1180/04

WyrokETPCz2009-04-28ECLI:CE:ECHR:2009:0428JUD000118004

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy proces był sprawiedliwy zgodnie z art. 6? Czy skarżący był poddany nieludzkiemu lub poniżającemu traktowaniu w rozumieniu art. 3?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie karne, trwające około ośmiu lat i jednego miesiąca przez dwie instancje i cztery sądy, było nadmiernie długie i nie spełniało wymogu „rozsądnego terminu” z art. 6 ust. 1 Konwencji. Podkreślono, że skarżący był tymczasowo aresztowany przez cały okres postępowania, co wymagało od władz sądowych szczególnej staranności. W odniesieniu do zarzutów dotyczących niesprawiedliwego procesu (sposób wykorzystania dowodów, brak możliwości przesłuchania świadków oskarżenia) oraz złego traktowania podczas transportu, Trybunał uznał je za oczywiście bezzasadne, nie znajdując żadnych wskazań na naruszenie praw i wolności gwarantowanych Konwencją.
Stan faktyczny
Skarżący, Yadigar Kuyu, urodzony w 1958 roku, został aresztowany 10 marca 1995 roku w ramach operacji policyjnej przeciwko nielegalnej organizacji TKP-ML / TIKKO. Podczas zatrzymania przyznał się do członkostwa i udziału w działaniach organizacji. Został oskarżony o próbę zmiany porządku konstytucyjnego. Postępowanie karne toczyło się przed sądami bezpieczeństwa państwa w Izmirze, Konyi i Adanie, z licznymi odwołaniami i uchyleniami wyroków przez Sąd Kasacyjny. Początkowo skazany na karę śmierci, zamienioną na dożywocie, a następnie na czternaście lat więzienia w wyniku ustawy o amnestii. Skarżący zarzucał złe traktowanie podczas zatrzymania i transportu oraz niesprawiedliwość procesu.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. uznaje skargę w części dotyczącej długości postępowania na podstawie art. 6 Konwencji za dopuszczalną, a w pozostałym zakresie za niedopuszczalną; 2. stwierdza naruszenie art. 6 Konwencji; 3. a) nakazuje państwu pozwanemu zapłacić skarżącemu, w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, 4 000 euro tytułem szkody niemajątkowej oraz 1 000 euro tytułem kosztów i wydatków, powiększone o wszelkie podatki, przeliczone na liry tureckie według kursu wymiany obowiązującego w dniu płatności; b) nakazuje, że od upływu wspomnianego okresu do momentu zapłaty, odsetki proste będą naliczane według stopy równej krańcowej stopie oprocentowania Europejskiego Banku Centralnego powiększonej o trzy punkty procentowe; 4. oddala pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   KUYU -TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:1180/04)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Nisan 2009   İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (1180/04) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaşı)   Yadigar Kuyu’nun (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 11 Kasım 2003 tarihinde   İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa İnsan   Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.   Başvuran, Adana Barosu avukatlarından Y. Dora Şeker tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOŞULLARI   Başvuran 1958 doğumludur. Başvuruda bulunduğu sırada başvuran, Ermenek (Karaman)   Cezaevi’nde tutuklu bulunmaktaydı.   Mart 1995 tarihinde, başvuran, yasadışı örgüt olan TKP-ML / TIKKO’ya karşı polis   tarafından yürütülen operasyon çerçevesinde yakalanmıştır. Gözaltı sırasında başvuran,   sözkonusu örgütün üyesi olduğunu ve örgütün eylemlerine katıldığını kabul etmiştir. Polis,   yer tespit tutanağı ve kişi teşhis tutanağı gibi çok sayıda soruşturma tutanağı düzenlemiştir.   Başvuran, savcı ve nöbetçi hakim önünde ifade vermeyi reddetmiştir.   yılının Mayıs ve Temmuz ayları arasında, eşzamanlı olarak, İzmir Devlet Güvenlik ve   Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde başvuran hakkında ceza davası açılmıştır. Başvuran,   Eski Türk Ceza Kanunu’nun 146/1 maddesi uyarınca esasen Anayasal düzeni değiştirmeye   çalışmakla suçlanmıştır.   Kasım 1995 tarihinde, Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi, İzmir Devlet Güvenlik   Mahkemesi lehine yetkisizlik kararı vermiştir. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin de   yetkisizlik kararı vermesi üzerine, 8 Kasım 1996 tarihinde, Yargıtay, davaya Konya Devlet   Güvenlik Mahkemesi’nin yetkili olduğuna karar vermiştir.   Eylül 1996 tarihinden 16 Mayıs 1997 tarihine kadar, Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi,   dokuz duruşma gerçekleştirmiştir. Duruşmalar sırasında mahkeme, çok sayıda usuli işlem   gerçekleştirmiştir; sanık savunmalarını, tanıkların beyanlarını dinlemiş ve istinabe yoluyla   diğer tanıkların ifadelerini dosyaya eklemiştir. Başvuran, ilk kez 3 Şubat 1997 tarihinde   mahkeme huzuruna çıkmıştır; kendisini örgüt mensubu olarak tanıtmış ve atılı olayları kabul   etmiştir.   Mahkemelerin yargılama yetkisi hususunda yapılan düzenlemenin ardından, davaya, Adana   Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde devam edilmiştir. 2 Temmuz 1997 tarihi ile 17 Kasım 1998   tarihleri arasında yapılan on altı duruşma boyunca sözkonusu mahkeme, usuli işlemleri yerine   getirmiştir. Başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin meşruluğuna itiraz etmiş ve   duruşmalara katılmayı reddettiğini bildirmiştir.   Kasım 1998 tarihinde, yirmi üç sanığın bulunduğu duruşmanın sonunda, Adana Devlet   Güvenlik Mahkemesi, başvuranı atılı olaylardan suçlu bulmuş ve idam cezasına mahkum   etmiştir. Sözkonusu ceza, müebbet hapis cezasına çevrilmiştir.   Mahkeme karar verirken, yargılamanın farklı safhalarında başvuran tarafından yapılan   beyanları, özellikle duruşma sırasında ve sonunda örgüt mensubu olduğunu, örgütün   eylemlerine katıldığını ve kendisine isnat edilen suçların çoğunu işlediğini kabul ettiği   beyanları temel almıştır. Ayrıca mahkeme, başvuranın kötü muamele görmediği hakkındaki   İzmir Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen sağlık raporuna atıfta bulunmuştur. Son olarak,   mahkeme, somut kanıt unsurlarını, teşhis tutanaklarını ve tanıkların ve birlikte yargılandığı   sanıkların ifadelerini göz önüne almıştır.   Başvuran, temyiz başvurusunda bulunmuştur; ifadesini, polisler tarafından uygulanan kötü   muamelenin ardından verdiğini ileri sürmüş, kanıtların kullanış biçimine karşı çıkmış ve   kendisini teşhis eden kişilerle yüzleştirilmemesinden şikayetçi olmuştur.   Aralık 1999 tarihinde, Yargıtay, usul hatası nedeniyle ilk derece mahkemesinin kararını   bozmuştur.   Mart 2000 ve 4 Aralık 2001 tarihleri arasında Devlet Güvenlik Mahkemesi, Yargıtay   kararında belirtilen eksiklikleri gidermek için on sekiz duruşma gerçekleştirmiştir. 27 Haziran   tarihli duruşma sırasında başvuran, tüm tanıkların mahkeme huzuruna çıkarılması ile   dava hakkında yeniden karar verilmesini talep etmiştir; 31 Ekim 2000 tarihli duruşmada,   başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesinin oluşumunda yer alan asker hakim tarafından   dinlenmiş olan tanıkların dinlenmesini talep etmiş ve istinabe yoluyla alınan ifadelerin   yetersiz olduğunu belirtmiştir.   Ekim 2000 tarihinde, başvuranın savunması dinlenmiştir. İki defa, savunmasını   hazırlaması için başvurana süre tanınmıştır. 1 Aralık 2000 tarihinde, başvuran, on üç sayfalık   savunma layihasını okumuştur. 4 Aralık 2001 tarihli duruşmada militan beyanlarda bulunmuş   ve suçlandığı eylemlerin önemli olaylar olmadığını ileri sürmüştür. Savunmasını, sınıf   mücadelelerini sürdüreceklerini ve cezanın niteliğinin kendileri için önem taşımadığını   belirterek tamamlamıştır.   Aralık 2001 tarihli duruşmanın sonunda, Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuran hakkındaki   ilk karar olan müebbet ağır hapis cezasını tekrarlamıştır. Sözkonusu karar için mahkeme aynı   kanıt unsurlarını temel almıştır.   Başvuran temyiz başvurusunda bulunmuştur; Başvuran, kullanış biçimlerinin düzensiz   olduğunu ve çelişkili nitelik taşıdıklarını ileri sürerek tutanakların aleyhte kanıt unsuru olarak   kullanılmasına itiraz etmiştir. Başvuran, mahkemenin kararını yasal olmayan kanıtlara   dayandırdığını ve ifadesinin kötü muamele ve ölüm tehditlerinin ardından gözaltında   alındığını sözlerine eklemiştir.   Nisan 2003 tarihinde, Yargıtay, itiraz edilen kararı onamıştır. 13 Mayıs 2003 tarihinde,   karar, ilk derece mahkemesinin kaleminde bulunan dava dosyasına eklenmiştir.   Haziran 2004 tarihinde, başvurana verilen ilk ceza, başvuranın mahkumiyetinden sonra   yürürlüğe giren af yasasına uygun olarak on dört yıl hapis cezasına çevrilmiştir.   HUKUK   Başvuran, makul bir sürede yargılanmamasından şikayetçidir.   AİHM, kabuledilemezliğe dair hiçbir gerekçe tespit etmemektedir. Bu nedenle başvuru   kabuledilebilir niteliktedir.   Dikkate alınacak dönem 10 Mart 1995 tarihinde başlamış ve 8 Nisan 2003 tarihinde sona   ermiştir. Sözkonusu süre iki dereceli yargıda ve dört mahkemede yaklaşık sekiz yıl bir ay   sürmüştür.   AİHM, mevcut davada ortaya konan sorunlara benzer davaları incelemiş ve AİHS’nin 6/1   maddesinin ihlal edildiği tespitinde bulunmuştur (bkz, Pélissier ve Sassi-Fransa, başvuru no:   25444/94). Takdirine sunulan unsurları incelemesinin ardından AİHM, Hükümet’in, mevcut   davada farklı bir sonuca ulaşmak için ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatindedir.   Ayrıca, başvuran dava boyunca tutuklu yargılanmıştır ki böyle durumlarda mahkemenin   adaletin en kısa sürede tecellisi için özel bir özen göstermesi beklenirdi (Bkz, Kalachnikov-   Rusya, başvuru no: 47095/99).   Konuya ilişkin içtihadını göz önüne alarak AİHM, mevcut davada ihtilaflı yargılama süresinin   çok uzun olduğuna ve “makul süre” gerekliliğini yerine getirmediğine kanaat getirmektedir.   Bu durumda, AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.   Aynı madde çerçevesinde, başvuran, kanıtların kullanış biçimlerini ve aleyhteki tanıkları   sorgulama imkanının bulunmamasını göz önüne alarak adil yargılanma hakkının da ihlal   edildiğini ileri sürmektedir. Son olarak AİHS’nin 3. maddesine atıfta bulunarak, başvuran,   duruşmalara katıldığında cezaevinden mahkemeye nakil koşullarından şikayetçi olmaktadır;   ring aracında elleri kelepçeli ve ayakları zincirle bağlanarak nakil edildiğini ileri sürmektedir.   AİHM, başvuran tarafından sunulan şikayetlere benzer şikayetleri incelemiştir. Elindeki   unsurların tamamını dikkate alarak AİHM, AİHS ile güvence altına alınan hak ve   özgürlüklerin ihlaline ilişkin hiçbir gösterge bulamamaktadır; sözkonusu şikayetler açıkça   dayanaktan yoksundur ve AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi   gerekmektedir.   AİHS’nin 41. maddesinin uygulanması hususuna ilişkin olarak ise başvuran, maruz kaldığı   maddi ve manevi zarar için 50.000 Euro ve AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf   ve giderleri için 6.600 Euro talep etmektedir. Belge olarak başvuran, çalışma dekontu ile   Adana Barosu ücret tarifesini sunmaktadır.   Hükümet, sözkonusu miktarlara itiraz etmektedir.   AİHM, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi tazminat arasında hiçbir illiyet bağı   görememekte ve sözkonusu talebi reddetmektedir.   Buna karşın AİHM, başvurana, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine   uygulanan üç puanlık artış eklenerek belirlenen gecikme faizi ile birlikte manevi tazminat   olarak 4.000 Euro ve yargılama masraf ve giderleri için 1.000 Euro ödenmesinin uygun   olacağı kanaatindedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun AİHS’nin 6. maddesi (yargılama süresi) kapsamında yapılan şikayete   ilişkin kısmının kabuledilebilir, geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. AİHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, Savunmacı   Devlet tarafından başvurana her türlü vergiden muaf tutularak manevi tazminat olarak   4.000 Euro (dört bin Euro) ve yargılama masraf ve giderleri için 1.000 Euro (bin Euro)   ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve   3. paragraflarına uygun olarak 28 Nisan 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło