10317/03
WyrokETPCz2010-03-16ECLI:CE:ECHR:2010:0316JUD001031703
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy nadmierna długość aresztu tymczasowego oraz przewlekłość postępowania karnego naruszyły prawo skarżącego do wolności i bezpieczeństwa osobistego oraz prawo do rzetelnego procesu sądowego, odpowiednio na podstawie art. 5 ust. 3 i art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji, uznając, że areszt tymczasowy trwający 8 lat, 9 miesięcy i 28 dni był nadmiernie długi, a uzasadnienia sądów krajowych (ryzyko ucieczki, utrudnianie wymiaru sprawiedliwości) były niewystarczające i stereotypowe, zwłaszcza w kontekście poważnej choroby skarżącego. Naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji zostało stwierdzone z powodu przewlekłości postępowania karnego, które trwało ponad 15 lat. Mimo złożoności sprawy ze względu na liczbę zarzucanych przestępstw, Trybunał uznał, że po 1998 r. skarżący był jedynym oskarżonym, a przyczyny podane przez rząd (wymiana informacji, połączenie spraw, ocena medyczna) nie usprawiedliwiały tak długiego opóźnienia, szczególnie w świetle długotrwałego pozbawienia wolności skarżącego.Stan faktyczny
Skarżący, Ümit Işık, urodzony w 1975 r., od 1992 r. cierpiał na pourazową epilepsję. W czerwcu 1994 r. został aresztowany w związku z działalnością PKK. Twierdził, że był torturowany podczas zatrzymania, co doprowadziło do wymuszenia zeznań, które później wycofał. Został oskarżony o podważanie integralności terytorialnej państwa i skazany na karę śmierci, zamienioną na dożywocie. Był przetrzymywany w areszcie tymczasowym przez ponad osiem lat, pomimo pogarszającego się stanu zdrowia i raportów medycznych wskazujących na niezdolność do odbywania kary w warunkach więziennych. Został zwolniony z aresztu w grudniu 2004 r., a postępowanie karne nadal trwało w momencie wydania wyroku ETPCz.Rozstrzygnięcie
ETPCz jednogłośnie:
1. Uznał za dopuszczalne skargi dotyczące art. 5 ust. 3 (długość aresztu tymczasowego), art. 6 ust. 1 (długość postępowania) i art. 6 ust. 2 (domniemanie niewinności), a pozostałe skargi za niedopuszczalne.
2. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji.
3. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji.
4. Uznał, że nie ma potrzeby odrębnego badania skargi na podstawie art. 6 ust. 2 Konwencji.
5. Zasądził skarżącemu 15 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 500 EUR tytułem kosztów i wydatków, pomniejszone o 850 EUR otrzymanej pomocy prawnej.
6. Odrzucił pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
ÜMĐT IꢀIK -TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢁvuru no: 10317/03)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Mart 2010
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
_____________________________________________________________________________________________
© T.C. Dıꢁ iꢁ leri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel
Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak
belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi
ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (10317/03) no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaꢀı
Ümit Iꢀık’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 31 Ocak 2003 tarihinde Đnsan
Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan Hakları
Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Adli yardımdan yararlanan baꢀvuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından T. Elçi tarafından
temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢀULLARI
Baꢀvuran 1975 doğumludur. Đꢀbu baꢀvurunun yapıldığı tarihte, baꢀvuran, Batman
Cezaevi’nde tutuklu bulunmaktaydı.
Taraflarca aktarıldığı ꢀekli ile dava konusu olaylar ꢀu ꢀekilde özetlenebilir:
A. Baꢁvuranın önceki sağlık durumu Temmuz 1992 tarihinde, yüksek bir yerden düꢀen baꢀvuran, Ege Üniversitesi Tıp
Fakültesi’ne kaldırıldı. Đzleyen 13 Temmuz günü, baꢀvuran, post travmatik epilepsi teꢀhisi ile
hastaneden ayrılmıꢀtır. Baꢀvuran, sırasıyla 17 Ağustos 1992 ve 11 ꢁubat 1993 tarihlerinde
sözkonusu teꢀhisi doğrulayan tomografi ve elektroansefalografi muayenelerinden
geçirilmiꢀtir.
B. Yakalanma ve gözaltına alınma Haziran 1994 tarihinde, PKK’nın eylemlerine yönelik olarak yürütülen soruꢀturma
çerçevesinde baꢀvuran yakalanmıꢀ ve gözaltına alınmıꢀtır. Haziran 1994 tarihinde, baꢀvuran adli tabipler tarafından muayene edilmiꢀ ve adli tabipler
baꢀvuranın vücudunda hiçbir darp izine rastlanmadığı sonucuna ulaꢀmıꢀlardır.
Baꢀvuran, ertesi gün, Tatvan ilçesinde bazı olaylara katıldığı hususunda sorgulanmak üzere
Tatvan Emniyet Müdürlüğü’ne sevk edilmiꢀtir. Baꢀvuran, Tatvan Sağlık Merkezi’nde bir
doktor tarafından muayene edilmiꢀ ve doktor baꢀvuranın vücudunda hiçbir darp ve cebir izine
rastlamamıꢀtır.
Đzleyen 18 Haziran günü, baꢀvuran, R.Y. ve K.A. ile yüzleꢀtirilmiꢀtir. 3 Temmuz günü,
baꢀvuran, PKK adına iꢀlediği beꢀ suçun iꢀlendiği yerleri polise göstermiꢀ ve ardından ilgili
tutanakların tamamını imzalamıꢀtır. Ertesi gün, baꢀvuran diğer yedi ꢀüpheli ile yapılan ikinci
bir yüzleꢀtirmeye katılmıꢀtır.
Soruꢀturmalar, baꢀvuranın PKK adına gerçekleꢀtirilen eylemlere katıldığını kabul ettiği
ifadesini imzaladığı tarih olan 5 Temmuz 1994 tarihine kadar devam etmiꢀtir.
Aynı tarihte düzenlenen adli tıp raporuna göre, baꢀvuranın vücudunda hiçbir darp izine
rastlanmamıꢀtır. Oysa baꢀvurana göre, baꢀvuran iꢀkence altına itirafta bulunmaya zorlanmıꢀ
ölümle tehdit edilmiꢀ: gözleri bağlıyken, testisleri sıkılmıꢀ, kollarından asılmıꢀ, birçok kez
karanlıkta çıplak aç ve susuz bırakılmıꢀtır. Temmuz 1994 tarihinde baꢀvuran Tatvan Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiꢀtir. PKK
ile olan bütün bağlantılarını inkâr eden baꢀvuran polise vermiꢀ olduğu ifadelerin «baskı»
altında verildiğini beyan etmiꢀ, bununla birlikte PKK militanları tarafından yapılan baskı
korkusuyla bombalı bir saldırıya karıꢀtığını kabul etmiꢀtir.
Baꢀvuran aynı gün Tatvan sulh hakimi önüne çıkmıꢀtır. Burada cumhuriyet savcısı karꢀısında
söylediklerini tekrar eden baꢀvuran sözkonusu saldırıya karıꢀtığı ifadesini geri çekmiꢀtir.
Sulh hakimi baꢀvuranın tutuklanmasına karar vermiꢀ, böylece adı geçen Batman Cezaevine
gönderilmiꢀtir.
C. Đtham etme ve açılan dava Temmuz 1994 tarihinde Diyarbakır 4 no’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi (4 no’lu DGM)
Cumhuriyet Savcısı eski TCK’nın 125. maddesinde yer alan suçlar kapsamında baꢀvuranı ve
diğer sekiz kiꢀiyi ulusal toprak bütünlüğünü yıkmayı hedef alan bölücü terörist saldırılar
düzenlemekle itham etmiꢀ ve ölüm cezasının uygulanmasını talep etmiꢀtir.
Baꢀvuran o dönemde aralarında askeri bir hakimin de bulunduğu 4 no’lu DGM önüne ilk kez Aralık 1994 tarihinde çıkarılmıꢀtır. Baꢀvuran «iꢀkence» altında verdiği gerekçesiyle polise
verdiği ifadeyi geri çekmiꢀ, arama, yüzleꢀtirme ve olay yeri tutanaklarının ve aleyhte elde
edilen delillerin içeriğine itiraz etmiꢀtir. no’lu DGM kararını vermeden evvel yirmi üç duruꢀma düzenlemiꢀ, bunlar sırasında
baꢀvuranın avukatı müvekkilinin serbest bırakılmasını talep etmiꢀtir. Bütün serbest bırakılma
talepleri « atılı suçun niteliği ve delillerin durumu» göz önünde bulundurularak reddedilmiꢀtir. ꢁubat 1998 tarihinde özellikle baꢀvuranın 5 Temmuz 1994 tarihli sözkonusu ifadesine,
E.Y. ve B.Ç.’nin aynı olaylara değin Diyarbakır 3 numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesi (3
no’lu DGM) önünde verdikleri ifadelere dayalı olarak esas hakimleri baꢀvuranı suçlu bulmuꢀ
ve ölüm cezasına çarptırmıꢀ, bu cezayı daha sonra müebbet hapis cezasına çevirmiꢀtir.
Diğer sekiz sanık serbest bırakılmıꢀtır.
Yargıtay 11 Mart 1999 tarihinde soruꢀturmanın tamamlanmadığı ve yeterli bir gerekçenin
bulunmadığını belirterek bu kararı bozmuꢀtur. Yargıtay kararında bilhassa baꢀvuranın davası
ile E.Y. ve B.Ç.’nin davası arasındaki bağa dikkat çekerek her iki dosyanın birlikte
incelenmesini istemiꢀtir. Haziran 1999 tarihinde 4390 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmıꢀ ve Devlet Güvenlik
Mahkemelerinde bulunan askeri hakimlerin yerini sivil hakimler almıꢀtır. Temmuz 1999 tarihinde, Yargıtay kararına uygun olarak, baꢀvuranın davası 3 No’lu Devlet
Güvenlik Mahkemesi’nde süren bir dava ile birleꢀtirilmiꢀtir.
Sözkonusu tarihten itibaren 3 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, on bir duruꢀma
gerçekleꢀtirmiꢀtir. “Atılı suçun niteliği ve kanıtların durumunu” göz önüne alarak, baꢀvuranın
serbest bırakılması her seferinde reddedilmiꢀtir. Ekim 2000 tarihinde, bundan böyle sadece sivil hakimlerden oluꢀan, 3 No’lu Devlet
Güvenlik Mahkemesi, bilahare baꢀvuran tarafından geri çekilmesine rağmen yapmıꢀ olduğu
farklı beyanların, baꢀvuranın E.Y. ve B.Ç. ile iꢀbirliği içinde olduğunu ortaya koyduğu
gözleminde bulunarak baꢀvuranı yeniden müebbet ağır hapis cezasına mahkum etmiꢀtir. Haziran 2001 tarihli bir kararla, Yargıtay, sözkonusu hükmü bozmuꢀtur. Baꢀvuranın ciddi
bir epilepsi hastalığının bulunduğunu gözlemleyen Yargıtay, esas hakimlerinden öncelikle
baꢀvuranın cezai ehliyetinin araꢀtırılmasını istemiꢀtir. Ocak 2002 tarihli duruꢀmada, 3 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, Đstanbul Adli Tıp
Kurumu’ndan sözkonusu soruna iliꢀkin rapor hazırlamasını istemiꢀtir. Ekim 2003 tarihinde, Adli Tıp Kurumu, hiçbir zeka geriliği göstermeyen baꢀvuranın
mevcut davada atılı olayların meydana geldiğinde cezai olarak sorumlu olması gerektiği
sonucuna ulaꢀmıꢀtır. Mart 2004 tarihinde, baꢀvuran, Diyarbakır Cezaevi’ne nakledilmiꢀtir. Đzleyen 5 Nisan
tarihinde, cezaevi müdürü, cezaevi savcılığından bir mektupla, aralarında baꢀvuranın da
bulunduğu hasta tutukluların hastaneye acilen nakli için yapılan her baꢀvuruya acilen cevap
verebilmek amacıyla sözkonusu ilde bulunan acil servislerin haberdar edilmesini talep
etmiꢀtir. Haziran 2004 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemelerin kaldırılmasını öngören 5190 sayılı
yasa yürürlüğe girmiꢀtir. Sonuç olarak, baꢀvuranın dosyası, Diyarbakır 6 No’lu Ağır Ceza
Mahkemesi’ne havale edilmiꢀtir. Sözkonusu mahkeme, ilk duruꢀmasını, 25 Ağustos 2004
tarihinde gerçekleꢀtirmiꢀtir. Ekim 2004 tarihinde, Diyarbakır Cezaevi doktoru, baꢀvuranın durumuna iliꢀkin bir rapor
sunmuꢀtur.
Ağır ceza mahkemesi 21 Ekim 2004 tarihli duruꢀmada hazırlanan sağlık raporunu incelemiꢀ
ve «Atılı suçun niteliği ve delillerin durumu» gibi hususları göz önünde bulundurarak
baꢀvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiꢀtir. Mahkeme 18 Kasım tarihli
duruꢀmada da aynı ꢀekilde karar vermiꢀtir. Kasım 2004 tarihinde Diyarbakır Cezaevi doktoru savcılıktan baꢀvuranın sağlık
durumunun cezaevi koꢀulları ile bağdaꢀıp bağdaꢀmadığının incelenmesini talep etmiꢀtir.
Savcılık bunun üzerine 13 Aralık 2004 tarihinde baꢀvuranı Diyarbakır Devlet Hastanesi’ne
göndermiꢀtir. Aralık 2004 tarihinde Ağır ceza mahkemesi 24 Ekim 2003 tarihli sağlık raporu ıꢀığında
baꢀvuranın cezai ehliyetinin olup olmadığının incelenmesi için ikinci bir inceleme yapılmasını
istemiꢀtir.
Bu duruꢀma sonunda baꢀvuranın tutuklu bulunduğu süreyi ve sağlık durumunu göz önünde
bulunduran hakimler baꢀvuranın serbest bırakılmasına karar vermiꢀtir. Baꢀvuran aynı gün
serbest kalmıꢀtır.
Dava dosyasından 10 ꢁubat ve 31 Mart 2005 tarihlerini takip eden iki duruꢀma arasında esas
hakimlerinin talebi üzerine adli tıp kurumu cezai ehliyetinin olup olmadığının tespiti ve nihai
teꢀhis için baꢀvuranın Đstanbul Çapa Üniversitesi Hastanesi nöroloji servisine gönderildiği
anlaꢀılmaktadır. Kasım 2007 ve 17 Ocak 2008 tarihli duruꢀmalar sözkonusu raporun sonucunu beklemekle
geçmiꢀtir. Rapor dava dosyasına konulmuꢀ ve 29 Mayıs 2008 tarihli duruꢀmada okunmuꢀtur.
Adli tıp hekimlerine göre baꢀvuran cezasını çekmeye elveriꢀli bulunmaktadır. Eylül ve 20 Kasım 2008 ve 26 ꢁubat ve 2 Nisan 2009 tarihlerindeki müteakip duruꢀmalar
usule iliꢀkin sorunların incelenmesine dairdir.
Daha sonraki bir tarihte AĐHM’ye Ağır ceza mahkemesindeki son duruꢀmanın 17 Aralık
2009’da yapıldığını ve bir sonraki duruꢀma tarihinin 4 Mart 2010 olarak tespit edildiği bilgisi
verilmiꢀtir.
Yargılamanın halen derdest olduğu sonucuna ulaꢀılmaktadır.
D. Baꢁvuranın sağlık durumunun takibinin özeti
Dosyaya eklenen çok sayıdaki sağlık belgelerinden özellikle kiꢀisel sağlık fiꢀi ve reçetelerden
Batman, Siirt ve Diyarbakır cezaevlerindeki tutukluluğu boyunca baꢀvuranın düzenli olarak
cezaevi doktorları tarafından muayenelerinin yapıldığı ve birçok kez nörolojik muayeneler
için farklı hastanelere kabul edildiği ve/veya buralarda kaldığı sonucuna ulaꢀılmaktadır.
Ocak 1997 ve 27 Ekim 1998 tarihlerinde gerçekleꢀtirilen muayenelerin sonucunda, Gaziantep
Devlet Hastanesi sağlık kurulu, baꢀvuranın subkortikal yapıdan kaynaklı post travmatik
epilepsi hastalığına yakalandığı sonucuna ulaꢀmıꢀtır. Sözkonusu teꢀhis, Av. Cengiz Gökçek
Devlet Hastanesi’nin 31 Temmuz ve 21 Ağustos 2001 tarihli raporları ile doğrulanmıꢀtır.
Doktorlar, yaꢀı ileri olmadığı için baꢀvuranın iyileꢀme ꢀansının bulunduğuna kanaat
getirmiꢀlerdir. Gaziantep Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalı Bölümü, 5 Nisan tarihli raporunda, baꢀvuranın antiepileptik tedavisine rağmen, günde dört veya beꢀ kriz
geçirmeye baꢀladığını gözlemlemektedir. 7 ve 26 Haziran 2002 tarihleri arasında, baꢀvuran,
Gaziantep Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalı Bölümü’nde yatırılarak takip
edilmiꢀ ve burada baꢀvuranın üç kere arka arkaya bir kere de ayrı olmak üzere frontal tip kriz
geçirdiği gözlemlenmiꢀtir. 9 Ağustos 2002 tarihinde, Đstanbul Adli Tıp Kurumu, baꢀvuranın
epilepsi olduğunu kabul etmiꢀtir. Mart 2004 tarihinde, Diyarbakır Cezaevi’ne nakledilene kadar, baꢀvuran, Gaziantep
Üniversitesi Tıp Fakültesi ꢁahinbey Hastanesi’nde düzenli olarak kontrol edilmiꢀtir;
sözkonusu tarihin ardından serbest bırakılana kadar ise ayda iki kez Dicle Üniversitesi Tıp
Fakültesine gitmiꢀtir.
AĐHM, baꢀvuranın halihazırdaki durumu hakkında bilgilendirilmemiꢀtir.
HUKUK
I. DAVANIN KONUSU
Baꢀvuran bütün gözaltı süresi boyunca iꢀkence gördüğünden ꢀikayetçi olmakta ve iꢀkence
failleri hakkında herhangi bir takibat baꢀlatılmadığını iddia etmektedir. Baꢀvuran tüm bu
iddiaları karꢀısında ilk derece mahkemesinin ve Yargıtay’ın kayıtsız kaldığını öne sürerek
AĐHS’nin 3. maddesiyle bağlantılı olarak 13. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Baꢀvuran ilerleyen hastalığına rağmen tutukluluk halinin devam etmesinin ve gerekli
tedavinin yapılmamasının 3. maddenin ayrı olarak ihlalini oluꢀturduğunu iddia etmektedir.
Baꢀvuran ayrıca tutukluluğunun gözaltında iꢀkence altında verdiği itiraflara dayandığını ileri
sürerek AĐHS’nin 5/1 c) maddesinin özü itibariyle ihlal edildiğinden yakınmaktadır.
AĐHS’nin 5/3 maddesini öne süren baꢀvuran gözaltı süresinin uzunluğunun makul
olmadığından ꢀikayetçi olmaktadır.
Baꢀvuran AĐHS’nin 6/1 maddesi bağlamında bir yanda halen devam eden davanın süresinin
aꢀırı uzunluğundan, öte yandan davasına bakan ve bünyesinde askeri bir hakimi barındıran
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığından
ꢀikayetçi olmaktadır.
Baꢀvuran son olarak tutukluluk halinin 6/2 maddesinde öngörülen masumiyet karinesi
ilkesinin ihlaline yol açtığını öne sürmektedir.
AĐHM baꢀvuranın 3. madde hükmü ile bağlantılı olarak değerlendirilmesi gereken nakdi
tazminatın kendisine ödenmediğinden hususi olarak ꢀikayetçi olmadığı göz önünde
bulundurulduğunda, yapılan bu ꢀikayetin AĐHS’nin 13. maddesi alanına girdiğini ve 3.
maddenin yalnızca usul bakımından inceleneceğini kaydetmektedir (Bkz. örneğin Fahriye
Çalıꢀkan-Türkiye no: 40516/98, 2 Ekim 2007, Ölmez-Türkiye no: 39464/98, 20 ꢁubat 2007 ve
Öneryıldız-Türkiye no: 48939/99).
II. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK HAKKINDA
A. Tarafların görüꢁleri
Hükümet AĐHS’nin 3. maddesi hakkındaki ꢀikayetin ilk kısmı ile ilgili olarak baꢀvuranın Türk
hukukunda öngörülen idari ve hukuki tazminat baꢀvuru yollarını kullanarak herhangi bir
ꢀikayette bulunmaması doğrultusunda iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını yapmaktadır.
Hükümet, her ne ꢀekilde olursa olsun, baꢀvurunun gecikmeli olarak yapıldığını
savunmaktadır. Hükümet, ilk kez 1 Aralık 1994 tarihli duruꢀmada kötü muamele iddiasında
bulunan baꢀvuranın sözkonusu tarihten itibaren kısa bir süre içerisinde ꢀikayetine yol açan
hususta hiçbir geliꢀmenin meydana gelmediğini fark etmiꢀ olması ve sonuç olarak sözkonusu
andan itibaren iꢀlemeye baꢀlayacak altı ay süresi içerisinde AĐHM’ye baꢀvuruda bulunmuꢀ
olması gerektiğini ortaya koymaktadır; oysa baꢀvuran AĐHM’ye baꢀvuruda bulunmak için
dokuz yıl beklemiꢀtir.
Baꢀvuran, 30 Aralık 2005 tarihli cevaben sunduğu görüꢀlerinde, 14 Mayıs ve 10 Ekim 2005
tarihlerinde iletilen yazılara atıfta bulunmaktadır. Ancak sözkonusu yazılar, Hükümet
tarafından sunulan soruları yanıtlamamaktadır.
B. AĐHM’nin takdiri
AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında düzenlenen ilk ꢀikayetlerle ilgili olarak, AĐHM, iç hukuk
yollarının tüketilmesi koꢀulu kapsamında yapılan itiraz üzerinde çok durmaya gerek olmadığı
kanaatindedir zira AĐHM –Hükümet gibi- bu bağlamda baꢀvurunun gecikmeli olarak
yapıldığını gözlemlemektedir.
AĐHM, 5 Temmuz 1994 tarihinde, gerek Savcı gerekse hakim karꢀısında baꢀvuranın
ifadesinin “baskı” altında alındığını iddia ettiğini kaydetmektedir. Bu nedenle baꢀvuranın
sözlü olarak ꢀikayette bulunduğu yani teorik olarak konuya iliꢀkin yeterli baꢀvuru yolunu
kullandığı değerlendirmesinde bulunulabilir. Ancak savcı ve hakim hiçbir ꢀekilde harekete
geçmemiꢀtir. Bilahare 1 Aralık 1994 tarihli duruꢀmada, baꢀvuran 4 No’lu Devlet Güvenlik
Mahkemesi karꢀısında, ifadesinin “iꢀkence” altında alındığını ifade etmiꢀ yine de esas
hakimleri de konu ile ilgili olarak harekete geçmemiꢀlerdir.
Mevcut davada ilgili içtihat ıꢀığında, (bkz, diğerleri arasından, Enver Gündüz vd- Türkiye,
baꢀvuru no: 31249/96, 19 Ekim 1999, Đpek-Türkiye, baꢀvuru no: 29283/95, 29 Ağustos 2000,
Hamza Yılmaz-Türkiye, baꢀvuru no: 46732/99, 1 Nisan 2003 ve Kutbettin Baran, baꢀvuru no:
46777/99, 10 Mayıs 2005) baꢀvuranın ꢀikayetleri karꢀısında, kötü muamele iddialarına iliꢀkin
hiçbir sonuç içermediğinden 26 ꢁubat 1998 tarihli kararın tefhim edildiği andan itibaren
açıkça ortaya konan hakimlerin pasif tutumlarının ilk derece mahkemesindeki yargılama
boyunca giderek belirgin hale geldiği değerlendirmesinde bulunmak gerekmektedir. Davanın
sözkonusu safhasında, baꢀvuranın, uygulamada kendisine sunulan baꢀvuru yolunun
etkisizliğini görmezden gelemeyeceği ve sonuç olarak sözkonusu tarihten itibaren iꢀlemeye
baꢀlayacak altı ay süresi içerisinde AĐHM’ye baꢀvuruda bulunmuꢀ olması gerektiği sonucuna
ulaꢀılmaktadır.
Baꢀvuran bu sürenin iꢀlemesini askıya alacak herhangi bir koꢀulu öne sürmediğinden, AĐHM
mevcut baꢀvurunun 31 Ocak 2003 tarihinde yapıldığı ve sözkonusu ꢀikayetlerin gecikmeli
olarak dile getirildiği sonucuna varmaktadır.
Aynı durum 5/1 c) maddesi hakkındaki ꢀikayet için de geçerli olmaktadır, zira eleꢀtiri konusu
edilen karar 5 Temmuz 1994 tarihine dek uzanmaktadır ki Hükümet bu durumda resen
incelense bile baꢀvurunun bu bölümünün herhangi bir etkisi olmayacağından altı ay kuralı ile
ilgili itirazda bulunmamaktadır (Bkz. Talat Tunç-Türkiye no: 32432/96, 1 Nisan 2003 ve
Michael Joseph Walker-Birleꢀik Krallık no: 34979/97).
Baꢀvurunun bu bölümünün AĐHS’nin 35/1 ve 4. maddelerine dayalı olarak reddedilmesi
gerekmektedir.
Baꢀvuranın sağlık durumunun cezaevi koꢀulları ile bağdaꢀmadığı yönündeki itirazın ikinci
bölümüne iliꢀkin AĐHM öncelikle bu konudaki yerleꢀik içtihadından ileri gelen genel
prensiplere atıfta bulunmaktadır (Bkz. sözü edilen Hüseyin Yıldırım; Kudla-Polonya no:
30210/96; Đlhan-Türkiye no: 22277/93; Tekin Yıldız-Türkiye no: 22913/04, 10 Kasım 2005;
Mouisel-Fransa no: 67263/01, Price-Birleꢀik Krallık no: 33394/96 ve Farbtuhs-Letonya no:
4672/02, 2 Aralık 2004)
Hükümet bu konuda (Papon-Fransa (no 1) no: 64666/01 ve Mirco Martinelli-Đtalya no:
68625/01, 24 Ocak 2006 ve Herczegfalvy-Avusturya 24 Eylül 1992) kararlarına atıfta
bulunmakta ve tutukluluk süresi boyunca baꢀvuranın gerek ceza ve tevkif evleri kurumlarında
gerekse en iyi hastanelerde gerekli bütün tıbbi bakımdan yararlandığını savunmaktadır.
Ayrıca baꢀvuran yasanın cezaevi yaꢀamı için öngördüğü bütün kolaylıklardan istifade
etmiꢀtir. Hükümet baꢀvuranın kendisine uygulanan tedavinin hangi ölçüde eksik ya da
yetersiz olduğunu ortaya koymadığını da eklemektedir.
AĐHM baꢀvuranın hiçbir surette daha önce öne sürmüꢀ olduğu argümanını destekleyecek bir
çaba içine girmediğini not etmektedir. Cezaevinin maddi koꢀullarının, sağlanan tıbbi bakımın
niteliğinin ve bunların mahkumiyet ile bağdaꢀıp bağdaꢀmadığı yönündeki baꢀvuranın savının
dava dosyasına eklenen çok sayıda sağlık raporu ile çürütüldüğünü ifade etmektedir (Bkz.
örneğin, sözü edilen Mouisel).
AĐHM ayrıca dava dosyasında cezaevi yönetimlerinin baꢀvuranda görülen epilepsinin cezaevi
ortamı ile bağdaꢀıp bağdaꢀmadığını dikkate almalarını gerektirecek veyahut ilgili sağlık
kurumlarında çeꢀitli müdahalelerin yapılmasını zorunlu kılacak bir durumun olduğunu
gösterir herhangi bir unsur yer almamaktadır; kaldı ki baꢀvuranın özel bu durumu tutuklu
bulunduğu müddetçe ve en azından 6 Ekim 2004 tarihine dek değiꢀiklik göstermemiꢀtir.
Sözkonusu tarihte, kesinlikle, Diyarbakır Cezaevi doktoru, baꢀvuranın gittikçe artan çok
sayıda ve öngörülemez krizler geçirirken cezaevinin, kiꢀisel gereklilikleri yeterli ꢀekilde
karꢀılayacak imkânlarının bulunmadığını belirterek, baꢀvuranın sağlık durumu ile cezaevi
yaꢀamının uygunluğuna iliꢀkin kaygılarını yetkililere bildirmiꢀtir. Bu bağlamda AĐHM,
sözkonusu bilgilerin esas hakimleri tarafından değerlendirilmesinin ardından çok kısa bir süre
sonra baꢀvuran serbest bırakıldığını gözlemlemektedir.
Olayların tamamını değerlendirmesinin ardından, AĐHM, baꢀvuranın tutukluluk koꢀullarının,
AĐHS’nin 3. maddesi kapsamına girmesi için yeterli ciddiyet seviyesine ulaꢀacak derecede
olmadığını kabul ederek mevcut davada, ulusal makamların, baꢀvuranın fiziksel ve ruhsal
bütünlüğünü koruma zorunluluğuna riayet ettiği değerlendirmesinde bulunmak gerektiği
kanaatindedir (sözü edilen Kudla; Sakkopoulos-Yunanistan, baꢀvuru no: 61828/00, 15 Ocak
2004; bkz özellikle sözü edilen Papon (no:1) ve Mario Aronica-Almanya, baꢀvuru no:
72032/01, 18 Nisan 2002).
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca baꢀvurunun sözkonusu kısmı açıkça
mesnetten yoksundur.
Sözkonusu sonuç, baꢀvuranlar, ihtilaflı yargılamanın, Diyarbakır 6 No’lu Ağır Ceza
Mahkemesi’nde halen derdest olduğunu belirttiklerinden Diyarbakır Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmadığı iddiası için de geçerlidir.
Nitekim sözkonusu koꢀullarda, AĐHM, hiçbir ꢀekilde esas hakimlerinin nihai kararları veya
olası temyiz sonucu hakkında spekülasyonda bulunamayacağından, mevcut davada ortaya
konan sorunla ilgili içtihadı göz önüne alındığında (Katar, Özcan ve Aytu-Türkiye, baꢀvuru
no: 40994/98, 13 Haziran 2002 ve Öcalan-Türkiye, baꢀvuru no: 46221/99) yargılamanın
bütünün inceleyecek durumda değildir.
Dolayısıyla baꢀvurunun sözkonusu kısmı “zamanından önce” yapılmıꢀtır (bkz, örneğin Murat
Satık, Nuran Çamlı, Fahriye Satık ve Recep Maraꢀlı – Türkiye baꢀvuru numaraları: 24737/94,
24739/94, 24740/94 ve 24741/94, 13 Mart 2001) ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.
paragrafları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Buna karꢀın, AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesi ile öngörülen hiçbir kabuledilemezlik unsuru
içermeyen baꢀvuranın diğer ꢀikayetlerini kabul etmektedir.
III. ESASA DAĐR
A. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
1. Tarafların görüꢀleri
Hükümet baꢀvuran hakkında yapılan ithamlar dikkate alındığında hakimlerin adı geçenin
adaletten kaçmaya ve/veya aleyhteki delilleri yok etmeye çabaladığı gibi bir izlenime
kapılmalarında haklı oldukları kanısındadır ve tutukluluk halinin 5/3 maddesinde yer alan
zorunlulukları karꢀıladığını savunmaktadır. Hakimler baꢀvuran tarafından yapılan bütün
serbest bırakılma taleplerini bu kararı verdikleri 16 Aralık 2004 tarihinden evvel gerektiği gibi
incelemiꢀ, herhangi bir aksama olmamıꢀtır.
Baꢀvuran adaleti yanıltmakla veya adaletten kaçmakla itham edildiğini oysa epilepsi gibi
sakatlığa yol açan bir hastalıktan muzdarip olduğundan yakınmaktadır.
2. AĐHM’nin takdiri
Uzun süren tutukluluk halinin inceleneceği dönem ile ilgili olarak mahkemenin yerleꢀik
içtihadına göndermede bulunan (Bkz. özellikle, Solmaz-Türkiye no: 27561/02, Baltacı-
Türkiye no: 495/02, 18 Temmuz 2006 ve ꢁayık vd.-Türkiye no: 1966/07, 9965/07, 35245/07,
35250/07, 36561/07, 36591/07 ve 40928/07, 8 Aralık 2009) AĐHM, bu baꢀvuruda göz önünde
bulundurulması gereken ilk dönemin 9 Haziran 1994 ve 26 ꢁubat 1998, ikinci dönemin 11
Mart 1999 ve 19 Ekim 2000 ve üçüncü dönemin ise 13 Haziran 2001 tarihleri arasında
baꢀlayıp baꢀvuranın serbest bırakıldığı 16 Aralık 2004 tarihinde sona erdiğini
gözlemlemektedir.
Suç unsurunu teꢀkil eden tutukluluğun toplam süresi sekiz yıl dokuz ay ve yirmi sekiz gündür.
Baꢀvurana yapılan ithamların ciddiyetin ayırımında olan AĐHM, bu baꢀvuruda Hükümet
tarafından öne sürülen firar etme ve adaleti engelleme risklerinin neler olduğu konusunu
anlamakta güçlük çekmektedir, üstelik böylesi bir tehlike olmamasına karꢀın esas hakimleri
neredeyse birbirinin aynısı basmakalıp ifadelerle baꢀvuranın serbest bırakılma taleplerini
reddetmiꢀtir (Bkz. diğer birçokları arasında, Temel Taꢀkın-Türkiye no: 40159/98, 30 Haziran ve Çayan Bilgin-Türkiye no: 37912/04, 8 Aralık 2009).
AĐHM daha önce incelenen bu kararlarda varmıꢀ olduğu sonucun dıꢀına çıkılmasını
gerektirecek herhangi bir neden görememekte, baꢀvurana uygulanan tutukluluk süresinin
AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlaline yol açtığı sonucuna varmaktadır (Bkz. örneğin Dereci-
Türkiye no: 7845/01, 24 Mayıs 2005, Taciroğlu-Türkiye no: 25324/02, 2 ꢁubat 2006 ve
Bağrıyanık-Türkiye no: 43256/04, 5 Haziran 2007).
B. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
1. Tarafların iddiaları
Baꢀvuran, halen derdest olan dava süresinin uzun olmasından ꢀikayetçidir.
Hükümet, öncelikle, çok sayıda terör eylemleri ile suçlanan dokuz sanık bulunduğu gerekçesi
ile mevcut davanın karmaꢀıklığına iliꢀkin argümanını sunmaktadır.
Hükümet’e göre, dava süresinin uzamasına, adaletin tecelli etmesi çerçevesinde göz ardı
edilemez üç etken neden olmuꢀtur: 3 ve 4 No’lu Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemeleri
arasındaki bilgi değiꢀimi, 11 Mart 1999 tarihli Yargıtay kararı uyarınca iki dava dosyasının
birleꢀtirilmesi ve baꢀvuranın cezai ehliyeti ve tutukluluk haliyle baꢀvuranın sağlık durumunun
uygunluğunun belirlenmesi.
Bununla birlikte Hükümet’in görüꢀüne göre, adli tatil nedeniyle geçen iki dönem dıꢀında
hakimler hiçbir eylemsiz dönemle suçlanamazlar; hakimler en fazla iki ayda bir düzenli
olarak duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀ ve adil yargılanmanın sağlanması için gerekli tedbirleri
almıꢀlardır. Buna karꢀın, mahkeme makamını protesto etmek amacıyla altı duruꢀmaya bilinçli
olarak katılmayan müvekkili gibi baꢀvuranın avukatı da dava süresinin uzamasına yol açacak
bir dizi savunma istemiꢀtir.
2. AĐHM’nin takdiri
Dikkate alınacak dönem 9 Haziran 1994 tarihinde baꢀlamıꢀtır ve taraflarca sunulan son
bilgilere göre halen devam etmektedir. Yargılama süresi halihazırda, yaklaꢀık on beꢀ yıl sekiz
ay on beꢀ günden fazla sürmüꢀtür. Böyle bir süre prima facie çok uzundur (bkz, sözü edilen
ꢁayık ve diğerleri, Arıkan-Türkiye, baꢀvuru no: 14071/04, 1 Aralık 2009 ve A. Yılmaz-
Türkiye, baꢀvuru no: 10512/02, 22 Temmuz 2008).
Đçtihadından doğan kriterler göz önüne alındığında (bkz, sözü edilen Pélissier ve Sassi-
Fransa, baꢀvuru no: 25444/94) AĐHM, diğer sekiz sanığın serbest bırakıldığı 26 ꢁubat 1998
tarihinden itibaren mevcut davada baꢀvuran tek sanık olduğundan, ihtilaflı yargılamanın sayısı
nedeniyle değil de iꢀlenen suçların sayısı nedeniyle organize suça özgü belli bir karmaꢀıklığı
olduğunun kabuledilebileceği kanaatindedir.
Nitekim AĐHM’ye göre, böyle bir süre, baꢀvuranın birkaç duruꢀmaya katılmaması veya
avukatını ꢀu ya da bu yolla bir savunma tercih etmesi gibi davaya özgü tek bir karmaꢀıklıkla
açıklanamaz (bkz, mutatis, mutandis, Reinhardt ve Slimane-Kaid-Fransa, 31 Mart 1998).
Hakimlerin sürenin uzamasına neden olan tutumları ile ilgili olarak, AĐHM, Hükümet
tarafından sürülen üç etkenin, AĐHS’nin 6/1 maddesi uyarınca adaletin iyi tecelli etmesi ilkesi
açısından haklı görülebileceğini kabul etmektedir ancak mevcut davada, 16 Aralık 2004
tarihine kadar baꢀvuranın özgürlüğünden yoksun bırakılması göz önüne alındığında
(Kalachnikov-Rusya, baꢀvuru no: 47095/99, Gezici ve Đpek – Türkiye, baꢀvuru no: 71517/01, Kasım 2005 ve sözü edilen ꢁayık ve diğerleri), sözkonusu ilkenin gereklilikleri ile
ivedilikle sonuçlanma gereklilikleri arasında adil bir dengenin hüküm sürmesi gerekirdi
(mutatis, mutandis, Neumeister-Avusturya, 27 Haziran 1968 ve Boddaert-Belçika, 12 Ekim
1992).
Sonuç olarak AĐHM, “makul süre” gerekliliği göz önüne alındığında AĐHS’nin 6/1
maddesinin ihlal edildiği kanaatindedir.
C. AĐHS’nin 6/2 maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
Baꢀvuran, AĐHS’nin 5/3 maddesi kapsamında ileri sürdüğü aynı gerekçelerle AĐHS’nin 6/2
maddesinin ihlalinden de ꢀikayetçidir.
Hükümet sözkonusu iddialara karꢀı çıkmaktadır.
Dava konusu olayların ve taraflar tarafından sunulan argümanların tamamı göz önüne
alındığında, AĐHM, AĐHS’nin 5. ve 6. maddeleri kapsamında ortaya konan esas hukuki
sorunu incelediğinden, sözkonusu ꢀikayeti incelemeye gerek olmadığı kanaatindedir (bkz,
Kamil Uzun-Türkiye, baꢀvuru no: 37410/97, 10 Mayıs 2007).
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran, on bir yıl boyunca gerek kiꢀisel gerekse sağlıkla ilgili ihtiyaçlarını karꢀılan ailesinin
yapmıꢀ olduğu masraflar için 50.000 Euro maddi tazminat talep etmektedir. Ayrıca baꢀvuran,
yıllar boyunca maruz kaldığı acılardan dolayı 100.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet, sözkonusu iddiaların, mesnetsiz, belgelere dayanmayan ve aꢀırı olduğu
kanaatindedir.
AĐHM, tespit edilen ihlallerle iddia edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı
görememekte ve sözkonusu talebi reddetmektedir. Buna karꢀın AĐHM, baꢀvurana 15.000
Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiği kanaatindedir. Ayrıca AĐHM, kendisine sunulan
belgelere göre davanın halen derdest olduğunu hatırlatmaktadır. AĐHM, böyle bir durum
sözkonusu olduğunda, tespit edilen ihlalin giderilmesi için en uygun yolun, adil yargılanma
hakkının gereklerini yerine getirerek mümkün olduğunca ivedi bir biçimde davanın
sonlandırılması olacağı kanaatindedir (bkz, örneğin, Arıkan-Türkiye, baꢀvuru no: 14071/04, 1
Aralık 2009, Yakıꢀan-Türkiye, baꢀvuru no: 11339/03, 6 Mart 2007 ve sözü edilen ꢁayık ve
diğerleri).
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran, ulusal mahkemeler önünde yapmıꢀ olduğu yargılama masraf ve gideri için 7.000
Euro ve AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama masraf ve gideri için 3.600 Euro talep
etmektedir. Ulusal mahkemeler önünde yapmıꢀ olduğu harcamalar ile ilgili olarak, baꢀvuran,
altmıꢀ saatlik avukatlık çalıꢀma saatine (saati 100 Euro’dan 6.000 Euro), on kere yer
değiꢀtirmesi nedeniyle ortalama 500 Euro tutan meblağa ve kırtasiye masrafları olarak ödenen Euro’ya iliꢀkin bir not sunmaktadır. AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu harcamalar ile ilgili
olarak, baꢀvuran, otuz saatlik avukatlık ücretini (yaklaꢀık 3.000 Euro), 200 Euro’luk posta
ücretini ve 100 Euro’luk çeviri masraflarını belirtmektedir. Talebine 120 TL tutarında
kırtasiye, 106,20 TL tutarında çeviri ve 205 TL tutarında yakıt masrafı eklemektedir.
Hükümet, AĐHM’ye, makul olmadığına ve belgelerle desteklenmediğine hükmettiği
sözkonusu talepleri reddetme çağrısında bulunmaktadır.
AĐHM içtihadına göre bir baꢀvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak
gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul yapısı ortaya konduğu sürece elde edebilir.
Mevcut davada, sahip olduğu belgelerin ve yukarıda sözü edilen kriterlerin tamamı göz önüne
alındığında, AĐHM, ulusal mahkemeler önündeki yargılama masraf ve giderlere iliꢀkin talebi
reddetmekte ve AĐHM önündeki yargılama masraf ve gideri için baꢀvurana Avrupa Konseyi
tarafından adli yardım olarak ödenen 850 Euro düꢀülerek 1.500 Euro ödenmesinin uygun
olacağına kanaat getirmektedir.
C. Gecikme faizi
AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı
orana üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenmesinin uygun olacağına hükmetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun, AĐHS’nin 5/3 (tutukluluk süresi), 6/1 (yargılama süresi) ve 6/2
(masumiyet karinesi) maddeleri kapsamında yapılan ꢀikayetlere iliꢀkin kısmının
kabuledilebilir, geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. AĐHS’nin 6/2 maddesi kapsamında yapılan ꢀikayetin ayrıca incelenmesine gerek
olmadığına;
5. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, Savunmacı
Devlet tarafından baꢀvurana her türlü vergiden muaf tutularak 15.000 Euro (on beꢀ bin
Euro) manevi tazminat ve Avrupa Konseyi tarafından baꢀvurana ödenen 850 Euro
düꢀürülerek 1.500 Euro (bin beꢀ yüz Euro) yargılama masraf ve gideri ödenmesine;
6.
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç
puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
7. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 16 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło