11068/04

WyrokETPCz2010-03-23ECLI:CE:ECHR:2010:0323JUD001106804

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy maltretowanie w areszcie i brak skutecznego dochodzenia w tej sprawie naruszyły art. 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał przypomniał, że jeśli osoba jest zdrowa w momencie zatrzymania, a po zwolnieniu stwierdza się u niej obrażenia, państwo ma obowiązek przedstawić wiarygodne wyjaśnienie ich pochodzenia. W przypadku braku takiego wyjaśnienia, obrażenia uznaje się za wynikające z traktowania, za które państwo ponosi odpowiedzialność. Trybunał stwierdził, że obrażenia skarżącego, udokumentowane raportami medycznymi po zwolnieniu z aresztu, powstały w czasie, gdy znajdował się on pod kontrolą władz państwowych, a rząd nie przedstawił satysfakcjonującego wyjaśnienia ich przyczyn. Dodatkowo, Trybunał podkreślił, że dochodzenie w sprawie zarzutów maltretowania musi być skuteczne, niezależne, bezstronne, publiczne i przeprowadzone z należytą starannością i szybkością. W niniejszej sprawie dochodzenie krajowe było nieskuteczne ze względu na opóźnienia w badaniach medycznych, brak identyfikacji funkcjonariuszy policji oraz brak przesłuchania świadków, co uniemożliwiło ustalenie i ukaranie odpowiedzialnych.
Stan faktyczny
Skarżący, Özgür Uyanık, został zatrzymany w związku ze śledztwem dotyczącym nielegalnej organizacji w dniach 16-30 maja 1996 roku. W areszcie skarżący twierdził, że był maltretowany, m.in. bito go, podwieszano za ręce, rażono prądem i rozbierano do naga. Po zwolnieniu z aresztu badania medyczne wykazały ból i utratę słuchu w prawym uchu oraz drętwienie i uszkodzenie nerwów (plexitis brachialis) w lewym ramieniu. Skarżący złożył skargę na funkcjonariuszy policji, ale prokuratura odmówiła wszczęcia postępowania, a jego odwołanie zostało odrzucone przez sąd krajowy.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że skarga dotycząca maltretowania w areszcie i braku skutecznego dochodzenia jest dopuszczalna, a pozostała część skargi jest niedopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji zarówno w aspekcie materialnym, jak i proceduralnym. 3. Zasądza na rzecz skarżącego 27 300 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe, płatne w lirach tureckich po kursie obowiązującym w dniu płatności, wraz z odsetkami za zwłokę. 4. Odrzuca pozostałą część roszczeń skarżącego o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF E U R O P E   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   ÖZGÜR UYANIK – TÜRKĐYE   (B a ꢀvuru no. 11068/04)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Mart 2010   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir.   ꢁekli düzeltmelere tabi olabilir.   __________________________________________________________________________________________   © T.C. Dıꢀiꢀleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle   ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 11068/04 no’lu davanın nedeni, Özgür Uyanık   (“baꢀvuran”) adlı T.C. vatandaꢀının, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 18 ꢁubat 2004   tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (“Avrupa   Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin - AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran Đstanbul Barosu avukatlarından A. Kocabal Ince tarafından temsil edilmiꢀtir.   OLAYLAR   doğumlu baꢀvuran Đstanbul’da ikamet etmektedir.   Baꢀvuran 16 Mayıs ve 30 Mayıs 1996 tarihleri arasında, yasadıꢀı bir örgütle ilgili   yürütülen soruꢀturmayla bağlantılı olarak gözaltında tutulmuꢀtur. Gözaltındayken çeꢀitli   ꢀekillerde kötü muameleye uğradığını iddia etmiꢀtir. Baꢀvuru formunda, özellikle, gözlerinin   bağlandığından, kollarından asılıp, elektrik verildiğinden, çırılçıplak soyulduğundan ve   dövüldüğünden ꢀikayetçi olmuꢀtur. Ayrıca 13 veya 14 Mayıs 1996 tarihinde yakalandığını   belirtmiꢀtir.   Baꢀvuran 30 Mayıs 1996 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde adli   tabip tarafından muayene edilmiꢀ, muayenede baꢀvuranın sağ kulağında ağrı ve duyma kaybı,   sol kolunda ise hissizleꢀme tespit edilmiꢀtir. Doktor baꢀvuranın bir hastaneye sevk edilip,   burada nörolojik muayeneden ve EGM (elektromiyogram, kas hücrelerine ait elektrik   aktivitesinin ölçülmesine verilen addır) testinden geçmesini tavsiye etmiꢀtir.   Aynı gün Taksim Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen ikinci raporda baꢀvuranın   kulaklarında patolojik bulguya rastlanmamıꢀ ancak sol kolunda brakial pleksitis (sinir   zedelenmesi) tespit edilmiꢀtir. "EGM" testi yapılması tavsiye edilmiꢀ, ancak testin yapıldığı   Ekim 2000 tarihinde hiçbir bulguya rastlanmamıꢀtır.   Baꢀvuran 30 Mayıs 1996 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet   Savcısı önüne çıkarılmıꢀ, polise verdiği ifadenin doğruluğunu kabul etmiꢀ ve çeꢀitli eylemler   hakkında bilgi vermiꢀtir. Ayrıca bir takım ꢀikayetleri olduğu gerekçesiyle bir devlet   hastanesine sevk edilmeyi talep etmiꢀtir. Baꢀvuran peꢀinden Đstanbul Devlet Güvenlik   Mahkemesi hakimi önüne çıkarılmıꢀ, burada önceki ifadeleri kabul etmiꢀtir. Hakim   baꢀvuranın tutuklanmasına karar vermiꢀtir. Baꢀvuran ve baꢀvuranla aynı gerekçelerle   gözaltına alınıp tutuklanan diğer beꢀ ꢀüpheli (“ꢀikayetçiler”), aynı gün, Đstanbul Cumhuriyet   Savcılığı’na baꢀvurup sorgulanmalarına katılan polis memurları hakkında, kendilerine kötü   muamelede bulunduklarını iddia ederek bir ꢀikayet dilekçesi sunmuꢀlardır.   Đstanbul Cumhuriyet Savcısı 3 Temmuz 1997 tarihinde ꢀikayetçilerin davasını Fatih   Cumhuriyet Savcılığı’na göndermiꢀtir.   Fatih Cumhuriyet Savcısı 13 Nisan 1998 tarihinde baꢀvuranı dinlemiꢀtir. Baꢀvuran   gözlerinin bağlandığından, kollarından askıya alındığından, elektrik verildiğinden, çırılçıplak   soyulduğundan ve dövüldüğünden ꢀikayetçi olmuꢀtur. 13 ya da 14 Mayıs 1996 tarihinde   yakalandığını, gözaltında tutulduğu sürede Türkiye’nin çeꢀitli yerlerinde çeꢀitli terörle   mücadele ꢀubelerine nakledildiğini belirtmiꢀtir. Baꢀvuran ayrıca askıya alınırken direndiği   için kolunun incindiğini ve kulağındaki sorunun da darbe sonucu meydana geldiğini iddia   etmiꢀtir. En az 20-25 polis memuru tarafından kötü muameleye uğradığını ve pek çoğunu   teꢀhis edebileceğini öne sürmüꢀtür.   Savcı 12 Mayıs 1998 tarihinde, iddiaları kanıtlayıcı delil bulunmadığı için, Đstanbul   Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi’nde görevli polis memurları hakkında   kovuꢀturmaya yer olmadığına karar vermiꢀtir.   Baꢀvuran Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’nde bu karara itiraz etmiꢀtir.   Bu esnada, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 27 Haziran   tarihli bir iddianameyle, baꢀvuran ve diğer on kiꢀi hakkında, inter alia, yasadıꢀı silahlı   terör örgütüne üye olmak ve örgüt adına çeꢀitli soygun ve cinayetlere katılmak suçlarından   cezai iꢀlem baꢀlatmıꢀtır.   Temmuz 1996 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde baꢀvuran   hakkında cezai iꢀlem baꢀlatılmıꢀtır. Mahkeme 20 Kasım 1996 tarihinde, gözaltında iꢀkence   gördüğünü iddia ederek polise ve savcıya verdiği ifadeleri geri çeken baꢀvuranı dinlemiꢀtir.   Dava dosyasından edinilen bilgiye göre, halen derdest halde olan cezai takibat süresince, 1   ꢁubat 2006 tarihine dek tutuklu kalan baꢀvuran, ön soruꢀturma esnasındaki ifadelerinin   iꢀkence ve baskı altında alındığını yinelemiꢀtir.   Bu esnada, Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’nin isteği üzerine, baꢀvuran 25 Ekim 2000,   Ağustos 2002 ve 14 Mayıs 2003 tarihlerinde muayene ve testlerden geçmiꢀtir. Baꢀvuran 9   Ağustos 2002 tarihinde Adli Tıp Kurumu 2., 3. ve 4. Đhtisas Dairesi doktorları tarafından   muayene edilmiꢀtir. Açlık grevinde olan baꢀvuranın, inter alia, halüsinasyon gördüğü, hafıza   güçlüğü çektiği ve Korsakoff sendromu sebepli ꢀizofreni rahatsızlığı bulunduğu tespit   edilmiꢀtir.   Temmuz 2003 tarihinde Adli Tıp Kurumu 2. Đhtisas Dairesi, olaylara iliꢀkin   baꢀvuranın anlatımı ile dava dosyasındaki raporları incelemiꢀ, baꢀvuranın sağ kolunda ulnar   kübital turner sendromu ile hafif aksiyal motor nöropati tespit etmiꢀtir. Öte yandan, bu   koꢀulların gözaltında meydana geldiği iddia edilen kötü muamele sonucu oluꢀmuꢀ olması   olanaksızdır. Ayrıca baꢀvuranda travmatik bir lezyon oluꢀtuğunu gösterir tıbbi delil   bulunmamaktadır.   Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi 7 Aralık 2003 tarihinde, yukarıda geçen raporun   sonucuna ve dava dosyasında bulunan diğer delillere atıfta bulunarak, baꢀvuranın itirazını   reddetmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 3. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran AĐHS’nin 3. ve 13. maddeleri kapsamında, gözaltında kötü muameleye   uğradığından ve ulusal makamların, iddiaları karꢀısında etkili bir soruꢀturma   yürütmediklerinden ꢀikayetçi olmuꢀtur.   AĐHM, bu ꢀikayetlerin yalnız 3. madde çerçevesinde incelenmesi gerektiği   kanısındadır.   A. Kabuledilebilirliğine iliꢀkin   Hükümet, öncelikle AĐHM’den baꢀvuruyu AĐHS’nin 35. maddesinin 1. fıkrası   çerçevesinde iç hukuk yollarının tüketilmediği için kabuledilmez olduğu gerekçesiyle   reddetmesini talep etmiꢀtir. Baꢀvuranın, asliye hukuk ve idare mahkemelerinde dava açarak,   maruz kaldığını iddia ettiği zarar için tazminat talep edebileceğini savunmuꢀtur. Đkinci olarak,   Hükümet, baꢀvuranın olayın meydana geldiği tarihten itibaren altı ay içinde baꢀvuru yapması   gerektiğini ileri sürmüꢀtür.   AĐHM, önceki davalarda, Hükümet’in asliye hukuk ve idare mahkemelerinde çözüm   aramaya iliꢀkin benzer argümanlarını inceleyip reddettiğini yineler (örn. bkz. Nevruz Koç -   Türkiye, 18207/03 ve Eser Ceylan - Türkiye, 14166/02). AĐHM, mevcut baꢀvuruda, içtihadın   dıꢀına çıkılmasını gerektirecek özel koꢀullar tespit etmemiꢀtir. Bu nedenle, Hükümet’in, iç   hukuk yollarının tüketilmediğine iliꢀkin ꢀikayetini reddeder.   Ayrıca, AĐHM, AĐHS’nin 35/1 maddesinde öngörülen altı aylık süre kuralının,   baꢀvuranların baꢀvurularını iç hukuk yollarının tüketilmesi sürecinde, nihai karardan itibaren   altı ay içinde sunmalarını gerektirdiği yineleyerek, 18 ꢁubat 2004 tarihinde sunulan   baꢀvurunun bu süre kuralıyla uyumlu olduğu kanısındadır. Bu nedenle Hükümet’in bu   bağlamdaki ön itirazını benzer biçimde reddeder.   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   Hükümet, baꢀvuranın iddialarına itiraz etmiꢀtir. Bu bağlamda, baꢀvuranın iddialarının   uygun delillerle desteklenmediğini ve kötü muamele iddialarına iliꢀkin bir soruꢀturma   yürütüldüğünü ileri sürmüꢀtür.   Baꢀvuran iddialarını sürdürmüꢀtür.   AĐHM, bir kimsenin sağlıklı olarak gözaltına alınıp serbest bırakıldığında yaralı   olduğu tespit edilirse, Devlet’in bu yaralanmanın nasıl meydana geldiğine iliꢀkin uygun bir   açıklama sağlamak ve mağdurun iddialarına, özellikle de bu iddialar tıbbi raporlarla   destekleniyorsa, gölge düꢀürebilecek delil göstermekle yükümlü olduğunu, bunun yerine   getirilmemesi halinde AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında açıkça sorun doğacağını yineler (bkz.   Yananer – Türkiye, 6291/05).   Delillerin tespit edilmesinde, AĐHM, genellikle ‘her türlü makul ꢀüphenin ötesinde’   delil kıstasını uygulamıꢀtır (bkz. Avꢀar – Türkiye, 25657/94). Öte yandan böyle bir delil,   dayanaklı, net ve tutarlı çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı ile ortaya   konabilir (bkz. Đrlanda - Đngiltere). Sözkonusu olayların, gözaltında olan ve kontrollerinde   bulunan kimselerde olduğu gibi, tamamen veya kısmen yetkili makamların münhasır bilgisi   dahilinde olması halinde, tutukluluk devam ederken meydana gelen yaralanmalara iliꢀkin   güçlü maddi karineler ortaya çıkacaktır. Esasında, yetkili makamların tatmin edici ve ikna   edici bir açıklama sağlamaları yönünde ispat külfeti bulunmaktadır (bkz. Salman – Türkiye   [BD], 21986/93).   Bu davada, AĐHM, baꢀvuranın en az on dört gün gözaltında tutulduğunu gözlemler.   Baꢀvuranın ꢀikayetçi olduğu kötü muamele tipleri arasında esas olarak gözlerinin bağlanması,   asılması, elektrik verilmesi, çırılçıplak soyulup dövülmesi bulunmaktadır. Bu bağlamda,   baꢀvuranın anlattığı biçimiyle olaylar hem AĐHM hem de ulusal makamlar huzurunda   tutarlıdır.   Tıbbi delillere iliꢀkin olarak, AĐHM, baꢀvuranın yakalanmasının ardından muayene   edilmediğini kaydeder. Ayrıca gözaltının bitiminde düzenlenen raporun, baꢀvuranın sağ   kulağında ağrı ve duyma kaybı, sol kolunda ise hissizleꢀme ortaya koyduğunu gözlemler.   Aynı gün düzenlenen ikinci rapor, baꢀvuranın sol kolunda brakial pleksitis (sinir zedelenmesi)   belirtileri tespit etmiꢀtir. Baꢀvuranın sol koluna iliꢀkin bulgular, AĐHM’ye göre, baꢀvuranın   kolunun zarar gördüğü iddialarını desteklemiꢀtir.   Bu bağlamda AĐHM, Hükümet’in baꢀvuranın nasıl yaralandığına iliꢀkin bir açıklama   sağlayamadığını gözlemler. Davanın koꢀulları ve Hükümet’in, bütün bu süre boyunca Devlet   makamlarının kontrolünde olan baꢀvuranın yaralanma sebebine iliꢀkin uygun bir açıklama   vermemesi bütün olarak değerlendirildiğinde, AĐHM, bu yaralanmanın Hükümet’in sorumlu   bulunduğu muamelenin sonucu olduğu kanısına varır.   AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin, makamların, “savunulabilir” ve “geçerli ꢀüphe”   uyandırması halinde kötü muamele iddialarını soruꢀturmalarını gerektirdiğini yineler   (özellikle bkz. Ay – Türkiye, 30951/96). AĐHM içtihadı tarafından belirlenen geçerli asgari   standartlar, soruꢀturmanın bağımsız, tarafsız, kamuya açık olmasını ve yetkili makamların   örnek teꢀkil edecek titizlikle ve çabuklukla hareket etmelerini gerektirmektedir (örn. bkz.   Çelik ve Đmret – Türkiye, 44093/98). Ek olarak AĐHM, AĐHS’de öngörülen hakların   uygulanabilir ve etkili olduğunu, teorik ve yanıltıcı olmadığını yineler. Bu nedenle, böyle   davalarda, etkili bir soruꢀturma, sorumluların tespit edilip cezalandırılmalarına yol   açabilmelidir (bkz. Orhan Kur - Türkiye, 32577/02).   AĐHM, yukarıda, AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca baꢀvuranın yaralanmasından   Savunmacı Devlet’in sorumlu olduğunu tespit etmiꢀtir. Bu nedenle etkili bir soruꢀturma   yapılmıꢀ olması gerekmektedir.   Bu davada, AĐHM, Cumhuriyet Savcılığı’nın baꢀvuranın iddialarına iliꢀkin ivedilikle   soruꢀturma baꢀlattığını gözlemler. Bu soruꢀturma, Ağır Ceza Mahkemesi’nin, Cumhuriyet   Savcısı’nın Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi’nde görevli polis   memurları hakkında kovuꢀturmaya yer olmadığına dair kararını onayınca sona ermiꢀtir.   Soruꢀturma esnasında, baꢀvuranın iddialarının doğruluğunun saptanması için ek tıbbi raporlar   istenmiꢀtir. Savcı baꢀvuranın ifadesini almıꢀtır.   Bununla birlikte, AĐHM, ulusal makamların soruꢀturmayı yürütme biçiminde,   soruꢀturmanın etkiliğine olumsuz etki yapan göze çarpıcı eksiklikler olduğunu gözlemler.   Öncelikle, AĐHM, adli tıp muayenelerinde elde edilen delillerin tutukluların kötü muamele   iddialarına iliꢀkin soruꢀturmalar için önemli bir rol oynadığını yeniden teyit eder (bkz.   Salmanoğlu ve Polattaꢀ - Türkiye, 15828/03). Bu bağlamda, AĐHM, baꢀvuranın gözaltı   süresinin bitiminde düzenlenen tıbbi raporların ayrıntılı olmadıklarını ve hem AĐHM’nin kötü   muamele davalarını incelerken düzenli aralıklarla göz önünde bulundurduğu Avrupa   Đꢀkencenin ve Đnsanlıkdıꢀı veya Onurkırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi’nin   (AĐÖK) tavsiye ettiği standartları hem de Birleꢀmiꢀ Milletler Đnsan Hakları Komisyonu’na   sunulan Đstanbul Protokolü olarak da bilinen Đꢀkence ve Diğer Zalimane, Đnsanlık Dıꢀı,   Aꢀağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde Soruꢀturulması ve Belgelendirilmesi El   Kılavuzu’nda kılavuzluk eden ilkeleri (bkz. Batı ve Diğerleri) büyük ölçüde   karꢀılayamadığını kaydeder. Ayrıca, Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’nin ek tıbbi delil   istemesine karꢀılık, meydana geldiği iddia edilen kötü muamele ile bu muayenelerin tarihleri   arasında geçen zaman, AĐHM’ye göre, baꢀvuranın kolunun yaralanmasının sebebinin tespit   edilmesi olasılığını olumsuz etkilemiꢀtir. Bu bağlamda AĐHM, makamların, baꢀvurana,   yaralanmasının sebebinin belirlenmesi için EGM testi yapılmasını sağlamasının dört yıldan   fazla sürmesinden üzüntü duyar.   Đkinci olarak, AĐHM, ne baꢀvurandan ne de ꢀikayetçilerden, failleri, fotoğraflarından   ya da ꢀüpheliler arasından teꢀhis etmelerinin istenmediğini kaydeder. Bu bağlamda, AĐHM,   Cumhuriyet Savcısı’nın kararında yalnızca “Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele   ꢁubesi’nde görevli polis memurları” olarak atıfta bulunulan bu polis memurlarının   kimliklerinin ortaya çıkarılması için ciddi bir çaba göstermediği kanısına varır. Üçüncü   olarak, savcı soruꢀturmasında hiçbir polis memurunu veyahut baꢀvuranla aynı hücrede tutulan   diğer kiꢀiler gibi olası ꢀahitleri dinlememiꢀtir.   Yukarıdakiler ıꢀığında, AĐHM, yukarıda belirtilen soruꢀturmanın AĐHS’nin 3. maddesi   çerçevesinde tam ve etkili olma koꢀullarını karꢀılamadığı kanısındadır.   AĐHS’nin 3. maddesi hem esas hem usul yönünden ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran baꢀvuru formunda, gözaltında tutulmasıyla ilgili olarak AĐHS’nin 5/2, 5/3 ve   5/4 maddesinin ihlal edildiğinden ꢀikayetçi olmuꢀtur.   Hükümet, AĐHS’nin 35/1 maddesi kapsamında, baꢀvuranın bu baꢀlık altındaki   ꢀikayetlerinin altı aylık süre kuralıyla örtüꢀmediği için reddedilmesi gerektiğini savunmuꢀtur.   Baꢀvuranın, AĐHM’ye yaptığı baꢀvuruyu gözaltı süresinin bittiği tarihten itibaren altı ay   içinde sunması gerektiğini ileri sürmüꢀtür.   AĐHM, Hükümet’in altı aylık süre kuralıyla ilgili itirazına iliꢀkin olarak, AĐHS   organlarının içtihadına göre, iç hukuk yolunun bulunmadığı durumlarda, altı aylık sürenin,   AĐHS’nin ihlalini teꢀkil ettiği iddia edilen eylem tarihinde baꢀladığını yineler (diğerlerinin   yanı sıra bkz. Yüksektepe - Türkiye, 62227/00).   AĐHM, baꢀvuranın gözaltı süresinin 30 Mayıs 1996 tarihinde tutuklanmasıyla sona   erdiğini kaydeder. Ancak AĐHS’nin 5. maddesi çerçevesindeki ꢀikayetler AĐHM’ye 10 ꢁubat   tarihinde sunulmuꢀtur. Bu koꢀullarda, AĐHM Hükümet’in, baꢀvuranın altı aylık süre   kuralına uymadığı yönündeki itirazını kabul eder. Buna göre baꢀvurunun bu kısmı AĐHS’nin   35/1 ve 35/4 maddesine göre reddedilmelidir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat ve yargılama gideri   Baꢀvuran, maruz kaldığı iꢀkenceden ötürü meydana gelen zarar için ve tutukluluğu ile   cezai iꢀlemlerin uzun sürmesi nedeniyle maddi ve manevi tazminat olarak toplam 90.000 Euro   talep etmiꢀtir. Baꢀvuran ayrıca AĐHM’den, Hükümet’ten, kötü muamele iddialarına iliꢀkin   uygun bir cezai takibat baꢀlatılmasını ve önceki soruꢀturmayı sürdürenlerle ilgili soruꢀturma   baꢀlatmasını istemesini talep etmiꢀtir.   Hükümet baꢀvuranın tazminat taleplerini reddetmiꢀtir.   AĐHM tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı   bulunmadığını kaydetmektedir. Öte yandan AĐHM, baꢀvuranın yalnızca AĐHM’nin ihlal tespit   etmesiyle telafi edilemeyecek acı ve sıkıntı geçirdiği kanısındadır. Mevcut davadaki ihlalin   mahiyeti göz önünde bulundurulduğunda, AĐHM, hakkaniyete uygun surette, baꢀvurana   27.300 Euro manevi tazminat ödenmesine karar verir.   Son olarak, AĐHM, baꢀvuranın geri kalan taleplerine iliꢀkin hüküm vermeyi uygun   görmemektedir.   B. Gecikme Faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artıꢀın eklenmesinin uygun olduğuna karar vermiꢀtir.   AĐHM YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK, OYBĐRLĐĞĐYLE   1. Baꢀvuranın gözaltında kötü muameleye uğradığı iddiaları ile ꢀikayetleriyle ilgili etkili   ulusal soruꢀturma yapılmadığına iliꢀkin ꢀikayetin kabuledilebilir, baꢀvurunun geri   kalan kısmının kabuledilmez olduğuna;   2. AĐHS’nin 3. maddesinin esas ve usul yönünden ihlal edildiğine;   3. (a) Savunmacı Devlet’in baꢀvurana, AĐHS’nin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca   kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde, uygulanabilecek her türlü vergiyle   beraber, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirası’na çevirerek 27.300   Euro manevi tazminat ödemesine:   (b) Yukarıda anılan üç aylık sürenin aꢀılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için   Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan   eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;   4. Baꢀvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine,   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Đngilizce hazırlanmıꢀ, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları   uyarınca 23 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   Sally Dollé   Zabıt Katibi   Françoise Tulkens   Baꢀkan   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło