3.   maddesinin usul yönünden ihlal edildiği kanısına varır.   II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın tebliğnamesinin kendisine bildirilmemesinin   AĐHS’nin 6. maddesi çerçevesinde adil yargılanma hakkını ihlal ettiğinden ꢀikâyetçi   olmuꢀtur.   A. Kabuledilebilirlik   Baꢀvuranın mahkûmiyeti ve cezasının iptal edildiği göz önünde bulundurulduğunda,   AĐHM öncelikle, baꢀvuranın 6. maddenin ihlal edildiğinin iddia edildiği bir olayın mağduru   olup olmadığını tespit etmelidir. Bu bağlamda AĐHM, “bir cezanın mağdur lehine   hafifletilmesi ya da baꢀvuran lehine bir tedbirin kararlaꢀtırılmasının mağduriyeti   kaldırabileceğini, ancak bunun için, mağduriyetin açıkça tanınması veya esastan kabul   edilmesi ve mağduriyetin etkili bir ꢀekilde giderilmesi gerektiğini” yineler (bkz. Dalban -   Romanya [BD], 28114/95). Ancak, sözkonusu ꢀartlar gerçekleꢀtiğinde, AĐHS’nin koruyucu   mekanizmasının ikincil niteliği nedeniyle baꢀvurunun incelenmesinden imtina edilir. (bkz.   Jensen ve Rasmussen - Danimarka, 52620/99).   AĐHM, baꢀvuranın 28 ꢁubat 2002 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi   tarafından mahkûm edildiğini kaydeder. Baꢀvuran üç yıl dokuz ay hapis cezasına   çarptırılmıꢀtır. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, 16 Ekim 2003 tarihinde   baꢀvuranın 4959 Sayılı Kanun’dan yaralanma talebi üzerine önceki kararını gözden geçirdiği   ve baꢀvuranın mahkûmiyetini ve cezasını iptal ettiği doğrudur. Öte yandan, AĐHM, bu esnada,   baꢀvuranın hapis cezasının önemli bir kısmını çektiğini kaydeder. Hükümet’in iç hukukta bu   tür hapis cezaları için tazminat talep etme yönünde olası yollara iliꢀkin hiçbir savunma   sunmadığını göz önünde bulundurulduğunda, AĐHM, olayların bu haliyle, baꢀvuranın   yargılanması esnasında haklarının ihlal edildiği iddiaları için baꢀvurana tazminat   ödenmediğini gözlemler. Bu nedenle AĐHM, baꢀvuranın mağdur olarak nitelendirilebileceği   kanısına varır.   Üstelik, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde bu ꢀikâyetin dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   AĐHM, geçmiꢀte aynı mağduriyeti incelediğini, AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini   tespit ettiğini kaydeder (özellikle bkz. Abdullah Aydın - Türkiye (no. 2), 63739/00, Sağır -   Türkiye, 37562/02 ve Ayçoban ve Diğerleri - Türkiye, 42208/02, 43491/02 ve 43495/02).   AĐHM mevcut davayı incelemiꢀ, içtihadın dıꢀına çıkılmasını gerektirecek özel koꢀullar   tespit etmemiꢀtir.   Buna göre AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmemiꢀtir.   III. AĐHS’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐA EDĐLEN DĐĞER MADDELERĐ   Baꢀvuran baꢀvuru formunda, devlet güvenlik mahkemelerinde görülen davalara uygulanan   kurallarla ilgili birkaç noktaya eleꢀtiri getirmiꢀ ve mahkeme salonunu terk ettikten sonra,   savcının ilk derece mahkemesinin müzakeresinde bulunmasının yargılamanın adilliğine halel   getirdiğini iddia etmiꢀtir.   Esas iliꢀkin 1 Temmuz 2008 tarihli görüꢀünde, baꢀvuran, devlet güvenlik mahkemelerinde   görülen davalara uygulanan kurallarla ilgili birkaç noktaya eleꢀtiri getirmiꢀ ve suçsuz   varsayılması hakkının, gözaltına alındığı, tutulu bulundurulduğu ve yetersiz ve tutarsız   delillere dayanılarak mahkûm edildiği için ihlal edildiğini iddia etmiꢀtir.   AĐHM, elindeki tüm bilgi ve belgeler ıꢀığında, bu baꢀlık altında öne sürülen ꢀikâyetlerin   bir kısmının daha erken aꢀamada kabuledilmez ilan edilmediği varsayılarak, baꢀvuranın   yukarıdaki ꢀikâyetlerinin AĐHS veya Protokollerinde öngörülen hak ve özgürlüklerin ihlalini   teꢀkil etmediği kanısındadır. Buna göre baꢀvuranın ꢀikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun   olduğu gerekçesiyle AĐHS’nin 35/1, 3 ve 4 maddesi kapsamında kabuledilmez niteliktedir.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran 14.000 Türk Lirası (TL) (yaklaꢀık 7263 EURO) maddi tazminat talep etmiꢀtir.   Bu meblağ, hem baꢀvuranın iddiasına göre kanunsuz biçimde tutulması ve peꢀinden hapis   cezasına çarptırılması sonucu oluꢀan hem de gözaltına alındığı sırada mülküne gelen zararı   kapsamaktadır. Ayrıca 30.000 TL (yaklaꢀık 15.560 EURO) manevi tazminat talep etmiꢀtir.   Hükümet bu taleplere itiraz etmiꢀtir.   AĐHM, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi zarar arasında illiyet bağı   görememektedir, bu nedenle bu talebi reddeder. Öte yandan, tarafsızlık esasıyla, baꢀvurana   EURO manevi tazminat ödenmesine hükmeder.   B. Yargılama gideri   Baꢀvuran ayrıca AĐHM önünde meydana gelen mahkeme masrafları için 16.850 TL   (yaklaꢀık 8742 EURO) talep etmiꢀtir. Taleplerini desteklemek için, Diyarbakır Barosu’nun   ücret çizelgesi ile avukatının düzenlediği mesai cetvelini sunmuꢀtur.   Hükümet bu meblağlara itiraz etmiꢀtir.   AĐHM’nin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği kanıtlandığı   ve makul bir meblağ olduğu takdirde baꢀvurana geri ödenir. Bu davada, AĐHM, elindeki   belgeler ve yukarıdaki ölçütlere dayanarak, baꢀvurana 1000 EURO ödenmesinin makul   olacağı kanısındadır.   C. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı   faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiꢀtir.   AĐHM YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK, OYBĐRLĐĞĐYLE   1. Hükümet’in baꢀvuranın iç hukuk yollarını tüketmemesi ve gözaltına alınması esnasında   aꢀırı güç kullanıldığına iliꢀkin ꢀikâyetleriyle ilgili olarak altı ay kuralına uymamasına   iliꢀkin itirazını esasıyla birleꢀtirmeye ve reddetmeye;   2. Baꢀvuranın gözaltına alınması sırasında aꢀırı güç kullanıldığına iliꢀkin ꢀikâyetlerinin ve   Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın tebliğnamesi kendisine bildirilmediği için adil   yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının kabuledilebilir olduğuna;   3. Baꢀvurunun geri kalanının kabuledilmez olduğuna;   4. AĐHS’nin 3. maddesinin esası yönünden ihlal edilmediğine;   5. AĐHS’nin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edilmediğine;   6. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   7. (a) Savunmacı Devlet’in, baꢀvurana, AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleꢀtiği   tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirası’na   çevirerek izleyen meblağları ödemesine:   (i) uygulanabilecek her türlü vergiyle beraber 5000 (beꢀ bin) EURO manevi tazminat;   (ii) uygulanabilecek her türlü vergiyle beraber yargılama masrafları için 1000 (bin)   EURO;   (b) Yukarıda anılan üç aylık sürenin aꢀılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için   Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek   suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;   8. Baꢀvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine,   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Đngilizce hazırlanmıꢀ, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları   uyarınca 10 Kasım 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   Françoise Elens-Passos   Zabıt Katibi Yardımcısı   Françoise Tulkens   Baꢀkan   9

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło