10512/02

WyrokETPCz2008-07-22ECLI:CE:ECHR:2008:0722JUD001051202

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy długość tymczasowego aresztowania naruszyła prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego z art. 5 ust. 3 Konwencji? Czy długość postępowania karnego naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy skład Sądu Bezpieczeństwa Państwa z udziałem sędziego wojskowego naruszył prawo do niezawisłego i bezstronnego sądu z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że długość tymczasowego aresztowania (5 lat i 10 miesięcy) była nadmierna, ponieważ krajowe sądy opierały decyzje o jego przedłużeniu na ogólnikowych i szablonowych uzasadnieniach, takich jak „charakter przestępstwa” czy „stan dowodów”, bez dostatecznego wykazania konkretnych i wystarczających powodów. W odniesieniu do przewlekłości postępowania (6 lat i 10 miesięcy), Trybunał stwierdził, że mimo pewnych opóźnień wynikających z zachowania skarżącego, ogólna długość postępowania była nieuzasadniona, a władze krajowe nie wykazały należytej staranności, zwłaszcza gdy skarżący przebywał w areszcie. Natomiast w kwestii niezawisłości i bezstronności DGM, Trybunał uznał, że zmiana składu sądu z sędziego wojskowego na wyłącznie cywilnych sędziów, po uchyleniu pierwszego wyroku i przekazaniu sprawy do ponownego merytorycznego rozpoznania, była wystarczająca do usunięcia wątpliwości, ponieważ czynności proceduralne wykonane przez poprzedni skład nie wymagały ponownego przeprowadzenia przez nowy skład.
Stan faktyczny
Skarżący, Abdullah Yılmaz, urodzony w 1963 r., został ranny w starciu z siłami bezpieczeństwa 27 czerwca 1995 r., a następnie aresztowany. Przyznał się do udziału w działaniach PKK. Został oskarżony o separatyzm na podstawie art. 125 starego tureckiego kodeksu karnego. Sąd Bezpieczeństwa Państwa (DGM) skazał go na karę śmierci, zamienioną na dożywocie. Sąd Kasacyjny uchylił ten wyrok i przekazał sprawę do ponownego rozpoznania. Po ponownym rozpoznaniu, DGM ponownie skazał skarżącego, a wyrok został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje skargi dotyczące długości tymczasowego aresztowania i długości postępowania za dopuszczalne, a pozostałe części skargi za niedopuszczalne. 2. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. 3. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 4. Zasądza skarżącemu 5.500 Euro tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. 5. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   ABDULLAH YILMAZ -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:10512/02)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Temmuz 2008   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (10512/02) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢀı   Abdullah Yılmaz’ın (baꢀvuran), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 17 Ocak 2002 tarihinde   Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları   Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, AĐHM önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından T. Elçi tarafından temsil   edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVA KOꢁULLARI   Baꢀvuran, 1963 yılı doğumludur ve Batman’da ikamet etmektedir.   Haziran 1995 tarihinde, baꢀvuran, güvenlik güçleri ile bir çatıꢀma sırasında yaralanmıꢀtır.   Olay, tutanaklara geçirilmiꢀtir. Aynı gün baꢀvuran yakalanmıꢀ ve gözaltına alınmıꢀtır.   Temmuz 1995 tarihinde, Batman Sulh Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı tarafından   baꢀvuranın ifadesi alınmıꢀtır. Ardından baꢀvuran, Batman Sulh Ceza Mahkemesi hakimi   karꢀısına çıkarılmıꢀtır. Hakim baꢀvuranın tutuklanmasına karar vermiꢀtir. Baꢀvuran, polise   verdiği ve PKK’nın eylemlerine katıldığını kabul ettiği polise ifadesini Cumhuriyet Savcısı ve   hakim karꢀısında da teyit etmiꢀtir.   Ağustos 1995 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, Eski   Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca baꢀvuranı bölücülükle suçlamıꢀtır.   Ekim 1995 ve 27 Kasım 1997 tarihleri arasında, Devlet Güvenlik Mahkemesi, on yedi   duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀtir. Đlk duruꢀma sırasında, baꢀvuran PKK’nın eylemlerine katılmaktan   piꢀmanlık duymadığını ve piꢀmanlık yasasından da faydalanmak istemediğini ifade etmiꢀ,   DGM farklı savcılıklardan, baꢀvuranın suçlandığı olaylara ilgili belgelerin tevdi edilmesini   talep etmiꢀtir. 27 Kasım 1995 tarihli duruꢀma sırasında Diyarbakır Devlet Güvenlik   Mahkemesi, 1 ve 2 No’lu DGM’lerden de sözkonusu mahkemelerde baꢀvuran hakkında halen   sürmekte olan davalara iliꢀkin belgelerin gönderilmesini, Siirt Ağır Ceza Mahkemesi’nden ise   istinabe ile olay tutanağını imzalayan jandarmaların ifadelerinin alınmasını istemiꢀtir. Đzleyen   üç duruꢀma boyunca, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, askeri makamlardan, atılı   olaylarla ile ilgili belgeleri istemiꢀ ve sözkonusu belgeleri edinmiꢀtir, ayrıca, Siirt Ağır Ceza   Mahkemesi’nin istinabe talebine hala cevap gelmediğini tespit etmiꢀtir. 27 Mayıs 1996 tarihli   duruꢀma sırasında, Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranın soruꢀturma safhasında piꢀman   olduğunu ifade ettiğini ancak mahkeme önünde aksi yönde beyanda bulunarak piꢀman   olmadığını ifade ettiğini kaydetmiꢀ ve baꢀvuranın, piꢀmanlık yasasından yararlanıp   yararlanamayacağının Đçiꢀleri Bakanlığı’ndan öğrenilmesine karar vermiꢀtir. Devlet Güvenlik   Mahkemesi, bu sorunun ve istinabe talebinin cevapları beklenirken duruꢀmayı ertelemiꢀtir.   Đzleyen iki duruꢀma da aynı nedenlerle ertelenmiꢀtir. 28 Ekim 1997 tarihli duruꢀmada, Devlet   Güvenlik Mahkemesi, Đçiꢀleri Bakanlığı’ndan gelen olumsuz yanıtı kayıtlara geçirmiꢀ,   istinabenin gereğinin halen yerine getirilmemiꢀ olması nedeniyle duruꢀmanın ertelenmesine   karar vermiꢀtir. 27 Aralık 1997 tarihli duruꢀma sırasında, Mahkeme, yine aynı ꢀekilde   hareket etmiꢀtir. 17 ꢁubat 1997 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, 27 ꢁubat 1996   tarihinde istinabenin kısmen yerine getirildiğini belirtmiꢀtir. 7 Nisan 1997 tarihli duruꢀmada,   Savcı, iddialarını sunmuꢀtur. Baꢀvuran ve avukatı, savunmalarını sunmak için süre talebinde   bulunmuꢀlardır. 2 Haziran 1997 tarihli duruꢀmada, baꢀvuran esas bakımından savunmasını   sunmuꢀ ve bundan sonraki duruꢀmalara katılmayacağını belirtmiꢀtir. Baꢀvuranın avukatının   savunma hazırlamak için süre talep etmesi nedeniyle üç duruꢀma ertelenmiꢀtir.   Her duruꢀmanın bitiminde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, kanıtlarının durumunu, atılı suçun   niteliğini ve baꢀvuranın tutuklandığı tarihini göz önüne alarak baꢀvuranın tutukluluk halinin   devamına karar vermiꢀtir.   Kasım 1997 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranı ve avukatını dinlemiꢀtir.   Duruꢀmanın bitiminde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranı atılı olaylardan suçlu bulmuꢀ   ve baꢀvuran ölüm cezasına çarptırılmıꢀ ancak cezası müebbet hapse çevrilmiꢀtir.   Haziran 1998 tarihinde, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını bozmuꢀtur. Yargıtay,   dosyada bulunan bazı belgelerle, baꢀvurana atılı olaylar arasında bir bağ kurmanın imkansız   olduğunu, yetikli makamlardan olaylara iliꢀkin belgelerin talep edilmesi ve olay tespit   tutanağını imzalayan jandarmaların ifadelerinin alınması gerektiğini belirtmiꢀtir.   Eylül 1998 ve 20 Mayıs 1999 tarihleri arasında, Devlet Güvenlik Mahkemesi, Askeri   Hakimin hazır bulunduğu beꢀ duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀtir. Sözkonusu duruꢀmalar boyunca,   Devlet Güvenlik Mahkemesi, Olağan Üstü Hal Bölge Valisi’nden baꢀvuranın suçlandığı   olaylarla ilgili farklı belgelerin sunulmasını, olay tespit tutanağını imzalayan iki jandarmanın   adreslerinin tespit edilmesini ve sözkonusu jandarmaların tanık olarak dinlenmesi için iki   mahkemeye istinabe taleplerinin iletilmesini istemiꢀtir. Baꢀvuran, ilk dört duruꢀmadan üçüne   katılmayı reddetmiꢀtir. 20 Mayıs 1999 tarihli duruꢀma sırasında, Devlet Güvenlik Mahkemesi,   jandarmaların ifadelerinin mahkemeye ulaꢀtığını belirtmiꢀtir. Baꢀvuran ve avukatı,   jandarmaların ifadeleri ve temyiz kararı hakkındaki görüꢀlerini sunmuꢀlardır.   Haziran 1999 tarihinde, Anayasa’nın 143. maddesi, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin   oluꢀumundan askeri hakimlerin çıkarılması ꢀeklinde düzenlenmiꢀtir. 22 Haziran 1999   tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne iliꢀkin yasa düzenlenmiꢀtir.   Temmuz 1999 tarihinden 6 Kasım 2001 tarihine kadar, yalnızca sivil hakimlerden oluꢀan   Devlet Güvenlik Mahkemesi, on altı duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀtir.   Temmuz 1999 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, Olağan Üstü Hal Bölge Valisi’ne   yapmıꢀ olduğu talebi yinelemiꢀ ve duruꢀmayı ertelemiꢀtir. 26 Ağustos 1999 tarihinde, Devlet   Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranın mahkemeye çıkmak istemediğini kaydetmiꢀ ve Vali’den   aldığı yanıta uyarak askeri yetkililerden belge talebinde bulunmuꢀtur. 7 Ekim 1999 tarihinde,   Devlet Güvenlik Mahkemesi, askeri makamlardan istenen belgelerin bir kısmının mahkemeye   ulaꢀtığını belirtmiꢀ ve geri kalan kısmının beklenmesi için duruꢀmayı ertelemiꢀtir. Baꢀvuranın   katılmayı reddettiği 18 Kasım 1999 tarihli duruꢀmada aynı nedenle ertelenmiꢀtir. 30 Aralık   tarihinde, Cumhuriyet Savcısı iddialarını sunmuꢀtur. Devlet Güvenlik Mahkemesi,   sözkonusu iddiaların, duruꢀmaya katılmayı reddeden baꢀvurana tebliğ edilmesine karar   vermiꢀtir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranın avukatına savunmasını hazırlaması için   süre tanımıꢀtır.   Mart 2000 tarihli duruꢀma sırasında, baꢀvuran, esasa iliꢀkin savunmasını sunmuꢀ ve   mahkeme, baꢀvuranın avukatına yeni bir süre tanımıꢀtır. 27 Nisan 2000 tarihinde, baꢀvuranın   avukatı, savunmasını sunmuꢀ ve baꢀvuranın piꢀmanlık yasasından faydalanması gerektiğini   savunmuꢀtur. Duruꢀma sırasında, Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranın piꢀmanlık   yasasından faydalanıp faydalanamayacağı konusunun Đçiꢀleri Bakanlığı’ndan bir kez daha   sorulmasına karar vermiꢀtir. 22 Haziran 2000 ve 1 Mayıs 2001 tarihleri arasındaki altı   duruꢀma, sözkonusu nedenle ertelenmiꢀtir. 19 Haziran 2001 tarihli duruꢀma sırasında, Devlet   Güvenlik Mahkemesi, Đçiꢀleri Bakanlığı’ndan gelen olumsuz yanıtı not etmiꢀ, Cumhuriyet   Savcısının iddialarını yeniden dinlemiꢀ ve baꢀvuranın avukatına süre tanımıꢀtır. 4 Eylül 2001   tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, avukatın savunmasını dinlemiꢀ ve yazılı savunmasını   hazırlaması için baꢀvurana süre tanımıꢀtır.   Her duruꢀmanın bitiminde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, kanıtların durumu, atılı suçun   niteliği ve dosyanın içeriğini göz önüne alarak, baꢀvuranın tutukluluk halinin devamına karar   vermiꢀtir.   Kasım 2001 tarihli duruꢀma sırasında, baꢀvuranın son savunmasını dinlemesinin ardından,   Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuran hakkında verilen ilk mahkumiyet kararını yinelemiꢀtir.   Nisan 2002 tarihinde, Yargıtay, sözkonusu kararı onamıꢀtır.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 5/3 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, tutukluluk süresinin uzunluğundan ꢀikayetçidir. Baꢀvurana göre, AĐHS’nin 5/3   maddesi ihlal edilmiꢀtir.   Hükümet, ulusal mahkemelerin, baꢀvuranın tutukluluk halinin devamı hakkındaki kararlarını   gerekçelendirdiğini savunmaktadır. Mahkemeler gibi Hükümet de, baꢀvuranın suç iꢀlediği   ꢀüphesini uyandıracak makul nedenlerin mevcudiyetinin, firar riskinin, adalete engel olma   tehlikesinin, suçun tekrarlanması riskinin ve kamu düzeninin korunması gerekliliğinin,   baꢀvuranın tutukluluk halinin devam etmesini haklı kılan yeterince önemli unsurları   oluꢀturduğu kanaatindedir.   Baꢀvuran, Hükümet’in argümanlarına karꢀı çıkmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, AĐHM’ye sözkonusu ꢀikayetin   kabuledilemez ilan edilmesi çağrısında bulunmaktadır. Hükümet, kanuna aykırı olarak   yakalanan veya tutuklanan kiꢀilere tazminat ödenmesi hakkındaki 466 sayılı yasaya atıfta   bulunmaktadır.   AĐHM, Hükümet’in atıfta bulunduğu 466 sayılı yasanın, kanuna aykırı olarak veya haksız   yere tutuklanma nedeniyle Devlet’e karꢀı sorumluluk davası açma imkanını öngördüğünü   kaydetmektedir (Göç-Türkiye, baꢀvuru no: 36590/97). Oysa ki baꢀvuran tazminat elde   edebilmek için baꢀvuru imkanına sahip olmadığı ꢀeklinde bir ꢀikayette bulunmamaktadır. Bu   bağlamda, dava süresince makul bir sürede yargılanma veya serbest bırakılma hakkı,   tutukluluk nedeniyle tazminat elde etme hakkından ayrılmaktadır. AĐHS’nin 5. maddesinin 3.   paragrafı, makul sürede yargılanma veya serbest bırakılma, 5. paragrafı ise tazminat elde   etmekle ilgilidir (Yağcı ve Sargın-Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar). Bu durumda, AĐHM,   Hükümet’in itirazını reddetmektedir.   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esasa iliꢀkin   AĐHM, belirli bir durumda bir sanığın tutuklu yargılanma süresinin makul süre sınırını   geçmemesine özen göstermenin, ilk olarak ulusal hukuk mercilerinin üzerine düꢀen bir görev   olduğunu hatırlatmaktadır. Bu amaçla, masumiyet karinesi uyarınca, kiꢀisel özgürlüğe saygı   kuralına bir istisna olan tutukluluğu haklı kılan kamu çıkarı gerekliliğinin gerçekten varolup   olmadığını ortaya çıkaracak bütün unsurları incelemeli ve serbest bırakılmayı reddettiği   kararlarında bunları gerekçelendirmelidir. AĐHM, AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edilip   edilmediğini, esasen, söz konusu kararlarda yer alan gerekçelere ve baꢀvurularında ilgilinin   belirttiği reddedilemeyen olaylara dayanarak belirlemelidir (Assenov ve diğerleri-Bulgaristan,   Ekim 1998 tarihli karar).   Bu bağlamda, yakalanan bir kiꢀinin suç iꢀlediği ꢀüphesini uyandıracak makul nedenlerin   sürekliliği, tutukluluk halinin uygunluğunun sine qua non koꢀuludur ancak bir süre sonra bu   da yeterli değildir; dolayısıyla AĐHM, adli makamlar tarafından kabul edilen diğer   gerekçelerin, özgürlükten yoksun bırakmayı haklı göstermeye devam edip etmediğini ortaya   koymalıdır. Bu gerekçeler “uygun” ve “yeterli” olduğu takdirde, AĐHM bunun üzerine yetkili   ulusal makamların “yargılamanın devamına özel bir ihtimam gösterip göstermediğini   araꢀtırmalıdır. (Bkz, diğerleri arasından, Ali Hıdır Polat-Türkiye, baꢀvuru no: 61446/00, 5   Nisan 2005).   Mevcut davada olduğu gibi çok sayıda tutukluluğun sözkonusu olduğu durumlarda,   tutukluluk sürelerinin tamamının dikkate alınması uygun olacaktır (Solmaz-Türkiye, baꢀvuru   no: 27561/02).   Mevcut davada, baꢀvuranın tutuklu bulunduğu ilk dönem, 27 Haziran 1995 tarihinde baꢀlamıꢀ   ve Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararı ile 27 Kasım 1997 tarihinde sona ermiꢀtir.   Sözkonusu tarihten itibaren, yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesinin ardından,   baꢀvuran hükümlü olmuꢀtur (Baltacı-Türkiye, baꢀvuru no: 495/02, 18 Temmuz 2006).   Sözkonusu dönem, yaklaꢀık, iki yıl beꢀ ay sürmüꢀtür.   Yargıtay’ın 27 Kasım 1997 tarihli kararı bozduğu tarih olan 11 Haziran 1998 tarihinden   itibaren, Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde davanın incelenmesine yeniden baꢀlanmıꢀ ve   böylece AĐHS’nin 5/3 maddesi uyarınca ikinci tutukluluk dönemi baꢀlamıꢀtır. Đkinci   mahkumiyet kararıyla, ikinci tutukluluk dönemi 6 Kasım 2001 tarihinde sona ermiꢀtir.   Sözkonusu ikinci dönem yaklaꢀık üç yıl beꢀ ay sürmüꢀtür.   Dolayısıyla, baꢀvuran, beꢀ yıl on ay tutuklu kalmıꢀtır.   Dosya unsurlarından, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, “atılı suçun niteliği” “kanıtların   durumu”, “dosyanın içeriği” veya “tutuklandığı tarih” gibi neredeyse aynı hatta basmakalıp   yöntemlere dayanarak ilgilinin tutukluluk halinin devamına karar vermiꢀtir.   Oysaki AĐHM’ye göre, “delillerin durumu” suçluluğun ciddi göstergelerinin var olduğunu ve   var olmaya devam ettiğini anlama imkanı sunmuꢀ olsa ve genel olarak bu koꢀullar uygun   etkenleri oluꢀturabilse de, bu davada sözkonusu koꢀullar, bu kadar uzun bir süre baꢀvuranın   tutuklu kalmaya devam etmesini tek baꢀına haklı gösteremez (Ali Hıdır Polat).   Ayrıca AĐHM, Hükümet tarafından kendisine sunulan firar ve suçun tekrarı riskine, adaletin   tecellisine engel olma tehlikesine ve kamu düzeninin korunması gerekliliğine iliꢀkin   argümanların ulusal mahkemeler tarafından göz önüne alınmadığını gözlemlemektedir   (Acunbay-Türkiye, baꢀvuru no: 61442/00 ve 61445/00, 31 Mayıs 2005).   Bu koꢀullarda, baꢀvuranın tutukluluk süresinin uzunluğunu göz önüne alarak AĐHM,   AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaꢀmıꢀtır.   II. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, yargılamanın bir kısmında askeri hakimin bulunması nedeniyle kendisini mahkum   eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsızlıktan yoksun olduğunu iddia   etmektedir. Baꢀvuran ayrıca, ulusal mahkemeler önündeki yargılama süresinin uzunluğundan   ꢀikayetçidir.   Ayrıca, baꢀvuran, 30 Ekim 2007 tarihli kabuledilebilirliğe ve esasa iliꢀkin görüꢀlerinde,   Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararının yeterince gerekçelendirilmediğini ve atılı olayların   yeterince desteklenmediğini ileri sürmektedir.   Baꢀvuran, AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini belirtmektedir.   Hükümet, bu iddiaya karꢀı çıkmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına iliꢀkin   AĐHM, baꢀvuran hakkında önce aralarında askeri bir hakimin de bulunduğu üç hakimden   oluꢀan Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde dava açıldığı gözlemlemektedir. 18 Haziran 1999   tarihinde, Anayasa’nın 143. maddesinde yapılan düzenlemenin ardından, Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin oluꢀumundan askeri hakimler çıkarılmıꢀ ve askeri hakimlerin yerini sivil   hakimler almıꢀtır. Böylece, bu düzenlemeye kadar, baꢀvuranın davasında Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nde askeri hakim bulunmaktaydı.   AĐHM, mevcut davada belirtilen kurumsal sorunun ceza davası sırasında yalnızca askeri   hakimin sivil hakim ile değiꢀtirilmesiyle çözülemeyeceğini hatırlatmaktadır; mahkeme   heyetindeki değiꢀikliğin ardından, yargılamanın tamamının kanuna uygunluğu hakkındaki   kuꢀkuların yeterince giderilip giderilmediğinin ortaya konulması gerekmektedir (Öcalan-   Türkiye, baꢀvuru no: 46221/99 ve Kutal ve Uğraꢀ-Türkiye, baꢀvuru no: 61648/00, 13 Haziran   2006). Bu durumda, her davada, öncelikle askeri hakimin katılımı ile benimsenen adli   iꢀlemlerin, usuli iꢀlemler ile esasa iliꢀkin iꢀlemler arasında ayırım yapmak suretiyle   incelenmesi ve hakim değiꢀtikten sonra esasa iliꢀkin iꢀlemlerin baꢀtan itibaren yenilenip   yenilenmediğinin tespit edilmesi gerekir (Öcalan ve Özkan ve Adıbelli-Türkiye, baꢀvuru no:   18342/02, 9 Ocak 2007 tarihli karar).   Mevcut davada, Yargıtay’ın bidayet mahkemesinin kararını bozmasının ardından dava Devlet   Güvenlik Mahkemesi’ne havale edilmiꢀ ve Devlet Güvenlik Mahkemesi, davayı esas   bakımından yeniden incelemiꢀtir. Bu bağlamda,   AĐHM, davanın kendisine havale   edilmesinin ardından sözkonusu mahkemenin, askeri hakimin de bulunduğu beꢀ duruꢀma   gerçekleꢀtirdiğini ve sözkonusu duruꢀmalar boyunca özellikle dosyanın durumuna yönelik   usuli iꢀlemleri gerçekleꢀtirmekle yetindiğini tespit etmektedir. AĐHM’ye göre, askeri hakimin   katıldığı usuli iꢀlemler, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin yeni hakim heyeti tarafından baꢀtan   yapılmayı gerektirecek nitelikte değildi.   Sözkonusu koꢀullarda, yargılamanın tamamı göz önüne alındığında, AĐHM, mevcut davada,   askeri hakimin değiꢀtirilmesinin, baꢀvuranın mahkumiyetine karar veren mahkemenin   bağımsızlığına ve tarafsızlığına iliꢀkin kuꢀkuları ortadan kaldırdığını kabul etmektedir (Bkz,   Sevgi Yılmaz-Türkiye, baꢀvuru no: 62333/00, 20 Eylül 2005 ve Özkan ve Adıbelli).   Sözkonusu ꢀikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.   paragrafı uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaꢀılmaktadır.   2. Kanıtların gerekçelendirilmediği ve değerlendirilmediği iddiasına iliꢀkin   Bu husustaki ꢀikayetlerin ilk kez baꢀvuranın 30 Ekim 2007 tarihli görüꢀünde yani 15 Nisan   tarihli nihai Yargıtay kararının ardından yaklaꢀık altı aydan fazla bir süre sonra ifade   edilmesi nedeniyle, AĐHM, esas bakımından bu ꢀikayetler hakkında görüꢀ bildirme gereği   duymamıꢀtır.   Baꢀvurunun bu kısmının gecikmeli olarak sunulduğu ve AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4.   paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaꢀılmaktadır.   3. Yargılama süresinin makul niteliğine iliꢀkin   Hükümet, baꢀvuranın sözkonusu ꢀikayeti ulusal mahkemeler önünde ifade etmemesi   nedeniyle iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir.   AĐHM, Türk Hukuk düzeninin davalı ve davacılara, AĐHS’nin 13. maddesi uyarınca   yargılama süresi hakkında ꢀikayette bulunabilmeyi sağlayan etkin bir baꢀvuru yolu   sunmadığını daha önce tespit etme imkanı bulduğunu belirtmektedir (Tendik ve diğerleri-   Türkiye, baꢀvuru no: 23188/02, 22 Aralık 2005). Sonuç olarak baꢀvuranın, ꢀikayetini çözüme   kavuꢀturacak nitelikte bir baꢀvuru imkanına sahip olduğu ortaya konulmamıꢀtır. Bu durumda,   AĐHM, Hükümet’in bu husustaki itirazını reddetmektedir.   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esasa iliꢀkin   Hükümet, davanın karmaꢀıklığını ve baꢀvurana yüklenen suçların niteliğini ileri sürmektedir.   Hükümet, ayrıca, keyfi olarak duruꢀmalarda hazır bulunmaması nedeniyle baꢀvuranın   yargılamanın yavaꢀlamasına neden olduğu kanaatindedir. Hükümet’e göre, yargılamanın seyri   sırasında makamlara hiçbir eylemsizlik dönemi isnat edilemeyeceğinden, Hükümet, yargılama   süresinin makul olmadığının düꢀünülemeyeceği sonucuna ulaꢀmaktadır.   Baꢀvuran, Hükümet’in argümanlarına karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM, dikkate alınacak dönemin, baꢀvuranın yakalanmasıyla 27 Haziran 1995 tarihinde   baꢀladığını ve Yargıtay kararıyla 15 Nisan 2002 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir.   Sözkonusu dönem, iki dereceli mahkemede ve dört kararla yaklaꢀık altı yıl on ay sürmüꢀtür.   AĐHM, dava süresinin makul yapısını, dava koꢀullarında ve özellikle davanın karmaꢀıklığı,   baꢀvuran ve yetkili mercilerin tutumları olmak üzere AĐHM içtihadı tarafından benimsenen   kriterleri dikkate alarak değerlendirdiğini hatırlatmaktadır (Pélissier ve Sassi-Fransa, baꢀvuru   no: 25444/94).   Takdirine sunulan unsurların tamamını incelemesinin ardından AĐHM, mevcut davada farklı   bir sonuca ulaꢀmak için Hükümet’in hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatindedir.   Baꢀvurunun tutumunun eleꢀtirilmesi gerektiği doğru olsa dahi, AĐHM, dava süresinin   uzunluğunun tek baꢀına baꢀvuranın tutumu ile açıklanamayacağı kanaatindedir.   Ayrıca AĐHM, yetkili mahkemelerin bakmakta oldukları bir davada adaletin bir an önce   tecelli etmesi için gerekli ihtimamı göstermeleri gereken yargılamanın büyük bir kısmında   baꢀvuranın tutukluluk halinin devam ettiğini gözlemlemektedir (Kalachnikov-Rusya, baꢀvuru   no: 47095/99, Gezici ve Đpek – Türkiye, baꢀvuru no: 71517/01, 10 Kasım 2005).   Konuya iliꢀkin içtihadını ve dava koꢀullarını göz önüne alarak AĐHM, yargılama süresinin   çok uzun olduğu ve “makul süre” gerekliliğine riayet etmediği kanaatindedir.   Bu durumda, AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Manevi tazminat   Baꢀvuran, 20.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmaktadır.   Hükümet, bu miktara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM, baꢀvurana, hakkaniyete uygun olarak 5.500 Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiği   kanaatindedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran, ulusal mahkemeler önünde yapmıꢀ olduğu yargılama masraf ve giderleri için 5.000   Euro ve AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama masraf ve giderleri için 4.300 Euro talep   etmektedir. Baꢀvuran belge olarak, Diyarbakır Barosu ücret tarifesini sunmaktadır.   AĐHM içtihadına göre bir baꢀvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak   gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konulduğu sürece elde edebilir.   Sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak, AĐHM, sözkonusu   talebi reddetmektedir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç   puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun, tutukluluk ve yargılanma süresi kapsamında yapılan ꢀikayetlerinin   kabuledilebilir, geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz   kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından baꢀvurana   5.500 Euro (beꢀ bin beꢀ yüz Euro) manevi tazminat ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 22 Temmuz 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   9

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło