11011/05

WyrokETPCz2010-02-02ECLI:CE:ECHR:2010:0202JUD001101105

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy odmowa pomocy prawnej i konieczność uiszczenia opłat sądowych, uniemożliwiające dostęp do sądu w sprawie o odszkodowanie, naruszyły prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał przypomniał, że prawo dostępu do sądu nie jest absolutne i może podlegać ograniczeniom, w tym finansowym, pod warunkiem, że ograniczenia te mają uzasadniony cel i zachowują rozsądną proporcjonalność. W niniejszej sprawie opłaty sądowe w wysokości około 900 EUR zostały uznane za nadmierne dla skarżącego, który był bezrobotny z powodu choroby i nie posiadał innych źródeł dochodu. Krajowy sąd administracyjny, odmawiając pomocy prawnej, nie dokonał skutecznej i konkretnej oceny sytuacji skarżącego, w tym przedłożonego zaświadczenia o ubóstwie, co w konsekwencji pozbawiło go możliwości rozpatrzenia jego sprawy przez sąd. Trybunał uznał, że takie ograniczenie naruszyło istotę prawa skarżącego do dostępu do sądu.
Stan faktyczny
Skarżący, Eyüp Akdeniz, urodzony w 1977 roku, zachorował na wirusowe zapalenie wątroby typu C podczas odbywania służby wojskowej w Turcji i został z niej zwolniony. W 2004 roku złożył wniosek o odszkodowanie w wysokości około 65 000 EUR do Ministerstwa Spraw Wewnętrznych, który został odrzucony. Następnie wniósł sprawę do Wojskowego Sądu Administracyjnego w Ankarze, jednocześnie wnioskując o zwolnienie z opłat sądowych na podstawie zaświadczenia o ubóstwie. Sąd odrzucił jego wniosek o pomoc prawną, a po tym, jak skarżący nie uiścił wymaganych opłat sądowych (około 900 EUR), oddalił jego sprawę.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał część skargi dotyczącą niezależności Wojskowego Sądu Administracyjnego za niedopuszczalną, a pozostałą część skargi za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 Konwencji (w zakresie dostępu do sądu). 3. Stwierdził, że nie ma potrzeby odrębnego badania skarg na podstawie art. 1 i 13 Konwencji. 4. Zasądził na rzecz skarżącego kwotę 3 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. 5. Oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   EYÜP AKDENİZ -TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:11011/05)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Şubat 2010   İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (11011/05) no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaşı   Eyüp Akdeniz’in (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 7 Mart 2005 tarihinde   İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa İnsan   Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran, Van Barosu avukatlarından C. Demir tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   DAVANIN KOŞULLARI   Başvuran, 1977 doğumludur ve İstanbul’da ikamet etmektedir.   Ereğli Jandarma Komutanlığı’nda askerlik görevini ifa ederken başvuran Hepatit C   hastalığına yakalanmıştır. Gülhane Askeri Tıp Akademisi (İstanbul) tarafından 24 Ocak 2003   tarihinde düzenlenen sağlık raporu başvuranın askerlik hizmetine elverişli olmadığını   belirtmiştir. Başvuran askerlik hizmetinden muaf tutulmuştur.   Mayıs 2004 tarihinde, başvuran, askerlik hizmeti sırasında hastalığa yakalandığını   belirterek İçişleri Bakanlığı’ndan zararlarının tazmin edilmesini talep etmiştir. Başvuranın   talep ettiği tazminat miktarı 120 milyar Türk Lirası idi (olayların meydana geldiği dönemde   yaklaşık 65.000 Euro’ya tekabül etmekteydi).   Ağustos 2004 tarihli bir kararla, İçişleri Bakanlığı, başvuranın talebini destekler nitelikte   hukuki bir kararın bulunmaması nedeniyle, sözkonusu talebi reddetmiştir. İçişleri Bakanlığı,   kararının bildirilmesini müteakip altmış gün içerisinde başvuranın tam yargı davası açma   imkanının bulunduğuna hükmetmiştir.   Ekim 2004 tarihinde, başvuran, Ankara Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde tazminat   davası açmıştır. Köyün muhtarı tarafından imzalanan fakirlik ilmühaberine atıfta bulunarak,   başvuran, mahkeme harcından muaf tutulmasını talep etmiştir.   Kasım 2004 tarihinde, davanın esasını incelemeden Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, böyle   bir yardım için yasal koşulların oluşmadığı gerekçesi ile adli yardım talebinin reddine karar   vermiştir.   Kasım ve 8 Aralık 2004 tarihlerinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, başvurana, otuz   günlük yasal süre içerisinde, 1.665.300.000 TL’ye (yaklaşık 900 Euro) tekabül eden mahkeme   harcını ödenmesi gerektiğini bildirmiştir.   Başvuranın sözkonusu ödemeyi yapamaması nedeniyle, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi,   Şubat 2005 tarihli kararla, davanın açılmamış sayılmasına karar vermiştir.   HUKUK   I. AİHS'NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, mahkeme harcı ve adli yardım yapılmasının reddedilmesi nedeniyle, idare   mahkemelerinde sorumluluk davası açma imkanından yoksun bırakılmaktan şikayetçidir.   Başvuran ayrıca hiyerarşik üstleri karşısında Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin askeri   hakimlerinin bağımsız olmamalarından şikayetçi olmaktadır. Başvurana göre AİHS’nin 6/1   maddesi ihlal edilmiştir.   A. Kabuledilebilirliğe ilişkin   1. Mahkemeye erişim   Hükümet, başvuranın, idarenin ihtilaflı eyleminden veya ihmalinden haberdar olduğu andan   itibaren işlemeye başlayacak bir yıllık süre içerisinde idari dava açma teşebbüsünde   bulunmamasından dolayı iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabuledilemezliğe   ilişkin itirazını sunmaktadır. Bu durumdan, başvuranın mahkeme harcı ile ilgili miktarı   ödemiş olsa bile idare mahkemesinin davanın esasına bakamayacağı sonucuna ulaşılmaktadır.   Başvuran sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır. Başvuran, adli yardım alma talebine ilişkin   şikayetini sunmak için ulusal mahkemeler önünde tüm başvuru yollarını tükettiğini   belirtmektedir.   AİHM, bir davanın başarı şansı olmadığında, hukuki davada adli yardım yapılmasının   reddinin mahkemelere erişim hakkına yönelik engel teşkil etmediğine dair Komisyonun   içtihadını hatırlatmaktadır (Stewart-Brady-Birleşik Krallık, başvuru numaraları: 27436/95 ve   28406/95, 2 Temmuz 1977 tarihli Komisyon kararı). AİHM, başvuranın adli yardımdan   faydalanması kabul edilmiş ve başvuran dava açmış olsa dahi, yargılama sürelerine riayet   edilmemesi nedeniyle davanın esasının incelenmesinin reddedilmesi riskinin geçersiz   olmadığını tespit etmektedir. Ancak AİHM, ihtilaflı yargılamanın bu hususundan söz etmeden   adli yardım talebini reddeden Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin gerekçesinin temel   alınması gerektiği kanaatindedir.   Üstelik AİHM, bizzat ulusal mercilerin başvurana belirli süreler içerisinde dava açma imkanı   olduğunu gösterdiklerini kaydetmektedir.   Dolayısıyla AİHM, iç hukuk yollarının tüketilmediğine dayanan Hükümet’in itirazını   reddetmektedir.   AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.   2. Ankara Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmayışı   AİHM, mevcut davadaki durumun, Yavuz vd-Türkiye (başvuru no: 29870/96, 25 Mayıs   2000) kararında incelediği durumla benzer olduğunu gözlemlemektedir. Yavuz vd-Türkiye   davasından sapmak için hiçbir neden göremeyen AİHM, AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.   paragrafları uyarınca sözkonusu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir.   B. Esas   Başvuran, mahkemenin, araştırma yapmadan ve hiçbir gerekçe sunmadan Hukuk   Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun ilgili maddesine atıfta bulunmakla yetinerek adli yardım   talebini incelediğini ileri sürmektedir. Başvuran, talebinin yerindeliğini gösteren fakirlik   ilmühaberini ve sağlık raporunu sunmaktadır.   Gutfreund-Fransa kararına atıfta bulunarak (başvuru no: 45681/99), Hükümet, ilk olarak,   AİHS’nin 6/1 maddesi kapsamına girecek nitelikte bir “hakka” ilişkin “itiraz”   bulunmadığından AİHS’nin 6/1 maddesinin mevcut davaya uygulanamayacağı kanaatindedir.   AİHM, Hükümet tarafından aktarılan şeklinde, hukukun menfaatleri, adli yardım   çerçevesinde, re’sen atanan bir avukat tarafından zorunlu olarak sanığın temsil edilmesini   gerektirmediğinden yargılamanın daha az önemli olmasının ve “basit” niteliğinin söz konusu   olduğunu gözlemlemektedir. Ancak mevcut davada, bir avukat tarafından temsil edilme değil   de mahkeme masraflarını önceden ödemeden sadece mahkemeye erişim sözkonusu   olduğundan AİHM, aktarılan koşulların mevcut dava ile ilgili olmadığını tespit etmektedir.   Benzer davalarda ortaya konan içtihadını (sözü edilen Mehmet ve Suna Yiğit) göz önüne alan   AİHM, AİHS’nin 6/1 maddesinin mevcut davaya uygulanabilir nitelikte olduğu sonucuna   ulaşmıştır.   Hükümet, başvurana adli yardım yapılmasının reddinin iç hukuka uygun olduğunu   savunmaktadır. Fakirliğe ilişkin kanıt unsurlarının ve dosyada bulunan diğer unsurların   incelenmesinin ardından hakimler adli yardım yapılmasına gerek olmadığına kanaat   getirmişlerdir. Hükümet, adli yardım yapılmasının, ulusal mahkemelerin takdir yetkisine bağlı   olduğunu sözlerine eklemektedir.   AİHM, mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığını ve zımnen kabul edilmiş bazı   sınırlamalara tabi olabileceğini, zira erişim hakkının doğası gereği, devlet tarafından bir   düzenleme gerektirdiğini hatırlatmaktadır. AİHS’nin 6/1 maddesi davacıların “medeni hak ve   yükümlülüklerine” ilişkin kararlar hakkında mahkemeye erişim hakkını etkin bir biçimde   güvence altına almakta ise de bu hususta kullanılacak araçların seçimini devlete bırakır.   Ancak, Sözleşmeye taraf olan devletler, bu konuda belli bir takdir payına sahip olsalar da   AİHS’nin gereklerine riayet edilip edilmediğine dair son karar AİHM’ye aittir (Airey-İrlanda,   Ekim 1979 tarihli karar ve Z ve diğerleri-Birleşik Krallık, başvuru no: 29392/95).   Mahkemeye erişim hakkı, bir yargılanabilirin mahkemeye erişim hakkının özüne halel   getirecek şekilde ve düzeyde sınırlandırılamaz. Mahkemeye erişim hakkına getirilen   kısıtlama, meşru bir amaç taşıdığı ve kullanılan araçlarla amaç arasında makul bir orantılılık   ilişkisi mevcut olduğu sürece, AİHS’nin 6/1 maddesine uygun düşer (Bellet-Fransa, 4 Aralık   tarihli karar).   Sözkonusu sınırlama mali nitelikli olabilir (Kreuz-Polonya, başvuru no: 28249/95). AİHM,   adaletin iyi şekilde tecelli etmesi için, bir kişinin mahkemeye erişim hakkına mali kısıtlamalar   getirilebileceğini hiçbir zaman göz ardı etmemiştir (Tolstoy-Miloslavsky- Birleşik Krallık, 13   Temmuz 1995 tarihli karar). Hukuk mahkemelerinde açılan davalar için mahkeme harcı   ödenmesinin istenmesi, AİHS’nin 6/1 maddesine aykırı olarak mahkemeye erişim hakkının   sınırlaması olarak kabul edilemez. Bununla birlikte, ilgilinin, mahkemeye erişim hakkından   yararlanıp yararlanmadığının ve “davasının bir mahkeme tarafından görülüp görülmediğinin”   belirlenmesinde, bir davanın özel koşulları ışığında değerlendirilen masrafların tutarı, kişinin   ödeme gücü ve sözkonusu sınırlamanın yargılamanın hangi safhasında ortaya çıktığı gibi   faktörlerin dikkate alınması gerekir. (Kreuz, Weissman ve diğerleri- Romanya, başvuru no:   63945/00, Iorga-Romanya başvuru no: 4227/02, 25 Ocak 2007).   Mevcut davada yargılama masraflarının ödenmemesi, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin   davanın açılmamış sayılması değerlendirmesinde bulunmasına yol açmıştır. Mahkeme harcı   olarak başvurandan talep edilen miktar yaklaşık 900 Euro idi. Sözkonusu miktar, hastalığı   nedeniyle işsiz olan ve başka hiçbir kaynağı bulunmayan başvuran açısından yüksek bir   meblağ idi. AİHS’nin amacının teorik ya da hayali hakları değil gerçek ve etkili hakları   (Artico-İtalya, 13 Mayıs 1980) korumak olduğunu göz önüne alan AİHM, yargılama   masraflarının başvurana aşırı yük yüklediği kanaatindedir (Iorga).   AİHM, adli yardım talebini reddederken, İdare Mahkemesi’nin, yoksulluk, talebin yerindeliği   gibi, Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 465. maddesinde belirtilen koşulların biraya   gelmediği kanaatine vardığını not etmektedir.   Başvuranın durumunun belirsizliği, mahkemeye erişim hakkına yönelik olarak getirilen   kısıtlamanın incelenmesinde belirleyici bir unsur oluşturmaktadır. AİHM, devletin kamu   kaynaklarından sadece gerçekten ihtiyacı olan davacılara adli yardım yapmak istemesini   meşru bir kaygı olarak kabul etmektedir. Bununla birlikte, AİHM, fakirlik ilmühaberinin   başvuranın maddi durumunu belirtmek için yeterli olduğu kanaatindedir. İdare mahkemesinin   değerlendirme yaparken sözkonusu belgeyi göz önünde tutması gerekmekteydi. Oysa mevcut   davada böyle olmamıştır. Ayrıca İdare Mahkemesi, sözkonusu kararı hiçbir şekilde   gerekçelendirmemiş olup, başvuranın durumunun etkili ve somut bir şekilde incelendiğinden   emin olmak mümkün değildir (bu anlamda, Ciğerhun Öner-Türkiye, başvuru no: 33612/03,   Mayıs 2008).   AİHM, mevcut davada, adli yardım talebinin reddedilmesinin, başvuranı, davasının bir   mahkeme tarafından görülmesi imkanından yoksun bıraktığını tespit etmektedir.   Yargılamanın ilk safhasında ilk derece mahkemesinde gerçekleşen bir kısıtlama   sözkonusudur.   Sözkonusu unsurlar göz önüne alındığında, AİHM, başvuranın, somut ve etkili bir şekilde   idare mahkemesine erişim hakkından yararlanamadığı kanaatine varmaktadır.   Bu durumda AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 1 VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, mahkemeye erişim imkanının engellenmesinden dolayı etkili bir başvuru   imkanından yoksun bırakılmasından şikayetidir. Başvuran, AİHS’nin 13. maddesine atıfta   bulunmaktadır. Aynı olaylar temelinde, başvuran, AİHS’nin 1. maddesinin ihlal edildiğini   ileri sürmektedir.   AİHM, sözkonusu şikayetlerin yukarıda incelenen şikayetle bağlantılı dolayısıyla   kabuledilebilir nitelikte olduğunu belirtmektedir.   Bununla birlikte, AİHS’nin 6. maddesi kapsamındaki tespiti göz önüne alarak, AİHM, mevcut   davada, ihlal edilmiş olsalar dahi sözkonusu hükümlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığı   kanaatindedir.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Başvuran, 70.000 Euro maddi ve 30.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.   Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.   AİHM, maddi tazminat ile ilgili olarak, AİHS’nin 6/1 maddesi ile güvence altına alınan   mahkemeye erişim hakkının ihlaline yönelik prensip olarak en uygun telafinin başvuranın   isteği üzerine ve makul bir sürede başvuranın davasının hükme bağlanması olacağını   hatırlatmaktadır (Bkz, aynı anlamda, Mehmet ve Suna Yiğit-Türkiye, başvuru no: 52658/99, 17   Temmuz 2007).   Manevi tazminat ile ilgili olarak, AİHM, hakkaniyete uygun olarak, başvurana 3.000 Euro   ödenmesine hükmetmektedir.   B. Yargılama masraf ve gideri   Başvuran, yargılama masraf ve gideri ile ilgili hiçbir talepte bulunmamaktadır.   AİHM, başvurana, yargılama masraf ve gideri ile ilgili ödeme yapmaya gerek olmadığına   kanaat getirmektedir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç   puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bağımsızlığı kapsamında yapılan   şikayete ilişkin kısmının kabuledilemez, geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;   2. AİHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiğine (mahkemeye erişim);   3. AİHS’nin 1. ve 13. maddeleri kapsamında yapılan şikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek   olmadığına;   4. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvurana 3.000   Euro (üç bin Euro) manevi tazminat ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 02 Şubat 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło