10477/02

WyrokETPCz2008-07-17ECLI:CE:ECHR:2008:0717JUD001047702

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego o oszukańcze bankructwo, trwającego ponad sześć lat i dziesięć miesięcy, naruszyła prawo skarżącego do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji, ponieważ postępowanie karne przeciwko skarżącemu trwało nadmiernie długo – sześć lat i dziesięć miesięcy. Trybunał ocenił długość postępowania w świetle kryteriów takich jak złożoność sprawy, zachowanie skarżącego i postępowanie władz krajowych. Stwierdzono, że sprawa nie była skomplikowana, a zachowanie skarżącego nie przyczyniło się do opóźnień. Główne opóźnienia wynikały z zaniedbań władz sądowych, w tym z opóźnień w wysyłaniu wezwań, błędnych adresów, opóźnień w żądaniu i kompletowaniu dokumentów oraz długiego oczekiwania na opinię biegłego. Te zaniedbania doprowadziły do wielokrotnych odroczeń rozpraw, co w konsekwencji naruszyło wymóg rozsądnego terminu.
Stan faktyczny
Skarżący, Hüseyin Erten, był oskarżony o oszukańcze bankructwo. Postępowanie karne rozpoczęło się 1 września 1994 roku, a skarżący został aresztowany 21 czerwca 1996 roku i zwolniony 9 sierpnia 1996 roku. Sąd pierwszej instancji skazał go na karę pozbawienia wolności, ale wyrok został uchylony przez Sąd Kasacyjny z powodu braku opinii biegłego. Po ponownym rozpoznaniu sprawy, które charakteryzowało się licznymi opóźnieniami ze strony sądów, skarżący został uniewinniony 5 grudnia 2001 roku. Ostatecznie, 28 kwietnia 2003 roku, Sąd Kasacyjny stwierdził przedawnienie publicznego oskarżenia.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę dotyczącą długości postępowania za dopuszczalną, a pozostałe skargi za niedopuszczalne. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Zasądził skarżącemu 3 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków, wraz z odsetkami. 4. Oddalił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   ÜÇÜNCÜ DAİRE   ERTEN - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 10477/02)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Temmuz 2008   İşbu karar Sözleşme’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup   şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 10477/02 numaralı başvurunun nedeni T.C. vatandaşı   Hüseyin Erten’in (başvuran) 25 Ocak 2002 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini   güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca   yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Ankara barosu avukatlarından I.   Akın tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   DAVANIN KOŞULLARI   Başvuran 1946 doğumlu olup Ankara’da ikamet etmektedir.   Eylül 1994 tarihinde hileli iflas nedeniyle başvuran hakkında dava açılmıştır.   Nallıhan Sulh Ceza Mahkemesi hakimi tarafından 31 Ocak 1996 tarihinde başvuran hakkında   yakalama müzekkeresi çıkarılmıştır. Hakim adıgeçenin Nallıhan Cumhuriyet Savcısı   tarafından başlatılan soruşturma kapsamında ifade vermeye çağrıldığını fakat yaklaşık bir   yıldan bu yana bulunamadığını tespit etmiştir.   Başvuran 21 Haziran 1996 tarihinde yakalanmıştır. Hakim tarafından dinlenen başvuran   tutuklanmıştır. Başvuran itirazı üzerine 9 Ağustos 1996 tarihinde serbest bırakılmıştır.   Ankara Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı (Ağır Ceza Mahkemesi) 30 Aralık 1996   tarihinde başvuranı hileli iflasla suçlamıştır.   Mart 1997 ve 5 Ekim 1998 tarihleri arasında Ağır Ceza Mahkemesi dokuz duruşma   gerçekleştirmiş, bunlar sırasında başvuranın savunmasını ve diğer iki tanığın beyanlarını   dinlemiş ve Nallıhan Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki dosyalar ile icra dairesindeki belgeleri   talep ederek edinmiştir. Mahkeme davacı tarafı müdahil olarak kabul etmiş, 5 Ekim 1998   tarihli duruşmada başvuranı hakkında yapılan ithamlardan suçlu bulmuş ve bir yıl sekiz ay   hapis cezasına çarptırmıştır.   Mayıs 2000 tarihinde Yargıtay, suçun tespitinde kullanılan muhasebe kayıtlarına ve diğer   belgelere ilişkin bilirkişi görüşü alınmadığı gerekçesiyle Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını   bozmuştur.   Ağır Ceza Mahkemesi 29 Haziran 2000 tarihinde ifade vermek üzere başvurana celp   göndermiştir. Mahkeme 28 Eylül 2000 tarihli duruşma sırasında celpnamenin   gönderilmediğini tespit ederek duruşmayı ertelemiştir. Mahkeme 15 Kasım 2000 tarihli   duruşmada celpnamenin alıcı adresinin yanlış olması dolayısıyla geri geldiğini tespit etmiştir.   Ağır Ceza Mahkemesi 20 Aralık 2000 tarihinde başvuranı dinlemiştir. Mahkeme Sulh Ceza   Mahkemesi’nden ve Nallıhan İcra Dairesi’nden muhasebe kayıtları ile kimi belgelerin   gönderilmesini istemiştir.   Mahkeme 12 Mart 2001 tarihinde Sulh Ceza Mahkemesi’nden gelen belgelerin eksik   olduğunu tespit ederek tamamlanmasını istemiştir.   Ağır Ceza Mahkemesi 2 Mayıs 2001 tarihinde iadeli taahhütlü olarak sözü edilen belgeleri   almış ve bunların bilirkişiye gönderilmesini kararlaştırmıştır. 11 Haziran, 12 Temmuz ve 17   Ekim 2001 tarihli duruşmalar bilirkişi raporunun beklenmesi için ertelenmiştir.   Ağır Ceza Mahkemesi 5 Aralık 2001 tarihinde dosyaya bilirkişi raporunu eklemiş ve   Cumhuriyet Savcısı’nın iddianamesini dinlemiş, bu duruşmada başvuranın beraatine karar   vermiştir.   Davacı taraf kararı temyiz etmiştir.   Yargıtay 28 Nisan 2003 tarihinde kamu davasının zamanaşımından düştüğüne itibar etmiştir.   HUKUK   I. AİHS’NİN 6/1 MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran yargılamanın uzunluğunun AİHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen «makul süre»   ilkesine aykırı olduğunu iddia etmektedir.   Başvuran 12 Kasım 2007 tarihinde iletmiş olduğu başvurunun kabuledilebilirliği ve esası   hakkındaki görüşlerinde ayrıca iddialarının yeterince dikkate alınmaması doğrultusunda   yargılamanın hakkaniyete uygun görülmediğinden ve hakimlerin davanın başlangıcından beri   kendisini suçlu olarak nitelendirmelerinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran bu yönde   AİHS’nin 6/1 maddesini ileri sürmektedir.   A. Kabuledilebilirlik hakkında   1. Yargılamanın adilliği   AİHM başvuranın yargılamanın adilliğine dair şikayetlerini ilk kez 12 Kasım 2007 tarihli   görüşlerinde dile getirdiğini not etmektedir. Oysa iç hukuktaki nihai karar 28 Nisan 2003   tarihinde alınmıştır. Başvuranın bu görüşleri dile getirdiği tarih kararın alındığı tarihten   itibaren altı ay içinde dile getirilmemiştir. AİHM bu şikayetlerin gecikmeli olarak yapılması   nedeniyle AİHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiği   görüşündedir.   2. Yargılamanın uzunluğu   AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder.   B. Esasa dair   Kaydedilmesi gereken dönem başvuranın yakalandığı 21 Haziran 1996 tarihinde başlayıp,   kamu davasının zamanaşımından düştüğü 28 Nisan 2003 tarihinde sona ermektedir. Her biri   iki kez incelenen ve iki dereceli yargı sürecinden ibaret olan dava altı yıl on ay sürmüştür.   AİHM yargılama süresinin uygunluğunun davanın şartları ışığında ve özellikle de davanın   karmaşıklığı ile başvuran ve ilgili mercilerin tutumu gibi, içtihadında yerleşmiş ölçütlere   bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında, Pelissier ve   Sassi-Fransa kararı, no: 25444/94).   AİHM bu başvurudakine benzer şikayetleri daha önce de incelediğini ve AİHS’nin 6/1   maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. sözü edilen Pelissier ve Sassi   kararı).   AİHM mahkemeye sunulan tüm delil unsurlarının incelediğini, Hükümetin Mahkemenin bu   davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığına   itibar etmektedir.   AİHM bunun yanı sıra iç hukuktaki mahkemelerin tek bir suçla itham edilen bir sanıkla ilgili   davayı yönetmelerinin karmaşık bir yönünün olmadığına itibar etmektedir. Başvuranın tutumu   davanın uzamasına etki etmemiştir.   Hukuki mercilerin tutumu ile ilgili olarak AİHM, Ağır Ceza Mahkemesi’nin ilk dava   sürecinde eleştirilecek bir yönü bulunmadığını, öte yandan davanın iadesinden sonraki süreç   için aynı şeyin söylenemeyeceğini belirtmektedir. Nitekim mahkemenin başvuranın ifadesini   almaya karar vermesi ile başvuranın ifade vermesi arasında altı ay geçmiştir. Mahkeme önce   celpnameyi göndermeyi unutmuş sonra da yanlış adrese göndermiştir. AİHM Ağır Ceza   Mahkemesi’nin daha ilk duruşmada istemesi gerekirken, Sulh Ceza Mahkemesi’nden ve   Nallıhan İcra Dairesi’nden muhasebe kayıtlarını ve gerekli belgeleri 20 Aralık 2000 tarihli   duruşmada talep ettiğini not etmektedir. İstenen tüm belgeler asliye hukuk mahkemesi   tarafından gönderilmediğinden talebin yenilenmesi gerekmiştir. Son olarak bilirkişi raporu   Ağır Ceza Mahkemesi tarafından düzenlenilmesi istenilen tarihten yedi ay sonra hazırlanmış,   bu yüzden pek çok duruşma ertelenmiştir.   AİHM, yerleşik içtihadı ışığında, sözkonusu yargı sürecinin aşırı olduğu ve «makul süre»   koşulunu karşılamadığı sonucuna varmaktadır.   Bu nedenle AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 5. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   AİHS’nin 5/3 maddesine göndermede bulunan başvuran kırk sekiz günlük tutukluluk   süresinin yasal olmadığından şikayetçi olmaktadır.   AİHM, başvuranın 9 Ağustos 1996 tarihinde serbest bırakıldığını ve mevcut başvuruyu altı   aydan fazla bir sürenin ardından 25 Ocak 2002 tarihinde yaptığını not etmektedir. Bu şikayet   gecikmeli olarak yapılmıştır ve AİHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragraflarına uygun olarak   reddedilmelidir.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASINA İLİŞKİN   AİHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine   karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi   edebiliyorsa, AİHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil   tatminine hükmeder.”   A. Manevi tazminat   Başvuran 48.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.   Hükümet bu miktara karşı çıkmaktadır.   AİHM başvuranın manevi zarara uğradığını ifade ederek adı geçene 3.500 Euro ödenmesini   kararlaştırmıştır.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Başvuran yargılama giderleri için 48.000 Euro talep etmekte, bu yönde avukatlık sözleşmesini   sunmaktadır.   Hükümet bu miktara karşı çıkmaktadır.   AİHM’nin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM sunulan belgeler ve sözü edilen kıstaslar   ışığında yargılama giderleri için başvurana 1.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç   puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,   1. Yargılama süresinin uzunluğuna ilişkin şikayetin kabuledilebilir, bunun dışındaki şikayetin   kabuledilemez olduğuna;   2. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AİHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden YTL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi   tazminat olarak 3.500 (üç bin beş yüz) Euro ve yargılama giderleri için 1.000 (bin) Euro   ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 17 Temmuz 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło