12439/03

WyrokETPCz2007-02-20ECLI:CE:ECHR:2007:0220JUD001243903

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy długość tymczasowego aresztowania i przewlekłość postępowania karnego naruszyły odpowiednio prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego (art. 5 ust. 3) oraz prawo do rzetelnego procesu w rozsądnym terminie (art. 6 ust. 1) Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że sądy krajowe nie przedstawiły wystarczających i odpowiednich powodów dla utrzymywania skarżącego w areszcie przez ponad sześć lat i dziewięć miesięcy, opierając się na ogólnych przesłankach takich jak „charakter przestępstwa”, „stan dowodów” czy „ryzyko ucieczki”, bez szczegółowego uzasadnienia ich aktualności i wagi w miarę upływu czasu. W odniesieniu do długości postępowania karnego, Trybunał stwierdził, że trwające ponad dziewięć lat postępowanie, które wciąż nie zostało zakończone, przekroczyło „rozsądny termin” wymagany przez Konwencję, a rząd nie przedstawił żadnych faktów ani argumentów uzasadniających taką przewlekłość.
Stan faktyczny
Skarżący, Ahmet Yurt, urodzony w 1974 roku i zamieszkały w Stambule, został zatrzymany 2 grudnia 1997 roku pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji zbrojnej. Prokurator oskarżył go o pomoc i podżeganie do nielegalnej skrajnie lewicowej organizacji THKP/C MLSPB oraz rzucanie materiałów wybuchowych. Skarżący został tymczasowo aresztowany 17 grudnia 1997 roku, a jego wnioski o zwolnienie były wielokrotnie odrzucane. Został zwolniony 8 września 2004 roku, ale postępowanie karne nadal trwało w momencie wydania wyroku ETPCz.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał pozostałą część skargi za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. 3. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 4. Zasądził na rzecz skarżącego 10 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe, powiększone o odsetki. 5. Oddalił pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   YURT - TÜRKĐYE DAVASI   (Başvuru no:12439/03)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Şubat 2007   Đşbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup   bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (12439/03) başvuru no’lu davanın nedeni, bu ülke   vatandaşı Ahmet Yurt’un (başvuran) 27 Mart 2003 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları   Sözleşmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne   (Mahkeme) yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından M. Filorinalı ve Y. Başara   tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   DAVA KOŞULLARI   doğumlu olan başvuran Đstanbul’da ikamet etmektedir.   Başvuran 2 Aralık 1997 tarihinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’ne   bağlı polislerce yasadışı silahlı bir örgüte mensup olduğu şüphesiyle gözaltına alınmıştır.   Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı 8 Aralık 1997 tarihli bir   iddianameyle başvuranla birlikte diğer sekiz sanığı yasadışı aşırı sol bir örgüt olan THKP/C   MLSPB’ye yardım ve yataklık etmek ve patlayıcı madde atmak suçlarıyla itham etmiştir.   Savcı, Türk Ceza Kanunu’nun 168 §§ 6 ve 264 §§ 6 ve 8 maddeleriyle 3713 sayılı Terörle   Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca başvuranın mahkumiyetini talep etmiştir.   Başvuran, 17 Aralık 1997 tarihinde Đstanbul DGM yedek hakimi önüne çıkarılmıştır. Hakim,   başvuranın tutuklu yargılanmasına hükmetmiştir.   DGM, yaptığı yirmi bir duruşma boyunca, başvuranın meşruten tahliye taleplerini «atılı suçun   niteliği, ve delillerin durumu» gibi gerekçelerle reddetmiştir.   Ocak 2003 tarihinde DGM’de yapılan duruşmada AĐHS’nin 5 § 3 maddesine de atıfta   bulunan başvuran tutuklu yargılanmaya itiraz etmiştir.   Başvuranın bu talebi 28 Ocak 2003 tarihinde ise «isnad edilen suçların sayısı, niteliği ve   ciddiyetiyle beraber kaçma tehlikesi ve delil durumu» gibi gerekçeler göz önünde   bulundurularak geri çevrilmiştir.   Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 8 Eylül 2004 tarihinde başvuranın serbest bırakılması talimatı   vermiştir.   Yargılama süreci Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde halen devam etmektedir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AĐHS’NĐN 5 § 3 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Başvuran tutuklu yargılanma süresinin uzunluğundan yakınmaktadır. Bu hususta başvuran   AĐHS’nin 5 § 3 maddesine atıfta bulunmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe dair   Đçhukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle itirazda bulunan Hükümet, Anayasa’da   öngörülen güvencelerle birlikte Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda yer verilen   düzenlemelere dikkat çekmektedir. AĐHS’nin 35 § 1 maddesine atıfta bulunan Hükümet,   başvuranın ulusal mahkemeler önünde hiçbir zaman AĐHS’nin 5 § 3 maddesine ilişkin bir   şikayette bulunmadığını savunmaktadır. Hükümet ayrıca, başvuranın tutuklanmasından doğan   zararının tazmini için bir dava açma hakkına sahip olduğunu savunmaktadır.   Başvuran bu hususta görüş belirtmemektedir.   AĐHM, bir ilgilinin AĐHM önünde sunmaya niyet ettiği şikayetleri «en azından esas itibariyle   içhukukta öngörülen süre ve koşullar içerisinde» ulusal merciler önünde dile getirmesinin   yeterli olacağını hatırlatmaktadır (Castells – Đspanya, 23 Nisan 1992 tarihli karar, § 27, ve   Adıvar ve diğerleri – Türkiye, 16 Eylül 1996, § 65-69). Mevcut davada başvuran, 27 Ocak   tarihinde derhal ulusal mahkemeler önünde AĐHS’nin 5 § 3 maddesinde öngörülen   düzenlemeleri dile getirmiştir. Ayrıca, başvuranın şikayet konusu, yapılan duruşmalar   esnasında içhukuk açısından incelenmiştir. Tartışmalı yargılama sürecinde ulusal   mahkemeler, ilgilinin tutukluluk halinin devamı konusunda ulusal yargıca tutuklu   yargılamanın devamının gerekli olup olmadığı husunda herbir duruşmada re’sen hüküm   verme yetkisi tanıyan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’da yer alan imtiyaz hakkını   kullanarak re’sen incelemişlerdir. Bu koşullar altında AĐHM, ulusal mahkemelerin aşırı   olduğu iddia edilen tutukluluk süresini sona erdirerek (bkz. Acunbay – Türkiye, no: 61442/00   ve 61445/00, 31 Mayıs 2005, ve Temel ve Taşkın – Türkiye, no: 40159/98, 14 Kasım 2002)   kendileri aleyhinde ileri sürülen eksiklik iddialarından kaçınmalarının mümkün olduğu   kanaatindedir.   sayılı kanunla öngörülen başvuru yoluna ilişkin olarak ise AĐHM başvuranın bir tazminat   elde etmesi için bir başvuru yolu bulunmadığından değil, tutuklu yargılanma süresinin   aşırılığından şikayetçi olduğunu tespit etmektedir. Başvuran şikayetini AĐHS’nin 5 § 3   maddesi yönünden yapmış olup Hükümet’in ileri sürdüğü başvuru yolu yalnızca AĐHS’nin 5   § 5 maddesini ilgilendirmektedir (bkz. Yağcı ve Sargın – Türkiye, no: 42554/98, § 25, 7 Şubat   2006). Bu itibarla Hükümet tarafından yapılan ön itirazı reddetmek yerinde olacaktır.   Mevcut unsurları göz önünde bulunduran AĐHM yerleşik içtihadından doğan ölçütlerin   ışığında, AĐHS’nin 5 § 3 maddesi yönünden yapılan şikayetin esastan incelenmesi gerektiği   kanaatindedir. AĐHM ayrıca, bu şikayetin herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesi ile   karşılaşmadığını tespit etmektedir.   B. Esasa dair   AĐHM, tutukluluk süresi için dikkate alınması gereken dönemin, 2 Aralık 1997 tarihinde   başvuranın yakalanmasıyla başlayıp, 8 Eylül 2004 tarihinde salıverilmesiyle sona erdiğini   kaydetmektedir. Böylelikle başvuranın tutukluluğu altı yıl dokuz ay beş gün sürmüştür.   Bu noktada AĐHM’ye göre, belli bir vakada bir sanığın tutuklu yargılanma süresinin makul   sınırı aşıp aşmadığını gözetmek görevi ulusal adli makamlara düşer. Bu maksatla ulusal   makamlar, masumiyet karinesini de göz önünde tutarak, bireysel özgürlüğe saygı kuralına   ilişkin bir istisnayı kamu menfaati bakımından meşru kılan hakiki bir gereklilik olduğunu   ortaya koyar ya da reddeder nitelikteki tüm koşulları incelemeli ve salıverilme taleplerine   ilişkin ret kararı verirken bu hususu hesaba katmalıdırlar. AĐHS’nin 5 § 3 maddesinin ihlal   edilip edilmediği noktasında AĐHM, sözkonusu kararlarda yer verilen gerekçelere ve ilgilinin   dilekçelerinde belirttiği olgulara istinaden bir karar verecektir (bkz. Assenov ve diğerleri –   Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, § 154).   Bu bakımdan yakalanan kimsenin bir suç işlediği hususunda makul şüphelerin sürekliliği,   tutukluluğun devamının yasaya uygunluğu bakımından için olmazsa olmaz bir koşuldur.   Ancak bu gerekçe belli bir süre sonra yetersiz hale gelir. Bu durumda AĐHM, adli makamlar   tarafından kabul edilen gerekçelerin özgürlük kısıtlamasını meşru kılmaya devam edip   etmediğini ortaya koymalıdır. Bu gerekçelerin uygun ve yeterli olduğu kanısına varıldığı   taktirde AĐHM, ulusal makamların yargılamanın devamı hususunda özel bir ihtimam gösterip   göstermediklerini araştıracaktır (bkz., diğerleri arasında, Mansur – Türkiye, 8 Haziran 1995   tarihli karar, § 52, ve Ali Hıdır Polat – Türkiye, no: 61446/00, § 26, 5 Nisan 2005).   Ulusal mahkemelerin, başvuranın müteaddit defalar yinelediği salıverilme taleplerini «atılı   suçun cinsi/niteliği», «kanıtların durumu» ve bir defasında da «kaçma tehlikesi» gibi   gerekçelere dayanarak reddettikleri hususu dosya unsurlarından anlaşılmaktadır.   Kaçma tehlikesiyle ilişkili olarak AĐHM, bu tehlikenin yalnızca mahkumiyet halinde   alınabilecek cezanın ağırlığı temelinde değil, bu türden bir tehlikenin bulunduğunu teyit   edebilecek veya tutuklu yargılanmayı haklı çıkaramayacak kadar hafif gösterebilecek ek   unsurların tamamının dikkate alınarak incelenmesi gerektiğini anımsatmaktadır.   Mevcut davada ulusal yargıcın, karar gerekçesinde, değerlendirmelerini hangi temele   dayandırdığını dayandırdığını, hangi durumda kaçma tehlikesinin belirleyici hale geldiğini ve   neden bu gerekçenin bu denli uzun süre geçerliliğini koruduğunu belirtmemiş olması esef   vericidir (bkz., diğerleri arasında, Letellier - Fransa, 26 Haziran 1991 tarihli karar, ve   Acunbay, adıgeçen, § 60).   AĐHM, «delil durumu» ölçütünün, ciddi suç emarelerinin varlığı ve sürekliliği olarak kabul   edildiğinde, bu koşulların genelde uygun etkenler teşkil etseler dahi mevcut davada böylesi   uzun bir tutuklu yargılamanın sürdürülmesini haklı çıkaramayacağı görüşündedir (Ali Hıdır   Polat, adıgeçen, § 28).   Mevcut davadaki uzun tutuklu yargılama süresini göz önünde bulunduran AĐHM bu   koşullarda AĐHS’nin 5 § 3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.   II. AĐHS’NĐN 6 § 1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   AĐHS’nin 6 § 1 maddesine atıfta bulunan başvuran, mevcut davada yargılama süresinin   «makul süre» ilkesini çiğnediğini iddia etmektedir.   Hükümet bu sava karşı çıkmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe dair   AĐHM bu şikayetin AĐHS’nin 35 § 3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun ilan   edilemeyeceğine kanaat getirmektedir. Bu şikayete ilişkin olarak herhangi bir   kabuledilemezlik gerekçesi tespit edilememiştir.   B. Esasa dair   Hükümet, mevcut dava koşulları dikkate alındığında yargılama süresinin gayrı makul olarak   değerlendirilemeyeceği kanaatindedir. Hükümet’e göre bu dava karmaşık bir dava olup   başvurana isnad edilen suçlar ağır niteliktedir. Ayrıca tartışmalı ceza yargılaması uzun ve titiz   soruşturmalar yapılmasını gerektirmiştir. Netice olarak ulusal mercilerin atalet içinde hareket   ettiği ya da ihmalkarlıkta bulunduğu iddia edilemez.   Başvuran bu sava itiraz etmektedir.   AĐHM, hesaba katılması gereken dönemin 2 Aralık 1997 tarihinde başvuranın yakalanmasıyla   başladığını kaydetmektedir. Yargılama süreci halen devam etmekte olup Devlet Güvenlik   Mahkemesi ve bu mahkemenin yerini alan Ağır Ceza Mahkemesi olmak üzere iki aşamada   dokuz yıl bir ay yirmi sekiz gündür sürmektedir.   AĐHM, bir yargılama süresinin makuliyetinin, dava koşulları, AĐHM’nin bu husustaki içtihadı   ve bilhassa davanın karmaşıklığı ve başvuran ve yetkili makamların tutumlarının göz önünde   bulundurularak değerlendirilmesi gerektiğini anımsatmaktadır (bkz., diğerleri arasında,   Pélissier ve Sassi – Fransa, no: 25444/94, § 67).   AĐHM daha önce de müteaddit defalar, mevcut davadakine benzer sorunları gündeme getiren   başka bir çok davayı incelemiş ve AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği tespitinde   bulunmuştur.   Kendisine sunulan tüm unsurları inceleyen AĐHM, Hükümet’in mevcut davada farklı bir   sonuca varmasını sağlayacak ne bir olgu ne de bir argüman sunmadığına kanaat getirmiştir.   Bu alandaki içtihadı uyarınca AĐHM mevcut davada, tartışmalı yargılama süresinin aşırı   olduğu ve «makul süre» ilkesine cevap vermediği kanaatine varmıştır.   Bu itibarla AĐHS’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Başvuran 28.000 Euro maddi ve 50.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.   Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.   AĐHM, bulunulan ihlal tespiti ile talep edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı   görememekte ve bu nedenle bu talebi reddetmektedir. Buna karşın AĐHM, uzun tutuklu   yargılanma süresi nedeniyle başvuranın manevi bir zarara maruz kaldığını ve bunun basit bir   ihlal tespitiyle yeterince tazmin edilemeyeceğini kabul etmektedir (bkz., bilhassa, Kudla –   Polonya, no: 30210/96, § 165, ve Acunbay, adıgeçen, § 70). AĐHM, hakkaniyete uygun olarak   başvurana manevi tazminat sıfatıyla 10.000 Euro ödenmesinin yerinde olacağını takdir   etmektedir.   B. Masraf ve harcamalar   Başvuran ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 1.110 Euro   talep etmektedir. Başvuran ayrıca avukatlık ücreti için yaptığı 4.116 Euro tutarındaki masrafın   iadesini talep etmektedir. Bu maksatla başvuran, Đstanbul Barosu avukatlık ücret tarifesini   gösterir bir belge sunmaktadır.   Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.   AĐHM, başvuranın talebine bağlı olarak yaptığı masraf ve harcamaların kesin olarak   hesaplanmasını sağlayacak herhangi bir belge sunmadığını gözlemlemektedir. AĐHM’nin   yerleşik içtihadına göre bir başvuran, yaptığı masraf ve harcamaların iadesini,   ancak   sözkonusu masraf ve harcamaların gerçekliğini, gerekliliğini ve makul oranda olduğunu   ispatladığı sürece elde edebilir. Sonuç olarak AĐHM, mevcut dava koşullarında bu sıfatla bir   tazminat ödenmesine yer olmadığını takdir etmektedir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı   faiz oranına üç puan eklenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Başvurunun geriye kalanının kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 5 § 3 maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;   4. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü   vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi tazminat olarak   10.000 Euro (on bin) ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   Karar vermiştir.   Đşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3.   maddesine uygun olarak 20 Şubat 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło