10693/03

WyrokETPCz2008-12-09ECLI:CE:ECHR:2008:1209JUD001069303

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy nadmierna długość postępowania administracyjnego dotyczącego odmowy wydania certyfikatu kwalifikacyjnego naruszyła prawo skarżącego do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie, zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu nadmiernej długości postępowania administracyjnego, które trwało około czterech lat i ośmiu miesięcy, w tym ponad trzy lata przed Radą Stanu. Trybunał przypomniał, że ocena rozsądnego terminu zależy od złożoności sprawy, zachowania skarżącego i właściwych organów oraz znaczenia sprawy dla zainteresowanych. W niniejszej sprawie rząd nie przedstawił żadnych wyjaśnień dotyczących opóźnień, a w aktach sprawy nie było elementów wskazujących na przyczynienie się skarżącego do przewlekłości. W związku z tym Trybunał uznał, że czas trwania postępowania był zbyt długi i nie spełniał wymogu rozsądnego terminu.
Stan faktyczny
Skarżący, Ali Haydar Korkut, urodzony w 1968 roku i zamieszkały w Izmirze, był oficerem tureckiej marynarki wojennej. W 1999 roku wpłacił pieniądze na konto swojej siostry, która była poszukiwana za udział w nielegalnej demonstracji i próbowała uciec za granicę. Prokurator wojskowy wszczął śledztwo w sprawie pomocy członkom organizacji zbrojnej, ale umorzył je, uznając, że skarżący działał w dobrej wierze. Mimo to, w sierpniu 1999 roku skarżący został przedwcześnie emerytowany. We wrześniu 1999 roku złożył wniosek o wydanie certyfikatu kwalifikacyjnego inżyniera statku dalekiego zasięgu, który został odrzucony w kwietniu 2000 roku ze względów bezpieczeństwa publicznego. Skarżący zaskarżył tę decyzję do sądu administracyjnego.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę dotyczącą nadmiernej długości postępowania za dopuszczalną, a pozostałe części skargi za niedopuszczalne. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Zasądził na rzecz skarżącego 2 500 EUR z tytułu szkody niemajątkowej, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, wraz z odsetkami za zwłokę. 4. Oddalił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   KORKUT-TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:10693/03)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Aralık 2008   İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   düzeltmelere tabi olabilir.   __________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (10693/03) no’lu davanın nedeni (T.C.   vatandaşı) Ali Haydar Korkut’un (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 31 Aralık   tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin   (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran, İzmir Barosu avukatlarından Z.S. Özdoğan tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOŞULLARI   Başvuran 1968 doğumludur ve İzmir’de ikamet etmektedir.   Başvuran, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda Subay olarak görev yapmaktaydı.   tarihinde, başvuran, yasadışı bir gösteriye katılmaktan aranan ve yurtdışına kaçmaya   teşebbüs ettiği sırada yakalanan kız kardeşinin hesabına para yatırmıştır.   İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, silahlı örgüt üyelerine yardım ve   yataklıktan başvuran hakkında soruşturma başlatmıştır.   Mayıs 1999 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, başvuranın, kardeşinin sahte pasaport edinme   niyetinden haberi olmadan annesinin isteği üzerine iyi niyetle kardeşine para yolladığına   kanaat getirerek muhakemenin men’i kararı vermiştir.   Ağustos 1999 tarihinde, Yüksek Askeri Şura’nın 2 Ağustos 1999 tarihli kararı ile başvuran   erken emekli edilmiştir.   Eylül 1999 tarihinde, başvuran, Uzakyol Gemi Başmühendisi yeterlilik belgesi almak için   Denizcilik Müsteşarlığı İzmir Bölge Müdürlüğü’ne başvuruda bulunmuştur.   Nisan 2000 tarihinde, Pasaportlara ilişkin 5682 sayılı yasa uyarınca ve genel güvenlik   nedenleriyle İçişleri Bakanlığı’nın başvuranın talebinin uygun olmadığı görüşünü göz önüne   alan Bölge Müdürlüğü başvuranın talebini reddetmiştir.   Mayıs 2000 tarihinde, başvuran, İzmir Bölge İdare Mahkemesi’nde sözkonusu kararın   iptali istemiyle dava açmıştır.   Haziran 2001 tarihinde, ihtilaflı eylemin yürürlükteki yasalara uygun olması, başvuran   hakkında cezai bir kovuşturmanın mevcudiyeti, YAŞ kararı ile başvuranın ordudan ihraç   edilmesi ve İçişleri Bakanlığı’nın başvuranın talebini uygun bulmadığı görüşü nedeniyle   mahkeme davayı reddetmiştir.   Kasım 2001 tarihinde başvuran temyiz başvurusunda bulunmuştur.   Şubat 2005 tarihinde Danıştay, sözkonusu kararı onamıştır.   HUKUK   I. KABULEDİLEBİLİRLİĞE İLİŞKİN   AİHS’nin 6/1 maddesine atıfta bulunarak, başvuran, İzmir Bölge İdare Mahkemesi’nin   bağımsız olmamasından şikayetçidir. Bu bağlamda, başvuran, içeriğini gündeme getirmeden   İçişleri Bakanlığı’nın başvuranın talebinin uygun olmadığına ilişkin görüşünü göz önüne   almasının mahkemenin yürütme makamlarına olan bağlılığını gösterdiğini iddia etmektedir.   AİHM, bir organın bağımsız olup olmadığını belirlemek için, özellikle, üyelerinin atanma   biçimlerinin, vekalet sürelerinin, dış baskılara karşı güvencelerinin mevcudiyetinin ve   sözkonusu organın bağımsız bir görünüm verip vermediğinin göz önüne alınması gerektiğine   ilişkin içtihadını hatırlatmaktadır (Bkz, Findlay-Birleşik Krallık, 25 Şubat 1997).   AİHM, öncellikle hakimlere tanınan anayasal güvencelere atıfta bulunmaktadır: hakimler   görevlerinden azledilemezler ve süreleri dolmadan işten çıkarılamazlar; görevlerinin icra   ederken bağımsızdırlar ve Anayasa, hakimlerin hukuki eylemleri hakkında talimat vermeyi   veya görevlerinin icrası sırasında etkide bulunmayı her türlü kamu erkine yasaklamaktadır   (Erol Gültekin ve diğerleri-Türkiye, başvuru no: 52941/99, 13 Mayıs 2004).   Ayrıca İçişleri Bakanının ne adli görevlerini yerine getirmeleri hakkında ne görev ve   hizmetlerine bağlılık hususunda hakimlere talimatlarda bulunabileceği iddiası ya da tespiti   bulunmaktadır. (İmrek-Türkiye).   Talebin uygun olmadığına dair Bakanlık görüşünün dikkate alınmasına ilişkin olarak ise   AİHM, mahkeme kararının özellikle bu görüşe dayanmadığını tespit etmektedir. İhtilaflı   eylemin, yürürlükteki mevzuata uygun olduğuna kanaat getirerek mahkeme, yasadışı örgüt   mensuplarına yardım ve yataklık yapmaktan başvuran hakkında cezai kovuşturma yapılmasını   ve başvuranın ordudan ihraç edilmesini de göz önüne almaktadır. Kararın gerekçesinde diğer   unsurlar arasından Bakanlık görüşünün dikkate alınması, sözkonusu idare mahkemesinin   yürütmeye bağlı bir mahkeme olduğunu göstermez.   Hukuk mahkemelerinin oluşumunda yer alan hakimlerin yararlandıkları anayasal ve yasal   güvenceler göz önüne alındığında, bağlılık ve tarafsızlıklarına şüphe düşürecek yeterli delil   bulunmadığından AİHM, AİHS’nin 35/3 ve 35/4 maddeleri uyarınca mesnetten yoksun   olduğu gerekçesi ile başvurunun bu kısmının reddedilmesinin uygun olacağı kanaatindedir   (Erol Gültekin ve diğerleri).   AİHS’nin 6/2 maddesine atıfta bulunarak, başvuran, İzmir Savcılığı tarafından muhakemenin   men’i kararı alınmasına rağmen masumiyet karinesi ilkesinin ihlal edilerek ordudan ihraç   edilmesinden şikayetçidir.   AİHM, başvuranın, 2 Ağustos 1999 tarihli YAŞ kararı ile erken emekli edildiğini tespit   etmektedir. Sözkonusu şikayetin altı ay süresi başvuranın YAŞ kararından haberdar olduğu   günden itibaren işlemeye başlamaktadır. Kararın başvurana tebliğ edildiği tarihe ilişkin   dosyada herhangi bir bilgi bulunmamasına rağmen erken emekli edilmesine ilişkin karardan,   en geç, başvuranın Uzakyol Gemi Mühendisliği yeterlilik belgesi başvurusunda bulunduğu   Eylül 1999 tarihinde haberdar olduğunu kabul etmek uygun olacaktır. Başvuru 31 Aralık 2002   tarihinde yapıldığından, sözkonusu şikayet gecikmeli olarak yapılmıştır ve AİHS’nin 35.   maddesinin 1. ve 4. paragraflarına uygun olarak reddedilmesi gerekmektedir.   Başvuran, yeterlilik belgesi talebine ilişkin ret kararının AİHS’nin 7. maddesine aykırı bir   tedbir oluşturduğunu iddia etmektedir.   Sözkonusu şikayet ile ilgili olarak, AİHM, AİHS’nin 7. maddesinin cezai mahkumiyetlere   uygulandığını hatırlatmaktadır oysa mevcut davada, başvuranın yeterlilik belgesi alması   reddedilmiştir ve sözkonusu ret kararı cezai bir nitelik taşımamaktadır (Welch-Birleşik   Krallık, 9 Şubat 1995).   Sözkonusu şikayetin, ratione materiae bakımından AİHS ve Protokollerin hükümleri ile   bağdaşmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları   uyarınca sözkonusu şikayet kabuledilemez niteliktedir.   Başvuran, son olarak yargılama süresinden şikayetçidir. AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı   çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka   açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle   başvuru kabuledilebilir niteliktedir.   II. AİHS’NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, yargılama süresinin AİHS’nin 6/1 maddesi ile öngörülen “makul süre” ilkesine   riayet etmediğini iddia etmektedir.   Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.   Dikkate alınacak süre 30 Mayıs 2000 tarihinde başlamış ve 4 Şubat 2005 tarihinde sona   ermiştir. Sözkonusu süre iki dereceli mahkemede yaklaşık dört yıl sekiz ay sürmüştür.   AİHM, yargılama sürecinin makul yapısının dava koşullarını takiben ve mahkeme yerleşik   içtihatları, özellikle davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili mercilerin tutumu ve ilgililer   bakımından davanın önemi dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Bkz.   diğerleri arasından Frydlender-Fransa, başvuru no: 30979/96).   AİHM, daha önce birçok kez mevcut davaya benzer sorunları ortaya koyan davaları incelemiş   ve AİHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (sözü edilen Frydlender).   AİHM, mevcut davada, davanın yaklaşık üç yıl üç aydır Danıştay önünde derdest olduğunu   gözlemlemektedir. Hükümet, sözkonusu süre ile ilgili olarak hiçbir açıklamada bulunmamıştır   ve dosyada başvuranın tutumuna isnat edilebilecek hiçbir unsur yer almamaktadır. Konuya   ilişkin içtihadını göz önüne alarak, AİHM, yargılama süresinin çok uzun olduğu ve “makul   süre” ilkesine riayet etmediği kanaatindedir.   Bu durumda, AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Başvuran, maddi zararı için 100.000 Euro manevi zararı için 50.000 Euro talep etmektedir.   Hükümet, sözkonusu taleplere karşı çıkmaktadır.   Maddi tazminat talebi ile ilgili olarak başvuran, şayet sözkonusu yeterlilik belgesini almış   olsaydı elde edebileceği gelirlere ilişkin bazı hesaplar sunmaktadır. Ancak, AİHM’nin ihlal   tespiti yalnızca İdare Mahkemesi önündeki yargılama süresinin çok uzun olmasına ilişkindir.   Sonuç olarak, AİHM, başvuranın maddi tazminat talebini reddetmektedir. Buna karşın,   AİHM, başvurana 2.500 Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiği kanaatindedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Başvuran, yapmış olduğu yargılama masraf ve giderlerinin geri ödenmesini talep   etmemektedir. Dolayısıyla AİHM, başvurana yargılama masraf ve giderleri olarak tazminat   ödenmesinin gerekli olmadığı kanaatindedir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç   puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun yargılama süresinin çok uzun olması kapsamında yapılan şikayete ilişkin   kısmının kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, her türlü vergiden   muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından başvurana 2.500 Euro (iki bin beş yüz   Euro) manevi tazminat ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve   3. paragraflarına uygun olarak 9 Aralık 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło