10324/05

WyrokETPCz2009-07-28ECLI:CE:ECHR:2009:0728JUD001032405

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego oraz brak dostępu do pomocy prawnej w trakcie zatrzymania naruszyły prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 i 3 lit. c Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że okres postępowania karnego trwający około sześciu lat i dziewięciu miesięcy w dwóch instancjach był nadmierny i nie spełniał wymogu „rozsądnego terminu”, zwłaszcza że rząd nie przedstawił dowodów na poparcie twierdzeń o nieobecności skarżącego lub jego adwokata, ani na to, że złożoność sprawy uzasadniała tak długi czas. Ponadto, odwołując się do precedensu w sprawie Salduz przeciwko Turcji, Trybunał stwierdził, że brak dostępu do adwokata w początkowej fazie zatrzymania policyjnego, gdzie zeznania były pobierane i wykorzystywane w postępowaniu, stanowił naruszenie prawa do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżący, İzzet Özcan, został dwukrotnie aresztowany w Turcji pod zarzutem członkostwa w PKK. W 1996 roku, po zatrzymaniu, przyznał się do członkostwa, ale później odwołał zeznania, twierdząc, że zostały wymuszone przez policję, i został uniewinniony. W 1997 roku został ponownie zatrzymany, przyznał się do udziału w działaniach zbrojnych PKK, ale ponownie odwołał zeznania policyjne, potwierdzając jednocześnie zeznania złożone prokuratorowi. Został skazany na 16 lat i 8 miesięcy więzienia, a wyrok ten został podtrzymany przez Sąd Kasacyjny po korekcie podstawy prawnej.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 i art. 6 ust. 3 lit. c Konwencji. 3. Zasądza na rzecz skarżącego 3 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 000 EUR tytułem kosztów i wydatków. 4. Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   ĐZZET ÖZCAN -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:10324/05)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Temmuz 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (10324/05) no’lu davanın nedeni (T.C.   vatandaꢀı) Đzzet Özcan’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 28 ꢁubat 2005   tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa   Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından M. S. Tanrıkulu tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   Baꢀvuran 1977 doğumludur ve Diyarbakır’da ikamet etmektedir.   Mart 1996 tarihinde, baꢀvuran, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi’ne   bağlı polis memurları tarafından PKK üyesi olduğu gerekçesiyle yakalanmıꢀ ve gözaltına   alınmıꢀtır.   Mart 1996 tarihli ifadesinde baꢀvuran, 1994 yılında PKK üyesi olduğunu ve sözkonusu   örgütte askeri ve siyasi eğitim gördüğünü kabul etmiꢀ; üç ayın ardından örgütten kaçtığını   beyan etmiꢀtir.   Mart 1996 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı tarafından   baꢀvuranın ifadesi alınmıꢀtır. Baꢀvuran, Savcıya verdiği ifadesinde, üç ayın sonunda PKK’dan   hiç silah kullanmamıꢀ olarak ayrıldığını beyan etmiꢀtir. Baꢀvuran, zorla imza attırmak   amacıyla polisin kendisini dövdüğünü ileri sürerek, gözaltında verdiği ifadesinin içeriğini   reddetmiꢀtir.   Aralık 1996 tarihinde, baꢀvuran serbest bırakılmıꢀ ve hakkındaki suçlamalardan beraat   etmiꢀtir.   Aralık 1997 tarihinde, baꢀvuran, PKK üyesi olmaktan yeniden yakalanmıꢀ ve gözaltına   alınmıꢀtır.   Aralık 1997 tarihinde, baꢀvuranın ifadesi alınmıꢀtır. Baꢀvuran, PKK bünyesinde askeri   eğitim gördüğünü, özellikle köy saldırısı, polis karakolu saldırısı ve güvenlik güçleri ile silahlı   çatıꢀma gibi silahlı eylemlere katıldığını kabul etmiꢀtir.   Aralık 1997 tarihinde, baꢀvuran, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi   karꢀısına çıkarılmıꢀtır. Sözkonusu hakim, baꢀvuranın tutuklanmasına karar vermiꢀtir. Hakim   tarafından dinlendiği sırada, baꢀvuran, gözaltında baskı altında verdiğini ileri sürdüğü ifadeyi   reddetmiꢀ ancak Savcıya vermiꢀ olduğu ifadesini doğrulamıꢀtır.   Aralık 1997 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,   baꢀvuranı, PKK üyesi olmakla ve bölgesel bölücülük maksadıyla silahlı eylemlere katılmakla   suçlamıꢀtır. Savcı, TCK’nın 125. maddesi uyarınca baꢀvuranın mahkumiyetini talep etmiꢀtir.   ꢁubat 1998 tarihli duruꢀma sırasında, baꢀvuran, atılı olayları reddetmiꢀ ve masum   olduğunu dile getirmiꢀtir. Baꢀvuran, yasadıꢀı örgüte katıldığını kabul etmiꢀ ancak üç ayın   sonunda sözkonusu örgütten ayrıldığını beyan etmiꢀtir. Baꢀvuran, ayrıca, tehdit ve baskılarla   imza atmaya zorlandığını ileri sürerek gözaltı sırasında vermiꢀ olduğu ifadesinin içeriğine de   itiraz etmiꢀtir.   Ekim 2000 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranı atılı olaylardan suçlu bulmuꢀ   ve Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca ölüm cezasına çarptırmıꢀtır. Baꢀvuranın   olaylar esnasında reꢀit olmadığı ve duruꢀmadaki iyi hali göz önüne alınarak, hakkında   hükmedilen ceza, on altı yıl sekiz ay hapis cezasına indirilmiꢀtir.   Eylül 2001 tarihinde, Yargıtay, sözkonusu mahkumiyet kararını bozmuꢀtur.   Aralık 2003 tarihinde, iade edilen kararı inceleyen Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranı   atılı olaylardan suçlu bulmuꢀ ve Türk Ceza Kanunun 125. maddesi uyarınca ağırlaꢀtırılmıꢀ   müebbet hapis cezasına çarptırmıꢀtır. Davası süresince reꢀit olmadığı göz önüne alınarak,   baꢀvuranın cezası, on altı yıl sekiz ay hapis cezasına indirilmiꢀtir.   Eylül 2004 tarihinde, Yargıtay, sözkonusu cezanın ardından Türk Ceza Kanununa getirilen   düzenlemeyi göz önüne almak maksadıyla hukuki temelin düzeltilmesinden sonra baꢀvuranın   mahkumiyetini onamıꢀtır.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6/1 VE 6/3 C) MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, hakkında yürütülen ceza davasının süresinden ve gözaltı sırasında avukat   yardımından yararlanamamasından ꢀikayetçidir. Baꢀvuran, AĐHS’nin 6/1 ve 6/3 c) maddesine   atıfta bulunmaktadır.   Hükümet, sözkonusu iddiaya karꢀı çıkmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   Hükümet, gözaltı sırasında bir avukatın hazır bulunmadığı hususunda yapmıꢀ olduğu   ꢀikayetini ulusal mahkemeler önünde ifade etmemesi nedeniyle baꢀvuranın iç hukuk yollarını   tüketmediğini savunmaktadır.   AĐHM, daha önce benzer bir itirazı reddettiğini hatırlatmaktadır (Taꢀçıgil-Türkiye, baꢀvuru   no: 16943/03, 3 Mart 2009). Mevcut davada, AĐHM, benimsenen çözümden sapmasını   gerektiren hiçbir unsur görememekte ve sonuç olarak bu bağlamda Hükümet’in ön itirazını   reddetmektedir.   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   1. Yargılama süresi   Hükümet, ulusal mahkemelerin gereken her türlü ihtimamla hareket ettiklerini savunmaktadır.   Ayrıca Hükümet, ihtilaf konusu davanın karmaꢀık olduğunu, baꢀvuran ve avukatının   yinelenen gaybubetlerinin davanın uzamasına yol açtığını belirtmektedir.   Baꢀvuran, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.   Dikkate alınacak dönem 3 Aralık 1997 tarihinde baꢀvuranın yakalanması ile baꢀlamıꢀ ve 23   Eylül 2004 tarihinde sona ermiꢀtir; baꢀka bir deyiꢀle sözkonusu dönem, baꢀvuranın davasının   her mahkemede iki kez görüldüğü iki dereceli yargıda yaklaꢀık altı yıl dokuz aydan fazla   sürmüꢀtür.   AĐHM, dava süresinin makul yapısını, dava koꢀullarında ve özellikle davanın karmaꢀıklığı,   baꢀvuran ve yetkili mercilerin tutumları olmak üzere AĐHM içtihadı tarafından benimsenen   kriterleri dikkate alarak değerlendirdiğini hatırlatmaktadır (Pélissier ve Sassi-Fransa, baꢀvuru   no: 25444/94).   AĐHM, müteaddit defalar mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan davaları   incelemiꢀ ve AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir.   Takdirine sunulan unsurların tamamını incelemesinin ardından AĐHM, Hükümet’in ihtilaflı   yargılama süresince baꢀvuran ve avukatının yinelenen gaybubetlerine iliꢀkin iddialarını   destekleyen hiçbir belge sunmadığını gözlemlemektedir. AĐHM, tek baꢀına davanın karmaꢀık   yapısının, yargılama süresini haklı kılamayacağı kanaatindedir.   Dolayısıyla konuya iliꢀkin içtihadını göz önüne alan AĐHM, mevcut davada yargılama   süresinin çok uzun olduğu ve “makul süre” gerekliliğini karꢀılamadığı kanaatine varmaktadır.   Bu itibarla, AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   2. Avukat yardımı yapılmaması   AĐHM, Hükümet’in, gözaltı sırasında baꢀvuranın avukat yardımından yararlanmadığı   hususuna itiraz etmediğini gözlemlemektedir. Bu bağlamda AĐHM, baꢀvuranın sunduğu   ꢀikayete benzer bir ꢀikayeti inceleme imkanı bulduğunu ve gözaltı sırasında baꢀvuranın   avukat yardımından yararlanamaması nedeniyle AĐHS’nin 6/3 c) maddesinin ihlal edildiği   sonucuna ulaꢀtığını hatırlatmaktadır (Salduz-Türkiye, baꢀvuru no: 36391/02, 27 Kasım 2008).   Bahsekonu Salduz kararında belirlenen ilkeler ıꢀığında iꢀbu kararı inceleyen AĐHM,   Hükümet’in mevcut davada farklı bir sonuca ulaꢀma imkanı sağlayacak hiçbir tespit ve delil   sunmadığı değerlendirmesinde bulunmaktadır.   Dolayısıyla, AĐHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte AĐHS’nin 6/3 c) maddesi ihlal edilmiꢀtir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran, 30.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.   Hükümet, sözkonusu iddiaya itiraz etmektedir.   AĐHM, daha önce, baꢀvuranın gözaltında bulunduğu sırada bir avukatın hazır bulunmaması   nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte AĐHS’nin 6/3 c) maddesi ihlali için en uygun   telafi yolunun sözkonusu hüküm ihlal edilmemiꢀ olsaydı baꢀvuranın içinde bulunabileceği   duruma olabildiğince tekabül eden bir durum yaratmak olduğunu benimsediğini   hatırlatmaktadır (Sözüedilen Salduz-Türkiye). AĐHM, sözkonusu ilkenin mevcut davaya   uygulanmasına hükmetmektedir. Sonuç itibariyle AĐHM, en uygun telafi yönteminin   baꢀvuranın talep etmesi halinde, AĐHS’nin 6/1 maddesinin gerekliliklerini karꢀılayacak   ꢀekilde yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir.   Ayrıca, AĐHM, baꢀvurana 3.000 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran, avukatlık ücreti olarak 3.795 Euro talep etmekte ve bu bağlamda çalıꢀma saatlerine   iliꢀkin bir dekontu ve Diyarbakır Barosu avukatlık ücret tarifesini belge olarak sunmaktadır.   Baꢀvuran ayrıca, AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama masraf ve giderleri kapsamında   adli yardım olarak ödenebilecek miktara tekabül eden bir meblağ talep etmektedir.   Hükümet, sözkonusu iddialara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM içtihadına göre bir baꢀvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak   gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul yapısı ortaya konduğu sürece elde edebilir.   Mevcut davada, sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak   AĐHM, baꢀvurana 1.000 Euro ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.   C. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı   orana üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafının ve 3. paragrafının c) bendinin ihlal edildiğine;   3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, her türlü   vergiden muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından baꢀvurana 3.000 Euro (üç bin   Euro) manevi tazminat ve 1.000 Euro (bin Euro) yargılama masraf ve gideri   ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve   3. paragraflarına uygun olarak 28 Temmuz 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło