11381/02

WyrokETPCz2008-07-22ECLI:CE:ECHR:2008:0722JUD001138102

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy zatrzymanie skarżących w komisariatach policji po osadzeniu w więzieniu, brak skutecznego środka odwoławczego od tego zatrzymania oraz brak prawa do odszkodowania naruszyły art. 5 Konwencji? Czy zarzuty złego traktowania podczas zatrzymania i brak skutecznego śledztwa w tej sprawie naruszyły art. 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że praktyka przekazywania osób osadzonych w więzieniu z powrotem do komisariatów policji w celu przesłuchania, bez skutecznej kontroli sądowej, narusza wymóg legalności zatrzymania z art. 5 ust. 1 lit. c Konwencji. Długość zatrzymania Mithata Yılmaza przed postawieniem przed sędzią (9 dni) została uznana za nadmierną, naruszającą art. 5 ust. 3. Brak możliwości skutecznego zaskarżenia legalności zatrzymania w komisariacie, wynikający z przepisów krajowych wyłączających kontrolę sądową, naruszył art. 5 ust. 4. Ponadto, krajowe przepisy dotyczące odszkodowania za bezprawne pozbawienie wolności nie obejmowały sytuacji, gdy zatrzymanie było zgodne z prawem krajowym, ale niezgodne z Konwencją, co naruszyło art. 5 ust. 5. W kwestii art. 3, Trybunał nie znalazł dowodów na złe traktowanie Mithata Yılmaza, które osiągnęłoby minimalny poziom dotkliwości, ale stwierdził naruszenie proceduralnego aspektu art. 3 z powodu braku skutecznego śledztwa w sprawie jego zarzutów.
Stan faktyczny
Skarżący Alaattin Tonka i Mehmet Sabır Özdemir zostali aresztowani 6 września 2000 r. i dwukrotnie zatrzymywani w komisariacie policji w Diyarbakır (15.09-25.10.2000 oraz 29.01-13.02.2001) na podstawie dekretu-ustawy nr 430, co pozwalało na przedłużone zatrzymanie w stanie wyjątkowym. Skarżący Mithat Yılmaz został aresztowany 7 marca 2001 r. i zatrzymany na 9 dni przed postawieniem przed sędzią, a następnie przekazany do komisariatu policji na około 27 dni. Podczas aresztowania i zatrzymania Yılmaz doznał obrażeń, które, jak twierdził, były wynikiem tortur. Jego ojciec złożył skargę, co doprowadziło do wszczęcia śledztwa, którego wyniki nie były znane lub które zostało umorzone na poziomie krajowym.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał za dopuszczalną część skargi dotyczącą Mithata Yılmaza w zakresie art. 3 i art. 5 ust. 3 Konwencji oraz części skargi dotyczącej wszystkich skarżących w zakresie art. 5 ust. 1 lit. c, art. 5 ust. 4 i art. 5 ust. 5 Konwencji, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 2. Stwierdził brak naruszenia art. 3 Konwencji w aspekcie materialnym w odniesieniu do Mithata Yılmaza. 3. Stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie proceduralnym w odniesieniu do Mithata Yılmaza. 4. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji w odniesieniu do Mithata Yılmaza. 5. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 1 lit. c, art. 5 ust. 4 i art. 5 ust. 5 Konwencji w odniesieniu do wszystkich skarżących. 6. Zasądził na rzecz Mithata Yılmaza 8 000 EUR oraz na rzecz Alaattina Tonki i Mehmeta Sabıra Özdemira po 3 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. 7. Oddalił pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRU PAĐN SAN H AKLARIM AH KEM ESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE TONKA vd -TÜRKĐY E   D A V A SI   (B aꢀvuru no: 11381/02)   K A R A R IN Ö ZETÇ EV ĐR ĐSĐ   STRAZBURG   T em m uz 2008   Đꢀ b u k a r a r A Đ H S 'n i n 4 4 / 2 m a d d e s i n d e b e l i r t i l e n k o ꢀ u lla r ç e r ç e v e s in d e k e s in le ꢀ e c e k t i r . ꢁ e k l i   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (11381/02) no'lu davanın nedeni T.C.   vatandaꢀları Alaattin Tonka, Mehmet Sabır Özdemir ve Mithat Yılmaz'm (baꢀvuranlar),   Avrupa Đnsan Haklan Mahkemesi'ne 25 Temmuz 2001 tarihinde Temel Đnsan Haklan ve   Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi'nin (AĐHS) 34. maddesi   uyannca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuranlar, Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Özbekli tarafından temsil   edilmektedir.   OLAYLAR   1. DAVA KOꢁULLARI   Baꢀvuranlar sırasıyla, 1966, 1972 ve 1964 doğumlu olup Diyarbakır ve Mersin'de ikamet   etmektedir.   1. Baꢀvuranlar Alaattin Tonka ve Mehmet Sabır Özdemir   Eylül 2000 tarihinde, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğünde görevli polisler, aldıkları   istihbarata göre yasa dıꢀı Hizbullah örgütünün üst düzey sorumlularının bulunduğu bir   apartmana baskın düzenlemiꢀlerdir. Baskın, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi yedek   hakimi tarafından çıkarılan yakalama emri çerçevesinde yürütülmüꢀtür. Bu baskın sonucu, adı   geçen örgütün üyesi olduğundan ꢀüphelenilen ve aralarında baꢀvuranlann da bulunduğu beꢀ   kiꢀi yakalanmıꢀtır.   Eylül 2000 tarihinde baꢀvuranlar tutuklanmıꢀtır. Aynı gün, Olağanüstü Hal Bölge   Valisi'nin ve Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısının talebi üzerine, DGM yedek   hakimi baꢀvuranlann sorgulanmak üzere on gün süreyle Diyarbakır Emniyet Müdürlüğüne   sevk edilmelerine izin vermiꢀtir. Hakim bu kararı, sıkıyönetim çerçevesinde alınacak ilave   önlemlerle ilgili 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 3 c maddesine dayanarak   vermiꢀtir. Birbirini takip eden uzatmalar ile baꢀvuranlann polis karakolunda sorgulanmalarına   Ekim 2000 tarihine kadar izin verilmiꢀtir. Đlgililere göre, kendileri polis karakolunda 12   Kasım 2000 tarihine kadar kalmıꢀlardır.   Ocak 2001 tarihinde, yardımcı hakim baꢀvuranların yeniden Diyarbakır Emniyet   Müdürlüğü'ne sorgulanmak üzere on gün süreyle sevk edilmelerine izin vermiꢀtir. 8 ꢁubat   tarihinde, polis karakolunda kalıꢀ sürelerini on gün daha uzatmıꢀtır.   Baꢀvuranlara göre, 13 ꢁubat 2001 tarihinde cezaevine geri gönderilmiꢀlerdir.   Ekim 2005 tarihinde baꢀvuranlar, yasa dıꢀı örgüte üye olmaktan sekiz yıl dokuz ay   hapis cezasına mahkûm edilmiꢀlerdir. 27 Ocak 2007 tarihinde, Yargıtay mahkûmiyetlerini   onaylamıꢀtır.   2. Baꢀvuran Mithat Yılmaz   Baꢀvuran, yasadıꢀı Hizbullah örgütüne mensup olduğu ꢀüphesiyle 7 Mart 2001   tarihinde Mersin'de yakalanmıꢀtır.   Ankara Emniyet Müdürlüğü'nde bulunan bir belgeye göre polis, baꢀvurannm eꢀinin   kaldığı evi izlemeye almıꢀtır. 7 Mart 2001 günü saat 10:30 sıralarında, baꢀvurannm eꢀi   evinden çıkmıꢀ ve polisler tarafından takip edilmiꢀtir. Baꢀvuranyla eꢀinin buluꢀtuğu anda   polisler ilgiliye yaklaꢀarak polis kimliklerini göstermiꢀlerdir. Baꢀvuran, o sırada kendisini   kolundan yakalayan polislerden birine kafa atmıꢀtır. Dört polis memuru kendisini zaptetmeye   çalıꢀırken, baꢀvuran kaçmaya yeltenmiꢀtir. Bunun üzerine polis memurları, ilgili ꢀahsı yere   yatırmıꢀlardır. Sonrasında meydana gelen küçük çaplı kavga sırasında baꢀvuran alnından   hafifçe yaralanmıꢀtır.   Aynı gün saat 13 :30 sıralarında, baꢀvuran doktor muayenesinden geçirilmiꢀtir. Bu   muayene sonunda düzenlenen geçici raporda baꢀvurannm kafasında, boynunda ve sırtında   kızarıklıklar ve çizikler bulunduğu belirtilmiꢀtir. Doktor, görülen zedelenmelerin büyük   olasılıkla hayatî tehlikesi olmayan bereleyici yaralanmalardan kaynaklandığını belirtmiꢀtir.   Baꢀvurannm göğüs bölgesinde ve baꢀında acı hissettiğini ve kalp rahatsızlığı olduğunu   söylemesi üzerine bir elektro kardiyogram çekilmiꢀtir. Đnceleme sonunda taꢀikardi teꢀhisi   konulmuꢀtur.   Mart 2001 tarihinde saat 15 :25 sıralarında yapılan doktor muayenesi sırasında   baꢀvuran, hızlı kalp atıꢀı ve baꢀ ağrısından ꢀikâyetçi olmuꢀtur. Üzerine tazyikli soğuk su   sıkılması ve beton üzerine yatmak zorunda bırakılmasından dolayı testiküllerinde ezilme   olduğunu iddia etmiꢀtir. Bu muayene sonunda düzenlenen kesin rapor, 7 Mart 2001 tarihli   doktor raporu olarak kayıtlara geçmiꢀtir. Doktor, kendisine beꢀ gün iꢀ göremezlik raporu   vermiꢀtir.   Mart 2001 günü saat 3:45 sıralarında baꢀvuran, tekrar doktor muayenesinden   geçmiꢀtir. Doktor, bu muayenede ilgilinin alnındaki eski bir sıyrık izi ile sol elinde bir sıyrık   saptamıꢀtır.   Belirtilmeyen bir tarihte baꢀvuran, Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne sevk edilmiꢀtir.   Mart 2001 günü 15 :20 sıralarında baꢀvuran, Adli Tıp Kurumu Ankara ꢁube   Müdürlüğü'nde muayene edilmiꢀtir. Bu muayene sonunda düzenlenen kesin raporda, alnm sol   tarafında 2x2 cm boyutunda kabuklu art arda yara izleri mevcudiyeti ile sırtında (sol lop   seviyesinde) yine aynı türden 3x3 cm boyutundaki eski bir yara izinin mevcut olduğu, yine sol   elin avuç içinde ve sol dizinde kabuk bağlamıꢀ eski bir yara izi bulunduğu belirtilmiꢀtir. 7   Mart 2001 tarihli raporu gören doktor, baꢀvurannın muayenesinde travmaya bağlı yeni hiçbir   patoloji görülmediğini belirtmiꢀtir. Doktorun kanaatine göre, ilgili ꢀahıstaki yaralar üç gün iꢀ   göremezlik raporu gerektirmekteydi.   Yine 14 Mart 2001 tarihinde baꢀvuran, Diyarbakır'a sevk edilmiꢀtir.   Diyarbakır Cumhuriyet Baꢀsavcısı tarafından 16 Mart 2001 tarihinde dinlenen   baꢀvuran, Hizbullah üyesi olduğunu itiraf etmiꢀ, aynı örgüt tarafından yapılan operasyonlara   katıldığı iddialarını ise reddetmiꢀtir. Yakalanma ꢀartlan hakkında baꢀvuran, sivil bir polisin   kimliğini beyan etmeksizin kendisini kolundan yakaladığı sırada kurtulmak isterken   düꢀtüğünü ve polisi de beraberinde düꢀürdüğünü ifade etmiꢀtir. Yakalanması esnasında polise   kafa attığı iddiasını reddetmiꢀtir. Ayrıca, özellikle Mersin ve Ankara'da gözaltında tutulduğu   sırada iꢀkence gördüğünü ve bu uygulamayı yapan polislerden ꢀikâyetçi olduğunu ifade   etmiꢀtir. Baꢀvuran, daha sonra yardımcı hakim önüne çıkarılmıꢀ ve tutuklanmasına karar   verilmiꢀtir.   Yine 16 Mart 2001 günü, Olağanüstü Hal Bölge Valisi'nin ve Devlet Güvenlik   Mahkemesi Cumhuriyet savcısının 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 3c maddesini   esas alarak yaptığı talep üzerine, nöbetçi hakim baꢀvurannm sorgulanması için on gün süreyle   Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'ne sevk edilmesine izin vermiꢀtir. Polislere teslim edilmeden   önce baꢀvuran doktor muayenesinden geçirilmiꢀtir. Raporda, alnın sol tarafında eski yara   izleri bulunduğu belirtilmiꢀtir.   Mart 2001 tarihinde, nöbetçi hakim baꢀvuranın polis karakolunda kalma süresini on   gün uzatmıꢀtır. Doktor muayenesinde baꢀvuranın vücudunda hiçbir darp ve cebir izine   rastlanmamıꢀtır.   Nisan 2001 tarihinde, nöbetçi hakim tekrar on günlük bir uzatmaya izin vermiꢀtir.   Aynı gün yapılan doktor muayenesinde, baꢀvurannm vücudunda hiçbir darp ve cebir izi   görülmemiꢀtir.   Nisan 2001 tarihinde, baꢀvuran doktor muayenesinden geçirilip hiçbir darp ve yara   izine rastlanmadığı saptandıktan sonra, cezaevine geri gönderilmiꢀtir.   Nisan 2001 tarihinde, baꢀvuranın babası, Đnsan Haklan Derneği Ankara ꢁubesi   nezdinde ꢀikâyetçi olmuꢀtur. Bu ꢀikâyetinde, oğlunun Mersin ve Ankara'da gözaltı'nda   tutulduğu sırada iꢀkenceye uğradığını iddia etmiꢀ ve oğlunun Diyarbakır'a sevk edilmesine ve   polis karakollarında tutulmasına itiraz etmiꢀtir. Baꢀvuranın babası, 19 Mart 2001 günü   görüꢀtüklerinde baꢀvuranın sağlık sorunları olduğunu söylediğini ve tedavi görmediğinden   yakındığını ve cezaevine geri dönmeyi istediğini ifade etmiꢀtir. Daha sonraki iki karꢀılaꢀma   sırasında da, oğlunun cezaevine geri dönme isteğini tekrarladığını ifade etmiꢀtir. 12 Nisan   tarihinde, baꢀvuranın babasına, oğlunu görmesi için izin verilmemiꢀ ve kendisinin   Cumhuriyet savcısı nezdinde yaptığı baꢀvurular sonuçsuz kalmıꢀtır. Baꢀvuranın babası,   oğlunun hayatı için endiꢀe ettiğini belirterek tekrar cezaevine gönderilmesini ve tedavisinin   yapılmasını talep etmiꢀtir.   Mayıs 2001 tarihinde, Đnsan Haklan Derneği, baꢀvuranın babası tarafından yapılan   ꢀikâyet baꢀvurusunu Đçiꢀleri Bakanlığı'na iletmiꢀ ve ilgili ꢀahısın tedavi görmesi için   gerekenin yapılmasını ve bu amaçla cezaevine geri gönderilmesini talep etmiꢀtir.   Mayıs 2001 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Đnsan Haklan Komisyonu   Baꢀkanı, Mersin ve Diyarbakır savcılıklannı baꢀvuranın babası tarafından yapılan ꢀikâyet   konusunda bilgilendirmiꢀ ve iddialann araꢀtınlmasını istemiꢀtir.   a) Diyarbakır'daki gözaltıyla ilgili olarak yapılan soruꢀturma iꢀlemleri   Haziran 2001 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı istinabe yoluyla Siirt   Cumhuriyet Savcısından o ꢀehirde cezaevinde bulunan baꢀvuranın dinlenmesini istemiꢀtir.   Haziran 2001 tarihinde dinlenen baꢀvuran, art arda yapılan gözaltılar sırasında   iꢀkence gördüğünü beyan etmiꢀtir. Mersin'de, giysileri çıkarılarak üzerine tazyikli su sıkılmıꢀ,   elektroꢀok uygulanmıꢀ, testikülleri ezilmiꢀ ve kafası suya sokulmuꢀtur. Ankara'da, uyuması   engellenmiꢀ, su verilmemiꢀ, kollanndan asılmıꢀ, baꢀına geçirilen kese kağıdıyla havasız   bırakılmıꢀ ve elektroꢀok uygulamasma maruz kalmıꢀtır. Diyarbakır'da, üzerine tazyikli su   sıkılmıꢀ, testikülleri ezilmiꢀ ve elektroꢀok uygulamasına maruz kalmıꢀtır.   Baꢀvuran, Diyarbakır'daki gözaltı sırasında gözlerinin bağlı olduğunu, ancak Ankara   ve Mersin'de kendisine iꢀkence yapan polisleri teꢀhis edebileceğini ifade etmiꢀtir. Kötü   muamelenin, sorgulama için götürüldüğü Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'ne ꢀevkinden sonra   da devam ettiğini ileri sürmüꢀtür. Eꢀi ve kayınbiraderinin de bu kötü muameleye ꢀahit   olduklarını ifade etmiꢀtir.   Haziran 2001 tarihinde, Siirt Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranın doktor   muayenesinden geçmek üzere Siirt Devlet Hastanesine sevk edilmesi emrini vermiꢀtir. 31   Temmuz 2001 tarihinde gerçekleꢀtirilen bu muayenede baꢀvuranın vücudunda hiçbir darp ve   cebir izi tespit edilmemiꢀtir. Doktor, baꢀvuranın ꢀikayetleri nedeniyle nörolojik ve psikolojik   muayeneden geçirilmesini önermiꢀtir.   ꢁubat 2002 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet savcısı polisler hakkında cezai   takibat baꢀlatılması için izni gerektiği cihetle dava dosyasını valiye göndermiꢀtir.   Mart 2002 tarihinde vali, soruꢀturma dosyası hazırlaması için bir komiseri   görevlendirmiꢀtir. Yaptığı soruꢀturma sonunda komiser, vücudunda tespit edilen izlerin   baꢀvuranın tutuklanması sırasında polislerin uyguladığı güç sonucunda oluꢀtuğunu ve   dolayısıyla Diyarbakır'daki gözaltı sırasında görevli polis memurları hakkında ceza davası   açılmasının gerekli olmadığı sonucuna varmıꢀtır.   Nisan 2002 tarihinde, soruꢀturmayı yapan komiserin vardığı sonuçlar doğrultusunda   vali, Diyarbakır'daki gözaltı sırasında görevli polis memurları hakkında ceza davası   açılmasına izin vermeme kararı almıꢀtır.   Bu karar, ilgili ꢀahısa 16 Mayıs 2002 tarihinde tebliğ edilmiꢀtir.   b. Mersin'deki gözaltıyla ilgili olarak yapılan soruꢀturma iꢀlemleri   Mayıs 2001 tarihinde, Mersin Cumhuriyet savcısı, Batman Cumhuriyet Savcısından   baꢀvuranın babasının iddialarıyla ile ilgili olarak dinlenmesini istemiꢀtir.   Kasım 2001 tarihinde, Mersin Cumhuriyet savcısı, baꢀvuranın istinabe yoluyla   dinlendiğini ve iꢀkence gördüğünü beyan ettiğini tespit etmiꢀtir. Savcı, elindeki soruꢀturma   dosyasını Ankara ve Diyarbakır'daki gözaltılar ile ilgili dosyalardan ayırmaya karar vermiꢀtir.   Dosya, soruꢀturmanın devamı ile ilgili hiçbir bilgi içermemektedir.   HUKUK   I. AĐHS'NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   AĐHS'nin 3. maddesine atıfta bulunan baꢀvuran Mithat Yılmaz, gözaltı sırasında polis   karakollarında kötü muamele gördüğünü ve bu konuyla ilgili bir ceza soruꢀturması   yapılmadığını iddia etmiꢀtir. Baꢀvuran AĐHS'nin 3. maddesini ileri sürmüꢀtür.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   Hükümet, baꢀvuranın Diyarbakır Valisi tarafından verilen karara Bölge Đdare   Mahkemesi önünde itiraz etmediği cihetle iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle   AĐHM'den bu ꢀikayeti kabuledilemez olarak değerlendirmesini talep etmektedir.   AĐHM, Diyarbakır Valisi'nin cezai takibat baꢀlatılmasına izin vermeme kararının,   yalnızca Diyarbakır'daki gözaltıyla ilgili olduğunu tespit etmektedir. ꢁikâyet, bu dönemdeki   gözaltına Đliꢀkin bölümü bakımından zaten kabuledilemez olduğundan, AĐHM Hükümetin   itirazı hakkında bir karar vermeye gerek olmadığı kanaatindedir.   1. Diyarbakır 'daki gözaltı   AĐHM, baꢀvuranın iddialarını bir doktor raporu veya gerçekten kötü muamele gördüğüne   dair makul bir açıklama gibi bir kanıt unsuruna ya da delil baꢀlangıcına dayandırmadığını   tespit etmektedir. AĐHM'nin elinde baꢀvuranın, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'nde tutulduğu   sırada AĐHS'nin 3. maddesine gerçekten aykırılık teꢀkil edecek bir kötü muameleye maruz   kaldığı izlenimi doğuracak herhangi bir bilgi ya da belge bulunmamaktadır.   AĐHM, baꢀvuranın 14 Mart 2001 tarihinde Ankara'dan Diyarbakır'a sevk edildiğini   gözlemlemektedir. ꢁevkinden önce baꢀvuran, adli tıp kurumunda bir doktor muayenesinden   geçirilmiꢀtir. Bu muayene sonunda düzenlenen raporda, alnın sol tarafında 2x2 cm boyutunda   art arda kabuklu yara izleri mevcudiyeti ile sırtında yine aynı türden 3x3 cm boyutundaki eski   bir yara izinin mevcut olduğu, sol elin avuç içinde ve sol dizinde kabuk bağlamıꢀ eski bir yara   izi bulunduğu belirtilmiꢀtir.   AĐHM, Diyarbakır'daki gözaltı sonunda, yani 16 Mart 2001 tarihinde, baꢀvuranın   yeniden doktor muayenesinden geçirilmiꢀ olduğunu ve alnındaki eski kabuklu yara izlerinin   tespit edildiğini vurgulamaktadır. Bunun, Diyarbakır'daki gözaltı baꢀlangıcından önce yapılan   Mart 2001 tarihli muayene raporunda da belirtilen eski bir yaralanmadan kalan iz olduğu   kesindir. Daha sonra düzenlenen doktor raporlannda hiçbir darp ve yaralanma izi tespit   edilmemiꢀtir. Bu konuyla ilgili olarak AĐHM, baꢀvuranın, burada olduğu gibi iç yargı   organları karꢀısında da gözaltılar ile ilgili düzenlenen doktor raporlarına itiraz etmediğini   gözlemlemektedir.   Buna ilave olarak, baꢀvuran, Diyarbakır Cumhuriyet savcısı tarafından dinlendiğinde,   Mersin ve Ankara'da iꢀkence gördüğünü beyan etmiꢀtir.   Bu itibarla, ꢀikâyetin bu bölümü açikça dayanaktan yoksun olduğundan AĐHS'nin 35/3   ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmelidir.   Ankara ve Mersin 'deki gözaltılar   AĐHM, baꢀvuranın Ankara ve Mersin emniyet müdürlüklerindeki gözaltılara iliꢀkin   ꢀikayetinin ise AĐHS'nin 35/3 maddesi bakımndan açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve   esastan incelenmesi gerektiğini tespit etmektedir. Bu ꢀikayetin baꢀka herhangi bir   kabuledilemezlik gerekçesi bulunmamaktadır.   B. Esasa iliꢀkin   Baꢀvuran, birbirini takip eden gözaltılarda kötü muamele gördüğü ve bundan sorumlu   memurlarla ilgili hiçbir cezai soruꢀturma baꢀlatılmadığı yönündeki iddialarını   tekrarlamaktadır. Yakalanma koꢀullarıyla ilgili olarak hiçbir açıklama getirmemektedir.   Hükümet, baꢀvuranın iddialarının mesnetsiz olduğunu savunmaktadır. Hükümete göre,   baꢀvuranın vücudunda gözlemlenen izler, ilgili ꢀahsın kendisini yakalayan polis memuruna   yönelik saldırgan tutumu sonucunda güç kullanılmak zorunda kalınmasından   kaynaklanmaktadır. Polis memurları tarafından kullanılan ꢀiddetin tamamen orantılı olduğunu   vurgulayan Hükümet,; bu iddiasını baꢀvuranın tutuklandıktan sonra geçirildiği doktor   muayenesinde düzenlenen rapora dayandırmaktadır. Hükümet ayrıca, daha sonraki doktor   muayenelerinde baꢀvuranın vücudunda baꢀka bir yara izine rastlanmadığını ve baꢀvuranın bu   raporlara hiçbir zaman itiraz etmediğini hatırlatmaktadır. Hükümet, baꢀvuranın AĐHM   huzurunda tutuklanmasının hangi ꢀartlarda gerçekleꢀtiği hakkında bilgi vermeyi kasten ihmal   ettiğine dikkat çekmektedir. Son olarak Hükümet, ulusal makamlar tarafından etkili bir   soruꢀturma yapıldığını savunmaktadır.   1. Kötü muamele iddiaları üzerine   Kötü muamele iddiaları uygun kanıt unsurlarına dayandırılmalıdır. (bakınız, mutatis   mutandis, Klaas - Almanya, 22 eylül 1993 tarihli karar, seri A n° 269, sayfalar 17-18, prg. 30).   Đddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için AĐHM « her türlü makul ꢀüpheden uzak »   kanıt kriterine baꢀvurmaktadır; böylesi bir kanıt, yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya   da aksi ispat edilemeyen birtakım karinelerden de oluꢀabilir {Đrlanda -Birleꢀik Krallık, 18   Ocak 1978 tarihli karar, seri A n° 25, sayfalar 64-65, § 1.61 in fine, ve Labita - Đtalya [GC], n°   26772/95, prg. 121, CEDH 2000-IV).   AĐHMnin kanaatine göre, bir kimse sıhhatli bir ꢀekilde alındığı gözaltından yaralı bir   ꢀekilde çıkıyor ise, devletin bu yaralanmaların nedeniyle ilgili makul bir açıklama yapması   gerekmektedir. Aksi takdirde, AĐHS'nin 3. maddesinin uygulanması gerekecektir (bakınız,   diğerleri arasında, Fransa aleyhine Selmouni davası [GC], iı° 25803/94, §87, CEDH 1999-V).   Bu davada, baꢀvuran 7 Mart 2001 tarihinde yakalanmıꢀtır. Yakalanmasından hemen   sonra yapılan doktor muayenesi neticesinde kafasında, boynunda ve sırtında kızarıklık ve   bereler tespit edilmiꢀtir.   Taraflar, ilgili ꢀahısın tutuklanması sırasında baꢀvuran ile polis memurları arasında   ağız dalaꢀı yaꢀandığına itiraz etmemektedirler. Hükümete göre, baꢀvuran tutuklandığı sırada   kolundan yakalayan polis memuruna kafa atmıꢀ ve daha sonra kaçmaya çalıꢀmıꢀtır. Đlgili   ꢀahıs, polis memurlan tarafından yere yatırılmıꢀ ve aralarında küçük çaplı bir kavga meydana   gelmiꢀtir. Baꢀvuran ise, tutuklanma koꢀullarıyla ilgili olarak AĐHM'ye hiçbir açıklayıcı bilgi   sunmamaktadır. Bununla beraber, 16 Mart 2001 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet savcısına   verdiği ifadede, baꢀvuran düꢀtüğünü ve düꢀerken bir polis memurunu da beraberinde   düꢀürdüğünü kabul etmiꢀtir.   Bu ꢀartlar altında AĐHM, 7 Mart 2002 tarihinde gerçekleꢀtirilen doktor muayenesinde,   baꢀvuranın vücudunda tespit edilen yara izlerinin kaynağı ile ilgili olarak ꢀüphe yaratacak bir   durum görmemekte ve bu yaraların ilgili ꢀahsın polis memuruyla giriꢀtiği arbede sonrasında   oluꢀtuklarını düꢀünmektedir (Klaas, sözü edilen madde, § 30). AĐHM, baꢀvuranın yalnızca   gözaltı sırasında iꢀkence gördüğünden ꢀikâyetçi olması ve yakalanma ꢀartlarıyla ilgili bir   ꢀikâyette bulunmaması dolayısıyla, tutuklama sırasında geçen olayların incelenmesinin gerekli   olmadığı kanaatindedir.   AĐHM, baꢀvuranın 9 Mart 2001 tarihinde yeniden doktor muayenesinden geçirildiğini   ve burada alnın sol tarafında eski bir bere izinin ve sol elinde bir berenin tespit edildiğini   hatırlatmaktadır. 14 Mart 2001 tarihinde baꢀvuran, Ankara Adli Tıp Kurumu'nda doktor   muayenesinden geçirilmiꢀ ve düzenlenen raporda alnın sol tarafında 2x2 cm boyutunda art   arda kabuklu yara izleri mevcudiyeti ile sırtında yine aynı türden 3x3 cm boyutundaki eski bir   yara izinin mevcut olduğu, yine sol elin avuç içinde ve sol dizinde kabuk bağlamıꢀ eski bir   yara izi bulunduğu belirtilmiꢀtir. Yine 14 Mart 2001 tarihinde, baꢀvuran Diyarbakır'a sevk   edilmiꢀ ve orada 16 Mart 2001 tarihine kadar gözaltında tutulmuꢀtur. Aynı tarihte yapılan   doktor muayenesinde, alnında eski bir kabuklu yara izi tespit edilmiꢀtir. Daha sonra   düzenlenen doktor raporlarında, baꢀvurannm vücudunda hiçbir darp ve yara izi tespit   edilmemiꢀtir.   AĐHM, 7 Mart 2001 tarihinde gerçekleꢀtirilen doktor muayenesi sırasında tespit edilen   yara izlerinin tekrar incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir. Daha sonra gerçekleꢀtirilen   doktor muayenelerinde belirtilen ve eski yara izlerinin tekrarı ꢀeklinde beliren örneğin, 9 Mart   tarihli raporda belirtilen alındaki eski bere izi, 14 Mart 2001 tarihli raporda belirtilen alın   ve sırtta gözlemlenen kabuklu art arda yara izleri ve 16 Mart 2001 tarihinde gerçekleꢀtirilen   muayene sırasında tespit edilen alındaki eski kabuklu yara izi gibi bazı izler için de aym ꢀey   geçerlidir.   Geriye, tutuklamadan hemen sonra gerçekleꢀtirilen muayene raporunda yer almayan,   ancak 9 Mart 2001 tarihinde gerçekleꢀtirilen muayene sırasında tespit edilen, baꢀvuranın sol   elindeki bere izi ve 14 Mart 2001 tarihinde gerçekleꢀtirilen muayene sırasında tespit edilen sol   avuç içindeki ve sol dizindeki eski kabuklu yara izleri kalmaktadır. Hükümete göre, bu   yaralanmalar baꢀvuran ve polis memurları arasında geçen arbede sırasında meydana gelmiꢀtir.   Baꢀvuran ise bu konuyla ilgili hiçbir açıklama yapmamaktadır.   AĐHM kötü muamelelerin 3. madde kapsamında değerlendirilebilmesi için asgari   ciddiyet düzeyine ulaꢀmıꢀ olması gerektiğini hatırlatır. Bu asgari düzeyin değerlendirilmesi de   esasen izafidir, bu değerlendirme muamelenin süresi veya fizikî ve psikolojik etkileri ve bazen   de mağdurun cinsiyeti, yaꢀı sağlık durumu olmak üzere dava koꢀullarının tümüne bağlıdır.   (Labita, adıgeçen, prg. 120). Mevcut davada sözü edilen izler görece hafif nitelikte izlerdir.   AĐHM daha sonra, söz konusu yara izleri ile tutuklama sırasında meydana gelen arbede   arasında bir bağlantının var olabileceğini vurgulamaktadır. Dosyadaki belgelerden baꢀvuranın   yere düꢀtüğü ve daha sonra küçük çaplı bir kavganın meydana geldiği anlaꢀılmaktadır. Bu   durum, ilgili ꢀahısın ellerinde ve dizlerinde berelenmelerin oluꢀmasına neden olabilir. Ayrıca   bu iki yara izi, baꢀvuranın ꢀikayetçi olduğu uygulamalarla bağlantılı olmayıp* kendisinin ileri   sürdüğü kötü muamelelerin olağan sonucu olduğunu düꢀündürecek hiçbir kanıt   bulunmamaktadır (Bu konuyla ilgili olarak bakınız, Türkiye aleyhine Abdulkadir Aktaꢀ davası,   n° 38851/02, § 90, 31 Ocak 2008).   Son olarak AĐHM, 14 Mart 2001 tarihinde Adli Tıp Kurumu Ankara ꢁube   Müdürlüğü'nde gerçekleꢀtirilen doktor muayenesi sonrasında düzenlenen raporda, baꢀvuranla   ilgili 7 Mart 2001 tarihli muayene raporunda belirtilenler dıꢀında yeni herhangi bir travmatik   patoloji tespit edilmemiꢀ olduğunu gözlemlemektedir.   AÎHM, bir kimsenin, özellikle içinde bulunduğu hassas durum da göz önüne   alındığında, gözaltı sırasında ꢀiddete maruz kaldığını kanıtlayacak doktor raporu elde   etmesinin zor olabileceğini kabul etmektedir. AÎHM, buna rağmen baꢀvuranın art arda maruz   kaldığı gözaltıları sırasında düzenlenen doktor raporlarından hiçbirine ulusal makamlar   nezdinde itiraz etmediğini ve/veya baꢀka bir doktor tarafından muayene edilmeyi talep   etmediğini vurgulamaktadır. Đlgili, kötü muamele iddialarını AÎHM huzurunda genel olarak   açıklamaya çalıꢀmakta ve gözaltıları sırasında olanlar hakkında hiçbir ayrıntılı bilgi   sunmamaktadır.   Dolayısıyla, tutuklamadan hemen sonra yapılan doktor muayenesinde tespit edilmemiꢀ   olmasına rağmen, söz konusu yaralanmaların yakalanma sırasında meydana gelen olaylar   dıꢀında baꢀka bir nedenle meydana geldiğini düꢀünmek oldukça zor görünmektedir.   ꢁimdiye kadar elde edilen tüm bilgiler değerlendirildiğinde AÎHM elinde bulunan   unsurların, baꢀvuranın gözaltıları sırasında iꢀkence gördüğünün ispat edilmesine mümkün   kılar nitelikte her türlü makul ꢀüpheden uzak hiçbir kanıtın bulunmadığı görüꢀündedir.   Dolayısıyla, AĐHS'nin 3. maddesi esas bakımından ihlâl edilmemiꢀtir.   2. Yapılan araꢀtırmaların etkili nitelikte olup olmadığı hakkında   AÎHM, bir kimsenin kolluk kuvvetleri tarafından 3. maddeye aykırı nitelikte ağır   iꢀkenceye muameleye maruz bırakıldığı yönünde savunulabilir bir iddiada bulunması halinde,   bu düzenlemenin, konuyla ilgili etkili bir resmi soruꢀturma yapılmasını gerektirdiğini   hatırlatmaktadır. {Bulgaristan aleyhine Assenov ve diğerleri davası, 28 Ekim 1998 tarihli   karar, Karar ve hükümlerin derlemesi 1998-VIII, § 102). Bu soruꢀturma, sorumluların tespit   edilip cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte olmalıdır. Aksi takdirde bütün temel önemine   rağmen insanlık dıꢀı veya onur kinci iꢀkence, muamele ya da cezanın uygulanmasına iliꢀkin   genel hukuki yasak uygulamada etkisiz kalır ki bazı durumlarda kamu görevlilerinin   neredeyse tam bir dokunulmazlık içinde denetimleri altında bulundurdukları kimselerin   haklarını ayaklar altına almaları mümkün hale gelir {Fransa aleyhine Caloc davası, n°   33951/96, § 89, CEDH 2000-DC, ve Türkiye aleyhine Batı ve diğerleri davası, n° 33097/96 ve   57834/00, § 134, CEDH 2004-IV (metinden alıntılar).   Bu davada, baꢀvuranın babası Đnsan Haklan Derneği nezdinde ꢀikâyette bulunmuꢀ ve bu   dernek de durumu Đçiꢀleri Bakanlığına iletmiꢀtir. Daha sonra 22 Mayıs 2001 tarihinde,   Türkiye Büyük Millet Meclisi Đnsan Haklan Komisyonu Baꢀkanı, Diyarbakır ve Mersin   savcılıklarını baꢀvuranın babasının iddialarıyla ilgili olarak bilgilendirmiꢀtir.   AÎHM, Mersin Cumhuriyet savcısı tarafından bir soruꢀturma baꢀlatıldığını   gözlemlemektedir. Baꢀvuranın, 28 Kasım 2001 tarihinde istinabe yoluyla dinlendiği ve burada   iꢀkence gördüğünü beyan ettiği anlaꢀılmaktadır. Savcı, elindeki soruꢀturma dosyası ile Ankara   ve Diyarbakır'daki gözaltılar ile ilgili dosyayı birbirinden ayırmaya karar vermiꢀtir.   Bununla birlikte, dosyanın içeriğine bakıldığında, Mersin savcılığı tarafından   baꢀlatılan soruꢀturmanın sonucu hakkında bir bilgi bulunmadığı görülmektedir. Diğer taraftan,   Ankara savcılığının konuyla ilgili bilgilendirilip bilgilendirilmediğini ve Ankara savcılığı   tarafından bu konuda bir soruꢀturma yapılıp yapılmadığı hakkında herhangi bir bilgi   verilmemektedir.   Baꢀvuranın vücudunda gözlemlenen yaralanmaların nedeni ile ilgili olarak inandırıcı   açıklama getiren bir soruꢀturma ve/veya cezai prosedür olmadığından AĐHM, Sözleꢀmenin 3.   maddesinin usul yönünden ihlâl edildiği kanaatine varmaktadır.   II. SÖZLEꢁMENĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI ÜZERĐNE   Baꢀvuranlar, tutuklanmalarından sonra sorgulanmak üzere polis merkezlerine sevk   edilmelerinden ve orada kaldıkları süreden ꢀikâyetçi olmakta ve bu uygulamaya itiraz etmek   ve bir tazminat elde etmek için hiçbir baꢀvuru yolu bulunmamasından ꢀikayetçi olmaktadırlar.   Baꢀvuran Mithat Yılmaz, ayrıca gözaltı süresinden de ꢀikâyetçi olmaktadır. Baꢀvuranlar,   AĐHS'nin 5. maddesinin 3., 4., ve 5. fıkraları ile AĐHS'nin 13. maddesine atıfta   bulunmaktadırlar.   AĐHM, bu ꢀikâyetlerin AĐHS'nin 5/1 c), 5/3, 5/4 ve 5/5 maddeleri açısından   incelenmesinin uygun olduğu kanaatindedir   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   AĐHM, baꢀvuranlar Alaattin Tonka ve Mehmet Sabır Özdenin'in sorgulanmak üzere   polis merkezlerine iki kez sevk edildiğini, ilkinin 15 Eylül 2000 ile 25 Ekim 2000 tarihleri   arasında ve ikincisinin ise 29 Ocak 2001 ile 13 ꢁubat 2001 tarihleri arasında gerçekleꢀtiğini   vurgulamaktadır.   AĐHM, ꢀikâyet baꢀvurusunun geç yapılmıꢀ olması dolayısıyla, ilk sevk edilme   dönemiyle ilgili olarak bir karar vermesine gerek olmadığı kanaatindedir. Bu konuyla ilgili   olarak AĐHM, eğer baꢀvuru yolu mevcut değil ise veya mevcut baꢀvuru yolları etkili değil ise,   Sözleꢀmenin 35/1 maddesinde belirtilen altı aylık sürenin, normal olarak ꢀikayet konusu fiil   ya da olayların vuku bulduğu tarihte baꢀladığını hatırlatmaktadır (Türkiye aleyhine Bayram ve   Yıldırım davası (karar), n° 38587/97, CEDH 2002-III). Mevcut davada durum böyledir.   Baꢀvuranlar, polis merkezlerine konulmalarına itiraz edebilmek için etkili bir baꢀvuru yoluna   sahip olmamıꢀlardır.   Bu davada, baꢀvuranlar Alaattin Tonka ve Mehmet Sabır Özdemir'in polis   merkezlerinde tutulmaları en geç 25 Ekim 2000 tarihinde sona ermiꢀtir, oysa baꢀvuru   dilekçesi altı aylık süre geçtikten sonra yani 25 Temmuz 2001 tarihinde verilmiꢀtir.   Baꢀvuranların iddia ettikleri gibi polis merkezlerinde 12 Kasım 2000 tarihine kadar   tutuldukları kabul edilse bile, altı ay süresi kuralına uyulmadığı görülmektedir. Davanın   incelenmesi sonunda, altı ay süresinin iꢀlemesinin kesintiye uğramasına veya durmasına   neden olabilecek herhangi bir özel durum tespit edilememiꢀtir. Dolayısıyla, baꢀvurunun bu   bölümü geç sunulmuꢀ olup Sözleꢀmenin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyannca   reddedilmelidir.   Taraflarca sunulan argümanların tamamını göz önünde bulunduran AĐHM, diğer   ꢀikayetlerin baꢀvurunun incelemesinin bu aꢀamasında çözümü mümkün olmayan hukuki ve   olgusal meseleler gündeme getirdiği, dolayısıyla bu ꢀikayetlerin esastan incelenmesi gerektiği   kanaatine varmaktadır. Bu itibarla sözkonusu ꢀikayetler AĐHS'nin 35. maddesinin 3. fıkrası   anlamında açıkça dayanaktan yoksun olarak ilan edilemez. Baꢀka herhangi bir   kabuledilemezlik gerekçesi tespit edilmemiꢀtir.     B. Esasa iliꢀkin   /. Sözleꢀmenin 5/1 c) maddesi   Hükümet, baꢀvuranların polis merkezlerinde tutulmalarının, olayın meydana geldiği   dönemde yürürlükte olan ulusal mevzuata uygun olduğunu ve bu dönemin klasik bir gözaltı   olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savunmaktadır. Hükümet daha sonra, 430 sayılı Kanun   Hükmünde Kararname'nin 30 Kasım 2002 tarihinden itibaren, yani olağanüstü halin kesin   olarak kaldırılmasından sonra, uygulanmadığını eklemektedir.   AĐHM, daha önce de benzer sorunların bulunduğu davaları incelediğini ve bunlarda   Sözleꢀmenin 5/1 c) maddesinin ihlâl edildiğini saptadığını vurgulamaktadır (bakınız, diğer   benzerleri arasından, Türkiye aleyhine Karagöz davası, n° 78027/01, CEDH 2005-...   (metinden alıntılar),ve Abdulkadir Aktaꢀ, davasında sözü edilen maddeler). AĐHM, elinde   bulunan tüm belgelerin incelenmesi sonrasında, Hükümetin bu davada farklı bir sonuca   varmasını sağlayacak inandırıcı bir olgu ya da kanıt sunmadığı kanaatine varmaktadır.   AĐHM, baꢀvuran Mithat Yılmaz'in 7 Mart 2001 ile 16 Mart 2001 tarihleri arasında   gözaltında tutulduğunu gözlemlemektedir. Bu tarihte tutuklanarak Diyarbakır cezaevine sevk   edilmiꢀtir. Cezaevine konulmasından kısa bir süre sonra, sorgulanmak üzere polise teslim   edilmiꢀtir. Polis merkezlerinde kaldığı süre, cezaevine geri gönderildiği 12 Nisan 2001   tarihine kadar uzatılmıꢀtır. Böylece, yaklaꢀık yirmi yedi gün süreyle kendisini gözaltına   eꢀdeğer bir durumun içerisinde bulmuꢀtur.   Baꢀvuran Alaattin Tonka ve Mehmet Sabır Özdemir'le ilgili olarak ise, AĐHM, 29   Ocak 2001 tarihinde yedek hakimin bu iki baꢀvuranın sorgulanmaları için on gün süreyle   Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'ne sevk edilmelerine izin verdiğini gözlemlemektedir. Yedek   hakim, 8 ꢁubat 2001 tarihinde baꢀvuranların emniyet müdürlüğünde sorgulanma sürelerini on   gün süreyle uzatmıꢀtır. Baꢀvuranlara göre, kendileri 13 ꢁubat 2001 tarihinde cezaevine geri   gönderilmiꢀlerdir. Böylece ilgili ꢀahıslar, yaklaꢀık on beꢀ gün süreyle kendilerini gözaltına   eꢀdeğer bir durumun içerisinde bulmuꢀlardır.   AĐHM'nin daha Önce Karagöz davasında aynı konuyla ilgili olarak verdiği kararda   vurguladığı gibi, baꢀvuranların tutuklanmalarından sonra polis merkezlerine sevk edilmeleri,   etkili adlî denetimden uzak bir durum oluꢀturmaktadır. Diğer taraftan, daha önce cezaevine   konulan bir tutuklunun sorgulanmak üzere kolluk kuvvetlerine teslim edilmesi, gözaltıyla   ilgili yürürlükte olan mevzuatın devredıꢀı bırakılması anlamına gelmektedir. Tutuklanarak   cezaevine konulan baꢀvuranlar için de durum böyle olmuꢀtur. Bu da, Sözleꢀmenin 5/1 c)   maddesinde belirtilen yasaya uygunluk ꢀartına aykırıdır.   Dolayısıyla, AĐHS'nin 5/1 c) hükmü ihlâl edilmiꢀtir.   2. Sözleꢀmenin 5/3 maddesi   Baꢀvuran Mithat Yılmaz, gözaltı süresinden ꢀikâyetçi olmaktadır.   AĐHM, baꢀvuranın gözaltı süresinin 7 Mart 2001 tarihinde baꢀlayıp, 16 Mart 2001   tarihinde tutuklanmasıyla son bulduğunu vurgulamaktadır. Dolayısıyla sözkonusu gözaltı   dokuz gün sürmüꢀtür.   AĐHM, Brogan ve diğerleri - Birleꢀik Krallık kararında, toplumu terör suçlarından   koruma amacı güdülse dahi, ilgilinin yetkili bir hakim karꢀısına çıkarılmaksızm dört gün altı   ıı   saat gözaltında tutulmasının, 5/3 maddesinde öngörülen kesin sınırların dıꢀına çıktığına   hükmetmiꢀtir.   Dolayısıyla AĐHM, bu davada da baꢀvuranın hakim önüne çıkarılmadan önee dokuz   gün süreyle gözaltında tutulmasının gerekli olduğunu kabul edemez. AĐHM, üstelik,   baꢀvuranın sorgulanmak üzere emniyet müdürlüğüne gönderildikten sonra yaklaꢀık yirmi yedi   gün süreyle gözaltına eꢀdeğer bir durum içerisinde bulunduğunu gözlemlemektedir.   Dolayısıyla, baꢀvuran Mithat Yılmaz açısından Sözleꢀme'nin 5/3 maddesi ihlâl   edilmiꢀtir.   3. Sözleꢀmenin 5/4 maddesi   Hükümet, baꢀvuranların, sorgulanmak üzere polis merkezlerinde tutulmalarıyla ilgili   yedek hakimin verdiği karara itiraz edebileceklerini iddia etmektedir. Özel olarak bir baꢀvuru   yolu belirtmemektedir.   AĐHM, baꢀvuranların polis merkezlerine 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname   uyarınca gönderildiklerini ve bu yasa çerçevesinde olağanüstü hal bölge valisinin talebi   üzerine alman kararlann her türlü adlî denetimi devre dıꢀı bıraktığını kaydetmektedir   {Karagöz, sözü edilen madde, § 68). Eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 298.   maddesi gereğince baꢀvuranların polis merkezlerine gönderilmesine izin veren yedek hakim   kararına karꢀı itiraz yolu açıktı. Ancak, bu itiraz yolu, bir özgürlük kısıtlamasına karꢀı uygun   usul teminatlan sunmamaktaydı, (bakınız, buna örnek olarak, Abdulkadir Aktaꢀ, sözü edilen   madde, § 70).   Dolayısıyla, Sözleꢀme'nin 5/4 maddesi ihlâl edilmiꢀtir.   4. Sözleꢀmenin 5/5 maddesi   AĐHM, 5. maddenin 1., 2., 3. veya 4. paragraflarına aykırı ꢀartlar altında gerçekleꢀtirilmiꢀ   bir özgürlük kısıtlamasından mağdur olan kimsenin tazminat talebinde bulunabilmesi   durumunda sozkonusu maddenin 5. paragrafına uyulmuꢀ olunacağını hatırlatmaktadır   (Hollanda aleyhine JVassink davası, 27 Eylül 1990 tarihli karar, seri A n° 185-A, sayfa 14, §   38). Bu nedenle 5. paragrafta ifade edilen tazminat isteme hakkı, ulusal bir merci veya   Sözleꢀme kurumlannın diğer paragraflardan herhangi birinin ihlâl edildiğini ortaya koymuꢀ   olmasını gerekli kılar (Đtalya aleyhine N.C. davası [GC], n° 24952/94, § 49, CEDH 2002-X).   Bu davadaki durum böyledir.   AĐHM, 466 sayılı kanununun 1. maddesinde, haklannda kovuꢀturma yapılmasına, veya   beraatlanna veya ceza verilmesine mahal olmadığına karar verilen kiꢀilerin durumu - ki bu   davada böylesi bir durum sozkonusu değildir- dıꢀındaki tazminata yönelik diğer tüm durumlar   için özgürlük mahrumiyetinin yasaya aykın olması gerektiği varsayılmıꢀtır. Oysa bu davada,   ihtilaf konusu tutulma ulusal mevzuata uygun olduğundan, baꢀvuranların bir tazminat elde   etmeleri mümkün değildi. (Türkiye aleyhine Gürceğiz ve diğerleri davası, n° 30245/02, § 28,   Eylül 2007).   Dolayısıyla, Sözleꢀme'nin 5/5 maddesi ihlâl edilmiꢀtir.     III. AĐHS'NĐN 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI ÜZERĐNE   Sözleꢀme'nin 6. ve 13. maddelerini öne süren baꢀvuran Mithat Yılmaz, maruz kaldığı kötü   muameleyle ilgili olarak ꢀikayette bulunabilmesi için etkili bir baꢀvuru yolu bulunmadığından   ꢀikâyet etmektedir.   AĐHS'nin 3. maddesi yönünden yaptığı tespiti göz önünde bulunduran AĐHM, bu   ꢀikâyetleri ayrıca incelemenin gerekli olmadığı kanaatindedir.   IV. AĐHS'NĐN 8. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI ÜZERĐNE   Baꢀvuranlar, bir hakim kararma dayanmadığı için evlerinde gerçekleꢀtirilen polis   aramasının Sözleꢀmenin 8. maddesini ihlâl ettiğini ileri sürmektedirler. AĐHM, baꢀvuranlar   Alaattin Tonka ve Mehmet Sabır Özdemir'in bulunduğu apartmanlarda yapılan polis   aramasınm Devlet Güvenlik Mahkemesi yardımcı hakiminin verdiği emir üzerine   gerçekleꢀtirildiğini vurgulamaktadır. Diğer taraftan, baꢀvuran Mithat Yılmaz'm oturduğu evde   hiçbir polis araması yapılmamıꢀtır.   Dolayısıyla, bu ꢀikâyet açıkça dayanaktan yoksun olduğundan Sözleꢀmenin 35.   maddesinin 3, ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.   V. AĐHS'NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuranların her biri maruz kaldıkları maddi zarar için 10.000 Euro ve manevi zarar için   10.000 Euro talep etmektedir.   Hükümet, sözkonusu iddialara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı bulunmadığını   gözlemlemektedir. Bu nedenle AĐHM, sözkonusu talebi reddetmektedir.   Buna karꢀın AĐHM, baꢀvuranların belli bir manevi zarara maruz kaldıkları kanaatindedir.   AĐHM, hakkaniyete uygun olarak, sırasıyla, baꢀvuranlar Alaattin Tonka ve Mehmet Sabır   Özdemir'e 3.000 Euro ve Mithat Yılmaz'a 8.000 Euro manevi tazminat ödenmesine   hükmetmektedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuranlar, yargılama masraf giderlerine iliꢀkin olarak hiçbir tazminat talebinde   bulunmamıꢀlardır.   Bu durumda AĐHM, baꢀvuranlara yargılama masraf ve giderleri olarak tazminat ödenmesinin   gerekli olmadığı kanaatindedir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası'nm marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç   puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.     BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun (yalnızca baꢀvuran Mithat Yılmaz'a iliꢀkin olarak) AIHS'nin 3. ve 5/3   maddeleri kapsamında yapılan ꢀikayetler ile (baꢀvuranların tamamı için) AIHS'nin 5/1   c), 5/4 ve 5/5 maddeleri kapsamında ꢀikayetlere iliꢀkin kısmının kabuledilebilir,   baꢀvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. Baꢀvuran Mithat Yılmaz'a iliꢀkin olarak AIHS'nin 3. maddesinin esas bakımından ihlal   edilmediğine;   3. Baꢀvuran Mithat Yılmaz'a iliꢀkin olarak AĐHS'nin 3. maddesinin usul bakımından ihlal   edildiğine;   4. Baꢀvuran, Mithat Yılmaz'a iliꢀkin olarak AĐHS'nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;   5. Baꢀvuranların tamamı için AĐHS'nin 5/1 c), 5/4 ve 5/5 maddelerinin ihlal edildiğine;   6. a) AĐHS'nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz   kuru üzerinden YTL' ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından baꢀvuran   Mithat Yılmaz'a 8.000 Euro (sekiz bin Euro) ve baꢀvuranlar Alaattin Tonka ve Mehmet   Sabır Özdemir'e 3.000'er Euro (üç bin Euro) manevi tazminat ödenmesine; b)   sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nm o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   7. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM'nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 22 Temmuz 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   14

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło