11529/02

WyrokETPCz2008-03-04ECLI:CE:ECHR:2008:0304JUD001152902

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak rozprawy przed sądem pierwszej i jedynej instancji w sprawie o charakterze karnym naruszył prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że sprawa dotycząca grzywny administracyjnej za niezgłoszenie pracownika miała charakter "karny" w rozumieniu art. 6 ust. 1 Konwencji, stosując kryteria Engel. Stwierdził, że prawo do publicznej rozprawy jest fundamentalną zasadą rzetelnego procesu, szczególnie gdy sąd pierwszej i jedynej instancji rozstrzyga o zarzutach karnych. Ponieważ sąd krajowy rozstrzygnął sprawę wyłącznie na podstawie akt, bez umożliwienia skarżącemu ustnego przedstawienia swojej obrony, przesłuchania świadków czy zakwestionowania raportu inspektora, Trybunał uznał, że doszło do naruszenia art. 6 ust. 1 Konwencji. Brak możliwości odwołania się od decyzji sądu pokoju dodatkowo podkreślał znaczenie rozprawy w tej jedynej instancji.
Stan faktyczny
Skarżący, Hüseyin Turan, został ukarany grzywną administracyjną w wysokości 716 625 000 TL (ok. 1650 Euro) przez Instytucję Ubezpieczeń Społecznych za naruszenie art. 140 ustawy nr 506, polegające na niezgłoszeniu pracownika i braku listy płac na placu budowy. Po odrzuceniu jego odwołania przez Komisję Ubezpieczeń Społecznych z powodu opóźnienia, skarżący złożył odwołanie do Sądu Pokoju ds. Karnych w Bornova. Sąd ten częściowo uwzględnił odwołanie, anulując część grzywny (190 170 000 TL) dotyczącą braku listy płac, ale utrzymał pozostałą część, uznając, że skarżący nie przedstawił dowodów podważających ustalenia inspektora. Postępowanie przed sądem pokoju odbyło się bez rozprawy.
Rozstrzygnięcie
Trybunał większością głosów uznał skargę w zakresie art. 6 Konwencji za dopuszczalną, a pozostałą część skargi jednogłośnie za niedopuszczalną. Stwierdził pięcioma głosami do dwóch naruszenie art. 6 Konwencji. Jednogłośnie uznał, że nie ma potrzeby osobnego rozpatrywania skargi w zakresie art. 13 Konwencji. Jednogłośnie orzekł, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające zadośćuczynienie za wszelką szkodę niemajątkową poniesioną przez skarżącego. Jednogłośnie odrzucił pozostałe żądania skarżącego dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   HÜSEYĐN TURAN -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:11529/02)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Mart 2008   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (11529/02) no’lu davanın nedeni (T.C.   vatandaꢀı) Hüseyin Turan’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 07 Ocak 2002   tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa   Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Đzmir Barosu avukatlarından A. Terece tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran, 1963 doğumludur ve Đzmir’de ikamet etmektedir.   ꢁubat 1999 tarihinde Sosyal Sigortalar Kurumu Đzmir Sigorta Müdürlüğü’ne bağlı bir   müfettiꢀ, baꢀvuranın sahibi olduğu taꢀınmazın ꢀantiyesine teftiꢀe gitmiꢀtir.   Temmuz 1999 tarihinde, çalıꢀma belgesi ve bordroyu ibraz etmemekten 506 sayılı yasanın   140. maddesini çiğnediği gerekçesi ile Sosyal Sigortalar Kurumu baꢀvuranı 716.625.000 TL   (yaklaꢀık 1. 650 Euro) idari para cezasına çarptırmıꢀtır.   Temmuz 1999 tarihinde, baꢀvuran, Sosyal Sigortalar Kurumu Ünite Komisyonuna   baꢀvuruda bulunmuꢀtur.   Ocak 2000 tarihinde, Komisyon, müfettiꢀin ꢀantiyeye gittiği gün düzenlenen tutanağa göre,   baꢀvuranın bir yakını olan Nuri Turan’ın, ꢀantiyede, 1997 yılının Ocak, ꢁubat, Mart ve Nisan   aylarında ayda on beꢀ gün sigortasız çalıꢀtığını beyan ettiğini tespit etmiꢀtir. 16 Mart 1999   tarihli raporda, müfettiꢀ, sözkonusu dönemde bir iꢀçinin çalıꢀtığının bildirildiğini, ancak   sözkonusu iꢀlerin tek bir iꢀçi ile tamamlanmasının imkansız olduğu belirtmiꢀtir. 24 ꢁubat   tarihli teftiꢀinde müfettiꢀ, iꢀlerin %76,26’lık kısmının bittiğini not etmiꢀ ve 1999 yılının   ꢁubat ayı için çalıꢀtırılan iꢀgücünün eksik beyan edildiği sonucuna ulaꢀmıꢀtır.   Sözkonusu noktaları tespit etmesinin ardından, Komisyon, gecikmeli yapılmıꢀ olması   nedeniyle baꢀvuranın baꢀvurusunu reddetmiꢀtir.   Ocak 2000 tarihinde, baꢀvuranın avukatı, Bornova Sulh Ceza Mahkemesi’nde Komisyon   kararına itiraz etmiꢀ ve cezanın iptalini talep etmiꢀtir. Baꢀvuranın avukatı, Nuri Turan’ın   sözkonusu dönemde ꢀantiyede çalıꢀmadığını belirtmiꢀ ve müfettiꢀin ꢁubat ayı için çalıꢀan   iꢀgücünün eksik beyan edildiğine dair vardığı sonuca itiraz etmiꢀtir. Bu bağlamda, taꢀınmazı   satan kiꢀinin iꢀlerin bir kısmını önceden bitirdiğini belirtmiꢀtir.   Aynı gün baꢀvuran, 15 Temmuz 1999 tarihten itibaren iꢀleyen gecikme faizi ile birlikte para   cezasını ödemiꢀtir.   Ağustos 2001 tarihinde, dosya üzerinden inceleme yapan ve kararı itiraza açık olmayan   sulh ceza mahkemesi, baꢀvuran tarafından düzenlenen itirazı kısmen haklı bulmuꢀtur. Hakim,   bordro verilmemesi nedeniyle Sosyal Güvenlik yasasının 140. maddesi uyarınca idari para   cezası uygulanmayacağını belirtmiꢀ ve 190.170.000 TL’ye tekabül eden sözkonusu cezayı   iptal etmiꢀtir.   Geri kalana iliꢀkin olarak ise, hakim, 24 ꢁubat 1999 tarihinde düzenlenen tutanağın Nuri   Turan tarafından hiçbir ꢀerh düꢀülmeden imzalandığını kaydetmiꢀtir. Baꢀvuranın, tutanakta   belirtilen bilgilerin yeniden gözden geçirilmesini sağlayacak hiçbir belge sunmaması   nedeniyle, hakim, belgelerde geçen olay ve bilgiler hakkındaki itirazın mesnetsiz olduğu ve   bu bağlamda bilirkiꢀi incelemesi yapılmasına gerek olmadığı kanaatine varmıꢀtır.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, Sulh Ceza Mahkemesi’nde duruꢀma yapılmamasından ve sözkonusu mahkeme   önündeki yargılamanın uzunluğundan ꢀikayetçidir. Baꢀvurana göre AĐHS’nin 6. maddesi ihlal   edilmiꢀtir.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   1. AĐHS’nin 6/1 maddesinin uygulanabilirliği   Hükümet, AĐHS’nin 6. maddesinin uygulanabilirliğine itiraz etmektedir. Hükümet, baꢀvurana   isnat edilen kabahatin ceza hukukundan kaynaklanmadığını belirtmektedir. Hükümet, ne   suçun niteliğinin ne idari para cezasının ağırlık derecesinin sözkonusu maddenin   uygulanabilirliği sonucuna ulaꢀma imkanı tanıdığını sözlerine eklemektedir.   Baꢀvuran, Hükümet’in iddialarına karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM yerleꢀik içtihadına göre, cezai yönden AĐHS’nin 6/1 maddesinin uygulanabilirliği   çoğunlukla “Engel kriterleri” olarak bilinen üç kriter temelinde incelenmelidir: a) iç hukukta   suçun sınıflandırılması b) suçun niteliği ve c) ilgili kiꢀinin çarptırıldığı suçun ağırlık derecesi   (Bkz, diğerleri arasından, Ezeh ve Connors – Birleꢀik Krallık, baꢀvuru no: 39665/98 ve   40086/98). Đkinci ve üçüncü kriterler alternatif olup ikisinin birlikte uygulanması ꢀart   değildir. AĐHS’nin 6. maddesinin uygulanabilmesi için sözkonusu suçun doğası gereği ceza   yaptırımı gerektirmesi veya sözkonusu suç nedeniyle ilgili kiꢀiye, niteliği ve ağırlık derecesi   bakımından genel olarak ceza hukukunun yetkisine giren bir yaptırım uygulanması   gerekmektedir. Kriterlerden her birinin ayrı ayrı incelenmesi ceza hukuku alanına giren bir   suçlamanın varlığına iliꢀkin kesin bir sonuca ulaꢀma imkanı tanımıyorsa kümülatif yaklaꢀım   da benimsenebilir (Bkz, Lauko- Slovakya, 2 Eylül 1998 tarihli karar, Jussila – Finlandiya,   baꢀvuru no: 73053/01 ve Zaicevs- Letonya, baꢀvuru no: 65022/01).   Mevcut davada baꢀvuran, Sosyal Güvenlik Kanunu’nun 140. maddesi uyarınca sigortasız iꢀçi   çalıꢀtırmaktan idari para cezasına çarptırılmıꢀtır. Türk hukukunda, baꢀvuranın suçlandığı olay,   ceza hukuku alanına girmemektedir. Bununla birlikte, Savunmacı Devlet’in iç hukuku   tarafından sunulan göstergeler yalnızca göreceli bir değer taꢀımaktadır. Suçun niteliğine   iliꢀkin kriter çok daha önemli bir değerlendirme unsurudur (Bkz, Öztürk- Almanya, 21 ꢁubat   tarihli karar ve sözü edilen Jussila).   Bu bağlamda, AĐHM, baꢀvuranın çarptırıldığı para cezasının genel hukuki hükümlere   dayandığını kaydetmektedir. Đlgili tarafından çiğnenen hukuki kural, vergi mükellefi sıfatıyla   tüm vatandaꢀlar için geçerlidir. Sözkonusu hukuki kural uyarınca çalıꢀan kiꢀinin beyan   edilmesi gibi birtakım iꢀlemlerin yerine getirilmesi gerekmekte ve aksi takdirde yaptırım   içermektedir. Đhtilaflı para cezası, bir zararın maddi olarak tazmin edilmesine yönelik   olmayıp suç unsuru davranıꢀın tekrarının engellenmesi için cezalandırma amacı taꢀımaktaydı.   Bu durumda baꢀvuran tarafından çiğnenen yasal düzenlenmenin genel niteliği ile uygulanan   yaptırımın önleyici ve zorlayıcı bir amaç taꢀıması ihtilaflı kabahatin cezai niteliğinin   AĐHS’nin 6. maddesi bakımından ortaya konması için yeterlidir.   Üçüncü ilkeye iliꢀkin olarak ise AĐHM, baꢀvuranın çarptırıldığı para cezasının hafif   olmasının, AĐHS’nin 6. maddesinin uygulanma alanı üzerinde bir etkisi olmadığı   kanaatindedir. Bu noktada AĐHM, ortada göreli olarak önemsiz bir durum olmasının bir   kabahatin cezai niteliğini ortadan kaldırmaya yeterli olmadığını hatırlatmanın uygun olacağı   kanaatindedir (bkz, sözü edilen Öztürk).   Yukarıda sözü edilenler göz önüne alındığında, AĐHM, baꢀvuran açısından “cezai alanda bir   suçlamanın” sözkonusu olduğu kanaatindedir. AĐHS’nin 6. maddesi mevcut davaya   uygulanmaktadır.   2. Đç hukuk yollarının tüketilmesi   Hükümet, AĐHM’ye, ünite komisyonuna itirazın gecikmeli olarak yapıldığını hatırlatarak iç   hukuk yolları tüketilmediği için AĐHS’nin 6. maddesi kapsamında yapılan itirazı reddetme   çağrısında bulunmaktadır.   Baꢀvuran, sözkonusu iddiaya karꢀı çıkmaktadır.   Ünite komisyonunun baꢀvuranın baꢀvurusunu gecikmeli olarak yapıldığı gerekçesi ile   reddetmesinin ardından baꢀvuran, sulh ceza mahkemesinde itiraz etmiꢀtir. Sulh ceza   mahkemesi davayı esastan incelemiꢀtir. Dolayısıyla, AĐHM, baꢀvuranın iç hukuk yollarının   tüketilmesi koꢀulunu yerine getirdiği kanaatindedir ve sözkonusu itirazı reddetmektedir.   3. Sulh ceza mahkemesi önündeki yargılama süresi   AĐHM, dikkate alınacak dönemin 31 Ocak 2000 tarihinde sulh ceza mahkemesine yapılan   baꢀvuru ile baꢀladığını ve 19 Ağustos 2001 tarihinde sona erdiğini kaydetmektedir.   Sözkonusu süre tek dereceli yargılamada yaklaꢀık bir buçuk yıl sürmüꢀtür.   AĐHM, bir yargılama süresinin makul olup olmadığının, dava koꢀullarına göre ve baꢀta   davanın karmaꢀıklığı olmak üzere, AĐHM tarafından benimsenen kriterler ile baꢀvuran ve   yetkili mercilerin tutumları dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır. (Bkz.   diğerleri arasından, Pélissier ve Sassi-Fransa, baꢀvuru no: 25444/94).   Konuya iliꢀkin içtihadını dikkate alarak, takdirine sunulan unsurları incelemesinin ardından   AĐHM, mevcut davada ihtilaflı yargılama süresinin çok uzun olmadığına ve “makul süre”   gerekliliğini karꢀıladığına kanaat getirmektedir. Sözkonusu ꢀikayetin açıkça dayanaktan   yoksun olduğu ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi   gerektiği sonucuna ulaꢀılmaktadır.   4. Sulh ceza mahkemesinde duruꢀma yapılmaması   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun bu kısmının dayanaktan   yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik   unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   Hükümet, sulh ceza mahkemesinde duruꢀma yapılmamasının yargılamanın hakkaniyetine   yönelik bir ihlal oluꢀturmadığını savunmaktadır. Hükümet, sulh ceza mahkemesinin yeni bir   ceza vermediğini ya da cezanın sonuçlarını ağırlaꢀtırmadığını ve mahkemenin sadece   sözkonusu cezanın yasallığını denetlediğini belirtmektedir.   Baꢀvuran iddialarını yinelemektedir ve AĐHM içtihadı bakımından duruꢀma   gerçekleꢀtirmenin önemini hatırlatmaktadır.   AĐHM, açık duruꢀma gerçekleꢀtirmenin AĐHS’nin 6/1 maddesi ile öngörülen temel bir ilkeyi   oluꢀturduğunu hatırlatmaktadır. Açık duruꢀma gerçekleꢀtirme, halkın denetimini aꢀan gizli bir   adalete karꢀı yargılanabilirleri korumakta ve böylece mahkemelere duyulan güvenin   sürdürülmesine katkı sağlamaktadır. Açık duruꢀma sayesinde adalet ꢀeffaf bir ꢀekilde tecelli   etmekte, böylece 6. maddenin amacı olan ve demokratik toplumlarda güvence altına alınması   temel bir ilke olan, adil yargılanma ilkesi yerine getirilmektedir (bkz, Sutter-Đsveç, 22 ꢁubat   tarihli karar, Gautrin ve diğerleri – Fransa, 20 Mayıs 1998 tarihli karar ve Stefanelli –   Saint Marin, baꢀvuru no: 35396/97). AĐHS’nin 6. maddesinin gereklerini tam olarak yerine   getiren bir ilk derece mahkemesinin olduğu (bkz, Findlay- Birleꢀik Krallık, 25 ꢁubat 1997) ve   yasal olarak bir yargılanabilirin “kendisinin dinlenmesini” ve özellikle sözlü olarak kendisini   savunma, aleyhindeki beyanları dinleme, tanıkları sorgulama ve karꢀı sorgulama   imkanlarından faydalanabildiği ceza hukuku alanında duruꢀma gerçekleꢀtirilmesi özel bir   önem taꢀımaktadır.   Bazı ceza davalarında ortaya konan sorunların niteliği nedeniyle mahkemeler duruꢀma   gerçekleꢀtirmeyebilirler. Cezai sorumluluğun belirlenmesine ve zorlayıcı ve caydırıcı nitelikli   tedbirlerin alınmasına konu olan ceza davalarının belli bir öneme haizini olduğunun göz   önünde tutulması gerekli olsa da, bazı ceza davalarının, yöneldikleri kiꢀiler açısından hiçbir   yüz kızartıcı nitelik taꢀımadığı ve “cezai suçlamalar” açısından aynı ağırlığa sahip olmadığı   durumlar da mevcuttur. Ayrıca, Engel kriterleri uyarınca “cezai alanda suçlama” ilkesinin   özerk bir yorumunu benimseyen AĐHS organları, AĐHS’nin 6. maddesinin cezai alanda   uygulamasının, idari para cezaları, cezaevi disiplinin ihlali nedeniyle verilen cezalar, gümrük   cezaları, rekabet hakkının ihlali nedeniyle verilen para cezaları ve finans mahkemeleri   tarafından verilen cezalar gibi ceza hukukunun geleneksel kategorisine girmeyen alanlara   doğru geniꢀletilmesinin temellerini atmıꢀtır (Bkz, Jussila).   AĐHM yerleꢀik içtihadına göre, duruꢀma yapmamayı haklı gösteren istisnai durumlar   olmadığı sürece, ilk ve tek derece mahkemesinin huzurundaki yargılamalarda, AĐHS’nin 6/1   maddesi uyarınca “açık duruꢀma hakkı” beraberinde “duruꢀma” isteme hakkını getirir (Bkz.   örneğin, Hakansson ve Sturesson-Đsveç, 21 ꢁubat 1990 tarihli karar; Fredin-Đsveç (no:2), 23   ꢁubat 1994 tarihli karar, Allan Jacobsson-Đsveç (no:2), 19 ꢁubat 1998 tarihli karar, Göç-   Türkiye, baꢀvuru no: 36590/97).   AĐHM, olayların meydana geldiği dönemde, Sosyal Güvenlik Kanunu’nun 140. maddesi   uyarınca verilen idari para cezasına karꢀı yapılan itiraz hakkında karar vermek için sulh ceza   mahkemesinin yetkili olduğunu kaydetmektedir. Sulh ceza mahkemesi önündeki yargılama   duruꢀmasız gerçekleꢀtirmiꢀtir. Hakim, dosyaya dayanarak nihai bir karar vermiꢀtir. Ceza   Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun eski 302. maddesinin hükümleri uyarınca, duruꢀma   yapılması ancak yasa ile öngörülen durumlarda mümkündür.   Mevcut davada baꢀvuranın davası ile ilgili karar verecek hakim huzuruna çıkma ve 16 Mart   tarihli müfettiꢀ raporunda geçen bilgilerin doğruluğuna itiraz ettiği halde sözlü olarak   davasını savunma imkanı olmamıꢀtır. Dava, idari para cezasına yol açan olaylara iliꢀkin   ihtilaflardan kaynaklanmıꢀtır. Dolayısıyla, sadece dosyaya dayanarak tatmin edici bir ꢀekilde   çözümlenebilecek teknik nitelikli sorunlar sözkonusu değildir. Aksine AĐHM, sulh ceza   mahkemesi önündeki bir duruꢀma sırasında olaylara iliꢀkin ihtilaflar özgürce tartıꢀılsaydı   adaletin daha iyi tecelli etmiꢀ olacağı kanaatindedir. Zira baꢀvuranın sosyal sigortalar   müfettiꢀini ve tanıkları sorgulatma imkanı olabilirdi.   Ayrıca AĐHM, baꢀvuranın kendisine duruꢀma yapılmasını talep etme imkanı tanınmadığını   (bkz, à contrariro , Jussila ve Vilho Eskelinen ve diğerleri- Finlandiya) ve sulh ceza   mahkemesinin kararına itiraz edilemeyeceğinden yargılamanın ilk dereceli tek mahkemede   görüldüğünü kaydetmektedir.   Bu durumda AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunarak baꢀvuran, sulh ceza mahkemesinin kararına itiraz   edilememesinden ꢀikayetçidir.   Sulh ceza mahkemesinde duruꢀma yapılmamasına iliꢀkin AĐHS’nin 6. maddesi kapsamındaki   tespiti göz önüne alan AĐHM, sözkonusu ꢀikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığı   kanaatindedir.   III. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   HAKKINDA   Baꢀvuran, uzun bir yargılamanın sonunda para cezasının ancak bir kısmının kendisine geri   ödenmesinin 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal ettiğini iler sürmektedir.   Yargılama süresine iliꢀkin olarak yukarıda ulaꢀılan sonuç göz önüne alındığında sözkonusu   ꢀikayet açıkça dayanaktan yoksundur ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları   uyarınca sözkonusu ꢀikayetin reddedilmesi gerekmektedir.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran, kendisine ödenen idari para cezasına tekabül eden miktar olan 1.500 Euro’yu   maddi tazminat olarak istemektedir.   Baꢀvuran maruz kaldığı manevi zarar için de 2.000 Euro talep etmektedir.   AĐHM, yukarıda belirtilen eksikler gerçekleꢀmemiꢀ olsaydı Türk mahkemelerinin ne karar   vereceği konusunda spekülasyon yapmaya gerek duymamaktadır ve baꢀvuranın maddi   tazminat talebini reddetmektedir.   AĐHM, baꢀvuranın uğradığı manevi zararı telafi etmek için ihlal tespitinin kendisinin yeterli   olduğu kanaatindedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran, ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama masraf ve giderleri   için 2.000 Euro talep etmektedir. Baꢀvuran, hiçbir belge sunmamaktadır.   AĐHM içtihadına göre, bir baꢀvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak   gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul olduğu ortaya konduğu sürece elde edebilir.   Sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak AĐHM, yargılama   masraf ve giderlerine iliꢀkin talebi reddetmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM,   1. Oy çokluğu ile baꢀvurunun AĐHS’nin 6. maddesi kapsamında yapılan ꢀikayete iliꢀkin   kısmının kabuledilebilir, oybirliği ile baꢀvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez   olduğuna;   2. Đkiye karꢀı beꢀ oyla, AĐHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiğine;   3. Oybirliğiyle, AĐHS’nin 13. maddesi kapsamında yapılan ꢀikayetin ayrıca   incelenmesine gerek olmadığına;   4. Oybirliğiyle, iꢀbu davanın kendisinin, baꢀvuranın maruz kaldığı manevi tazminat için   yeterli adil tatmin oluꢀturduğuna;   5. Oybirliğiyle adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve   3. paragraflarına uygun olarak 4 Mart 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   Mevcut karar ekinde, AĐHS’nin 45. maddesinin 2. paragrafı ve Đçtüzüğün 74. maddesinin   2. paragrafına uygun olarak izleyen görüꢀler bulunmaktadır:   - - Yargıç Mularoni’nin mutabık oy görüꢀü   Yargıç Türmen ve Yargıç Jociene’nin ayrık oy görüꢀleri.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło