11339/03
WyrokETPCz2007-03-06ECLI:CE:ECHR:2007:0306JUD001133903
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
1. Czy długość tymczasowego aresztowania skarżącego naruszyła jego prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie lub zwolnienia na czas postępowania, zgodnie z art. 5 ust. 3 Konwencji?
2. Czy długość postępowania karnego przeciwko skarżącemu naruszyła jego prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie, zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że łączny okres tymczasowego aresztowania skarżącego, wynoszący ponad jedenaście lat i siedem miesięcy, był nadmierny i nieuzasadniony. Wskazał, że choć początkowe podejrzenia mogły być uzasadnione, władze krajowe nie przedstawiły wystarczających i odpowiednich powodów dla tak długiego pozbawienia wolności, a ogólne sformułowania takie jak „charakter przestępstwa” czy „stan dowodów” nie mogły usprawiedliwić tak długiego okresu. W odniesieniu do przewlekłości postępowania, Trybunał stwierdził, że trwające około trzynastu lat postępowanie karne, obejmujące dwukrotne uchylanie wyroków, przekroczyło „rozsądny termin” wymagany przez Konwencję. Trybunał podkreślił, że złożoność sprawy i charakter zarzucanego przestępstwa nie zwalniają władz krajowych z obowiązku należytej staranności w prowadzeniu postępowania.Stan faktyczny
Skarżący, Erdoğan Yakışan, urodzony w 1970 roku, został aresztowany 28 lutego 1994 roku przez policję w Tatvan pod zarzutem pomocy nielegalnej organizacji terrorystycznej PKK i udziału w aktach przemocy. 17 marca 1994 roku został przesłuchany przez prokuratora i tego samego dnia aresztowany przez sędziego pokoju. 18 czerwca 1998 roku Sąd Bezpieczeństwa Państwa (DGM) skazał go na karę śmierci, zamienioną na dożywocie. Wyrok ten został uchylony przez Sąd Kasacyjny 8 marca 1999 roku, a sprawa została połączona z inną. Po ponownym skazaniu przez DGM 19 października 2000 roku, wyrok ponownie uchylono 13 czerwca 2001 roku. Po zniesieniu DGM w 2004 roku, sprawa została przekazana do Sądu Karnego, gdzie postępowanie nadal trwało w momencie wydania wyroku ETPCz.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna.
2. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji.
3. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji.
4. Zasądza na rzecz skarżącego 12 000 euro tytułem szkody niemajątkowej oraz 1 500 euro tytułem kosztów i wydatków, powiększone o odsetki za zwłokę.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
YAKIŞAN - TÜRKĐYE DAVASI
(Başvuru no: 11339/03)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRASBOURG Mart 2007
Đşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek
olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (11339/03) başvuru no’lu davanın nedeni
Erdoğan Yakışan’ın (başvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesine 10 Mart 2003 tarihinde
Avrupa Đnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AĐHS) Temel Đnsan Haklarını güvence altına alan 34.
maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi
(AĐHM) önünde Diyarbakır barosu avukatlarından T.Elçi tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
Başvuran 1970 doğumludur ve halen Diyarbakır cezaevinde tutuklu bulunmaktadır.
Başvuran 28 Şubat 1994 tarihinde yasadışı terör örgütü PKK’ya yardım etmek ve Tatvan’da
meydana gelen kimi şiddet olaylarına karışma suçlamasıyla Tatvan Emniyet Müdürlüğü
polisleri tarafından yakalanarak gözaltına alınmıştır.
Başvuran 17 Mart 1994 tarihinde Tatvan Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiş, aynı gün
tutuklu yargılanmasına karar veren Tatvan Sulh hakimi karşısına çıkarılmıştır.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı 28 Mart 1994 tarihli bir
iddianame ile başvuranı ve diğer yirmi kişiyi TCK’nın 125. maddesinde yer alan suçlar
kapsamında PKK’ya yardım ve yataklık etmekle itham etmiştir.
DGM 18 Haziran 1998 tarihinde başvuranı suçlu bulmuş ve TCK’nın 125. maddesinin
uygulanmasına istinaden adı geçeni ölüm cezasına çarptırmış, daha sonra bunu müebbet hapis
cezasına çevirmiştir.
Yargıtay 8 Mart 1999 tarihinde DGM’nin kararını bozmuş ve başvuranın davası ile diğer bir
sanığın davası arasında bir bağ olduğunu hatırlatmış ve iki dosyanın birleştirilmesine karar
vermiştir. Temmuz 1999 tarihinde iki dava birleştirilmiştir.
DGM, 19 Ekim 2000 tarihinde geri gönderilen karara dayalı olarak başvuranı bir kez daha
ölüm cezasına çarptırmış ve karar daha sonra müebbet hapis cezasına dönüştürülmüştür.
Yargıtay 13 Haziran 2001 tarihinde temyiz başvurusu üzerine 19 Ekim 2000 tarihli kararı
bozmuştur. Haziran 2004 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılmasını öngören 5190
sayılı Kanun yürürlüğe girmiş, böylece başvuranın dosyası Diyarbakır Ağır ceza
mahkemesine nakledilmiştir.
Ağır ceza mahkemesindeki yargılama halen devam etmektedir. Bu süre boyunca başvuranın
temsilcisinin her duruşmada adı geçenin serbest bırakılma talebi özellikle işlenen suçun
niteliği ve kanıtların durumu dikkate alınarak reddedilmiştir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AĐHS’NĐN 5 § 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASINA ĐLĐŞKĐN
Başvuran tutuklu yargılama süresinin uzunluğundan şikayetçi olmakta ve bu bağlamda
AĐHS’nin 5 § 3. maddesini ileri sürmektedirler.
A. Kabuledilebilirliğe dair
AĐHM bu şikayetin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olmadığı tespitini
yapmakta ve şikayetin esastan incelenmesi gerektiğini kaydetmektedir. Başka hiçbir
kabuledilemezlik gerekçesi tespit edilmemiştir.
B. Esas hakkında
Hükümet
ulusal
mahkemelerin
başvuranın
tutuklu
yargılanması
kararını
gerekçelendirdiklerini savunmakta, yürütülen soruşturmaların ve kanıt unsurlarının bu
talepleri reddetmek için yeterli unsurlar olduğunu ifade etmektedir. Hükümet başvuranın
tutuklu olarak yargılanmasının gerekli olduğunu ve iç hukuk mahkemelerinin bu doğrultuda
yapılan talepleri reddettiğini dile getirmekte, başvuranın tutukluluk döneminin aşırı
olmadığını savunmaktadır. Hükümet ayrıca 466 sayılı Kanun uyarınca başvuran isteseydi
mahkum edilmesinden kaynaklanan zararı giderecek tazminat davası açabileceğinin altını
çizmektedir.
Başvuran Hükümetin savlarına karşı çıkmaktadır.
AĐHM başvuranın tutukluluk süresinin aşırı olduğu ve bu durumdan kaynaklanan zararın
giderilmesine tazmin yolunun mevcut olmadığı saptamasını yapmaktadır. Hükümet tarafından
dile getirilen başvuru yolu yalnızca 5 § 5. maddesi ile ilgili olsa dahi, başvuranın şikayeti
AĐHS’nin 5 § 3. maddesine girmektedir (Bkz. Yağcı ve Sargın-Türkiye kararı, 8 Haziran 1995
ve Tekin ve Baltaş-Türkiye kararı, 7 Şubat 2006).
AĐHM, göz önünde bulundurulması gereken son dönemin 5 § 3. maddesince «sanığın ilk
derecede esasa dayalı olarak itham edilmesi» olduğunu hatırlatmaktadır (Bkz. Wemhoff-
Almanya kararı, 27 Haziran 1968 ve Labita-Đtalya kararı no: 26772/95).
Bu başvuruda başvuranın tutukluluğuna değin sözkonusu ilk dönem tutuklandığı 28 Şubat tarihinde başlamış ve mahkum edildiği 18 Haziran 1998 tarihinde son bulmuştur. Bu
süre dört yıl üç ay yirmi gündür. Bu tarihten sonra, başvuran «yetkili bir adli merci önüne
çıkarılmak amacıyla» değil «yetkili bir mahkeme tarafından mahkumiyetinin ardından»
hükümlü olmuştur (Bkz. I.A.-Fransa kararı, 23 Eylül 1998, no: 495/02, 18 Temmuz 2006).
Yargıtay’ın 18 Haziran 1998 tarihinde kararı bozduğu tarihten 8 Mart 1999’dan itibaren dava
DGM’de yeniden ele alınmış ve AĐHS’nin 5 § 1 c) maddesi uyarınca ikinci bir tutuklu
yargılanma dönemi başlamış, mahkemenin 19 Ekim 2000 tarihinde TCK’nın 125. maddesinin
uygulanmasına istinaden verdiği kararla başvuran müebbet hapis cezasına çarptırılmıştır.
AĐHM bununla birlikte, başvuranın 19 Ekim 2000 tarihinde hali hazırda altı yıl altı ay yirmi
gündür mahkum olduğunu not etmektedir.
Yargıtay’ın 19 Ekim 2000 tarihinde kararı bozmasından sonra 13 Haziran 2001’den itibaren
dava DGM’de yeniden incelenmiş ve AĐHS’nin 5 § 1 c) maddesi uyarınca üçüncü tutuklu
yargılanma dönemi başlamış, beş buçuk yıldan fazla bir sürede son bulmamıştır. Başvuran
toplamda yaklaşık on bir yıl yedi aydan fazla bir zamanı tutuklu olarak geçirmiştir.
AĐHM ayrıca böyle bir durumda ulusal makamlara gözaltı süresinin makul süre sınırlarının
aşılmamasını gözetmek düştüğünün altını çizmektedir. Bu amaçla, olayların bütününü
incelemek ve masumiyet karinesi, bireysel haklara saygı ilkesine yönelik istisna uyarınca
kamu menfaatini meşru kılan zorunluluğun varlığını bertaraf etmek ve alınan kararlarda
serbest bırakılma taleplerini reddeden kararları dikkate almak gerekir. Özellikle mevcut
kararlarda yer alan gerekçelere, ilgili tarafından yapılan başvurularda itilafa mahal vermeyen
olaylara dayalı olarak AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3 maddesine yönelik bir ihlalin olup olmadığını
tespit etmek durumundadır (Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan kararı, 28 Ekim 1998,
1998-VIII, § 154).
Bu bağlamda, bir suç işlediği gerekçesiyle tutuklanan kişiye yönelik makul şüphelerin
devamlılığının sine qua non olmazsa olmaz koşulu tutukluluk kuralına uygunluktur, fakat
kimi kez bu yeterli olmamaktadır; Mahkeme, hukuki mercilerin hürriyet hakkından yoksun
bırakmaya devam etme gerekçelerinin meşruluğunu ortaya koymak durumunda olduklarını
eklemektedir. Bunların «gerekli» ve «yeterli» olduğu takdirde, AĐHM ulusal makamların
yargı süreci boyunca yeterli ihtimamı gösterip göstermediklerinin ayrıca belirlenmesi
gerekmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Mansur-Türkiye kararı, 8 Haziran 1995, seri A no:
319-B, § 52, Ali Hıdır Polat-Türkiye kararı, no: 61446/00, 5 Nisan 2005).
Bu çerçevede, ulusal mahkemeler dava dosyasında yer alan unsurlar ışığında düzenli olarak
«işlenen suçun yapısı», «suçun niteliği», «kanıtların durumu», «tutukluluk süresi», «dava
dosyasının içeriği» gibi benzer ifadelerle başvuranların serbest bırakılma taleplerini reddetmiş
ve tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
AĐHM’ye göre «delillerin durumu» ifadesi ile suça ilişkin ciddi göstergelerin mevcut olduğu ve
devam ettiği anlaşılmaktadır. Genel olarak ilgili etkenler olmasına rağmen, mevcut davada bunlar
başvuranın tutukluluk süresinin bu denli uzun olmasını haklı çıkarmamaktadır. (Bkz. özellikle
sözü edilen Ali Hıdır Polat kararı).
Bu koşullar çerçevesinde başvuranın tutukluluk süresinin uzunluğu ışığında AĐHM, AĐHS’nin 5 §
3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
A. Kabuledilebilirlik hakkında
Başvuran yargı sürecinin uzunluğu ile AĐHS’nin 6 § 1. maddesinde öngörülen «makul süre»
ilkesinin ihlal edildiğini öne sürmektedir.
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
AĐHM, öncelikle yargı sürecinin uzunluğu şikayetinin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi doğrultusunda
temelden yoksun olmadığı tespitini yapmaktadır. Ayrıca başvurunun kabuledilemezliğine dair
hiçbir gerekçe yer almamaktadır.
B. Esas hakkında
Hükümet olayların koşulları dikkate alındığında yargı uzunluğunun aşırı olarak
nitelendirilemeyeceğini kaydetmekte, bu bağlamda birçok sanığın yer aldığı davanın karmaşık
yapısının, başvurana isnat edilen suçun niteliğinin altını çizmektedir; sözkonusu ceza davasında
derinlemesine, titiz, uzun soluklu ve meşakkatli soruşturmalar yürütülmüştür. Hükümete göre iç
mercilere yüklenebilecek hiçbir ihmalkârlık veya etkisiz bir dönem sözkonusu değildir.
Başvuran görüş bildirmemiştir.
AĐHM, dikkate alınacak dönemin başvuranın yakalandığı 28 Şubat 1994 tarihinde başladığını not
etmektedir. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin yerini Ağır ceza mahkemesinin aldığı, Yargıtay da
dahil üç adli mercide devam eden bu yargı süreci yaklaşık olarak on üç yıldır.
AĐHM, bir yargı sürecinin makul yapısının davanın koşullarını müteakip ve yerleşik içtihadından
doğan kıstas ışığında özellikle davanın karmaşık yapısı, başvuranın ve yetkili makamların tutumu
ile değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında Pelissier ve Sassi-Fransa kararı).
AĐHM, yetkili mahkemelere bakmakta oldukları bir davada adaletin bir an önce tecelli etmesi için
gerekli ihtimamı göstermeleri gereken bütün bu yargı süreci boyunca başvuranın tutukluluk
halinin devam ettiğini tespit etmektedir (Bkz. Kalachnikov-Rusya kararı no: 47095/99, Temel ve
Taşkın-Türkiye kararı, no: 40159/98, 30 Haziran 2005).
AĐHM daha önce de benzer sorunları gündeme getiren birçok davanın ele alındığını ve bunların
AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlali ile sonuçlandığını ifade etmektedir (Bkz. sözü edilen Pelissier
ve Sassi, Çetin Ağdaş-Türkiye kararları).
Mahkemeye sunulan bütün delil unsurlarının incelenmesinden Hükümetin davanın seyrini farklı
sonlandıracak hiçbir tespiti ve delili sunmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemenin bu yöndeki yerleşik
içtihadı dikkate alındığında AĐHM, bu başvuruda sözkonusu sürecin uzunluğunun aşırı olduğu ve
«makul süre» zorunluluğunu karşılamadığı neticesine varmaktadır.
Bu nedenle AĐHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiştir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
A. Tazminat
Başvuran manevi zarar için 60.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu miktara karşı çıkmıştır.
AĐHM, başvuranın maruz kaldığı zararın yalnızca ihlal kararının tespiti ile giderilemeyeceğini
kabul etmekte, hakkaniyete uygun olarak bu doğrultuda adı geçene 12.000 Euro manevi
tazminat ödenmesini kararlaştırmaktadır.
B. Masraf ve harcamalar
Başvuran iç hukukta ve AĐHM önünde yapmış olduğu yargı giderleri için 7.700 Euro talep
etmektedir.
Hükümet bu miktara itirazda bulunmaktadır.
AĐHM mahkemeye sunulan deliller ve sözü edilen kıstaslar ışığında, başvurana masraf ve
harcamalar içi 1.500 Euro ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı
faiz oranına 3 puanlık bir artış eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 5 § 3 maddesinin ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,
miktara yansıtılabilecek vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden
T.L.’ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf tutulmak üzere Savunmacı Hükümetin
başvurana manevi zarar için 12.000 (on iki bin) Euro, masraf ve harcamalar için 1.500 (bin
beş yüz) Euro ödemesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
KARAR VERMĐŞTĐR.
Đşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.
maddelerine uygun olarak 6 Mart 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło