1250/02

WyrokETPCz2006-12-12ECLI:CE:ECHR:2006:1212JUD000125002

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy anulowanie aktu własności nieruchomości położonej w strefie przybrzeżnej bez wypłaty odszkodowania stanowi naruszenie prawa do poszanowania mienia z art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że pozbawienie skarżącego własności, choć przewidziane prawem i służące interesowi publicznemu (ochrona strefy przybrzeżnej), naruszyło art. 1 Protokołu nr 1 z powodu braku jakiegokolwiek odszkodowania. Brak rekompensaty za utratę mienia, które skarżący nabył w dobrej wierze, opierając się na rejestrach państwowych i za które płacił podatki, zaburzył sprawiedliwą równowagę między wymogami interesu publicznego a ochroną praw jednostki, nakładając na skarżącego nadmierne obciążenie.
Stan faktyczny
Skarżący nabył w 1980 roku działkę w Hatay od osoby trzeciej i zarejestrował ją na swoje nazwisko. Na działce zbudował restaurację, uzyskując na to pozwolenie od gminy. W 1995 roku gmina Samandağ, działając w imieniu Skarbu Państwa, wszczęła postępowanie sądowe w celu unieważnienia aktu własności, twierdząc, że działka znajduje się w strefie przybrzeżnej i jest własnością państwa. Sądy krajowe unieważniły akt własności skarżącego bez wypłaty odszkodowania, co zostało potwierdzone przez Sąd Kasacyjny.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę dotyczącą art. 1 Protokołu nr 1 za dopuszczalną, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 1 Protokołu nr 1. 3. Stwierdził, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową. 4. Zasądził na rzecz skarżącego 200 000 EUR tytułem szkody majątkowej oraz 4 000 EUR tytułem kosztów i wydatków, powiększone o odsetki za zwłokę. 5. Odrzucił pozostałe roszczenia skarżącego dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   TUNCAY – TÜRKĐYE   (B a ꢀvuru no. 1250/02)   KARAR   STRAZBURG   Aralık 2006   NĐHAĐ   Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen ꢀartlarda kesinlik kazanacaktır.   Ancak, ꢀekle iliꢀkin değiꢀiklik yapılabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   TUNCAY – TÜRKĐYE KARARI   USUL   Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleꢀmesi’nin (“Sözleꢀme”) 34. maddesi   uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Mehmet Sait Tuncay (“baꢀvuran”) adlı Türk   vatandaꢀı tarafından, 5 Kasım 2001 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan   baꢀvurudan (no. 1250/02) kaynaklanmaktadır.   OLAYLAR   DAVA OLAYLARI   Baꢀvuran 1948 doğumludur ve Hatay’da yaꢀamaktadır.   Baꢀvuran 14 Mayıs 1980 tarihinde Hatay’da bir üçüncü ꢀahıstan arsa satın almıꢀ ve tapu   siciline kendisi adına kaydettirmiꢀtir. Tapu kayıtlarına göre arsanın ilk sahibi, 1965 yılında   alan Samandağ Belediyesi idi. Arsa, 1968 yılında Belediye tarafından üçüncü ꢀahıslara   satılmıꢀ, baꢀvuran da arsayı bir üçüncü ꢀahıstan almıꢀtır.   yılında Đmar ve Đskân Bakanlığı arazi tesviye faaliyetleri yürütmüꢀ ve arsanın   bulunduğu bölgedeki kıyı ꢀeridini belirlemiꢀtir.   Baꢀvuran, satın almasını takiben arsaya turistik tesis olarak kullanılmak üzere bir bina   inꢀa ettirmiꢀ, 1995 yılında Samandağ Belediyesi’nden gerekli izni aldıktan sonra lokanta   olarak hizmete açmıꢀtır.   Haziran 1995 tarihinde, Hazine adına hareket eden Samandağ Belediyesi 3621 sayılı   kanuna (Kıyı Kanunu, 4 Nisan 1990) dayanarak, Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi’nden   baꢀvuranın arsasının kıyı ꢀeridi içinde olup olmadığını belirlemesini talep etmiꢀtir.   Haziran 1995 tarihinde Mahkeme tarafından görevlendirilen bir jeomorfolog, bir   harita uzmanı ve bir ziraat mühendisinden oluꢀan bilirkiꢀi heyeti, arsayı incelemiꢀ ve arsanın   kıyı ꢀeridinin içinde olduğu sonucuna varmıꢀtır.   Temmuz 1995 tarihinde Hazine adına hareket eden Samandağ Belediyesi, Samandağ   Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açarak baꢀvuranın arazinin mülkiyetine iliꢀkin tapu   kaydının silinmesini talep etmiꢀtir. Ayrıca Belediye, Mahkemeden arazinin dava   sonuçlanıncaya kadar devrini engellemek için bir emir çıkarmasını talep etmiꢀtir.   Eylül 1996 tarihinde, baꢀvuran, mahkemeye 29 Haziran 1995 tarihli bilirkiꢀi raporuna   itiraz eden bir dilekçe sunmuꢀtur. Bilirkiꢀi raporunun arsa üzerindeki yapıları dikkate   almaktan yoksun olması sebebiyle tapu kaydının silinmesi için dayanak olarak kabul   edilemeyeceğini öne sürmüꢀtür. Ayrıca Belediyenin bir kalkınma planını yürürlüğe sokarak   bölgede yapı inꢀa edilmesini teꢀvik ettiğini öne sürmüꢀtür.   Mahkeme, baꢀka bir bilirkiꢀi heyetinin görüꢀüne baꢀvurma kararı almıꢀtır. Đkinci   incelemeyi takiben heyet 14 Eylül 1998 tarihinde birinci raporu teyit etmiꢀtir.   TUNCAY – TÜRKĐYE KARARI   Aralık 1999 tarihinde Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi Hazine’nin talebini   onamıꢀ ve tapu kaydının silinmesini kararlaꢀtırmıꢀtır. Aynı zamanda baꢀvuranın davacının   yasal masraflarını tazmin etmesi talimatını vermiꢀtir.   Mahkemenin nihai kararındaki muhakemesinin özeti ꢀu ꢀekildedir:   “Kıyı ꢀeridinin belirlendiği dönemde 6785 sayılı Đmar Kanunu (9 Temmuz 1956) yürürlükteydi. 6785   sayılı Kanun’un 105. maddesinde yer alan kıyı ꢀeridi tanımı 3621 sayılı Kıyı Kanunu’ndaki tanıma   benzerlik göstermektedir. Anayasanın 43. maddesi kıyıların Devletin tasarrufunda olduğunu   belirtmektedir. Bu ifade aynı zamanda Medeni Kanun’un 641. maddesinde, Tapu Kanunu’nun 33.   maddesinde ve Kadastro Kanunu’nun 16. maddesinde de tespit edilmiꢀtir. Bu yüzden kıyılar özel   mülkiyet haklarına tabi olamaz. 25 ꢁubat 1986 ve 18 Eylül 1991 tarihli Anayasa Mahkemesi   kararlarında da belirtildiği üzere bu araziler üzerinde yapı inꢀası ve bu yapıların iyi niyetle kullanılması   bu kurala istisna oluꢀturamaz.   Yukarıdakilerin ıꢀığında Mahkeme, baꢀvuranın adına düzenlenmiꢀ tapu kaydının silinmesini   kararlaꢀtırmıꢀtır. Ayrıca mahkeme, karar kesinlik kazanana kadar ara tedbirlerin uzatılmasına   hükmeder.”   Baꢀvuran karara itiraz etmiꢀ, bahse konu mülk üzerinde yetkililerce kabul edilmesi   zorunlu olan kazanılmıꢀ haklarının bulunduğunu iddia etmiꢀtir. Arsayı tapu kayıtlarına göre   satın almıꢀ olduğunu ve arsanın tescilinden bu yana Samandağ Belediyesi’ne emlak vergisi   ödediğini ileri sürmüꢀtür. Ayrıca arsa üzerine bir lokanta inꢀası ve iꢀletmesi için Belediyeden   gerekli izni almıꢀtır. Baꢀvuran buna ek olarak bilirkiꢀi heyetinin kıyı ꢀeridinin tayininde hata   yapmıꢀ olduğunu iddia etmiꢀtir.   Ekim 2000 tarihinde Yargıtay, bilirkiꢀi raporları ve bu konudaki yerleꢀmiꢀ içtihadın   ıꢀığında Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararını onamıꢀtır.   Nisan 2001 tarihinde Yargıtay baꢀvuranın kararın düzeltilmesi talebini Hukuk   Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 440. maddesindeki ꢀartların hiçbirinin davada mevcut   olmaması nedeniyle reddetmiꢀtir. Karar, 23 Mayıs 2001 tarihinde baꢀvurana tebliğ edilmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 1 NO’LU PROTOKOLÜNÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi’nin ihlal edilerek, kendisine tazminat   ödenmeden arsasından yoksun bırakıldığı hususunda ꢀikayette bulunmuꢀtur. 1 No’lu   Protokol’ün 1. Maddesi’ne göre:   “Her gerçek ve tüzel kiꢀinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır.   Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koꢀullara ve uluslararası   hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.   Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek   veya vergilerin ya da baꢀka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli   gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”   TUNCAY – TÜRKĐYE KARARI   A. Kabuledilebilirlik   Hükümet öncelikle iç hukukta mevcut idari ve medeni yollardan gerektiği gibi   faydalanamaması nedeniyle baꢀvuranın AĐHS’nin 35 § 1. maddesinde zorunlu tutulan iç   hukuk yollarını tüketmemiꢀ olduğunu öne sürmüꢀtür.   Baꢀvuran, mülkiyet hakkı ile ilgili olarak iç hukukta etkili yollar bulunmadığını öne   sürmüꢀtür.   AĐHM, Hükümet’in gösterdiği medeni ve idari hukuk yollarının, baꢀvurana, tapu   sicilinde kendi adına olan kaydın ancak kanuna aykırı olarak geçersiz kılınması durumunda   tazminat yolu açabileceğini gözlemlemektedir. Ancak Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi,   sözkonusu arazinin kıyı ꢀeridinde olması nedeniyle Devlet’in yetkisinde olması gerektiği   kararını vererek, baꢀvuranın tapusunu Kıyı Kanunu’na göre geçersiz kılmıꢀtır. Bu nedenle   sözkonusu ön itiraz reddedilmelidir. AĐHM, ayrıca, baꢀvurunun diğer bakımlardan   kabuledilmez olmadığını, bu nedenle kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiğini kaydetmiꢀtir.   Hükümet ikinci olarak, baꢀvurunun AĐHS’nin 35 § 1. Maddesi uyarınca altı aylık süre   sınırlamasına uymaması gerekçesiyle, AĐHM’nin baꢀvuruyu reddetmesini istemiꢀtir.   Baꢀvuranın, arsanın tapu sicil kaydının silinmesi ile ilgili davanın açılmasından itibaren altı   ay içinde AĐHM’ye baꢀvurması gerektiğini öne sürmüꢀlerdir.   AĐHM, yerel makamların nihai kararlarının 19 Nisan 2001 tarihinde alınıp kararın   kendisine 23 Mayıs 2001 tarihinde tebliğ edilmesi nedeniyle baꢀvuranın, 5 Kasım 2001   tarihinde AĐHM’ye baꢀvurmakla, AĐHS’nin 35 § 1. Maddesi’nde belirlenen koꢀula riayet   etmiꢀ olduğunu kaydetmektedir.   Dolayısıyla Mahkeme Hükümetin altı ay kuralı ile ilgili bu ön itirazını reddeder. AĐHM,   ayrıca, baꢀvurunun diğer bakımlardan kabuledilmez olmadığını, bu nedenle kabuledilebilir   ilan edilmesi gerektiğini kaydeder.   B. Esaslar   1. AĐHM’ye sunulan savunma   Hükümet, Anayasa’ya göre, kıyıların devlete ait olduğunu ve hiçbir zaman özel   mülkiyet konusu olamayacaklarını savunmuꢀtur. Baꢀvuranın tapusunun iptal edilmesiyle,   Samandağ Birinci Derece Mahkemesi’nin aslında kanuna aykırı bir durumu düzelttiğini öne   sürmüꢀtür. Ayrıca Hükümet, zaten Devlet’e ait olan mülkün kamulaꢀtırılması mümkün   olmadığından, baꢀvurana, tapusunun geçersiz kılınmasına istinaden tazminat   ödenemeyeceğini iddia etmiꢀtir.   Hükümet ayrıca arsanın kıyı ꢀeridine dahil olduğunun baꢀvuran mülkü satın almadan   önce, 1976 yılında belirlendiğini ve sahil ꢀeridinde olduğu için tapuda plaj olarak   kaydedildiğini savunmuꢀlardır. Baꢀvuran, devlete ait olan kıyıda yer alan bir mülkün   kullanımının özel mülkiyet getirmeyeceğinin farkında olmalıydı. Bu nedenle tapu kaydında   baꢀvuranın adının bulunması Anayasa ve sözkonusu zamanda yürürlükte olan kanunlara   aykırı idi ve yasadıꢀı edinim Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından düzeltilmiꢀtir.   TUNCAY – TÜRKĐYE KARARI   Somut davada baꢀvuranın arsayı aldığı dönemde belirlenmiꢀ bir kıyı ꢀeridinin bulunması   ve baꢀvuranın arsanın durumuyla ilgili yukarıda bahsedilen gerçeklerden haberdar olmadığını   değerlendirmenin mümkün olmayıꢀı nedeniyle baꢀvuranın iyi niyetinin ꢀüpheli olduğunu   iddia etmiꢀlerdir.   Baꢀvuran mülkü satın aldığı 1980 yılında arsanın bir üçüncü ꢀahsın adına kayıtlı   olduğunu ve özel mülkiyeti yasaklayan bir kısıtlama bulunmadığını ifade etmiꢀtir. Sözkonusu   devlet kayıtlarına dayanarak ihtilaflı arsayı satın almıꢀtır. Aynı zamanda arsanın emlak   vergilerini satıꢀ sırasında ve o zamandan beri düzenli olarak defterdarlık ve Samandağ   Belediyesi’ne ödediğini belirtmiꢀtir. Arsayı kanunsuz olarak üçüncü ꢀahıslar adına kaydettiği   için arsanın kaybının tazmin edilmesinin devletin sorumluluğu olduğunu savunmuꢀtur.   2. AĐHM’nin değerlendirmesi   No.’lu Protokol’ün 1. maddesi anlamı dahilinde mal ve mülkten yoksun bırakmanın   gerçekleꢀip gerçekleꢀmediğini belirlerken, mülkün kamulaꢀtırıldığının mı yoksa mülke resmi   olarak el mi koyulduğunun değerlendirilmesi ve bununla birlikte görünenlerin ardına bakılıp   ꢀikayet konusu durumun gerçeklerinin incelenmesi gereklidir. AĐHS’nin maksadı “pratik ve   etkili” hakları güvence altına almak olduğuna göre, durumun de facto kamulaꢀtırmaya varıp   varmadığı tespit edilmelidir (bkz. Sporrong ve Lönnroth – Đsveç, A Serisi no. 52).   Bu bağlamda, AĐHM, bir kiꢀiyi mülkünden yoksun bırakan bir önlemin hem “kamu   yararına” meꢀru bir amaç gütmesi gerektiğini hem de baꢀvurulan yollar ve gerçekleꢀtirilmesi   amaçlanan hedef arasına makul bir oran iliꢀkisi olması gerektiğini hatırlatır (ibidem, § 69).   Sözkonusu kiꢀinin “kiꢀisel ve haddinden fazla yük” taꢀımak zorunda kalmıꢀ olduğu durumda   gerekli denge kurulamayacaktır (ibidem, § 73).   Sözleꢀmeye taraf olan devletlerin yasal sistemleri uyarınca, tazminat ödemesi olmadan   kamu yararına mala el koymanın ancak, sözkonusu dava ile ilgisi olmayan, istisnai   durumlarda haklı olarak kabul edilebileceğini yineler. 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesince   sağlanan mülkiyet hakkının korunması, eꢀdeğerde herhangi bir ilkenin mevcut olmaması   halinde büyük ölçüde boꢀ ve etkisiz olur (Lithgow ve Diğerleri – Đngiltere, A Serisi no. 102, §   128).   Somut davada, AĐHM, baꢀvuranın, tartıꢀma konusu arsayı 1980 yılında Samandağ   Belediyesi’nden aldığını ve arsanın, kesintisiz olarak, 2001 yılına kadar adına kayıtlı   bulunduğunu gözlemlemektedir. Arsanın alındığı tarihte, kayıtlarda, kiꢀilere böyle bir   mülkiyeti yasaklayan herhangi bir uyarı bulunmuyordu ve gerçekte Belediye tarafından bir   üçüncü ꢀahısa da satılmıꢀtı. Tapu senedi, 19 Nisan 2001 tarihinde Yargıtay tarafından onanan   Samandağ Hukuk Mahkemesi’nin 16 Aralık 1999 tarihli kararı ile Hazine’ye devredilmiꢀtir.   Bu nedenle, yerel mahkemelerin kararı, 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesinin ikinci cümlesi   anlamı dahilinde baꢀvuranı açıkça mülkiyetinden yoksun bırakmıꢀtır (bkz. üzerinde gerekli   değiꢀiklikler yapıldıktan sonra, Brumărescu – Romanya [BD], no. 28342/95).   AĐHM, Samandağ Hukuk Mahkemesi’nin, arsayı Hazine adına tescil etme kararının   kanun tarafından öngörüldüğünü kaydeder. Zira, bu karar, Kıyı Kanunu hükümlerine,   Anayasa’nın 43. maddesine, Tapu Kanunu’nun 33. maddesine ve Kadastro Kanunu’nun 16.   maddesine dayanmıꢀ ve Anayasa Mahkemesi’nin içtihatları ile doğrultulu olmuꢀtur. Ayrıca,   mülkiyetten yoksun bırakmanın kamu yararına olduğunun taraflar arasında anlaꢀmazlık   TUNCAY – TÜRKĐYE KARARI   konusu olmadığını kaydetmektedir. Bu gerçek aynı zamanda yerel mahkemelerin kararında da   kaydedilmiꢀtir. Ancak, baꢀvuran, tapusunun Hazine’ye devredilmesine karꢀılık herhangi bir   tazminat almamıꢀtır ve Hükümet, bu tutumu haklı çıkarabilecek ikna edici herhangi bir unsura   atıfta bulunmamıꢀtır.   AĐHM, mülkiyetine karꢀılık olarak yeterli tazminatın ödenmediği bu durumda, kanun   tarafından öngörülmesine rağmen, sözkonusu müdahalenin, kamu yararı gerekleri ve kiꢀinin   temel haklarının korunması gerekleri arasında adil bir denge sağlamadığını   değerlendirmektedir (bkz. üzerinde gerekli değiꢀiklikler yapıldıktan sonra, N.A. ve Diğerleri –   Türkiye, no. 37451/97).   Sonuç olarak Mahkeme, AĐHS’nin 1 No.’lu Potokolünün 1. maddesinin ihlal edildiği   kararına varır.   II. AĐHS’NĐN DĐĞER MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran AĐHS’nin 5, 6, 7, 14, 17 ve 18. maddelerinin ihlal edilmesinden ꢀikayetçi   olmuꢀtur.   Bu bağlamda, takibat sırasında kanunen korunmadığını ve ulusal mahkemenin kararının   ayrıntılı muhakemeden yoksun olduğu, bu yüzden ikna edicilikten uzak olduğunu iddia   etmiꢀtir. Ayrıca ulusal mahkemenin kararını mülkü satın aldığı tarihte mevcut olmayan bir   kanuna dayandırdığını ve devletin de kıyı ꢀeridinde yapı inꢀa ettiğini savunmuꢀtur.   Hükümet iddiaları reddetmiꢀtir.   Mahkemeye sunulan bilgilerin incelenmesinden sözkonusu maddelerin ihlal edildiği   görülmemiꢀtir. Mahkeme, baꢀvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun ve AĐHS’nin 35   §§ 3 ve 4 maddeleri uyarınca kabuledilmez olduğunu belirtir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesi aꢀağıda çıkarılmıꢀtır:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran, maddi zararları için 375,393 Amerikan Doları (USD) tazminat talep etmiꢀtir.   Maddi tazminat talebini, 17 Haziran 2005 tarihli, baꢀvuranın isteği üzerine hazırlanmıꢀ ve   Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi’ne sunulmuꢀ bir bilirkiꢀi raporuna dayandırmıꢀtır.   Sözkonusu rapora göre, ihtilaflı toprağın değeri, 504,3181 Yeni Türk Lirasıdır. Ayrıca manevi   zararları için 100,000 Amerikan Doları talep etmiꢀtir.   Hükümet, 16 Aralık 2005 tarihli bilirkiꢀi raporu sonuçlarına itiraz etmiꢀtir. Toprağın, bir   inꢀaat mühendisi yerine bir jeolog ve bir jeomorfolog tarafından değerlendirilmesi gerektiğini   ileri sürmüꢀtür. Ayrıca, bu nitelikteki bir toprağın piyasa değerinin olamayacağını iddia   17 Haziran 2005 tarihinde 303,806 Euro’ya denk gelmektedir.   TUNCAY – TÜRKĐYE KARARI   etmiꢀtir. Ek olarak baꢀvuranın manevi tazminat talebinin haddinden fazla olduğunu   savunmuꢀlardır.   AĐHM, tespit edilen ihlalin temelinin, el koymanın yasa dıꢀılığından ziyade tazminat   eksikliği olması durumunda, tazminatın mülkün tam değerini yansıtmasının gerekli   olmadığını yineler (I.R.S ve Diğerleri – Türkiye (adil tazmin), no. 26338/95). Bu nedenle,   baꢀvuranın tazminat alma hususundaki yasal beklentilerini karꢀılayacak bir meblağın   belirlenmesini uygun bulur (Scordino – Đtalya (no. 1) [BD], no. 36813/97, Stornaiuolo –   Đtalya, no. 52980/99 ve Doğrusöz ve Aslan – Türkiye, no. 1262/02).   Yukarıda kaydedilenler ıꢀığında AĐHM baꢀvurana maddi zarar için toplam 200,000 Euro   ödenmesine karar vermiꢀtir.   Baꢀvuranın manevi tazmin talebine iliꢀkin olarak AĐHM, sözkonusu dava koꢀullarında,   ihlal tespitinin yeterli adil tazmin teꢀkil ettiğine hükmeder (Doğrusöz ve Aslan, yukarıda   anılan).   B. Mahkeme masrafları   Baꢀvuran 10,000 Amerikan Doları artı tazminat olarak alınan miktarın %17’sine tekabül   eden miktarı temsilcisinin ücreti olarak talep etmiꢀtir. Bu bağlamda kendisi ile temsilcisi   arasında imzalan sözleꢀmeye atıfta bulunmuꢀtur.   Hükümet talebe itiraz etmiꢀ, ne davanın karmaꢀıklığı ne de ülkenin ekonomik ve sosyal   gerçeklerinin bu denli yüksek avukatlık masraflarını haklı çıkarabileceğini belirtmiꢀtir.   Sahip olduğu bilgiler ve eꢀitlikçi bir temele dayanarak Mahkeme baꢀvurana mahkeme   masrafları kapsamında 4,000 Euro ödenmesine hükmeder.   C. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere   uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   vermiꢀtir.   YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesine iliꢀkin 1 No’lu Protokolün 1.   maddesine iliꢀkin ꢀikayetin kabuledilebilir, baꢀvurunun kalan kısmının ise kabuledilmez   olduğuna;   2. 1 No’lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine;   3. Đhlalin tespitinin baꢀvuran tarafından talep edilen manevi zararları tazmin için yeterli   olduğuna;   TUNCAY – TÜRKĐYE KARARI   4. (a) Sorumlu Devlet’in baꢀvurana, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleꢀtiği   tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk   Lirası’na çevrilerek baꢀvurana ödenmek üzere 200,000 Euro (iki yüz bin Euro) maddi   tazminat, 4,000 Euro (dört bin Euro) mahkeme masrafları ve bu miktarlar üzerine   uygulanabilecek her türlü vergiyi ödemesine;   (b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aꢀılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için   Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan   eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;   5. Baꢀvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đngilizce hazırlanmıꢀ, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 12 Aralık   tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   S. DOLLÉ   J.-P. COSTA   Zabıt Kâtibi   Baꢀkan   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło