11189/04
WyrokETPCz2008-11-04ECLI:CE:ECHR:2008:1104JUD001118904
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy anulowanie aktu własności nieruchomości bez wypłaty odszkodowania, na podstawie ustawy później uznanej za niekonstytucyjną, stanowi naruszenie prawa do poszanowania mienia z art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że doszło do naruszenia art. 1 Protokołu nr 1, ponieważ skarżący został pozbawiony swojej własności bez jakiejkolwiek możliwości uzyskania odszkodowania. Pomimo że interwencja opierała się na obowiązującym wówczas prawie krajowym, brak mechanizmu odszkodowawczego, który zapewniałby sprawiedliwą równowagę między interesem publicznym a ochroną praw jednostki, sprawił, że pozbawienie własności było arbitralne. Trybunał podkreślił, że orzeczenie Sądu Konstytucyjnego, które uznało podstawę prawną wywłaszczenia za niekonstytucyjną, potwierdzało tę arbitralność.Stan faktyczny
Skarżący, Gani Özcan, nabył nieruchomości w Ankarze w 1967 roku. Część z nich znalazła się w strefie bezpieczeństwa Pałacu Prezydenckiego. W 1999 roku Ministerstwo Obrony Narodowej wszczęło postępowanie o anulowanie aktu własności jednej z działek, powołując się na art. 38 ustawy o wywłaszczeniu, który pozwalał na bezpłatne przejęcie nieruchomości. Skarżący złożył pozew o odszkodowanie za faktyczne wywłaszczenie, jednak sądy krajowe oddaliły jego roszczenie i anulowały akt własności bez odszkodowania.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji. 3. Orzekł, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające zadośćuczynienie za doznaną szkodę niemajątkową. 4. Zasądził na rzecz skarżącego 300 000 euro tytułem odszkodowania materialnego, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, wraz z odsetkami za zwłokę. 5. Oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
GANİ ÖZCAN -TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no:11189/04)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Kasım 2008
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (11189/04) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaşı
Gani Özcan’ın (başvuran), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 15 Mart 2004 tarihinde
Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, AİHM önünde Ankara Barosu avukatlarından H.N. Berker ve M. Yazıcı tarafından
temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVA KOŞULLARI
Başvuran, 1938 doğumludur ve Ankara’da ikamet etmektedir. Kasım 1967 tarihinde başvuran, Çankaya’da (Ankara) bulunan birçok taşınmaz almıştır.
Sözkonusu taşınmazlardan bazıları halihazırda Cumhurbaşkanlığı Köşkü etrafında oluşturulan
ve güvenlik bariyerleri ile çevrelenmiş olan güvenlik bölgesi içinde bulunmaktadır. Kasım 1999 tarihinde kamulaştırmalara ilişkin 2942 sayılı yasanın 38. maddesine
dayanarak, Milli Savunma Bakanlığı (idare), Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’nde başvuran
hakkında tapu iptal davası açmıştır. İdare, sözkonusu taşınmazlar üzerindeki parsellerden
birinin tapu kaydının idare adına tescil edilmesini talep etmiştir. Sözkonusu hisse, 5965 ada 1
no’lu parseli teşkil etmekteydi. Ekim 2000 tarihinde, bu sefer de başvuran aynı mahkemeye başvurmuş ve de facto
kamulaştırma nedeniyle tazminat talebinde bulunmuştur. Dava dilekçesinde, başvuran, diğer
parsellere ve hisselere ilişkin dava açma hakkını saklı tutmuş ve sembolik olarak ihtilaflı
taşınmazın bir metre karesinin değerini talep etmiştir. Temmuz 2002 tarihinde, başvuranın talebinin ardından ve başvuranın diğer parsel ve
hisseler üzerindeki haklarını saklı tutuma isteğini göz önüne alarak, mahkeme, iki davayı
birleştirmiş ve 28 Haziran 2002 tarihinde bilirkişi raporu düzenlenmesine hükmetmiştir. Temmuz 2002 tarihinde düzenlenen bir rapor ile Harita ve Kadastro alanındaki bilirkişi,
Cumhurbaşkanlığı Köşkü civarındaki güvenlik bölgesinin parçası olarak taşınmazın 1942
yılından itibaren Devlet tarafından kullanıldığına kanaat getirmiştir. Bilirkişi, ihtilaflı
taşınmazın tapu kaydının idare adına tescil edilmesi yönünde görüş bildirmiştir. Ekim 2002 tarihinde, mahkeme, idareyi haklı bulmuş ve mesnetten yoksun olduğu
gerekçesiyle başvuranın tazminat talebini reddetmiştir. Mahkeme, taşınmazın yirmi beş yıldan
fazla bir süreden beri Devlet tarafından kullanılması ve Kamulaştırma Kanunu’nun 38.
maddesinin karşılıksız olarak taşınmazı edinme imkanı sağlaması nedeniyle idarenin haklı
olduğu kanaatine varmıştır. Aralık 2002 tarihinde, başvuran temyize gitmiştir. 31 Mart 2003 tarihli bir kararla, Yargıtay,
ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
Bu süre zarfında, 10 Nisan 2003 tarihinde alınan ve 4 Kasım 2003 tarihinde Resmi Gazetede
yayımlanan bir kararla, Anayasa Mahkemesi, 2942 sayılı yasanın 38. maddesinin Anayasa’ya
aykırı olduğunu ilan etmiş ve sözkonusu maddeyi iptal etmiştir. Anayasa’nın ilgili
maddelerine ve AİHM kararlarına atıfta bulunarak, Anayasa Mahkemesi, özellikle karşılıksız
bir kamulaştırmanın, ne Anayasa’nın hükümleri ile ne AİHS’nin hükümleri ile bağdaştığı
kanaatine varmıştır. Mayıs 2003 tarihinde, başvuran karar düzeltme başvurusunda bulunmuştur. Eylül 2003 tarihinde, Yargıtay, mesnetten yoksun olduğu gerekçesiyle, başvuranın talebini
reddetmiştir.
HUKUK
I. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
HAKKINDA
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini belirtmektedir. Hükümet, başvuranın, özü
itibariyle dahi şikayetlerini ulusal merciler önünde ifade etmediğini, bu durumda iç hukuk
yollarını tüketmiş kabul edilemeyeceğini savunmaktadır.
Başvuran, sözkonusu argümana karşı çıkmaktadır ve de facto kamulaştırmadan dolayı
tazminat davası açarak iç hukukta normal yolla müsait olan başvuru yollarını kullandığını ileri
sürmektedir.
AİHM, tapu sahibi olan başvuran hakkında idare tarafından bir dava açıldığını
gözlemlemektedir. Başvuran da, de facto kamulaştırma nedeniyle tazminat davası açmıştır.
Davasının dayanaktan yoksun olduğuna kanaat getiren ulusal mahkemeler, idareyi haklı
bulmuş ve karşılıksız olarak başvuranın tapusunu iptal etmiştir.
AİHM, bir başvuranın etkili ve yeterli olan iç hukuk yollarını uygun bir şekilde kullanmış
olması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bir başvuru yolu kullanıldığında, uygulamada sonucu
aynı olacak başka bir başvuru yolunun kullanılması gerekli olmamaktadır (Patricia Raquel
Real Alves-Portekiz, başvuru no: 19485/02, 9 Kasım 2004).
AİHM, tazminat davası açan başvuranın, tapusunun iptal edilmesi nedeniyle tazminat elde
edebilmek amacıyla iç hukuk yollarını tüketmek için kendisinden makul olarak
beklenebilecek her şeyi yerine getirdiği sonucuna ulaşmaktadır (Bkz; mutatis, mutandis,
Akıllı-Türkiye, başvuru no: 71868/01, 11 Nisan 2006). Bu durumda AİHM, iç hukukun
tüketilmediğine dair Hükümet’in yapmış olduğu itirazı reddetmektedir.
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B.Esasa ilişkin
Başvuran, bir yandan karşılıksız olarak tapusunun iptal edilmesi nedeniyle diğer taraftan da
Yargıtay’ın Anayasa Mahkemesi’nin kararını göz önüne almaması ve sözkonusu karar Resmi
Gazete’de yayımlanana kadar Yargıtay’ın kararı incelemek için toplanmayı ertelememesi
nedeniyle mallarına saygı haklarının ihlalinden şikayetçidir. Başvuran, bu bağlamda, 1 No’lu
Ek Protokol’ün 1. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.
AİHM, ihtilaflı taşınmazın tapusunun başvuran üzerinde bulunduğu hususunun taraflar
arasında tartışma konusu olmadığını gözlemlemektedir. Ancak başvuranın tapusu idare
tarafından açılan bir davanın ardından iptal edilmiştir. Yetkili mahkeme, de facto
kamulaştırma nedeniyle açılan tazminat davasını incelemiş ve mesnetten yoksun olduğu
gerekçesiyle başvuranın talebini reddetmiştir.
AİHM, başvuran tarafından sunulan şikayete benzer bir şikayeti incelediğini ve 1 No’lu Ek
Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaştığını hatırlatmaktadır (I.R.S. ve
diğerleri; Akagün-Türkiye, başvuru no: 71901/01, 5 Aralık 2006). AİHM, 38. maddenin
uygulanması neticesinde, tapususun iptal edilmesi nedeniyle tazminat elde edebilmek için
başvuranın her türlü imkandan yoksun bırakıldığını yinelemektedir. AİHM, her ne kadar
olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan bir kanuna dayandırılmış olsa da kamu
yararının gereklilikleri ile kişisel hakların korunması yükümlülüğü arasında hüküm sürmesi
gereken adil dengeyi sağlayabilen hiçbir tazminat davasının başlatılmaması nedeniyle bu
türden bir müdahalenin yalnızca keyfi olarak değerlendirilebileceğini özellikle dile getirmiştir
(I.R.S. ve diğerleri).
AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in bu davada farklı bir sonuca ulaşmak için ikna
edici hiçbir argüman sunmadığına kanaat getirmiştir.
Bu durumda, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran, haksız yere yıllarca taşınmazın işgal edilmesinin ardından, idare tarafından hukuki
yolla sözkonusu taşınmazın karşılıksız olarak idare adına tescil ettirildiğini iddia etmektedir.
Başvuran, haksız şekilde işgal edilmesine ek olarak taşınmazın piyasa değerine tekabül
edecek şekilde zararının tazmin edilmesi gerektiği kanaatindedir. Başvuran, maddi zararının
543.475 Euro değerinde olduğunu belirtmekte ve talebini desteklemek için özel bir
gayrimenkul değerleme şirketi tarafından düzenlen bilirkişi raporu sunmaktadır. Manevi
tazminata ilişkin olarak ise başvuran sembolik olarak 1 Euro talep etmektedir.
Hükümet, başvuranın taleplerine karşı çıkmaktadır.
AİHM, I.R.S ve diğerleri-Türkiye (adil tatmin) (başvuru no: 26338/95, 31 Mayıs 2005)
kararında, tespit edilen ihlalin kaynağı, taşınmazların başvuranın elinden alınmasının hukuki
değerlendirilmesi değil de tazminat ödenmemesi olduğundan, idarenin taşınmazların değerini
tam olarak yansıtma zorunluluğu olmadığını beyan ettiğini hatırlatmaktadır. AİHM, mevcut
davada ulusal mahkemelerin sözkonusu taşınmaz hakkında hiçbir değer takdiri
yapmadıklarını belirtmektedir. Ulusal mahkemeler sadece, başvuranın tapusunu iptal etmiş ve sayılı yasanın 38. maddesi uyarınca taşınmazın tapu kaydının karşılıksız olarak idare
adına tescil edilmesine karar vermiştir. Karşılıksız olarak taşınmazın tescili AİHM’nin ulaştığı No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği tespitinin temelini oluşturmaktadır. Sonuç
olarak, AİHM, tazminat elde etmek meşru beklentileriyle bağlantılı olarak mamelek değere
mümkün olduğunca tekabül edecek bir götürü miktarı belirlemenin uygun olacağına
hükmeder (Börekçioğulları (Çökmez) ve diğerleri-Türkiye, başvuru no: 58650/00, 19 Ekim
2006). Bu bağlamda, AİHM, taraflar tarafından dosyaya sunulan belgelerin tamamını göz
önünde tutacaktır.
Sözkonusu unsurları göz önüne alarak AİHM, hakkaniyete uygun olarak başvurana 300.000
Euro maddi tazminat ödenmesinin makul olacağı kanaatindedir.
Ayrıca AİHM, mevcut davada manevi zararın mevcudiyetini ortaya koyabilecek hiçbir özel
durumun bulunmadığı kanaatindedir (I.R.S. ve diğerleri (adil tatmin)).
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran, ulusal mahkemeler önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için 1.000
Euro talep etmektedir ancak başvuran talebini destekleyecek hiçbir belge sunmamıştır.
Hükümet, kesinlikle mesnetten yoksun olduğu gerekçesiyle sözkonusu iddialara karşı
çıkmaktadır.
AİHM yerleşik içtihadına göre, AİHS’nin 41. maddesi uyarınca, masraf ve harcamaların
ödenmesi, gerçekliğinin, gerekliliğinin ortaya konulmasını ve miktarlarının makul oranda
olmasını öngörmektedir (Iatridis-Yunanistan (adil tatmin), başvuru no: 31107/96).
AİHM, başvuranın yargılama masraf ve giderleri hakkındaki iddialarını desteklemek için
gerekli belgeleri sunmadığını gözlemlemektedir. Bu durumda, sözkonusu talebin reddedilmesi
uygun olacaktır.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç
puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. İhlal tespitinin kendisinin başvuranın maruz kaldığı manevi zarar için yeterli adil
tatmin oluşturduğuna;
4. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, her türlü vergiden
muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından başvurana 300.000 Euro (üç yüz bin
Euro) maddi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç
puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve
3. paragraflarına uygun olarak 4 Kasım 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło