11976/03

WyrokETPCz2008-12-09ECLI:CE:ECHR:2008:1209JUD001197603

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
1. Czy skazanie wydawców gazety za opublikowanie artykułu zawierającego wypowiedzi lidera organizacji terrorystycznej, w tym jego poglądy na temat powstania i rozwoju tej organizacji oraz kwestii kulturalnych, stanowiło naruszenie wolności wyrażania opinii (art. 10 Konwencji)? 2. Czy nieprzekazanie skarżącym pisemnej opinii Prokuratora Generalnego Sądu Kasacyjnego naruszyło prawo do rzetelnego procesu sądowego, w szczególności zasadę równości broni (art. 6 ust. 1 Konwencji)?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że artykuł, choć zawierał wypowiedzi lidera PKK, miał wartość informacyjną, przedstawiając historyczne tło i poglądy na temat organizacji, i nie nawoływał bezpośrednio do przemocy. Podkreślił rolę prasy jako "publicznego stróża" i prawo społeczeństwa do otrzymywania informacji, nawet na tematy kontrowersyjne. Ukaranie dziennikarza za rozpowszechnianie wypowiedzi innych osób, bez bardzo silnych powodów, jest niedopuszczalne. Władze krajowe nie przedstawiły wystarczających i odpowiednich powodów, aby uzasadnić ingerencję w wolność słowa, a nałożone kary (grzywna i zamknięcie gazety) były nieproporcjonalne. W kwestii art. 6 ust. 1, Trybunał powtórzył swoje wcześniejsze ustalenia, że nieprzekazanie pisemnej opinii Prokuratora Generalnego Sądu Kasacyjnego stronom postępowania narusza zasadę równości broni, będącą elementem prawa do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Hünkar Demirel i Hıdır Ateş, odpowiednio redaktor naczelny i właściciel tygodnika "Yedinci Gündem", opublikowali w styczniu 2002 roku artykuł zatytułowany "Öcalan'dan Akçam'a Yanıt". Artykuł zawierał wypowiedzi Abdullaha Öcalana, byłego lidera PKK, dotyczące powstania i rozwoju tej organizacji oraz kwestii kulturalnych. Prokurator oskarżył ich o naruszenie ustawy antyterrorystycznej poprzez publikację oświadczeń nielegalnej organizacji. Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Stambule skazał ich na wysokie grzywny i zarządził tymczasowe zamknięcie gazety na siedem dni. Sąd Kasacyjny utrzymał wyrok w mocy, a pisemna opinia Prokuratora Generalnego Sądu Kasacyjnego nie została przekazana skarżącym.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje skargi dotyczące wolności wyrażania opinii, nieprzekazania pisemnej opinii Prokuratora Generalnego Sądu Kasacyjnego oraz prawa do poszanowania mienia za dopuszczalne, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji. 3. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 4. Stwierdza, że nie ma potrzeby oddzielnego rozpatrywania skargi na podstawie art. 1 Protokołu nr 1. 5. Zasądza wspólnie skarżącym 4 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz 1 000 EUR tytułem kosztów i wydatków. 6. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   DEMİREL VE ATEŞ (NO. 3) – TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 11976/03)   KARAR   STRAZBURG   Aralık 2008   İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 11976/03 no’lu davanın nedeni, T.C.   vatandaşları Hünkar Demirel ile Hıdır Ateş’in (başvuranlar), Avrupa İnsan Hakları   Mahkemesi’ne, 4 Mart 2003 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına   alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (“AİHS”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu   başvurudur.   Başvuranlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde, İstanbul Barosu   avukatlarından Ö. Kılıç tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOŞULLARI   Başvuranlar, sırasıyla 1979 ve 1951 doğumlu olup Hünkar Demirel Neu Isenburg’ta,   Hıdır Ateş ise Berlin’de ikamet etmektedir.   İkinci başvuran Hıdır Ateş, haftalık Yedinci Gündem gazetesinin sahibi, birinci   başvuran Hünkar Demirel ise genel yayın yönetmenidir.   Yedinci Gündem, Ocak 2002’de çıkan 31. sayısında “Öcalan1’dan Akçam2’a Yanıt”   başlıklı bir makale yayımlamıştır. Bu makale, Taner Akçam’ın bir başka gazetede yayımlanan   ve PKK’nın kurulmasıyla gelişmesini konu alan suçlamalarına Abdullah Öcalan’ın verdiği   yanıtla ilgilidir. Makalede ayrıca Öcalan’ın Kürtçe eğitim ve kültürel etkinlikler gibi çeşitli   konularla ilgili düşünceleri de yer almaktadır.   Ocak 2002’de, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,   başvuranları yasadışı bir örgütün açıklamalarını yayımlamak yoluyla 3713 sayılı Terörle   Mücadele Kanunu’nun 6/2 maddesine muhalefetle itham ederek dava açmıştır. İstanbul   Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, ayrıca, 5680 sayılı Basın Kanunu’nun ek 2.   maddesi ile Ceza Kanunu’nun 36. maddesinin uygulanmasını talep etmiştir.   Şubat 2002’de, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde başvuranlar aleyhinde   cezai kovuşturma başlamıştır.   Başvuranlar, mahkemeye verdikleri yazılı savunmada, bahsi geçen makalenin   yayımlanmasının ilgili mevzuata aykırı olduğunu inkar etmişlerdir. Başvuranlar, diğer   hususlar meyanında, bu yazıyı yayımlayarak işlerini yaptıklarını ve halkı bilgilendirdiklerini   ileri sürmüşlerdir. Yazıda diğer bireyleri küçük düşürmeye yönelik veya suça teşvik olarak   yorumlanabilecek hiçbir şey yoktur ve bilgi verme özgürlüğünün kısıtlanması için herhangi   bir haklı sebep bulunmamaktadır.   Haziran 2002’de, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranları suçlu   bulmuştur. Mahkeme, sözkonusu makalede, PKK’nın kurulmasının, gelişiminin ve   eylemlerinin anlatıldığını ve Öcalan’ın Kürtçe eğitim kampanyasıyla ilgili ifadelerine atıfta   bulunulduğunu tespit etmiştir. Yazının tamamı Öcalan adına yapılan bir açıklamayı içermekte   Abdullah Öcalan, yasadışı silahlı bir örgüt olan PKK’nın eski lideri.   Taner Akçam sosyolog, tarihçi ve yazardır.       olup başvuranlar gazetelerinde bu açıklamayı yayımlayarak suç işlemişlerdir. İkinci   başvuranın 4,000,500,000 Türk Lirası (yaklaşık 3,000 Euro), birinci başvuranın ise   2,000,250,000 Türk Lirası (yaklaşık 1,500 Euro) tutarında “ağır para cezası” ödemesine   hükmedilmiştir. İlk derece mahkemesi, ayrıca, 5680 sayılı kanunun ek 2/1 maddesi uyarınca,   gazetenin yedi gün süreyle geçici olarak kapatılmasına hükmetmiştir.   Başvuranlar temyize gitmiştir. Belirsiz bir tarihte, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı,   başvuranların temyizinin esasına ilişkin yazılı mütalaa sunmuştur. Bu yazılı mütalaa,   başvuranlara tebliğ edilmemiştir.   Aralık 2002’de, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.   Ocak 2003’te, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi başkanı, nihai kararı İstanbul   Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı’na göndermiş ve gazetenin kapatılmasına   yönelik kararın uygulanmasını talep etmiştir.   HUKUK   I. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuranlar, mahkumiyetlerinin ifade özgürlüğü haklarına müdahale oluşturduğu   konusunda şikayetçi olmuş ve bu şikayetlerini AİHS’nin 10. maddesine dayandırmışlardır.   A. Kabuledilebilirlik   AİHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını   kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   1. Tarafların ifadeleri   Hükümet, başvuranların ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahalenin 10. maddenin   ikinci paragrafında belirtilen hükümler çerçevesinde yerinde olduğunu belirtmiştir. Hükümet,   makalenin içeriğinin Türk toplumundaki çeşitli grupları şiddet ve düşmanlığa sevk ettiği,   böylelikle insan haklarını ve demokrasiyi tehlikeye düşürdüğü görüşündedir. Dolayısıyla,   başvuranların hakkına yapılan müdahale izlenen meşru amaçlarla orantılı olup makamlar   tarafından sunulan gerekçeler yerinde ve yeterlidir.   Başvuranlar, iddialarını sürdürmüş ve AİHM’den, içtihadı doğrultusunda, ihlalin   tespitini talep etmişlerdir.   2. AİHM’nin değerlendirmesi   AİHM, başvuranların mahkumiyetinin AİHS’nin 10/1 maddesi tarafından güvence   altına alınan ifade özgürlüğü haklarına müdahale oluşturduğu hususunda taraflar arasında   anlaşmazlık bulunmadığını kaydeder. Ayrıca, bu müdahalenin yasayla öngörüldüğü,   AİHS’nin 10/2 maddesinde belirtilen amaçlar doğrultusunda toprak bütünlüğü ve kamu   düzeninin korunması gibi meşru bir amaç ya da amaçlar güttüğüne de itiraz edilmemektedir.   AİHM buna katılmaktadır. Dolayısıyla, AİHM, yapacağı incelemeyi müdahalenin   “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı sorusuyla sınırlayacaktır.   AİHM, 10. madde ile ilgili kararlarında belirttiği temel ilkeleri hatırlatır (bkz, Şener /   Türkiye, no. 26680/95; Frezzos ve Roire / Fransa, no. 29183/95; Lingens / Avusturya, A   Serisi no. 103 ve Erdoğdu / Türkiye, no. 25723/94). AİHM, sözkonusu davayı bu ilkeler   ışığında inceleyecektir.   AİHM, itirazda bulunulan müdahaleyi, makalenin içeriği ve yayımlandığı bağlam   dahil olmak üzere davanın tamamını dikkate alarak incelemelidir. AİHM, özellikle,   sözkonusu müdahalenin “izlenen meşru amaçlarla orantılı” olup olmadığını ve yerel   makamlarca müdahaleyi haklı göstermek için sunulan gerekçelerin “yerinde ve yeterli” olup   olmadığını belirlemelidir. Öte yandan, verilen cezaların niteliği ve ağırlığı da müdahalenin   orantılılığını değerlendirirken dikkate alınması gereken faktörlerdir (Skałka / Polonya, no.   43425/98). AİHM, ayrıca, sözkonusu davanın arka planını da –özellikle terörizmin   önlenmesiyle ilintili sorunları- dikkate almalıdır.   AİHM, basının demokratik bir toplumda oynadığı rolü birçok kez vurgulamıştır.   AİHM, diğer hususlar meyanında, basının milli güvenlik veya toprak bütünlüğü gibi devletin   çıkarlarının korunmasını sağlamak için belirlenen bazı sınırları aşmamasının gerekli olmasına   rağmen, sorumluluk ve yükümlülükleri dahilinde, bölücü olanlar da dahil olmak üzere kamu   çıkarını ilgilendiren bütün konular üzerine bilgi verme ve görüş bildirme görevi olduğunu   belirtmektedir (Şener / Türkiye, yukarıda kaydedilen ve Sürek / Türkiye (no. 1), no.   26682/95). Basının bu tür bilgi ve fikirleri bildirme sorumluluğu olduğu gibi, halkın da bu   bilgileri alma hakkı vardır (Bladet Tromsø ve Stensaas / Norveç, no. 21980/93).   AİHM, ayrıca, başkalarıyla yapılan röportajlara veya bu kişilerce yapılan açıklamalara   olduğu gibi veya düzeltilerek yer veren haberlerin, , basının “halkın gözcüsü” görevini yerine   getirebilmesi için gerekli olan en önemli araçlardan birini oluşturduğunu hatırlatmaktadır. Bir   gazetecinin, bir başka kişinin ifadelerinin yayılmasına yardım ettiği gerekçesiyle   cezalandırılması, basının kamu yararına olan konuların tartışılmasına katkıda bulunmasını   engelleyecektir; bu nedenle, çok güçlü sebepler olmadıkça böyle bir yola başvurulmamalıdır   (Kulis / Polonya, no. 15601/02). AİHM, basınla ilgili davalarda, ulusal takdir marjının   demokratik bir toplumda basın özgürlüğünün sağlanması ve korunması gereği ile   sınırlanacağını hatırlatmaktadır (Dąbrowski / Polonya, no. 18235/02).   AİHM, sözkonusu davadakine benzer sorunlar içeren ve ikisi aynı başvuranlar   tarafından açılan birçok davayı incelediğini ve bu davalarda AİHS’nin 10. maddesinin ihlalini   saptadığını gözlemlemektedir (Sürek ve Özdemir / Türkiye, no. 23927/94; Özgür Gündem /   Türkiye, no. 23144/93; Korkmaz / Türkiye (no. 1), no. 40987/98; Korkmaz / Türkiye (no. 3),   no. 42590/98; Halis Doğan / Türkiye (no. 2), no. 71984/01; Karakoyun ve Turan / Türkiye,   no. 18482/03; Demirel ve Ateş / Türkiye, no. 10037/03 ve Demirel ve Ateş / Türkiye (no. 2),   yukarıda kaydedilen). Sözkonusu davayı içtihadı ışığında inceleyen AİHM, Hükümet’in bu   davada farklı bir sonuca varmasını sağlayacak herhangi bir kanıt veya iddia ortaya koymadığı   kanaatindedir.   Bu davada, AİHM, sözkonusu makalenin, Öcalan’ın kısmen Akçam’ın bir başka   gazetede yayımlanan açıklamalarına cevaben yaptığı açıklamalarla ilgili olduğunu ve   PKK’nın kurulmasını ve gelişimini ele aldığını kaydeder. Yazıda, ayrıca, Öcalan’ın eğitimde   ve kültürel etkinliklerde Kürtçenin kullanımına ilişkin görüşlerini ve 2002 yılıyla ilgili verdiği   genel mesaj yer almaktadır. AİHM, yerel mahkemelerin, sözkonusu makalenin yasadışı bir   örgüt adına yapılan bir açıklamayı içerdiği ve bu yazıyı gazetelerinde yayımlayarak   başvuranların suç işlediği yönünde bir değerlendirme yaptıklarını gözlemlemektedir.   Başvuranlar, ağır para cezasına çarptırılmış olup gazete yedi gün süreyle kapatılmıştır.   AİHM, sözkonusu makaleyi incelemiştir. AİHM, bu makalenin, 1985’ten beri devlete   karşı silahlı direnişte bulunan yasadışı bir örgüt, bu örgütün arka planı ve solcu hareketlerdeki   yeri ile ilgili tarihi bilgi verdiği ve bu örgütün ardındaki itici güç olan kişinin psikolojisine   ışık tuttuğu için, taraflı da olsa, haber değerinde olduğu kanaatindedir. Yazıda Akçam   aleyhinde ciddi iddialar bulunsa da, AİHM, sözkonusu yargılamada başvuranların iftira ile   değil Terörle Mücadele Kanunu kapsamında itham edildiği gerekçesiyle bu hususun göz   önünde bulundurulmayacağını kaydetmektedir. AİHM, ayrıca, hakaret içeren bölümlere   rağmen, yazının tamamının şiddet, silahlı direniş veya ayaklanmaya teşvik ettiğinin   söylenemeyeceği kanaatindedir (Gerger / Türkiye, no. 24919/94, a contrario, Halis Doğan /   Türkiye, no. 75946/01 ve Gülcan Kaya / Türkiye, no. 6250/02) . Bu davada, sözkonusu yazı,   belirli kişilere karşı derin ve nedensiz bir nefret uyandırarak şiddete sevk edebilecek nitelikte   değildir (a contrario, Sürek / Türkiye (no. 1), no. 26682/95).   AİHM’ye göre, yerel mahkemeler, yukarıda değinilen hususların hiçbirini gözönünde   bulundurmamış, bunun yerine makalenin Abdullah Öcalan’ın PKK ile ilgili olarak yaptığı   açıklamaları içerdiği hususuna değinmişlerdir. 3713 sayılı Kanun’un 6/2 maddesi ile bu   maddenin sözkonusu davaya uygulanması, AİHS hükümlerinin yerine getirilebilmesi için   yeterli değildir; çünkü yasaklı bir örgüt üyesi tarafından verilen röportajlar ve yapılan   açıklamalar, ifade özgürlüğünün uygulanmasına getirilen yasağı haklı çıkaramaz. Metinde   kullanılan sözcükler ve kullanıldıkları bağlam yerine ihtilaf konusu metnin bir bütün olarak   ele alındığında şiddete teşvik edip etmediğine dikkat etmek gerekir (Özgür Gündem, yukarıda   kaydedilen). Bir yayın bu şekilde nitelendirilmiyorsa, Sözleşmeye Taraf Devletler, milli   güvenlik veya toprak bütünlüğünü nedeniyle medya üzerine ceza kanunun ağırlığını koyarak   halkın bilgi edinme hakkını kısıtlayamazlar.   AİHM, ayrıca, başvuranlara verilen para cezalarından ayrı olarak, ilk derece   mahkemesinin gazetenin yedi gün süreyle kapatılmasına hükmettiğini; bunun da   başvuranların ve diğerlerinin ileride benzer makaleler yayımlamasını engellemek ve mesleki   faaliyetlerini aksatmak için üstü kapalı bir sansür anlamına geldiğini kaydeder.   Ulusal makamların takdir marjı ile birlikte dava koşullarının tamamını dikkate alan   AİHM, başvuranların ifade özgürlüklerine yapılan müdahalenin “demokratik bir toplumda   gerekli” olduğunu gösteren gerekçelere dayanmadığı ve ceza kanunu uyarınca başvuranların   mahkumiyetinin izlenen amaçla orantılı olmadığı sonucuna varmıştır.   Buna göre, AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuranlar, Cumhuriyet Başsavcısı’nın yazılı mütalaasının kendilerine tebliğ   edilmemesi nedeniyle silahların eşitliği ilkesinin yerine getirilmediğini, bunun sonucunda da   adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Başvuranlar bu şikayetlerini   AİHS’nin 6/3 (b) maddesine dayandırmışlardır.   AİHM, bu şikayetin AİHS’nin 6/1 maddesine göre incelenmesi gerektiği   kanaatindedir.   A. Kabuledilebilirlik   AİHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını   kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   AİHM, geçmişte aynı şikayeti incelediğini ve AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği   sonucuna vardığını kaydeder (Demirel ve Ateş / Türkiye (no. 2), yukarıda kaydedilen;   Abdullah Aydın / Türkiye (no. 2), no. 63739/00).   AİHM, sözkonusu davayı incelemiş ve yukarıda bahsedilen davalarda vermiş olduğu   karardan ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul bulunmadığı sonucuna varmıştır.   Buna göre, AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.   III. AİHS’NİN 1 NO.LU PROTOKOLÜ’NÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ   İDDİASI   Başvuranlar, gazetelerinin geçici bir süreyle kapatılmasının mal ve mülk   dokunulmazlığına saygı gösterilmesi hakkını ihlal ettiği konusunda şikayetçi olmuş ve bu   şikayetlerini 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayandırmışlardır.   AİHM, bu şikayetin yukarıda incelenen şikayetle bağlantılı olduğunu, bu nedenle aynı   şekilde kabuledilebilir nitelikte olduğunu kaydeder. AİHM, ayrıca, gazetenin geçici bir   süreyle kapatılmasının başvuranların mahkumiyetinin bir sonucu olduğunu gözlemlemektedir.   Başvuranların mahkumiyetinin AİHS’nin 10. maddesini ihlal ettiği sonucuna varan AİHM, bu   şikayetin ayrıca incelenmesinin gerekli olmadığı kanaatindedir.   IV. İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER AİHS MADDELERİ   Başvuranlar, ayrıca AİHS’nin 1., 6/1 (İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin   bağımsızlığı ve tarafsızlığıyla ilgili olarak), 7., 13., 14., 17. ve 18. maddeleri uyarınca   şikayette bulunmuştur.   AİHM, başvuranların benzer şikayetlerini daha önce inceleyip reddettiğini kaydeder   (Demirel ve Ateş / Türkiye, no.10037/03). AİHM, sözkonusu davada, önceki saptamalarından   ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul bulunmadığı görüşündedir. Sonuç olarak,   başvurunun bu kısmı AİHS’nin 35/3 maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olup AİHS’nin   35/4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.   V. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   AİHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Başvuranlar, maddi tazminat olarak sırasıyla 5,000 Euro ve 3,000 Euro, manevi   tazminat olarak kişi başı 3,000 Euro talep etmiştir. Başvuranlar, Terörle Mücadele Kanunu   uyarınca mahkum edilmeleri sonucu hapse girmemek için Türkiye’den kaçmaları nedeniyle   mesleki ve özel yaşamlarının olumsuz yönde etkilendiğini ileri sürmüşlerdir.   Hükümet bu miktarlara itiraz etmiştir.   AİHM, destekleyici herhangi bir belge sunulmamış olması nedeniyle, başvuranların   maddi tazminat taleplerinin dayanaktan yoksun olduğu görüşündedir (Demirel ve Ateş /   Türkiye (no. 2), yukarıda kaydedilen). Bu nedenle, AİHM, maddi tazminat taleplerini   reddeder.   Öte yandan, AİHM, başvuranların tespit edilen ihlalin tek başına yeterli tatmin   oluşturamayacağı şekilde sıkıntı çekmiş olabileceğini kabul etmektedir. AİHM, davanın özel   koşulları ile tespit edilen ihlallerin türünü dikkate alarak ve içtihadına dayanarak,   başvuranlara ortaklaşa 4,000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar verir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Başvuranlar, yerel mahkemeler ile AİHM önünde yapmış oldukları yargılama masraf   ve giderleri için 3,250 Euro talep etmişlerdir. Başvuranlar, bu talebi desteklemek üzere,   avukatlarının davayla ilgili olarak 25 saatlik çalıştıklarını gösteren bir iş cetveli sunmuşlardır.   Hükümet bu miktara itiraz etmiştir.   AİHM’nin içtihadına göre, bir başvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM, sözkonusu davada, elindeki bilgiye ve   yukarıdaki ölçütlere dayanarak, yerel mahkemeler önünde yapılan yargılama masraf ve   giderlerine ilişkin talebi reddeder ve AİHM önündeki yargılama masraf ve giderleri için 1,000   Euro ödenmesine karar verir.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE   1. Başvuranların ifade özgürlüğü hakkına, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından   hazırlanan yazılı mütalaanın tebliğ edilmemesine ve mal ve mülk dokunulmazlığına   saygı gösterilmesi hakkına yapılan müdahaleye ilişkin şikayetlerin kabuledilebilir,   başvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   4. Başvuranların 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca yapmış oldukları şikayetin   ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;   5. (a)AİHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten   itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na   çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet   tarafından başvuranlara, ortaklaşa, manevi tazminat olarak 4,000 Euro (dört bin Euro),   yargılama masraf ve giderleri için 1,000 Euro (bin Euro) ödenmesine;   (b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin   yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal   kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;   6. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.   İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları gereğince 9 Aralık 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.   8

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 15.07.2026. · Źródło