11468/02
WyrokETPCz2007-02-15ECLI:CE:ECHR:2007:0215JUD001146802
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy długość tymczasowego aresztowania oraz brak skutecznego środka odwoławczego w celu zaskarżenia jego legalności naruszyły art. 5 ust. 3 i 4 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że długość tymczasowego aresztowania skarżących (około 7 miesięcy dla dwóch i około roku dla jednego) była nadmierna, ponieważ sądy krajowe uzasadniały jego przedłużanie jedynie stereotypowymi frazami, takimi jak „charakter przestępstwa i stan dowodów”, co nie stanowiło „istotnych i wystarczających” powodów w rozumieniu art. 5 ust. 3 Konwencji. Ponadto, Trybunał stwierdził, że skarżący nie mieli możliwości skutecznego zaskarżenia legalności aresztowania, ponieważ nie byli doprowadzani przed sąd decydujący o jego przedłużeniu, a ich jedyne stawiennictwo przed sędzią ograniczyło się do poinformowania o zarzutach i ustalenia tożsamości. Brak kontradyktoryjności postępowania i dostępu do akt uniemożliwił im skuteczną obronę, naruszając art. 5 ust. 4 Konwencji.Stan faktyczny
Trzech tureckich obywateli, Fırat, Fesih i Şeyhmus Karatay, zostało oskarżonych o oszustwo i sprzeniewierzenie. Byli tymczasowo aresztowani przez okresy od około 7 miesięcy do roku. W trakcie aresztowania sądy krajowe przedłużały ich pozbawienie wolności, używając ogólnikowych uzasadnień. Skarżący nie byli doprowadzani przed sąd decydujący o przedłużeniu aresztu, a ich jedyne stawiennictwo przed sędzią ograniczyło się do formalności. W toku postępowania toczyły się dwie równoległe sprawy, które później zostały połączone.Rozstrzygnięcie
Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 4 Konwencji. Zasądza na rzecz Fırata Karataya 2 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej. Zasądza na rzecz Fesiha Karataya i Şeyhmusa Karataya po 1 500 EUR tytułem szkody niemajątkowej. Zasądza łącznie na rzecz skarżących 1 500 EUR tytułem kosztów i wydatków. Odrzuca pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF E U R O P E
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
ÜÇÜNCÜ DAİRE
KARATAY VE DİĞERLERİ – TÜRKİYE
(B a şvuru no. 11468/02)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Şubat 2007
İşbu karar AİHS’nin 44 § 2. Maddesi’nde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek
olup, şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.
___________________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel
Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak be-
lirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Davanın nedeni, üç Türk vatandaşı Fırat Karatay, Fesih Karatay ve Şeyhmus Karatay’ın
(“başvuranlar”), İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin
Sözleşme’nin (“AİHS”) 34. Maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM”) 16.01.2002 tarihinde yapmış oldukları 11468/02 no’lu
başvurudur.
Başvuranlar İzmir Barosuna bağlı avukat A. Terece tarafından temsil edilmektedirler.
Başvuranlar, AİHS’nin 5 § 3. Maddesi uyarınca tutuklu kalma sürelerinin uzunluğu ve
kanuni geçerliliğinden şikayetçi olmuşlardır. Tutuklu bulundukları süre içerisinde hakim
karşısına çıkarılmadıklarından, böylece tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmaları için
etkili bir savunma yapma olanağından mahrum bırakıldıklarından şikayetçi olmuşlardır.
AİHM, 03.11.2005 tarihinde başvuruyu Hükümet’e bildirmeye ve AİHS’nin 29 § 3.
Maddesi’ni uygulayarak, başvurunun kabuledilebilirliğiyle esaslarını beraber incelemeye
karar vermiştir.
OLAYLAR
I. DAVA OLAYLARI
Sırasıyla 1975, 1973 ve 1949 doğumlu başvuranlar Mardin’de ikamet etmektedirler.
Çukurova’daki bir tekstil firması 05.12.2000 tarihinde Bornova Cumhuriyet Savcılığı’na
bir dilekçeyle başvurarak, başvuranlardan Fırat Karatay’ın dolandırıcılık yaptığını iddia
ederek şikayetçi olmuştur.
Bornova Cumhuriyet Savcısı 04.02.2001 tarihinde Bornova Asliye Ceza Mahkemesi’nden
dolandırıcılık yapıldığı şüphesiyle üç başvuran için arama emri çıkarmasını talep etmiştir.
Cumhuriyet Savcısı 08.02.2001 tarihinde aynı mahkemeye Türk Ceza Kanunu’nun 510.
Maddesi uyarınca başvuranlar ve diğer dört kişiyi zimmete para geçirmekle suçlayan bir
iddianame sunmuştur.
1. Başvuranların yakalanması ve tutuklanması
Şeyhmus Karatay 25.04.2001 tarihinde yakalanmış, tutuklanarak Kızıltepe Ceza
Mahkemesi hakimi tarafından Kızıltepe Cezaevi’ne konmuştur. Hakim Şeyhmus Karatay’ın
ifadesini almamış, yalnızca kendisine yöneltilen suçlamaları bildirip, kimlik bilgilerini
kaydetmiştir.
Bornova Ceza Mahkemesi 14.05.2001 tarihinde kanıtların durumu ve işlenen suçun
niteliğini göz önüne alarak, gıyabında Şeyhmus Karatay’ın tutukluluk halinin devamına ve
sonraki duruşmada hazır bulunmasına karar vermiştir.
Şeyhmus Karatay Bornova Ceza Mahkemesi’ne yazdığı 28.05.2001 tarihli dilekçesinde
tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasını talep etmiştir.
Başvuran 11.06.2001 ve 09.07.2001 tarihli duruşmalarda mahkeme huzuruna
çıkarılmamıştır. Mahkeme aynı gerekçeleri göstererek Şeyhmus Karatay’ın tutukluluk halinin
devamına karar vermiştir. Ayrıca mahkeme huzuruna çıkartılabilmesi için Kızıltepe
Cezaevi’nden Buca Cezaevi’ne nakledilmesi istenmiştir. Bu süre içinde Kızıltepe Cumhuriyet
Savcısı Bornova Ceza Mahkemesi’ne Fırat Karatay ve Fesih Karatay’ın sırasıyla 07.07.2001
ve 01.05.2001 tarihlerinde yakalanıp tutuklandıklarını bildirmiştir.
Fırat Karatay Bornova Ceza Mahkemesi’ne 09.07.2001 tarihinde yazdığı dilekçede
suçunu itiraf etmiştir.
25.07.2001 tarihinde Bornova Ceza Mahkemesi’nde ilk kez hazır bulunan başvuranların
avukatı, başvuranların tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmalarını talep etmiştir.
Bornova Ceza Mahkemesi kanıtların durumunu ve işlenen suçun niteliğini göz önüne alarak
avukatın talebini reddetmiş, başvuranların Buca Cezaevi’ne nakledilmelerini istemiştir.
Aynı duruşmada başvuranların avukatı mahkemeden başvuranlardan Şeyhmus Karatay’ın
sağlık sorunlarından ötürü bir cezaevinden diğerine nakledilmemesini talep etmiştir. Bunu
müteakiben mahkeme Kızıltepe Asliye Ceza Mahkemesi’ne talimat göndererek Şeyhmus
Karatay’ın ifadesinin alınmasını istemiştir.
Mahkeme 22.08.2001 ile 21.09.2001 tarihli duruşmalarda, daha önce Fırat Karatay ile
Fesih Karatay’ın mahkemeye getirilmeleri ile ilgili bildirdiği isteklerini yinelemiş ve yine üç
başvuranın da tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir.
Başvuranların avukatı 19.10.2001 tarihinde mahkemede başvuranların bir süredir tutuklu
bulunmalarına karşın mahkemece ifadelerinin halen alınmadığından şikayetçi olmuştur.
Avukat bu durumun başvuranların AİHS tarafından güvence altına alınmış haklarını ihlal
ettiğini savunmuştur. Ayrıca tutuklu bulundukları süre ve Şeyhmus Karatay’ın sağlık
sorunları göz önüne alınarak başvuranların tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmalarını
talep etmiştir. Mahkeme avukatın talebini, kanıtların durumunu ve işlenen suçun niteliğini göz
önünde bulundurarak reddetmiş, ayrıca üç başvuranın da Buca Cezaevine nakledilmesi
kararını yinelemiştir.
Başvuranların avukatı 21.11.2001 tarihli duruşmada cezaevi yetkililerinin başvuranları
Buca Cezaevi’ne nakletmeme nedenlerinin bütçenin benzin masraflarını karşılamaması
olduğunu belirtmiştir. Başvuranların serbest bırakılmaları halinde mahkemede hazır
bulunacaklarının garantisini kendisinin verdiğini ifade etmiştir. Mahkeme Kızıltepe Ceza
Mahkemesi’ne talimat göndererek başvuranların ifadelerinin alınıp, serbest bırakılmalarına
karar vermiştir.
Başvuranlar 06.12.2001 tarihinde Kızıltepe Ceza Mahkemesi’nde ifade vermişlerdir. Fırat
Karatay suçunu itiraf etmiş, diğerleri iddiaları reddetmişlerdir. Mahkeme Bornova Ceza
Mahkemesi’nin isteği üzerine 21.11.2001 tarihli kararla tutuksuz yargılanmak üzere serbest
bırakılmalarına karar vermiştir.
2. Karşıyaka Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan Fırat Karatay ve Şeyhmus Karatay
aleyhindeki davalar
Tekstil firması, aynı olaya ilişkin olarak İzmir Cumhuriyet Savcılığı’na Fırat Karatay ve
Şeyhmus Karatay hakkında bir şikayette daha bulunmuştur.
İzmir Asliye Ceza Mahkemesi 11.04.2001 tarihinde zimmete para geçirmekten Fırat
Karatay ile Şeyhmus Karatay aleyhinde bir iddianame sunmuştur. Mahkeme 28.06.2001
tarihinde davayı incelemesi için yargı yetkisinin bulunmadığına karar vermiş, dava dosyasını
Karşıyaka Asliye Ceza Mahkemesi’ne göndermiştir.
Kızıltepe Asliye Ceza Mahkemesi 12.11.2001 tarihinde, Karşıyaka Ceza Mahkemesi’nin
çıkardığı talimatla başvuranların ifadelerini almıştır. Başvuranlar daha sonra, bu ifadeleri
verirken kendilerine ikinci bir dava açıldığının farkında olmadıklarını iddia etmiştir.
Karşıyaka Asliye Ceza Mahkemesi 09.10.2002 tarihli duruşmada Şeyhmus Karatay’ı delil
yetersizliğinden beraat ettirmiş, Fırat Karatay’ı ise suçlu bulup, beş yıl dört ay hapis cezasına
çarptırmıştır. Avukat ve başvuranlar ikinci davadan 09.10.2002 tarihli karar kendilerine
bildirildiğinde haberdar olmuşlardır.
Başvuranlar 31.10.2002 tarihinde Karşıyaka Ceza Mahkemesi’nin kararına itiraz
etmişlerdir.
24.04.2003 tarihinde Fırat Karatay yakalanmış, 09.10.2002 tarihli karar uyarınca hapse
atılmıştır. Yargıtay 26.01.2004 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.
Davaya ilk derece mahkemesinde yeniden bakıldığında, başvuranların avukatı aynı
konuyla ilgisi olduğu için bu davanın Bornova Ceza Mahkemesi’nde bekleyen davayla
birleştirilmesini talep etmiştir. Ayrıca Fırat Karatay’ın tutuksuz yargılanmak üzere serbest
bırakılmasını talep etmiştir. Karşıyaka Ceza Mahkemesi, avukatın, başvuranın serbest
bırakılması talebini kanıtların durumunu ve işlenen suçun niteliğini göz önünde bulundurarak
reddetmiştir.
3. Bornova Asliye Ceza Mahkemesi’nde birleştirilen davalar
İki dava 01.07.2004 tarihinde Bornova Asliye Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmiştir.
02.07.2004, 27.07.2004 ve 27.08.2004 tarihlerinde görülen duruşmalarda mahkeme
kanıtların durumu ile suçlamaların ciddiliğini ve yakalanma tarihini göz önünde bulundurarak
Fırat Karatay’ın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
Mahkeme 23.09.2004 tarihinde Fırat Karatay’ın tutuksuz yargılanmak üzere serbest
bırakılmasına karar vermiştir.
Ceza Mahkemesi 17.01.2005 tarihinde Fesih Karatay ile Şeyhmus Karatay’ın beraatına
karar vermiş, Fırat Karatay’ı ise suçlu bulup, beş yıl dört ay hapis cezasına çarptırmıştır.
Fırat Karatay’ın temyiz başvurusunu müteakiben dava Yargıtay’da beklemektedir.
HUKUKA İLİŞKİN
Başvuranlar AİHS’nin 5 § 3. Maddesi uyarınca tutuklu kalma sürelerinin uzunluğu ve
kanunen geçersizliğinden şikayetçi olmuşlardır. Özellikle hemen hakim önüne
çıkartılmamaları nedeniyle, serbest bırakılmaları için etkili olarak savunma yapma
olanaklarından mahrum bırakıldıklarından şikayetçi olmuşlardır.
AİHM, 5 § 3. Madde’de belirtilen “hemen yargı önüne çıkarılma” ifadesinin, yetkili bir
merciin huzuruna çıkarılma hakkının bir kimsenin 5 § 1 (c) Maddesi’ne göre özgürlüğünden
ilk kez mahrum bırakıldığı zamanla ilintili olduğuna işaret ettiği kanısındadır. Bu nedenle,
bazı durumlarda kişinin tutukluluk süresi uzun sürdüğünde, AİHS’nin 5 § 4. Maddesi, bu
tutukluluğun kanuni geçerliliğine etkili biçimde itirazda bulunabilmesi için hemen hakim
huzuruna çıkarılmasını öngörebilmesine rağmen, Sözleşmeye Taraf Devletler’in 5 § 3. Madde
uyarınca sahip oldukları yükümlülükler, tutulu kişinin hemen yetkili bir merciin huzuruna
çıkarılmasının ilk aşamada gerçekleşmesi biçiminde sınırlanmıştır (Ječius – Litvanya,
34578/97). Dolayısıyla, başvuranların hemen hakim önüne çıkartılmamalarından ötürü,
serbest bırakılmaları için etkili olarak savunma yapma olanaklarından mahrum bırakıldıkları
yönündeki şikayetleri AİHS’nin 5 § 4. Maddesi uyarınca değerlendirilmelidir.
AİHS’nin 5. Maddesi’nin 3. ve 4. fıkraları aşağıdaki gibidir:
“3. Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda
bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli
önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest
bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata
bağlanabilir.
4. Yakalama veya tutuklu durumda bulunma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkes,
özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar vermesi ve yasaya aykırı
görülmesi halinde kendisini serbest bırakması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.”
I. KABULEDİLEBİLİRLİĞİNE İLİŞKİN
Hükümet başvurunun AİHS’nin 35 § 1. Maddesi’nin öngördüğü üzere iç hukuk yollarının
tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir. Hükümet başvuranların Ceza
Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 128. Maddesi uyarınca polis tarafından tutulma sürelerinin
uzunluğuna itiraz edebileceklerini savunmuştur.
AİHM, Hükümet’in atıfta bulunduğu hukuk yollarının polis gözetiminde tutulmayla ilgisi
bulunduğunu, ancak bu davanın konusunun başvuranların tutukluluk hallerinin süresi ve
kanuni geçerliliği olduğunu kaydeder. Bu nedenle Hükümet’in ön itirazını reddeder.
AİHM ayrıca başvurunun başka bakımlardan da kabuledilmez olmadığı, dolayısıyla
kabuledilebilir olarak beyan edilmesi gerektiği kanısındadır.
II. AİHS’NİN 5 § 3. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar duruşmaya kadar tutukluluk hallerinin AİHS’nin 5 § 3. Maddesi’nde
öngörülen “makul süre” kuralıyla uyuşmadığından şikayetçi olmuşlardır.
Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
AİHM, bir davada sanığın yargılama öncesi tutuklu bulunma süresinin makul zaman
kuralını çiğnememesini sağlamanın öncelikle ulusal adli mercilere düştüğünü yineler. Bu
amaçla ulusal adli mercilerin aksi kanıtlanana kadar herkes masumdur ilkesine gereken
saygıyı göstermeleri, AİHS’nin 5. Maddesi’nden sapmayı mazur gösterecek kamu yararına ya
da zararına olduğu savunulan tüm olayları incelemeleri ve bunları serbest bırakılmaya ilişkin
kararlarında belirtmeleri gerekir. Esasen bu kararlarda belirtilen gerekçeler ile başvuranın
itirazlarında sunduğu iyi belgelenmiş olaylara dayanarak, AİHM’den 5 § 3. Madde’nin ihlal
edilip edilmediğine karar vermesi talep edilmiştir.
Yakalanan kişinin suç işlediği konusunda makul şüphenin devam etmesi, tutukluluk
halinin devam etmesinin kanuni geçerliliği için olmazsa olmaz bir koşul olmakla beraber,
belirli bir zaman sonra yeterli olamaz. Dolayısıyla AİHM, adli makamların gösterdikleri diğer
nedenlerin başvuranların özgürlüklerinden mahrum bırakılmalarını haklı çıkarıp
çıkarmadığını tespit etmelidir. Ayrıca bu nedenlerin “ilintili” ve “yeterli” olması halinde,
AİHM, ulusal makamların takibatı yürütürken sergiledikleri “özel titizlikten” memnun
olmalıdır.
Bu davada, AİHM, başvuranların sırasıyla 07.07.2001, 01.05.2001 ve 25.04.2001
tarihlerinde tutuklandıklarını kaydeder. Başvuranların üçü de 21.11.2001 tarihinde tutuksuz
yargılanmak üzere serbest bırakılmışlardır. Fırat Karatay ayrıca, AİHS’nin 5 § 3. Maddesi
çerçevesinde Yargıtay’ın mahkumiyetini bozduğu tarih olan 26.01.2004 ile bir kez daha
tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığı 23.09.2004 tarihleri arasında da tutuklu
kalmıştır. Sonuç olarak Fırat Karatay için göz önünde bulundurulacak süre yaklaşık bir yıl
iken, Fesih Karatay ve Şeyhmus Karatay’ın tutukluluk süreleri yaklaşık yedi aydır.
Bornova Ceza Mahkemesi başvuranların tutukluluk hallerinin devamını, resen ya da
başvuranların avukatının talebiyle her duruşmanın sonunda gözden geçirmiştir. Öte yandan
AİHM, dava dosyasındaki belgeleri göz önünde bulundurarak, Bornova Ceza Mahkemesi’nin
başvuranların duruşmaya kadar tutukluluk hallerinin devamına “işlenen suçun niteliği ve
kanıtların durumunu göz önünde tutarak” gibi birbirinin aynı, kalıplaşmış ifadelerle karar
verdiğini kaydeder. Genel olarak “kanıtların durumu” ifadesi suça ilişkin ciddi kanıtların
varlığı ve bu kanıtların varlıklarını koruması için ilgili bir etken olabilmesine rağmen, bu
davada başvuranın şikayetçi olduğu tutukluluk süresinin uzunluğunu tek başına haklı
çıkaramaz (Demirel – Türkiye, 39324/98).
Bu düşünceler ışığında, AİHM, başvuranın duruşmaya kadar tutukluluk halinin uzun
sürmesinin AİHS’nin 5 § 3. Maddesi’ni ihlal ettiği sonucuna varmıştır.
III. AİHS’NİN 5 § 4. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar davanın incelenmesinin gerçekten çekişmeli bir yargılama olmadığını
savunmuşlardır. Tutukluluk hallerinin devamına karar veren mahkeme huzuruna
çıkarılmadıkları ve soruşturma dosyalarına erişemedikleri için tutukluluk hallerinin devam
etmesinin kanuni geçerliliğini yeterli sorgulayamadıklarını öne sürmüşlerdir.
Hükümet şikayetin esaslarına ilişkin hiçbir görüş sunmamıştır.
AİHM’ye göre, başvuranların bu başlık altındaki şikayeti, tutuksuz yargılanmak üzere
serbest bırakıldıkları 21.11.2001 tarihinde sona eren tutukluluk halleri ile Bornova Ceza
Mahkemesi huzurundaki yargılama ile ilgilidir. AİHM bu tarihten sonra Fırat Karatay ve
Fesih Karatay’ın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldıklarını, o tarihte tutuklu olan tek
başvuran Şeyhmus Karatay’ın ise tutuklanmasının kanuni geçerliliğine itiraz etmek için
mahkemede hazır bulunduğunu gözlemler. Bu nedenle AİHM, yalnız bu süre içindeki
tutukluluk halini inceleyecektir.
AİHM, AİHS’nin 5 § 4. Maddesi’nin, yakalanmış ve tutuklu bulunan kimselere,
özgürlüklerinden mahrum bırakılmalarının AİHS uyarınca “kanuni geçerliliği” için zorunlu
olan usule ilişkin ve bağımsız koşullarla ilgili mahkemeye başvurma hakkı verdiğini anımsar.
Bu tür konuları inceleyen ulusal mahkeme “hukuki yargılama teminatı” vermelidir. Yargılama
çekişmeli olmalı ve taraflar –davacı taraf ile tutuklu- arasında eşitliği sağlamalıdır (Grauzinis
– Litvanya, 37975/97).
Bu koşullar, hem davacı hem de savunmacıya cezai bir davada sunulan gözlemler ve diğer
tarafın gösterdiği delillerle ilgili bilgi ve yorum sahibi olma fırsatının verilmesi gerektiği
anlamına gelen, AİHS’nin 6. Maddesi’nde yer aldığı üzere çekişmeli yargılama hakkından
ileri gelmektedir. AİHM’nin içtihadına göre, 6. Madde’de dile getirilenlerden –ve özellikle de
“iddianame” kavramına verilen bağımsız anlamdan-, bu maddenin hazırlık soruşturmasında
bir ölçüde uygulandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla sözkonusu kişinin temel haklarıyla ilgili
özgürlüklerinden mahrum edilmesinin çarpıcı etkileri ışığında, AİHS’nin 5 § 4. Maddesi
uyarınca yürütülen yargılama, ilke olarak ayrıca, devam eden soruşturmanın koşulları
çerçevesinde, çekişmeli yargılama hakkı gibi adil bir yargılamanın temel koşullarını
olabildiğince büyük ölçüde karşılamalıdır. Ulusal yasalar bu koşulu değişik yollarla yerine
getirebilse bile, seçilen yöntemin, diğer tarafın, görüşlerin sunulduğunun ve bunlarla ilgili
yorum yapma fırsatının verileceğinin farkında olmasını sağlaması gerekir.
Bu davada Bornova Ceza Mahkemesi’nin başvuranın davasını incelemek için yetkisi
bulunmaktaydı. Öte yandan yakalanmalarının ardından başvuranlar, tutuklu olarak
yargılanmalarına karar verecek olan Kızıltepe Ceza Mahkemesi huzuruna çıkarılmışlardır.
AİHM, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılana dek, bunun başvuranların hukuki bir
merci önüne tek çıkarılışları olduğunu gözlemler. O zaman bile Kızıltepe Ceza Mahkemesi
başvuranlara yalnızca onlara yöneltilen suçlamaları bildirmiş ve kimlik bilgilerini
kaydetmiştir.
AİHM Bornova Ceza Mahkemesi’nin, başvuranların ifadelerini içermeyen dava dosyasını
inceleyerek, gıyaplarında tutukluluk hallerinin uzatılmasına karar verdiğini kaydeder. Ayrıca
Hükümet’in başvuranların neden Kızıltepe Cezaevi’nden yargılamanın henüz
tamamlanmadığı mahkeme binasına getirilmediklerini açıklamadığını kaydeder.
AİHM, 21.11.2001 tarihindeki duruşmada Bornova Ceza Mahkemesi’nin Kızıltepe Ceza
Mahkemesi’nden başvuranların ifadelerini almasını ve bunu müteakiben onları serbest
bırakmasını emrettiğinde bile, serbest bırakılmaları için belirli bir neden ortaya koymadığını
gözlemler. Bu nedenle, başvuranların avukatının, mahkemenin başvuranların tutuklu olarak
yargılanmalarını incelediği duruşmaların bazılarında hazır bulunmasına rağmen, hiçbir
muhakeme yapılmaması nedeniyle durumun kanuni geçerliliğine etkili biçimde itiraz etme
olanağı bulunmamıştır.
Yukarıda belirtilenler ışığında, AİHM, başvuranlara sözkonusu özgürlüklerinden mahrum
bırakılmalarının yasalara uygunluğu konusunda teminat sağlanmadığı sonucuna varmıştır.
Dolayısıyla AİHS’nin 5 § 4. Maddesi ihlal edilmiştir.
IV. AİHS’NİN 41 MADDESİ’NİN UYGULANMASI
AİHS’nin 41. Maddesi’ne göre:
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Başvuranlar, yakalanıp tutuklanmalarının işlerini kötü yönde etkilediğini ileri
sürmüşlerdir. Böylelikle maddi tazminat olarak Fırat Karatay 5.000 Euro, Fesih Karatay ve
Şeyhmus Karatay ise 10.000 Euro talep etmişlerdir. Ayrıca manevi tazminat olarak sırasıyla
10.000 Euro, 15.000 Euro ve 20.000 Euro talep etmişlerdir.
Hükümet maddi tazminat talebinin temelsiz olduğunu iddia etmiştir. Ayrıca başvuranların
manevi tazminat taleplerinin haddinden fazla olduğunu savunmuştur. Hükümet, AİHM’nin bir
ihlal tespit etmiş olması durumunda, 41. Madde’de belirtilen amaçlar doğrultusunda kararın
başlı başına yeterli adil tazmin teşkil edeceğini belirtmiştir.
AİHM başvuranların maddi tazminat taleplerinin temeli bulunmadığı kanısındadır.
Dolayısıyla bu talebi reddetmiştir. Öte yandan Fırat Karatay’a 2.000 Euro, Fesih Karatay ve
Şeyhmus Karatay’a ise 1.500’er Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
B. Mahkeme masrafları
Başvuranlar ulusal mahkemeler ve AİHM’de meydana gelen mahkeme masrafları için
7.000 Euro talep etmişlerdir. Taleplerini desteklemek için İstanbul Barosu’nun 2006 yılı için
tavsiye edilen asgari ücret tarifesini sunmuşlardır. Öte yandan herhangi bir fatura ya da
makbuz sunmamışlardır.
Hükümet başvuranların taleplerine itiraz etmiştir.
AİHM’nin içtihadına göre, mahkeme masrafları, ancak gerçekliği ve gerekliliği
kanıtlandığı ve makul bir meblağ olduğu takdirde başvurana geri ödenir. Bu davada, AİHM,
sahip olduğu bilgiler ve yukarıda belirtilen ölçütler ışığında, başvuranlara tüm başlıklar
altında meydana gelen masraflar için ortaklaşa toplam 1.500 Euro ödenmesinin makul olduğu
sonucuna varmıştır.
C. Gecikme Faizi
AİHM, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı
marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar
vermiştir.
BU NEDENLERLE AİHM OYBİRLİĞİYLE
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna,
2. AİHS’nin 5 § 3. Maddesi’nin ihlal edildiğine,
3. AİHS’nin 5 § 4. Maddesi’nin ihlal edildiğine,
4. (a) Sorumlu Devlet’in, aşağıdaki miktarları, AİHS’nin 44 § 2. Maddesi’ne göre nihai
kararın verildiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden
Yeni Türk Lirası’na çevirerek başvuranlara ödemesine:
(i)
(ii)
Fırat Karatay’a 2.000 Euro (iki bin Euro) manevi tazminat;
Fesih Karatay ve Şeyhmus Karatay’a 1.500’er Euro (bin beş yüzer Euro)
manevi tazminat;
(iii) mahkeme masrafları için ortaklaşa 1.500 Euro (bin beş yüz Euro);
(iv) yukarıdaki meblağlara uygulanabilecek tüm vergiler;
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden, ödeme gününe kadar geçen süre
için, yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç
puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına karar vermiştir.
5. Başvuranların adil tazmin taleplerinin geri kalanını reddetmiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve
3. fıkraları uyarınca 15.02.2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Santiago QUESADA
Zabıt Katibi
Boštjan M. ZUPANČIČ
Başkan
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło