11261/03

WyrokETPCz2008-02-12ECLI:CE:ECHR:2008:0212JUD001126103

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skarżący Hasan Sonkaya był ofiarą złego traktowania, naruszającego art. 3 Konwencji, podczas zatrzymania przez żandarmerię w Turcji?
Ratio decidendi
Trybunał przypomniał, że gdy osoba jest ranna podczas przebywania pod wyłączną kontrolą funkcjonariuszy państwowych, powstaje silne domniemanie faktyczne dotyczące okoliczności powstania obrażeń. Obowiązkiem państwa jest przedstawienie wiarygodnego wyjaśnienia przyczyn tych obrażeń i obalenie twierdzeń skarżącego, zwłaszcza gdy są one poparte dokumentacją medyczną. W niniejszej sprawie Trybunał zauważył, że obrażenia skarżącego zmieniały się i nasilały w kolejnych badaniach lekarskich, a rząd nie przedstawił spójnego i przekonującego wyjaśnienia ich pochodzenia. Niespójności w raportach medycznych i brak skutecznego śledztwa krajowego doprowadziły Trybunał do wniosku, że państwo nie wywiązało się ze swojego obowiązku ochrony osób znajdujących się pod jego kontrolą.
Stan faktyczny
Skarżący, Hasan Sonkaya, urodzony w 1965 roku i mieszkający w Stambule, był przewodniczącym oddziału związku zawodowego Deri-İş. 11 października 2002 roku uczestniczył w demonstracji wspierającej zwolnionych pracowników, po czym został zatrzymany przez żandarmerię w Tuzli. Po zatrzymaniu, kolejne badania lekarskie (11, 12, 15 października i 26 grudnia 2002) wykazały różne obrażenia, takie jak siniaki, otarcia i obrzęki, które zmieniały się i nasilały. Skarżący złożył skargę karną przeciwko żandarmom, ale prokuratura umorzyła postępowanie, twierdząc, że skarżący sam się zranił, stawiając opór, co zostało podtrzymane przez sąd krajowy.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie uznał skargę za dopuszczalną. Stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji. Zasądził na rzecz skarżącego 5 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. Odrzucił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   SONKAYA - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 11261/03)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   ꢁubat 2008   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafında belirtilen koꢀullar çerçevesinde   kesinleꢀecek olup bazı ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 11261/03 no’lu davanın nedeni T.C vatandaꢀı   Hasan Sonkaya’nın (“baꢀvuran”) Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması   Sözleꢀmesinin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca 5 Mart 2003 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları   Mahkemesi’ne (“AĐHM”) yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından G. Altay tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   doğumlu olan baꢀvuran Đstanbul’da ikamet etmektedir.   Olayların meydana geldiği dönemde deri sektöründe faaliyet gösteren Deri-Đꢀ Sendikası’nın   Tuzla ꢁube baꢀkanlığını yürüten baꢀvuran iꢀten çıkarılan kimselere destek vermek maksadıyla   Ekim 2002 tarihinde düzenlenen bir gösteriye katılmıꢀtır. Baꢀvuran Tuzla Đlçe Jandarma   Komutanlığı tarafından gözaltına alınmıꢀtır.   Ekim 2002 tarihinde saat 19.55’te, yakalanmasının hemen ardından düzenlenen tıbbi   raporda baꢀvuranın sağlık durumunun normal olduğu ve baꢀ ağrısından ve buna bağlı bir   travmadan ꢀikayetçi olduğunu ifade ettiği bildirilmiꢀtir. Doktor baꢀvuranın Kartal Devlet   Hastanesine sevk edilmesini istemiꢀtir.   Baꢀvuranla birlikte diğer yedi kiꢀi gözaltına alınmalarını müteakip Orhanlı dispanserine sevk   edilmiꢀlerdir. Anılan dispanserde düzenlenen tıbbi raporda baꢀvuranın kendini yaralamak için   kendini yere attığı belirtilmiꢀtir. Düzenlendiği saatin belirtilmediği raporda, baꢀvuranın sağ   dirseğinde bir lezyon, sağ kol iç tarafında bir ekimoz, sağ omuz ve sağ bacak iç tarafında   hiperemiye rastlandığı belirtilmiꢀtir.   Ekim 2002 günü saat yedide baꢀvuranla birlikte diğer yedi kiꢀi Tuzla dispanserine   götürülmüꢀlerdir. Düzenlenen raporda baꢀvuranın sağ kol omuz bölgesinde 20 cm. çapında bir   ekimoza ve bileklerinde kan toplanmasına rastlandığı belirtilmiꢀtir. Raporun geriye kalanı   okunamayacak durumdadır. Baꢀvuran sözkonusu tarihte serbest bırakılmıꢀtır.   Baꢀvuran 15 Ekim 2002 tarihinde Güzelbahçe sağlık ocağında muayene edilmiꢀtir.   Düzenlenen tıbbi raporda ilgilinin, sağ bileğinde, sağ el orta parmağında ve özellikle burun   kemiğinde olmak üzere yüzünde kısa süre önce meydana gelmiꢀ bir travmaya rastlandığı   belirtilmiꢀtir.   Baꢀvuranın talebi ve kendisine kötü muamelede bulunulduğu yönündeki iddiaları üzerine   baꢀvuran 26 Aralık 2002 tarihinde Đnsan Hakları Vakfı tarafından muayene edilmiꢀtir.   Düzenlenen tıbbi raporda sağ kol iç kısmında 3x3 cm. çapında yeꢀilimsi sarı renkte bir   ekimoza, sağ dirsekte 1x1 cm. çapında kabuk bağlamıꢀ bir yaraya, sağ el orta parmağında   ꢀiꢀmeye, sağ kol iç kısmında 3x4 cm. çapında sarı mor renkte bir ekimoza, saç derisinde 2x2   cm. çapında bir lezyona ve sağ göz alt kısmında 2x2 cm. çapında bir lezyona rastlandığı   belirtilmiꢀtir.   Baꢀvuran, gözaltında tutulduğu sırada kendisine kötü muamelede bulundukları iddiasıyla   Halil Đbrahim Akpınar, Murat Coꢀkun ve Kenan Çatalçam adlı jandarmalar aleyhinde   belirtilmeyen bir tarihte suç duyurusunda bulunmuꢀtur.   Tuzla Cumhuriyet Savcılığı 3 Aralık 2002 tarihinde konuyla ilgili olarak takipsizlik kararı   vermiꢀtir. Savcılık, baꢀvuranın Tuzla organize deri sanayii bölgesinde düzenlenen izinsiz bir   gösteriye katıldığını, dağılmaları yönünde yapılan çağrıya olumsuz cevap vermeleri üzerine   jandarmaların baꢀvuranla birlikte yedi kiꢀiyi güç kullanarak gözaltına aldığını, sözkonusu   kimselerin jandarma binasına getirildiklerinde slogan attıklarını, baꢀvuranın nezarete   konulmamak için direndiğini, nezarete konulması üzerine kendini yaralamak amacıyla   kendini yere attığını ve video kayıt cihazının çalıꢀtırılmasıyla birlikte bu davranıꢀına son   verdiğini belirtmiꢀtir.   Baꢀvuran Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi önünde bu karara itiraz etmiꢀtir. Baꢀvuran   kendisine kötü muamelede bulunulması üzerine bayıldığını ve bu olaya ꢀahit olan avukat   Cafer ꢁahinkaya’nın konuyla ilgili olarak ifadesine baꢀvurulmadığını belirtmiꢀtir.   Ağır Ceza Mahkemesi 28 Ocak 2003 tarihinde itiraz edilen kararı onamıꢀtır.   Đstanbul Asliye Ceza Mahkemesi 4 Kasım 2003 tarihinde aldığı bir kararla izinsiz gösteriye   katılma ve polise mukavemet iddialarıyla ilgili olarak baꢀvuranın beraatına hükmetmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran kendisini gözaltına alan jandarmaların kötü muamelelerine maruz kaldığını iddia   etmektedir. Baꢀvuran bu hususta AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunmaktadır.   Hükümet bu sava karꢀı çıkmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır. H.L. – Birleꢀik Krallık   (no: 45508/99, 10 Eylül 2002) davasına atıfta bulunan Hükümet baꢀvuranın kötü muamele   iddialarıyla ilgili olarak Đçiꢀleri Bakanlığı aleyhinde tazminat davası açabileceğini   savunmaktadır.   Baꢀvuran Hükümetin argümanlarına itiraz etmektedir.   AĐHM, Hükümet tarafından atıfta bulunulan içtihadın aksine mevcut davada baꢀvuranın,   devletin ya da devlet idaresinin sorumlu tutulmasına yol açabilecek bir ihmal ya da tıbbi bir   kusur nedeniyle maruz kaldığını iddia ettiği kötü muamelelerden değil; gözaltında tutulduğu   sırada maruz kaldığı kötü muamelelerden ꢀikayetçi olduğunu tespit etmektedir (Z.W. –   Birleꢀik Krallık, no: 34962/97, 27 Kasım 2001). AĐHM buna benzer bir itirazı Fazıl Ahmet   Tamer ve diğerleri – Türkiye davasında (no: 19028/02, prg. 75-76, 24 Temmuz 2007)   reddettiğini tespit etmektedir. Mevcut davayı inceleyen AĐHM, Hükümet tarafından   halihazırda farklı bir karara varmasını sağlayacak nitelikte ikna edici herhangi bir olgu ya da   argüman sunulmadığını değerlendirmektedir. Dolayısıyla Hükümetin bu itirazının   reddedilmesi yerinde olacaktır.   AĐHM baꢀvurunun AĐHS’nin 35/3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını   tespit etmektedir. AĐHM ayrıca baꢀvurunun baꢀka herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin   bulunmadığını tespit etmektedir. Bu itibarla baꢀvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi yerinde   olacaktır.   B. Esasa iliꢀkin   Hükümet baꢀvuranın 11 Ekim 2002 tarihinde gözaltına alındığını ifade etmektedir. Aynı gün   düzenlenen tıbbi raporda baꢀvuranın kol ve bacaklarında ekimoz ve kan toplanmasına   rastlandığına iꢀaret edilmiꢀtir. Sözkonusu raporda baꢀvuranın kendisini yere atması sonucunda   yaralandığı belirtilmektedir. Gözaltının sona erdiği 12 Ekim 2002 tarihinde düzenlenen tıbbi   raporda ise 11 Ekim 2002 tarihli raporda belirtilen izlerin dıꢀında herhangi bir ize   rastlanmadığı ifade edilmiꢀtir. Ulusal makamlarca yürütülen ceza soruꢀturmasına atıfta   bulunan Hükümet baꢀvuranın vücudundaki yaraların, baꢀvuranın yakalandığı esnada polise   mukavemet etmesinden kaynaklandığını ileri sürmektedir.   Hükümetin argümanlarına itiraz eden baꢀvuran iddialarını yinelemektedir.   AĐHM, gözaltında tutulduğu sırada bir kimsenin tamamen polis memurlarının kontrolü altında   bulunduğu halde yaralanması durumunda, bu dönemde meydana gelen her türlü yaralanmanın   olaylara iliꢀkin kuvvetli karineler ortaya çıkmasına neden olacağını anımsatır (bkz. Salman –   Türkiye, no: 21986/93, prg. 100). Bu itibarla bu yaralanmaların nedeni hakkında makul bir   izahat vererek, mağdurun iddiaları hakkında, hele ki bu iddialar tıbbi belgelerle   desteklenmiꢀse, ꢀüphe doğuran delilleri sunmak devlete görevi düꢀmektedir. (bkz., diğer   birçokları arasında, Selmouni – Fransa, no: 25803/94, prg. 87, Berktay – Türkiye, no:   22493/93, prg. 167, 1 Mart 2001, Ayꢀe Tepe – Türkiye, no: 29422/95, prg. 35, 22 Temmuz   2003, ve Soner Önder – Türkiye, no: 39813/98, prg. 34, 12 Temmuz 2005).   Mevcut davada AĐHM baꢀvuranın 11, 12, 15 Ekim ve 26 Aralık 2002 tarihlerinde muayene   edildiğini tespit etmektedir. 11 Ekim 2002 tarihinde yakalanmasının hemen ardından   düzenlenen ilk raporda baꢀvuranın sağlık durumunun iyi olduğu belirtilerek baꢀvuranın baꢀ   ağrısından ve buna bağlı bir travmadan ꢀikayetçi olduğunu beyan ettiği ifade edilmiꢀtir.   Gözaltına alınmasını müteakip aynı gün Tuzla dispanseri tarafından düzenlenen ikinci raporda   baꢀvuranın sağ dirseğinde bir lezyona, sağ kolunun iç kısmında bir ekimoza, sağ omzunda ve   sağ bacağında kan toplanmasına rastlandığı belirtilmiꢀtir. Ancak 15 Ekim 2002 tarihinde   Güzelbahçe Sağlık Ocağı tarafından düzenlenen raporda baꢀvuranın sağ bileğinde, sağ el orta   parmağında ve özellikle burun kemiğinde olmak üzere yüzünde kısa bir süre önce meydana   gelmiꢀ bir travmaya rastlandığı belirtilmiꢀtir. Baꢀvuranın talebi üzerine 26 Aralık 2002   tarihinde Türkiye Đnsan Hakları Vakfı tarafından düzenlenen tıbbi raporda ise baꢀvuranın   vücudunda daha önceki raporlarda sözü edilmeyen ekimozlara rastlandığı ifade edilmiꢀtir.   Hükümetin öne sürdüğü üzere baꢀvuranın yakalandığı sırada polise mukavemet ettiği   varsayılsa dahi, baꢀvuranın vücudundaki lezyon ve ekimoz izlerinin farklılaꢀtığı ve ardı ardına   farklı doktorlarca muayene edilmesiyle birlikte bu izlerin arttığını kaydetmek gerekir. Sonuç   olarak AĐHM Hükümetin izahatından tatmin olmamıꢀtır.   Bu itibarla, gerek Hükümet tarafından makul bir izahat verilmemiꢀ olması gerek sözkonusu   tıbbi raporlar arasındaki tutarsızlıklar gerekse baꢀvuranı muayene eden farklı doktorlar   tarafından tespit edilen izler nedeniyle farklı sağlık merkezleri tarafından baꢀlangıçta yapılan   tıbbi muayenelerin usulüne uygun olarak yapılmadığını kabul etmek gerekir (bkz. Akkoç –   Türkiye, no. 22947/93 ve 22948/93, prg. 118, ve Soner Önder – Türkiye, no: 39813/98, prg.   36, 12 Temmuz 2005).   AĐHM, savcılık tarafından yürütülen ceza soruꢀturmasının baꢀvuranın vücudunda tespit edilen   yaraların kaynağına iliꢀkin geçerli bir izahat sunmadığını kaydetmektedir.   Yetkili makamların denetimleri altında bulunan kimselerle ilgili sorumluluğuna dikkat çeken   AĐHM’ye göre böylesi bir durum, devletin AĐHS’nin 3. maddesi bakımından polis   memurlarının yahut cezaevi kurumunun denetimine bırakılmıꢀ hassas durumdaki kimseleri   koruma yükümlülüğünü yerine getirmediği anlamına gelir. Bu durumda devlet, kötü muamele   mağdurları tarafından haklarında suçlamada bulunulan sanıkların beraat etmiꢀ olmalarını   (bkz., diğerleri arasında, Esen – Türkiye, no: 29484/95, prg. 28, 22 Temmuz 2003) ya da terör   veya organize suçla mücadeleye bağlı zorlukları haklı bir biçimde ileri süremez (Aksoy –   Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar, prg. 62).   Bu itibarla AĐHM mevcut davada tespit edilmiꢀ ve çürütülemeyen maddi delillerle   desteklenen yara izleri nedeniyle AĐHS’nin 3. maddesinin esası bakımından ihlal edildiği   sonucuna varmaktadır.   II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran maruz kaldığı manevi zararın tazmini için 5.000 Euro talep etmektedir.   Hükümet bu meblağa itiraz etmektedir.   AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini göz önünde bulunduran AĐHM baꢀvurana manevi   tazminat baꢀlığı altında talep ettiği meblağ olan 5.000 Euro’nun ödenmesinin yerinde   olacağına hükmetmektedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran ayrıca AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 9.010 YTL talep   etmektedir. Baꢀvuran bu meblağın 8.500 YTL tutarındaki kısmını baꢀvurunun sunmak   maksadıyla yatığı masraflar için, 300 YTL tutarındaki kısmını tercüme masrafları için 210   YTL’lik kısmını ise iletiꢀim ve fotokopi harcamaları için talep etmektedir. Baꢀvuran bu   talebiyle ilgili olarak herhangi bir fatura ya da belge sunmamıꢀtır.   Hükümet bu meblağa itiraz etmektedir.   AĐHM içtihadına göre bir baꢀvuran, yargılama masraf ve giderlerinin iadesini ancak bu   masraf ve giderlerin gerçekliğini, gerekliliğini ve de makul oranda olduğunu ortaya koyduğu   müddetçe temin edebilir. Mevcut davada baꢀvuranın talebini destekleyici mahiyette herhangi   bir belge sunmadığını kaydeden AĐHM yukarıda anılan kıstasları göz önünde bulundurarak   baꢀvuranın yargılama masraf giderlerine iliꢀkin talebini reddeder.   C. Gecikme faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç   puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna ;   2. AĐHS’nin 3. maddesinin esası bakımından ihlal edildiğine ;   3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet   tarafından, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak manevi tazminat   baꢀlığı altında baꢀvurana 5.000 Euro (beꢀ bin Euro) ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına ;   4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine ;   Karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve   3. paragraflarına uygun olarak 12 ꢁubat 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło