11461/03

WyrokETPCz2006-12-19ECLI:CE:ECHR:2006:1219JUD001146103

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie redaktora i właściciela gazety za publikację artykułów krytykujących policjantów naruszyło ich prawo do wolności wyrażania opinii (art. 10 Konwencji) oraz czy brak doręczenia opinii prokuratora w postępowaniu odwoławczym naruszył prawo do rzetelnego procesu (art. 6 ust. 1 Konwencji)?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skazanie skarżących za publikację artykułów, które krytykowały policjantów i łączyły ich awanse z aktami przemocy, stanowiło nieproporcjonalną ingerencję w wolność wyrażania opinii. Stwierdził, że choć artykuły mogły być atakujące, nie nawoływały do przemocy, zbrojnego oporu ani buntu, co jest kluczowym elementem w ocenie konieczności ingerencji w społeczeństwie demokratycznym. Ponadto, Trybunał potwierdził swoje wcześniejsze orzecznictwo, zgodnie z którym brak doręczenia opinii prokuratora Sądu Kasacyjnego skarżącym w postępowaniu odwoławczym narusza zasadę równości broni i prawo do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Bülent Falakaoğlu (redaktor naczelny) i Fevzi Saygılı (właściciel) gazety "Yeni Evrensel" zostali skazani w Turcji za opublikowanie dwóch artykułów w lipcu 2001 r. Artykuły te krytykowały dwóch policjantów, sugerując, że ich awanse były związane z aktami przemocy. Prokurator oskarżył ich o uczynienie policjantów celem organizacji terrorystycznych. Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Stambule skazał ich na grzywny na podstawie ustawy o zwalczaniu terroryzmu.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: uznał pozostałą część skargi za dopuszczalną; stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji; stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji; zasądził na rzecz skarżących odszkodowanie i zwrot kosztów; odrzucił pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   FALAKAOĞLU VE SAYGILI- TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:11461/03)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Aralık 2006   İşbu karar AİHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   bazı düzeltmelere tabi olabilir.   __________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 11461/03 başvuru no’lu davanın nedeni bu   ülke vatandaşı olan Bülent Falakaoğlu ve Fevzi Saygılı’nın (başvuranlar) Avrupa İnsan   Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 25 Mart 2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin   Temel İnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.   Başvuranlar, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından K.T. Sürek tarafından   temsil edilmektedir.   OLAYLAR   DAVA KOŞULLARI   Başvuranlar sırasıyla 1974 ve 1966 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedirler.   Olayların meydana geldiği dönemde Bülent Falakoğlu merkezi İstanbul’da bulunan   Yeni Evrensel gazetesinin yazı işleri müdürü Fevzi Saygılı ise aynı gazetenin sahibidir.   Yeni Evrensel gazetesinin 22 Temmuz 2001 tarihli sayısında birinci sayfasında ve   dokuzuncu sayfasında “Katliamlarla adını duyurdu terfi etti” ve “İşkenceci polis başkan   danışmanı oldu” isimli iki makaleye yer vermiştir.   Ağustos 2001 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet   Savcısı, başvuranları bu makaleler aracılığıyla iki polis memurunu terörist örgütlerin hedefi   haline getirmekle itham etmiştir. İstanbul DGM Cumhuriyet Savcısı başvuranların, 3713   sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 6 § 1. maddesi, 5680 sayılı Kanun’a ek 2 § 1. maddesi   ve Türk Ceza Kanunu’nun 36. maddesi uyarınca mahkum edilmelerini talep etmiştir.   Başvuranlar, 27 Mayıs 2002 tarihinde DGM’ye savunma layıhalarını sunmuşlar ve   savunmalarında, AİHS’nin 6. ve 10. maddelerine atıfta bulunmuşlardır. Başvuranlar   mahkumiyetlerinden dolayı ifade özgürlüğü haklarının ve haber alma ve verme haklarının   ihlal edildiğini ileri sürmektedirler. Bununla ilgili olarak mahkumiyetlerinin yalnızca dava   konusu makalede yer alan bazı bölümlere dayandığını iddia etmektedirler. Son olarak   başvuranlar, dava konusu makalelerin hiçbir şekilde halkı kin ve düşmanlığa sevk etmediğini   ifade etmektedirler.   Mayıs 2002 tarihinde DGM başvuranların, terörle mücadele görevini yerine getiren   devlet görevlilerini, terörist örgütlerin hedefi haline getiren makalelerin yayınlanmasına   imkan verdiklerine kanaat getirmiştir. Bu nedenle 3713 sayılı Kanun’un 6 § 1. maddesi   uyarınca Saygılı’yı 921.600.000 Türk Lirası (yaklaşık 693 Euro) ve Falakoğlu’nu   460.800.000 Türk Lirası (yaklaşık 346 Euro) para cezasına mahkum etmiştir.   Başvuranlar, 3 Haziran 2002 tarihinde temyiz başvurusunda bulunmuş ve duruşma   yapılmasını talep etmişlerdir.   Başvuranlar 25 Haziran 2002 tarihli temyiz dilekçelerinde AİHS’nin 6. ve 10.   maddelerine atıfta bulunmuşlar ve DGM önünde sunulan savunma olanaklarını   yinelemişlerdir.   Yargıtay Cumhuriyet Savcısı 2 Ekim 2002 tarihinde sunduğu görüşünde Yargıtay’dan   ilk derece mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet kararını onamasını talep etmiştir.   Ekim 2002 tarihinde, başvuranlara tebliğ edilemeyen Yargıtay Cumhuriyet   Savcısı’nın görüşünü değerlendiren Yargıtay ilgililerin duruşma taleplerini reddetmiş ve ilk   derece mahkemesi kararını onamıştır.   Aralık 2002 tarihinde, başvuranlara verilen para cezasını ödeme emri Zeytinburnu   (İstanbul) Cumhuriyet Savcısı tarafından düzenlenmiştir.   Şubat 2003 tarihinde Falakoğlu 153.600.000 Türk Lirası Saygılı ise 307.200.000   Türk Lirası tutarında ödeme yapmışlardır.   Başvuranlar 20 Mart 2003 tarihinde aynı tutarlarda ödeme yapmışlardır.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuranlar mahkum edilmelerinin, AİHS’nin 10. maddesi ile güvence altına alınan   ifade özgürlüğü haklarını ihlal ettiğini ileri sürmektedirler.   Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmaktadır.   A. Kabuledilebilirlik hakkında   AİHM bu şikayetin, AİHS’nin 35 § 3. maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun   olmadığına kanaat getirmektedir. Başvuruda başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi tespit   edilmediğinden başvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.   B. Esas hakkında   AİHM dava konusu mahkumiyet kararının, Sözleşme’nin 10. maddesi ile güvence   altına alınan ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği hususunun taraflar   arasında bir ihtilafa yol açmadığını not etmektedir. Bununla birlikte, müdahalenin AİHS’nin   § 2 maddesi uyarınca yasa ile öngörüldüğüne ve toprak bütünlüğünün korunması gibi   meşru bir amaç güttüğüne yönelik bir itirazda da bulunulmamıştır (Bkz. Yağmurdereli-   Türkiye, no: 29590/96, 4 Haziran 2002). AİHM bu tespite katılmaktadır. Bu durumda   anlaşmazlık, müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı sorusuna   dayanmaktadır.   Hükümet’e göre, hassas görevlerde bulunan iki kamu görevlisinin kişiliklerine karşı   tahrik unsurları içeren dava konusu makaleler, ağır eleştiri niteliğinde olup bilgi alıp verme   sınırlarını aşmaktadır.   AİHM, konu ile ilgili içtihadından doğan genel ilkeleri hatırlatmaktadır (Bkz.,   diğerleri arasında, Ceylan-Türkiye, no: 23556/94, Öztürk-Türkiye, no: 22479/93, İbrahim   Aksoy-Türkiye, no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000, Karkın-Türkiye, no:   43928/98, 23 Eylül 2003, ve Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95, 2 Ekim 2003). AİHM davayı   bu ilkeler ışığında inceleyecektir.   AİHM, dava konusu makalelerde kullanılan ifadelere ve yayınlandıkları dönemdeki   bağlama özen göstermiştir. Bununla ilgili olarak, takdirine sunulan olayı çevreleyen koşulları   ve özellikle de terörle mücadele konusuna bağlı olarak ortaya çıkan zorlukları dikkate almıştır   (İbrahim Aksoy, ve İncal-Türkiye, 9 Haziran 1998, Derleme Kararlar ve Hükümler).   Dava konusu makalelerde iki polis memurunun terfileri ile ilgili olarak ağır eleştiriler   yer almaktadır. Önceki yıllarda meydana gelen ve kamuoyu tarafından bilinen olaylara   dayanan bu eleştiri, polis tarafından kullanılan şiddetle sözkonusu polislerin terfi etmeleri   arasında bir ilişki kurmaktaydı.   Bu nedenle ulusal mahkemeler dava konusu makalelerin iki polis memurunu terörist   gurupların hedefi haline getirdiğine kanaat getirmiştir. Her ne kadar dava konusu makalelerin   hakaret niteliğinde olduğu yönünde bir değerlendirme yapılabilirse de başvuranlar, hakaret   suçundan değil terörle mücadele kanununa ilişkin yasal düzenlemeler çerçevesinde   yargılanmıştır   AİHM mevcut dava koşullarının, Sürek-Türkiye (no:2) (no: 24122/94, 8 Temmuz   1999) ve Ergin ve Keskin-Türkiye (no:2) (no: 42589/98, 20 Aralık 2005) kararlarında ifade   edilen dava koşulları ile benzerlik gösterdiğini tespit etmektedir. Bununla birlikte AİHM,   haber verme görevinin kaçınılmaz olarak bir takım “ödev ve sorumluluklar” yüklediğini ve   aynı zamanda basın kuruluşlarının kendiliklerinden uyması gereken sınırlar çizdiğini   hatırlatmanın uygun olacağı kanaatindedir. Bu durum özellikle de bir makalede, bir takım   ciddiyete haiz olayların kişilerin isimleri açıklanarak o kişilere yüklenildiği durumlarda   geçerlidir. Bu türden bir suçlama bu kişiler hakkında kamu adına kovuşturma yapılması   gereğini doğurabilir (Bu bağlamda, mutatis mutandis, Özgür Gündem-Türkiye, no: 23144/93).   Ulusal Mahkemelerin karar gerekçelerini inceleyen AİHM, bu gerekçelerin   başvuranların ifade özgürlüğü haklarına müdahale edilmesini haklı çıkarmak için başlı balına   yeterli olmadığına kanaat getirmektedir (Bkz. mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4), no:   24762/94, 8 Temmuz 1999). Bununla ilgili olarak AİHM’nin gözünde, her ne kadar dava   konusu makaleler saldırı niteliğinde olsa da, şiddete başvurulmasını, silahlı direnişi, isyanı   teşvik etmemiş ve halkı kine teşvik etmemiştir ve bu durum AİHM’nin gözünde dikkate   alınması gereken temel unsurdur (Bkz., a contrario, Sürek-Türkiye (no:1), no: 26682/95, ve   Gerger-Türkiye, no: 24919/94, 8 Temmuz 1999).   Son olarak AİHM, müdahalenin orantılı olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğinde   başvuranlara verilen cezaların cinsi ve süresinin de değerlendirmeye alınması gereken   unsurlar olduğunu tespit etmektedir. Bununla ilgili olarak AİHM, başvuranların sırasıyla   921.600.000 ve 460.800.000 Türk Lirası tutarında ağır para cezasına mahkum edildiklerinin   altını çizmektedir.   Yukarıda yer alan bilgiler ışığında, dava konusu mahkumiyet kararının “demokratik   bir toplumda gerekli olmadığı” sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle AİHM, AİHS’nin 10.   maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.   II. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuranlar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesinin kendilerine tebliğ   edilmediğinden şikayetçi olmakta ve AİHS’nin 6 § 1. maddesine atıfta bulunmaktadırlar.   Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.   AİHM bu şikayetin yukarıda incelenen şikayetli ilgili olduğunu tespit etmiş ve aynı   şekilde kabuledilebilir ilan edilmesine karar vermiştir.   AİHM, Büyük Daire’nin 11 Temmuz 2002 tarihinde verilen bir kararda, Yargıtay   Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi hususunu incelediğini ve   AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiği kanaatine vardığını hatırlatmaktadır (Göç-Türkiye,   no: 36590/97; Bkz. aynı zamanda Abdullah Aydın-Türkiye (no:2). no: 63739/00, 10 Kasım   2005). AİHM, kabul edilen bu karardan ayrılmasını gerektirecek bir neden görememektedir.   Sonuç olarak, AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Başvuranlar maddi tazminat olarak sırasıyla 275 Euro ve 550 Euro tazminat talep   etmektedirler. Bu tutarlar kısmen ödedikleri para cezalarına tekabül etmektedir.   Başvuranlardan her biri ayrıca manevi tazminat olarak 5.000 Euro talep etmektedir.   Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.   Talep edilen maddi tazminatla ilgili olarak AİHM, başvuranların ödeme makbuzu   sunduklarını tespit etmektedir. Bu makbuzdan başvuranların mahkum edildikleri para cezasını   ödemeye başladıkları tespit edilmektedir. Bu nedenle AİHM, bu miktarların başvuranlara   ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.   Manevi tazminatla ilgili olarak AİHM, başvuranların dava koşulları nedeniyle bir   takım sıkıntılar yaşamış olabileceklerine kanaat getirmektedir. AİHM, 41. madde uyarınca   hakkaniyete uygun olarak başvuranların her birine 2.000 Euro tutarında manevi tazminat   ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.   B. Masraf ve Harcamalar   Başvuranlar, AİHM önünde yaptıkları masraf ve harcamalar için 2.000 Euro talep   etmektedirler   Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.   AİHM’nin yerleşik içtihadına göre, bir başvuran ancak gerçekliği, gerekliliği ve makul   oranda oldukları ortaya konulan masraf ve harcamalarının tazminini elde edebilmektedir.   Mevcut davada AİHM, elindeki mevcut unsurlar doğrultusunda ve yukarıda yer alan kriterler   uyarınca Mahkeme önünde yapılan masraf ve harcamalar için başvuranlara toplu olarak 1.500   Euro ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;   2. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;   4. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay   içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı   Hükümet tarafından başvuranlara:   i. maddi tazminat için Falakoğlu’na 275 Euro (iki yüz yetmiş beş) ve Saygılı’ya   Euro (beş yüz elli) ödenmesine;   ii.manevi tazminat için başvuranların her birine 2.000 Euro (iki bin)   ödenmesine;   iii. masraf ve harcamalar için başvuranlara toplu olarak 1.500 Euro (bin beş   yüz) ödenmesine;   iiii.yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar,   Hükümetin, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan   fazlasına eşit oranda basit faizi uygulamasına;   5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;   Karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3   maddesine uygun olarak 19 Aralık 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło