10332/02;25805/02

WyrokETPCz2008-01-24ECLI:CE:ECHR:2008:0124JUD001033202

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy ponowna ocena przez sądy krajowe faktów prawomocnie ustalonych w poprzednim postępowaniu, prowadząca do odmiennych rozstrzygnięć w tej samej sprawie, narusza prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że sądy krajowe, zmieniając swoje stanowisko co do daty faktycznego zajęcia nieruchomości, naruszyły zasadę pewności prawa (res judicata) oraz uzasadnione oczekiwania skarżących. Wcześniejsze orzeczenia sądów krajowych prawomocnie ustaliły datę zajęcia na 1991 rok i przyznały odszkodowanie. Późniejsza zmiana tej oceny przez Sąd Kasacyjny, bez ważnego powodu, doprowadziła do odrzucenia roszczeń o dodatkowe odszkodowanie jako przedawnionych, co było sprzeczne z zasadą spójności orzecznictwa i naruszyło prawo skarżących do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżący byli współwłaścicielami działki w Şanlıurfa, która została faktycznie zajęta przez Ministerstwo Obrony w 1991 roku bez wypłaty odszkodowania. W 1996 roku skarżący złożyli pozwy o odszkodowanie, a sądy krajowe początkowo ustaliły datę zajęcia na 1991 rok i przyznały częściowe odszkodowanie, które zostało wypłacone w 1999 roku. Następnie skarżący złożyli pozwy o dodatkowe odszkodowanie, jednak Sąd Kasacyjny zmienił swoje wcześniejsze ustalenia, uznając, że zajęcie miało miejsce w połowie lat 70. (prawdopodobnie w 1977 roku), co skutkowało odrzuceniem roszczeń jako przedawnionych.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: połączył skargi; uznał skargi za dopuszczalne; stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji; uznał, że nie ma potrzeby odrębnego badania skargi na podstawie art. 1 Protokołu nr 1; zasądził na rzecz skarżących İlhami Gög i Zerife Kolsuzoğlu po 10 000 EUR oraz na rzecz İslim Agbayır 15 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody majątkowe i niemajątkowe, powiększone o odsetki; oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   GÖG & KOLSUZOĞLU VE AGBAYIR – TÜRKİYE   (Başvurular no. 10332/02 ve no. 25805/02)   KARAR   STRAZBURG   Ocak 2008   İşbu karar AİHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   düzeltmelere tabi olabilir.   __________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2011. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 10332/02 ve 25805/02 başvuru numaralı davanın   nedeni T.C. vatandaşları İlhami Gög, Zerife Kolsuzoğlu ve İslim Agbayir’ın (“başvuranlar”)   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne sırasıyla 9 Ağustos 2001 ve 23 Aralık 2000 tarihlerinde   Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları   başvurulardır.   Başvuranlar, Şanlıurfa Barosu avukatlarından A. Elçi ve O. Kaysı tarafından temsil   edilmişlerdir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOŞULLARI   Başvuranlar, sırasıyla, 1948, 1936 ve 1939 doğumludurlar ve Şanlıurfa’da ikamet   etmektedirler.   Başvuranlar, Şanlıurfa’nın Karaköprü beldesinde yer alan ve tapu sicilinde parsel   numarası 740 olarak kayıtlı olan bir arsanın ortak sahipleriydiler.   Nisan 1989 tarihinde, Şanlıurfa Valiliği, başka arsalarla birlikte başvuranların   arsasını kamulaştırma kararı almıştır. Kamulaştırma ile, söz konusu arsaların askeri ihtiyaçlar   için Savunma Bakanlığı’na tahsis edilmesi amaçlanmıştır.   tarihinde, Savunma Bakanlığı, başvuranlara tazminat ödemeden arsaya el   koymuştur.   A. Fiili (de facto) kamulaştırmaya yönelik tazminat davası   Eylül 1996 tarihinde, İlhami Gög ve Zerife Kolsuzoğlu, diğer davacılarla birlikte,   fiili kamulaştırmaya karşı Bakanlık hakkında tazminat davası açmışlardır (esas no. 1996/857).   Bakanlığın, resmi bir kamulaştırma olmaksızın, arsalarını, 1991 tarihinden itibaren işgal   ettiğini ileri sürmüşlerdir.   Aynı tarihte, aynı durumdan şikayetçi olan İslim Agbayır da diğer davacılarla birlikte   dava açmıştır (esas no. 1996/855).   Başvuranlar, her iki davayı da kısmi taleplerle açmışlar ve ekspertiz raporlarının kısmi   taleplerini aşması halinde ek tazminat talebinde bulunma haklarını saklı tutmuşlardır.   Bakanlık, her iki davada da, arsayı 1970’li yılların ortalarından itibaren işgal ettiğini   ve davaların zamanaşımına uğramış olduğunu iddia etmiştir. Bakanlık, bu iddiasını 2942   sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 38. maddesine dayandırmıştır. Söz konusu maddeye göre,   fiili kamulaştırmaya ilişkin her türlü dava hakkı yirmi yıl sonra düşer ve bu süre taşınmaz   mala el koyma tarihinden başlar.   Aralık 1996 tarihinde, mahkeme, olay yeri incelemeleri yürütmüştür. Mahkeme   tarafından tayin edilen bilirkişiler, hem Gög hem de Kolsuzoğlu’nun 1/13 (on üçte bir)   hisseye sahip olduğu arsanın değerini 52,517,752,560 Türk Lirası olarak tespit etmiş;   Agbayır’ın 1/3 (üçte bir) hisseye sahip olduğu arsanın değerini ise 162,555,120,000 Türk   Lirası olarak tespit etmiştir.   Buna göre, 27 Aralık 1996 tarihinde, Şanlıurfa Hukuk Mahkemesi, başvuranlara kısmi   taleplerinin tam olarak ödenmesi, yani Agbayır’a (esas no. 1998/21) 80,000,000,000 Türk   Lirası; Gög ve Kolsuzoğlu’na (esas no. 1998/23) 26,000,000,000 Türk Lirası ödenmesi   yönünde iki karar vermiştir.   Temyiz üzerine, Yargıtay, her iki kararı da bozmuş ve hukuk mahkemesini, arsanın   değerine ilişkin inceleme kapsamını genişletmeye yönlendirmiştir.   Şanlıurfa Hukuk Mahkemesi, bu karara uygun olarak davayı yeniden başlatmıştır. Ek   incelemeleri aynı değerlendirmelerle sonuçlandığı için 27 Ekim 1998 tarihinde, başvuranlara   daha önce belirlenen miktarlarla aynı miktarların ödenmesi yönünde iki karar vermiştir.   Mahkeme, ayrıca, tartışma konusu arsanın Hazine adına tescil edilmesini emretmiştir.   Buna ek olarak, el koymanın gerçekleştiği yıla ilişkin bir tespitte bulunmuştur. Mahkeme,   başvuranlarca verilen tanık ifadelerinin Bakanlık tarafından sunulan belgelerden daha ikna   edici olduğuna karar vererek, el koymanın 1991 yılında gerçekleştiğine kanaat getirmiştir.   Aralık 1998 tarihinde, Yargıtay her iki kararı da onamıştır.   Mayıs 1999 tarihinde, ilgili miktarlar kanuni faizleriyle birlikte, yani 165,577,780   Türk Lirası (esas no. 1998/21) ve 53,812,780 Türk lirası (esas no. 1998/23) olarak   başvuranlara ödenmiştir.   B. Ek tazminat davası   Başvuranlar ek tazminat talebinde bulunma haklarını saklı tutmuş oldukları için,   tazminat olarak ödenen miktarlarla bilirkişiler tarafından tespit edilen ve mahkeme tarafından   kabul edilen değerler arasındaki farkın ödenmesi için müteakip davalar açmışlardır. Bu   hususta, Agbayır, 20 Temmuz 1999 tarihinde, bir diğer davacı ile birlikte Şanlıurfa Hukuk   Mahkemesi’ne başvurmuş ve kalan 27,518,373,000 Türk Lirasını talep etmiştir (esas no.   1999/568). Bir gün sonra, Gög ve Kolsuzoğlu da aynı mahkemeye başvurmuşlar ve ayrı ayrı   4,252,180,480 Türk Lirası talep etmişlerdir (esas no. 1999/576).   1999/568 esas sayılı davada, mahkeme, 5 Ekim 1999 tarihinde Agbayır lehinde karar   vermiş ve talebini tamamıyla kabul etmiştir. Ancak, Yargıtay, 9 Aralık 1999 tarihinde, ilgili   davada ilk kez olmak üzere, el koymanın 1970’li yılların ortalarında, büyük ihtimalle de 1977   yılında gerçekleştiğine dair Bakanlık iddiası lehinde karar vermiştir. Buna göre, ek tazminat   davalarının, Kamulaştırma Kanunu’nun 38. maddesinde öngörülen 20 yıllık zamanaşımı   süresi dışında açıldığı kararını vermiştir.   Mayıs 2000 tarihinde, Şanlıurfa Hukuk Mahkemesi, bu karara uymuş ve 1999/568   esas sayılı davayı reddetmiştir. 29 Haziran 2000 tarihinde, Yargıtay bu kararı onamıştır.   Karar, 10 Temmuz 2000 tarihinde kesinleşmiştir.   1999/567 esas sayılı dava da benzer şekilde sonuçlanmıştır. Şanlıurfa Hukuk   Mahkemesi, 6 Temmuz 2000 tarihinde, Gög ve Kolsuzoğlu’nun ek tazminat taleplerini   zamanaşımına uğramış olmaları nedeniyle reddetmiştir. Yargıtay, bu kararı 19 Nisan 2001   tarihinde onamış ve kararın düzeltilmesini reddetmiştir. Karar, 4 Haziran 2001 tarihinde   kesinleşmiştir.   Nisan 2003 tarihinde, Anayasa Mahkemesi, Kamulaştırma Kanunu’nun 38.   maddesini iptal etmiştir.   HUKUK   AİHM, iki başvurunun benzerliği karşısında başvuruları birleştirmenin uygun olduğu   kararını vermiştir.   I. HÜKÜMET’İN KABULEDİLEBİLİRLİĞE İLİŞKİN İTİRAZLARI   Hükümet, üç gerekçeye dayanarak, başvuruların kabuledilebilirliğine itirazda   bulunmuştur. İlk olarak, başvuranların, kamulaştırma karşılığı tam tazminat almış olmaları   nedeniyle mağdur konumda olmadıklarını iddia etmiştir. İkinci olarak, başvuranlar altı ay   kuralına uymamışlardır; zira, Şanlıurfa ilk derece mahkemesi tarafından taşınmazın mülkiyeti   hakkındaki nihai kararlar, İlhami Gög ve Zerife Kolsuzoğlu’na ilişkin olarak 3 Aralık 1998   tarihinde ve İslim Agbayır’a ilişkin olarak 23 Aralık 1998 tarihinde verilmiştir. Öte yandan,   başvuranlar, sırasıyla 9 Ağustos 2001 ve 23 Aralık 2000 tarihlerinde başvuruda   bulunmuşlardır. Hükümet, üçüncü olarak, başvuranların ayrıca iç hukuk yollarını   tüketmediklerini; zira, 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesini geçersiz kılan 10 Nisan 2003   tarihli Anayasa Mahkemesi kararını müteakip yeni bir ek tazminat davası açabileceklerini ileri   sürmüştür.   Başvuranlar, AİHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafında ortaya konan kabuledilebilirlik   kriterlerine uyduklarını iddia etmişlerdir.   AİHM, başlangıç olarak, şikayetlerin önemli ölçüde aynı olaylardan kaynaklanması   sebebiyle bu davanın Gök ve Diğerleri – Türkiye (başvurular no. 71867/01, no. 71869/01, no.   73319/01 ve no. 74858/01, 17 Temmuz 2006) davası ile benzer olduğunu belirtmiştir: Bu   davadaki başvuranlar (Şanlıurfa) Karaköprü’de yer alan aynı arsanın (parsel no.740) geri   kalan ortak sahiplerinden bazılarıdır. Bu durum karşısında, AİHM, başvuranların mağdur   konumuna ilişkin Hükümet’in benzer bir itirazını yukarıda belirtilen kararda incelemiş ve   reddetmiş olduğunu kaydetmiştir (bkz. Gök ve Diğerleri). Bu davada farklı bir sonuca varmak   için bir gerekçe görmemiştir.   AİHM, altı ay kuralına uyulmadığı iddiası hususunda ise, başvuranların şikayetlerinin,   kamulaştırma karşılığında tazminat alamamaya ilişkin olmadığını; yerel mahkemelerin (10   Temmuz 2000 ve 4 Haziran 2001 tarihlerinde sona eren davanın konusu oluşturan) ek   tazminat ödemeyi reddetmesine ilişkin olduğunu belirtmiştir. AİHM, Gög ve Kolsuzoğlu’nun   başvurularını 9 Ağustos 2001 tarihinde yaptıklarını ve Agbayır’ın başvurusunu 23 Aralık   tarihinde yaptığını göz önünde bulundurarak, başvuruların altı ay süresi içinde yapıldığı   kararını vermiştir.   Son olarak, AİHM, Hükümet’in başvuranların iç hukuk yollarını tüketmedikleri   iddiası hususunda, Türk Anayasası’nın 153/6. maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesi’nin   iptal kararının sonuçlarının geriye dönük olmadığını belirtmiştir. Dolayısıyla, AİHM,   Hükümet’in iddiasının aksine, başvuranların, 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesini geçersiz   kılan Anayasa Mahkemesi kararından sonra dava açamayacaklarını tespit etmiştir.   Yukarıda   belirtilenler   karşısında,   AİHM,   Hükümet’in   başvuruların   kabuledilebilirliğine ilişkin itirazlarını reddetmiştir.   AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvuruların dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başvuruların başka açılardan bakıldığında da   kabuledilemezlik unsuru taşımadıklarını tespit etmiştir. Bu nedenle başvurular kabuledilebilir   niteliktedir.   II. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuranlar, yerel mahkemelerin, önceki davalarda fiili el koyma tarihini hali hazırda   olarak belirlemiş olmalarına rağmen kendilerine ek tazminat ödememelerinin, AİHS’nin   6/1. maddesi uyarınca davalarının hakkaniyete uygun olarak görülmesi haklarını ihlal ettiği   konusunda şikayetçi olmuşlardır. Söz konusu maddenin ilgili kısmı şöyledir:   “Herkes, ... medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, ... konusunda karar verecek olan, ... bir   mahkeme tarafından davasının ... hakkaniyete uygun ... olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.”   Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.   AİHM, yukarıda belirtilen Gök ve Diğerleri davasında, söz konusu arsanın 1991   tarihinde Savunma Bakanlığı tarafından işgal edildiği yönündeki kararını ve kamulaştırma   karşılığı tazminat ödenmesi yönündeki yerel mahkeme kararları ile başvuranların, 2942 sayılı   Kanun’un 38. maddesi çerçevesinde zamanaşımı süresinin işlemeye başlayacağı tarihin   belirlenmesi hususunda res judicata (daha önce üzerinde hukuki bir karar alınmış bir husus)   hakkı kazanmış olduklarını hatırlatmıştır (bkz., yukarıda anılan Gök ve Diğerleri).   Oysa ki, Yargıtay’ın, arsanın işgalinin 1977 tarihinde gerçekleşmiş olarak kabul   edilmesi yönündeki kararının ardından, Şanlıurfa ilk derece mahkemesi, 27 Aralık 1996 tarihli   kararlarındaki tespitlerini göz ardı etmiş ve 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesine uygun olarak   başvuranların ek tazminat taleplerini zamanaşımına uğramış olmaları nedeniyle reddetmiştir.   Mahkemenin önceki kararından sapması, “değiştirilemez” olan ve dolayısıyla daha önce   üzerinde hukuki bir karar alınmış bir husus oluşturan ve üstelik infaz edilmiş olan eski   kararlarını bozmamıştır (bkz., aksi ile, Gök ve Diğerleri kararında anılan Brumărescu –   Romanya [BD], no. 28342/95). Olguların bu şekilde yeniden değerlendirilmesi, aynı   mahkeme tarafından alınan kararlardan tamamen farklı kararların alınmasına yol açtığı ve   başvuranların, aynı dava konusunda aynı mahkemenin önceki iki nihai kararı ile uyumlu bir   karar vereceği yönündeki meşru beklentisine aykırı olduğu için hukukun birliği ilkesi ile   uyuşmaz olarak kabul edilmelidir (bkz., yukarıda anılan Gök ve Diğerleri).   Yukarıda belirtilen değerlendirme uyarınca, AİHM, yerel mahkemelerin, hali hazırda   nihai kararlarda kesinleşmiş olan bir konuyu geçerli bir sebep olmaksızın yeniden   değerlendirmekle, hukukun birliği ilkesini ihlal ettiği kararına varmıştır.   Dolayısıyla, AİHS’nin 6/1. maddesi çerçevesinde, başvuranların, davanın hakkaniyete   uygun olarak görülmesi hakları ihlal edilmiştir.   III. AİHS’NİN 1 NO.’LU PROTOKOL’ÜNÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ   İDDİASI   Başvuranlar, aynı olayları temel alarak, 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal   edildiği konusunda şikayetçi olmuşlardır.   6. maddeye ilişkin verilen kararı göz önünde bulunduran AİHM, bu davada   Protokol’ün de ihlal edilip edilmediğine ilişkin ayrı bir inceleme yürütmenin gerekli olmadığı   kanısına varmıştır.   IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   Sözleşme’nin 41. maddesine göre “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal   edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen   telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören   tarafın adil tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Başvuranlardan İlhami Gög ve Zerife Kolsuzoğlu, ayrı ayrı, 82,942 Euro maddi   tazminat ve 5,000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır. Başvuran İslim Agbayır,   247,000 Euro maddi tazminat ve 20,000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmuştur.   Hükümet, tazminat ödenmemesi gerektiğini belirtmiştir.   Sahip olduğu belgeleri dikkate alan ve hakkaniyet temelinde karar veren AİHM,   başvuranlar İlhami Gög ve Zerife Kolsuzoğlu’na ayrı ayrı 10,000 Euro ve İslim Agbayır’a   15,000 Euro ödenmesine karar vermiştir. Söz konusu miktarlar, başvuranlar tarafından   uğranılan her türlü zararı karşılamaktadır (bkz., yukarıda anılan Gök ve Diğerleri).   B. Yargılama masraf ve giderleri   Başvuranlar, ayrıca, AİHM’de yapılan mahkeme masraflarına karşılık 7,000 Euro   talep etmişlerdir.   Hükümet, başvuranların talebinin asılsız olduğunu ileri sürmüştür.   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, başvuran, ancak mahkeme   masraflarının zorunlu olarak ve gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı   durumda mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Bu davada, yukarıda belirtilen   kriterleri ve başvuranların taleplerini doğrulayamadıklarını göz önünde tutan Mahkeme, bu   başlık altında tazminat ödenmemesine karar vermiştir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı   orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AİHM OYBİRLİĞİ İLE   1. Başvuruları birleştirmeye;   2. Başvuruların kabuledilebilir olduğuna;   3. AİHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;   4. AİHS’nin 1 No.’lu Protokolü’nün 1. maddesi uyarınca olan şikayetin ayrı olarak   incelenmesinin gerekli olmadığına;   5. a) Ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere Savunmacı   Hükümet tarafından başvuranlara aşağıda belirtilen tazminat miktarlarının ödenmesine;   (i) İlhami Gög için 10,000 Euro (on bin Euro);   (ii) Zerife Kolsuzoğlu için 10,000 Euro (on bin Euro); ve   (iii) İslim Agbayır için 15,000 Euro (on beş bin Euro);   (iv) artı bu miktarlara uygulanabilecek her türlü vergi;   b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa   Merkez Bankası’nın o dönem marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranının üç   puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;   6. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve   3. paragrafları gereğince 24 Ocak 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.   Sally Dollé   Zabıt Katibi   Françoise Tulkens   Başkan   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 15.07.2026. · Źródło