11449/02
WyrokETPCz2006-11-09ECLI:CE:ECHR:2006:1109JUD001144902
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy odmowa ponownego rozpoznania sprawy o zaprzeczenie ojcostwa, pomimo nowych dowodów w postaci testów DNA, naruszyła prawo skarżącego do poszanowania życia prywatnego i rodzinnego z art. 8 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że odmowa sądów krajowych wznowienia postępowania w sprawie zaprzeczenia ojcostwa, pomimo jednoznacznych dowodów DNA niedostępnych w czasie pierwotnego procesu, stanowiła naruszenie art. 8 Konwencji. Stwierdził, że interpretacja art. 445 tureckiego Kodeksu Postępowania Cywilnego, która nie uznawała postępu naukowego za 'siłę wyższą' uzasadniającą wznowienie sprawy, nie zapewniła sprawiedliwej równowagi między ogólnym interesem pewności prawa w stosunkach rodzinnych a prawem skarżącego do uznania jego biologicznego nieojcostwa. Trybunał podkreślił, że sądy krajowe powinny interpretować obowiązujące przepisy w świetle rozwoju naukowego i jego implikacji społecznych, a także, że leży to w interesie dziecka, aby poznać swojego biologicznego ojca. Prawne domniemanie ojcostwa, które przeważa nad rzeczywistością biologiczną i społeczną bez uwzględnienia faktów i woli zainteresowanych, nawet w ramach marginesu oceny państwa, nie gwarantuje skutecznego 'poszanowania' życia prywatnego i rodzinnego.Stan faktyczny
Skarżący, Kazım Tavlı, poślubił A. w 1980 roku, a w 1981 roku urodziło się dziecko (S.). Skarżący natychmiast złożył pozew o zaprzeczenie ojcostwa, który został oddalony w 1982 roku na podstawie testu krwi, który wskazywał na jego prawdopodobne ojcostwo. W 1997 roku test DNA wykonany w Niemczech wykazał, że skarżący nie jest biologicznym ojcem S., co zostało potwierdzone przez turecki test DNA w 1998 roku. Skarżący ponownie złożył pozew o zaprzeczenie ojcostwa, żądając wznowienia postępowania na podstawie nowych dowodów. Sądy krajowe, w tym Sąd Kasacyjny, odrzuciły jego wniosek, argumentując, że postęp naukowy nie stanowi 'siły wyższej' w rozumieniu art. 445 tureckiego Kodeksu Postępowania Cywilnego, co uniemożliwiało wznowienie prawomocnie zakończonej sprawy.Rozstrzygnięcie
Stwierdza naruszenie art. 8 Konwencji. Zasądza skarżącemu 5 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. Zasądza odsetki za zwłokę.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ÜÇÜNCÜ DAĐRE
TAVLI – TÜRKĐYE
(B a ꢀvuru no. 11449/02)
KARAR
STRAZBURG Kasım 2006
NĐHAĐ
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen ꢀartlarda kesinlik kazanacaktır.
Ancak, ꢀekle iliꢀkin değiꢀiklik yapılabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
TAVLI – TÜRKĐYE KARARI
USUL
Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleꢀmesi’nin (“Sözleꢀme”) 34. maddesi
uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Kazım Tavlı (“baꢀvuran”) adlı Türk vatandaꢀı
tarafından, 1 ꢁubat 2002 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan baꢀvurudan
(no. 11449/02) kaynaklanmaktadır.
OLAYLAR
DAVA OLAYLARI
Baꢀvuran 1962 doğumludur ve Almanya Dortmund’da yaꢀamaktadır. Aralık 1980 tarihinde baꢀvuran Aksaray’da A. ile resmi olarak evlenmiꢀ ve birkaç ay
sonra çalıꢀmak için Almanya’ya gitmiꢀtir. Temmuz 1981 tarihinde A. bir çocuk dünyaya getirmiꢀ (S.), doğumdan haber
almasından kısa bir süre sonra 28 Eylül 1981 tarihinde baꢀvuran Aksaray Asliye Hukuk
Mahkemesinde nesebin reddi davası açmıꢀtır. 5 Ocak 1982 tarihinde kan testi sonuçlarına
dayanarak Ankara Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü baꢀvuranın muhtemelen S’nin babası
olduğunu tespit etmiꢀtir. Haziran 1982 tarihinde adli tıp raporu ıꢀığında ve evlilik öncesi baꢀvuranla A’nın
birlikte yaꢀamıꢀ olmaları ve çocuğun evlilik içinde doğmuꢀ olmasını dikkate alarak mahkeme
baꢀvuranın iddiasını reddetmiꢀtir. Haziran 1989 tarihinde evlilik boꢀanma ile noktalanmıꢀtır. Mahkeme baꢀvuranın S’nin
bakımı için 1,500,000, A için ise 2,500,000 Türk Lirası nafaka ödemesine karar vermiꢀtir. Mart 1997 tarihinde Almanya’da yapılan DNA testi baꢀvuranın S’nin babası
olmadığını göstermiꢀtir.
Baꢀvuran, DNA testinin bulgularına dayanarak 10 Nisan 1997 tarihinde Aksaray Asliye
Hukuk Mahkemesinde tekrar nesebin reddi davası açmıꢀtır. Mahkeme, bir DNA testi daha
istemiꢀtir.
Bu arada A, 30 Mayıs 1997 tarihinde S’nin bakımı için baꢀvuranın ödediği nafaka
miktarının artırılması talebiyle aynı mahkemede dava açmıꢀ, mahkeme miktarı 10,000,000
TL’ye çıkarmıꢀ, karar 11 Mayıs 1998 tarihinde Yargıtay tarafından onanmıꢀtır.
Adalet Bakanlığı Biyoloji Dairesi tarafından yapılan adli DNA testi önceki testin
bulgularını doğrulamıꢀtır. 19 Ağustos 1998 tarihli rapor S’nin babasının baꢀvuran olmadığını
kesinleꢀtirmiꢀtir. Mayıs 1999 tarihinde Aksaray Asliye Hukuk Mahkemesi, baꢀvuranın 1 Haziran 1982
tarihli kararın iptali ve yeniden yargılama talebini reddetmiꢀtir. Mahkeme, Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanunu’nun 445 § 1 maddesini, yeni elde edilen kanıtların yargılama
sürecinde mevcut olup da mücbir sebepten kullanılamamıꢀ olmuꢀ olması gerektiği ꢀeklinde
yorumlamıꢀtır. Ancak DNA testi mahkemenin davayla ilgili nihai kararını vermesinden yıllar
TAVLI – TÜRKĐYE KARARI
sonra yapılmıꢀtı. Mahkeme, 1969 tarihli benzer bir davada Yargıtay’ın, nihai karardan yıllar
sonra yapılan bir kan testinin sonuçlarına dayanarak davacının nesebin reddi davasını yeniden
açmasına izin verilemeyeceğine hükmettiğini hatırlatmıꢀtır. Temmuz 1999 tarihinde baꢀvuran, mahkemenin esasları inceledikten sonra davayı
usulen reddedemeyeceğini savunarak Aksaray Asliye Hukuk Mahkemesinin kararını temyiz
etmiꢀtir. Ayrıca 5 Ocak 1982 tarihli tıbbi raporun sadece varsayımlara dayandığını, 1997 ve yıllarında yapılan DNA testlerinin ise S’nin gerçek babası olmadığını ortaya çıkardığını
ileri sürmüꢀtür. Kasım 1999 tarihinde Yargıtay artık reꢀit olduğu ve annesinden bağımsız hakları
bulunduğu için S’nin de davaya dahil edilmiꢀ olması gerektiğine hükmederek Birinci Derece
Mahkemesinin kararını bozmuꢀtur.
Yargılama, Aksaray Asliye Hukuk Mahkemesinde yeniden baꢀlamıꢀtır. S de ikinci
davalı olarak duruꢀmaya çağırılmıꢀ ve davaya dahil edilmiꢀtir. Ancak S duruꢀmaya
katılmamıꢀ ve ifade vermemiꢀtir. 28 Kasım 2000 tarihinde mahkeme baꢀvuranın yeniden
yargılama talebini aynı sebeple reddetmiꢀtir. Baꢀvuran temyize gitmiꢀtir. Nisan 2001 tarihinde Yargıtay, Birinci Derece Mahkemesinin kararını onamıꢀtır.
Yargıtay’ın içtihadı ıꢀığında “fennin geliꢀmesi”nin Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun § 1. maddesine göre mücbir sebep olarak değerlendirilemeyeceğine hükmetmiꢀtir. Ekim 2001 tarihinde baꢀvuranın kararın düzeltilmesi talebi reddedilmiꢀtir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 8. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, AĐHS’nin 8. maddesi hükümlerine dayanarak, eski eꢀinden doğma çocuğun
babası olmadığına dair bilimsel kanıta sahip olmasına rağmen bunu bir mahkeme tarafından
tespit ettirememesinden ꢀikayetçi olmuꢀtur. AĐHS’nin 8. maddesi aꢀağıda verilmiꢀtir:
“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleꢀmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti,
ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç iꢀlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın
veya baꢀkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda, zorunlu olan ölçüde ve
yasayla öngörülmüꢀ olmak koꢀuluyla söz konusu olabilir.”
A. Kabuledilebilirlik
Mahkeme, baꢀvurunun AĐHS’nin 35 § 3. maddesi bağlamında açıkça dayanaktan
yoksun olmadığını kaydeder. Baꢀvuru, herhangi baꢀka bir gerekçeden dolayı da kabuledilmez
değildir. O halde baꢀvuru kabuledilebilir olarak ilan edilmelidir.
TAVLI – TÜRKĐYE KARARI
B. Esaslar
Hükümet babalık kanuni karinesi ile evlilik, aile ve genel olarak toplumsal dengenin
korunmasının amaçlandığını öne sürmüꢀtür. Aile iliꢀkilerinde hukuki katiyet sağlanması ve
çocuğun menfaatinin korunmasının gerekli olduğunu savunmuꢀlardır. Bu yüzden somut
olayda ulusal mahkemelerin, iddiasını biyolojik bir gerçekle destekleyen baꢀvurandan ziyade
çocuk ve ailenin çıkarlarını korumuꢀ olduğunu öne sürmüꢀlerdir.
Baꢀvuran, zamanın teknolojisiyle yapılan bir kan testi sonucuna dayanması nedeniyle 5
Ocak 1982 tarihli tıbbi raporun sonucunun ancak bir varsayım olarak alınabileceğini ileri
sürmüꢀtür. Ancak hem Türkiye’de hem de Almanya’da yapılan DNA testi sonuçları
tartıꢀılmaz biyolojik gerçekleri yansıtıyordu.
1. 8. Maddenin uygulanabilirliği
Mahkeme kocanın evlilikte doğan çocuğun nesebini reddetmek istediği davaları daha
önce de ele almıꢀtır. Bu davalarda babalık davası iꢀlemlerinin kanuni amacının mevcut aile
düzenini baꢀvuranın “aile hayatı” bağlamında sona erdirmek olup olmadığı sorusu açık uçlu
olarak kalmıꢀtır. Çünkü tespitlere göre babanın farzedilen çocuğuyla kanuni iliꢀkileri her
durumda “özel hayat”ını ilgilendirmekteydi (Yıldırım – Avusturya, 34308/96 ve Rasmussen –
Danimarka, A Serisi no. 87).
Somut davada baꢀvuran, biyolojik kanıtlar temelinde yasal iꢀlemlerle babalık zannını
çürütmeye çalıꢀmıꢀtır. Sözkonusu yasal iꢀlemlerin amacı kendisinin çocuğu olarak kayıtlı
olan A’nın kızı ile yasal iliꢀkilerini belirlemekti.
Bu nedenle somut davanın olayları AĐHS’nin 8. maddesi kapsamındadır.
2. Genel ilkeler
Mahkeme 8. maddenin amacının bireyi resmi mercilerin keyfi uygulamalarından
korumak olduğunu hatırlatır. Maddenin kapsamında buna ek olarak özel ve aile yaꢀamına
etkili “saygı” gösterilmesini sağlayan olumlu yükümlülükler de bulunabilir. Bu
yükümlülüklere bireylerin birbirleriyle iliꢀkilerinde dahi özel yaꢀama saygıyı güvence altına
almak için tasarlanan tedbirlerin benimsenmesi de dahil olabilir (bkz. Mikulić – Hırvatistan,
53176/99).
Ancak devletin bu hüküm kapsamındaki pozitif ve negatif yükümlülükleri arasındaki
sınırlar yükümlülüklerin tam olarak tanımlanmasına imkân vermemektedir. Yine de
uygulanabilir ilkeler benzerlik göstermektedir. Her iki durumda da bireyle toplumun çatıꢀan
menfaatleri arasında adil bir denge sağlanmasının üzerinde durulmalıdır. Her iki durumda
devlet belli bir miktar değerlendirme yapabilir (bkz. Keegan – Đrlanda, A Serisi no. 290 ve
Kron vd. – Hollanda, A Serisi no. 297-C).
Mahkeme, görevinin ulusal düzeydeki babalık ihtilaflarını düzenlemekte yetkili ulusal
mercilerin yerine geçmekten ziyade bahse konu mercilerin takdir yetkisini kullanırken
aldıkları kararları AĐHS ꢀartlarına göre gözden geçirmek olduğunu hatırlatır (bkz. Mikulić,
yukarıda anılan ve Hokkanen – Finlandiya, A Serisi no. 299-A). Bu nedenle Mahkeme imzacı
devletin baꢀvuranın davasını ele alırken AĐHS’nin 8. Maddesinde belirtilen pozitif
yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini inceleyecektir.
TAVLI – TÜRKĐYE KARARI
3. 8. Maddeye uygunluk
Mahkeme, baꢀvuranın 1 Haziran 1982 tarihli kararın iptali ve muhakemenin iadesi
talebini ulusal mahkemenin reddetmesi kararının “hukuka uygun” olduğuna dair taraflar
arasında anlaꢀmazlık bulunmadığını gözlemlemektedir. Aslında baꢀvuranın talebi muhakeme
esnasında mücbir sebep nedeniyle elde edilemeyen bir belgenin hükmün itasından sonra ele
geçirilmiꢀ olması halinde mahkemenin iadei muhakemeye karar verebileceğini belirten
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 445. maddesine dayanıyordu. Ancak Yargıtay
içtihadı bilimsel geliꢀmenin bahse konu madde kapsamında mücbir sebep olarak
değerlendirilemeyeceğini belirtmiꢀtir. Bu nedenle ulusal mahkemelerin 445. madde yorumu,
adli DNA testi yaygınlaꢀmadan önce babalığa iliꢀkin biyolojik tespit yaptıramamıꢀ olanlar
için bir imkân tanımamıꢀtır.
Mahkeme çocuğun nüfusa kaydedildiğini öğrenmesinden en geç bir yıl sonra babası
olmadığını keꢀfetmediği için baꢀvurana nesebin reddi hakkının verilmemesinin ulaꢀılmaya
çalıꢀılan yasal amaçlarla orantılı olmadığını daha önce belirtmiꢀtir (Shofman – Rusya,
74826/01). Mizzi – Malta (26111/02) kararında baꢀvuranın nesebin reddine hiçbir zaman izin
verilmemesinin ulaꢀılmaya çalıꢀılan yasal amaçlarla orantılı olmadığı tespit edilmiꢀtir. Ancak
bu tespitler baꢀvuranın baꢀlangıçta çocuğun kendisinden olmadığından ꢀüphelenmediği, ancak
dava açmak için tanınan süre bitiminden sonra ꢀüphelenmeye baꢀlamıꢀ olduğu davalarda
yapılmıꢀtır.
Ancak somut davadaki durum farklı idi. Baꢀvuranın baꢀından beri babalıkla ilgili
ꢀüpheleri olduğu ve bu yüzden S.’nin doğumundan sonra iki aydan kısa bir sürede;
HUMK’nın öngördüğü süre içinde nesebin reddi davası açtığı görülmektedir. Ancak S.’nin
babası olmadığını TCK’nın 287. maddesinde belirtildiği ꢀekilde kanıtlayamamıꢀtır. Bu
nedenle mahkeme çocuğun evlilik içinde doğmuꢀ olmasını dikkate alarak baꢀvuranın çocuğun
babası olduğuna hükmetmiꢀtir.
DNA testi yaygınlaꢀınca baꢀvuran ve S.’ye test uygulanmıꢀ ve S.’nin babasının
baꢀvuran olamayacağı tespit edilmiꢀtir. Ne var ki testin doğruluğuna dair ꢀüphe olmamasına
rağmen mahkeme baꢀvuranın yeniden yargılama talebini geri çevirmiꢀtir. Yeniden yargılama
yapılabilmesi için yeni elde edilen kanıtın yargılama devam ederken de mevcut olması ancak
mücbir sebepten ulaꢀılamıyor olması gerektiğine hükmetmiꢀtir. Ancak sözkonusu madde
hükümlerine göre bilimsel geliꢀmenin mücbir sebep kabul edilemeyeceğine karar vermiꢀtir.
Mahkeme, baꢀvuranın ilk olarak nesebin reddi davası açtığı 1982 yılında DNA testi
yapılmasının teknolojik zorluğuna rağmen yeniden yargılama yapılması talebinin reddinin
neden “demokratik bir toplumda gerekli” olduğuna dair Hükümetin sebep sunmadığını
gözlemlemektedir. Mahkeme ayrıca ulusal mahkemelerin baꢀvurandan ziyade çocuk ve
ailenin yararını gözetmiꢀ olduğuna dair Hükümetin savunmasından tatmin olmamıꢀtır.
Özellikle çocuğun yararının nasıl gözetildiği belirtilmemiꢀtir. Mahkeme bilimsel kanıtlara
göre kendisine ait olmayan bir çocuğun babalığını reddetmek için en az bir fırsat verilmesinin
baꢀvuranın yasal hakkı olduğu gibi gerçek babasını öğrenmenin S.’nin de yararına olduğunu
belirtir.
Mahkemenin içtihadına göre tespit edilen gerçekler ve ilgililerin istekleri göz önünde
bulundurulmaksızın hukuki varsayımların biyolojik ve sosyal gerçekliğin önüne geçtiği
durum, devlete bırakılan takdir miktarı dikkate alındığında dahi özel ve aile hayatına etkili
TAVLI – TÜRKĐYE KARARI
“saygı”nın güvence altına alınması yükümlülüğüne uymamaktadır (bkz. üzerinde gerekli
değiꢀiklikler yapıldıktan sonra, Kroon, yukarıda anılan).
Mahkeme bilimin geliꢀmesinin HUMK’nın 455. maddesine göre iadei muhakeme için
sebep olarak kabul edilmemesi nedeniyle baꢀvurana nesebin reddi hakkının verilmemesinin
ulaꢀılmaya çalıꢀılan yasal amaçlarla orantılı olmadığını kanaatindedir. Aile iliꢀkilerinin
hukuki kesinliğinin korunması genel menfaati ve baꢀvuranın babalık kanuni karinesini
biyolojik kanıtlar ıꢀığında tespit ettirme hakkı arasında adil bir denge tesis edilememiꢀtir (bkz.
üzerinde gerekli değiꢀiklikler yapıldıktan sonra, Mizzi, yukarıda anılan ve Shofman, yukarıda
anılan). Mahkeme ulusal mahkemelerin mevcut yasayı bilimsel geliꢀmeler ve bunun
toplumsal yansımaları ıꢀığında yorumlaması gerektiği kanaatindedir.
Mahkeme, sorumlu devletin kendisine verilmiꢀ olan takdir payına rağmen baꢀvurana
AĐHS tarafından tanınan özel hayata saygı hakkını koruyamadığına karar vermiꢀtir.
Bu nedenle AĐHS’nin 8. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. maddesi aꢀağıda çıkarılmıꢀtır:
“Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
Baꢀvuran, uğradığı zarara karꢀılık olarak tazminat talep etmiꢀ ancak miktarı
mahkemenin takdirine bırakmıꢀtır.
Hükümet görüꢀ bildirmemiꢀtir.
Mahkeme, herhangi bir maddi zarara dair delil bulunmadığını belirtir. Diğer taraftan
Mahkeme, Devletin özel hayatın dokunulmazlığı hakkına iliꢀkin olumlu yükümlülüklerini
yerine getirememesi sonucunda baꢀvuranın manevi nitelikte zarara uğramıꢀ olduğunu kabul
etmektedir. Mahkeme, baꢀvuran tarafından öne sürülen manevi zararın Sözleꢀme’nin ihlalinin
tespitiyle tazmin edilmediği kanaatindedir. Eꢀitlik temelinde yaptığı değerlendirme sonucunda
AĐHM, uygulanacak her türlü vergiden muaf tutulmak koꢀuluyla baꢀvurana 5,000 Euro
ödenmesine karar vermiꢀtir.
B. Mahkeme masrafları
Baꢀvuran bu baꢀlık altında talepte bulunmamıꢀtır.
C. Gecikme faizi
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere
uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar
vermiꢀtir.
TAVLI – TÜRKĐYE KARARI
YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
3. (a) Sorumlu Devlet’in baꢀvurana, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleꢀtiği
tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk
Lirası’na çevrilerek baꢀvurana ödenmek üzere 5,000 Euro (beꢀ bin Euro) manevi tazminat
ve bu miktar üzerine uygulanabilecek her türlü vergiyi ödemesine;
(b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aꢀılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için
Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan
eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đngilizce hazırlanmıꢀ, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 9 Kasım tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
Vincent BERGER
Zabıt Kâtibi
Boštjan M. ZUPANČIČ
Baꢀkan
AĐHS’nin 45 § 2. ve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 74 § 2. Maddeleri uyarınca Yargıç
Zupančič’in muhalefet ꢀerhi karara eklenmiꢀtir.
B.M.Z.
V.B.
TAVLI – TÜRKĐYE KARARI
YARGIÇ ZUPANČIČ’ĐN MUHALEFET ꢁERHĐ
1. Aꢀağıda Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi bir ihlal tespit ettiğinde uygulanan Türk
yasalarının ilgili hükümleri verilmiꢀtir.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (18.06.1927 tarih ve 1086 sayılı Kanun, değiꢀik:
23.01.2003 tarih ve 4793 sayılı Kanun)
445. Madde
“Kesinleꢀmiꢀ bir kararla ilgili olarak aꢀağıdaki hallerde muhakemenin iadesi talebinde
bulunulabilir:
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’nce, kararın Đnsan Hakları ve Temel Hürriyetleri Korumaya Dair
Sözleꢀme’nin ꢀartlarını ihlal ettiğine dair kesin olarak karar verilmiꢀse.
447. Madde
[…]
445. maddenin birinci fıkrasının 11. bendinde yazılı sebepten dolayı iade-î muhakeme müddeti
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleꢀtiği tarihten itibaren bir yıldır.”
2. Đmzacı Devletlerin birçoğunda benzer hükümler yürürlüktedir.
3. Diğer Đmzacı Devletlerdeki uygulanabilir formüller ile yukarıda çıkarılmıꢀ hükmün
kritik farkı ise Yargıtay Baꢀkanlığı’nın yargılamanın yenilenmesini talep etmesinin zorunlu
olmamasıdır.
4. Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin 41. Maddesi “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve
protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu
ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir
surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder” ꢀeklindedir [vurgu eklenmiꢀtir]. Mantıklı
olarak sözkonusu Devletin iç hukukunun tam tazmin sağladığı davalarda – sözkonusu davada
bu, davanın tekrar açılması olacaktır – Mahkemenin mevcut ve uygulanabilir iç hukuka
baꢀvuruyu zorunlu kılması adil tazmin sağlayacaktır.
5. Scozzari ve Giunta – Đtalya ([BD], 39221/98 ve 41963/98) muhakemesi ve bu öğretiyi
daha da geliꢀtiren müteakip içtihatla ve özellikle iç hukukun zaruri olmayan yeniden
yargılama imkânını sağladığı durumlarda Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi kararının hüküm
kısmında yeniden yargılamanın zorunlu kılınması mantıklı ve hakkaniyete uygun olacaktır.
Aksi takdirde Gençel adı verilen formül Mahkemenin muhakemesine eklenmeliydi (Gençel –
Türkiye, 53431/99).
6. Bunun yerine kararın 42. paragrafında “Mahkeme, Devletin özel hayatın
dokunulmazlığı hakkına iliꢀkin olumlu yükümlülüklerini yerine getirememesi sonucunda
baꢀvuranın manevi nitelikte zarara uğramıꢀ olduğunu kabul etmektedir. Mahkeme, baꢀvuran
tarafından öne sürülen manevi zararın Sözleꢀme’nin ihlalinin tespitiyle tazmin edilmediği
kanaatindedir. Eꢀitlik temelinde yaptığı değerlendirme sonucunda AĐHM, uygulanacak her
türlü vergiden muaf tutulmak koꢀuluyla baꢀvurana 5,000 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir”
diyoruz. Usule dair geri çevrilebilecek hatalar için çare olarak davanın adil çözümüyle
tamamen alâkasız parasal bir tazminat teklif edilmesinin anlamsızlığı bu davaya özel değildir.
TAVLI – TÜRKĐYE KARARI
Örneğin Lucà – Đtalya ([BD], 33354/96) davasındaki muhalefet ꢀerhime bakınız; Đçtihadımızı
artık AĐHS’nin 41. maddesinin anlamının yukarıdaki gibi yorumlanması gerektiği noktasına
getirdik.
7. Somut davada değinilmesi gereken bir husus da ꢀudur. Hukuk Usulü Muhakemeleri
Kanunu’nun güncelliğini yitirmiꢀ hükmünün (18.06.1927 tarih ve 1086 sayılı Kanun)
445. Madde
“Kesin olarak verilmiꢀ kararlar hakkında aꢀağıdaki sebeplere binaen iadei muhakeme talep
olunabilir: 1. Muhakeme esnasında mücbir sebep veya lehine hükmolunan tarafın fiilleri nedeniyle elde
edilemeyen bir senet veya vesikanın hükmün itasından sonra ele geçirilmiꢀ olması.”
yapısal yorumlanması açıkça Anayasa Mahkemesi’nin görevidir. Anayasa Mahkemesi’ne
bireysel baꢀvuru imkânı bulunan ülkelerde sorun iç hukuk dahilinde çözümlenmektedir.
Sorun hiçbir zaman Strazburg’a gelmez. Bir taraftan Türkiye iç hukukunda Anayasa
Mahkemesi’ne bireysel baꢀvuru imkânını tanımıꢀ olsaydı o zaman bu iç hukuk yollarının
tüketilmesi sebebiyle bizim yükümlülüğümüz olacaktı. Diğer taraftan yeniden yargılama
yapılmıꢀ olsaydı sorunun içeride çözümlenebileceğine eminim. Böyle bir yaklaꢀım aynı
zamanda sorunun kaynağı olan 1927 tarihli Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun
güncelliğini yitirmiꢀ 445. Maddesini Anayasa Mahkemesi’nin ele alabilmesini sağlayacaktır.
8
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło