1262/02

WyrokETPCz2006-05-30ECLI:CE:ECHR:2006:0530JUD000126202

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy pozbawienie skarżących własności nieruchomości bez wypłaty odszkodowania, na podstawie przepisów krajowych uznających ją za własność państwową ze względu na położenie w strefie przybrzeżnej, stanowiło naruszenie prawa do poszanowania mienia z art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że pozbawienie własności skarżących było zgodne z prawem krajowym i służyło uzasadnionemu celowi publicznemu. Jednakże, kluczowe dla stwierdzenia naruszenia było to, że skarżący nie otrzymali żadnego odszkodowania za utratę swojej nieruchomości. Trybunał podkreślił, że w przypadku pozbawienia własności, brak odszkodowania, zwłaszcza gdy nie ma wyjątkowych okoliczności, narusza zasadę sprawiedliwej równowagi między wymogami interesu publicznego a ochroną podstawowych praw jednostki. W tej sprawie, pomimo legalności interwencji, brak rekompensaty nałożył na skarżących nadmierny i indywidualny ciężar.
Stan faktyczny
Skarżący nabyli działkę w Hatay od gminy Samandağ w 1965 roku. W 1976 roku Ministerstwo Rozwoju i Mieszkalnictwa określiło linię brzegową, a w 1995 roku gmina Samandağ wszczęła postępowanie sądowe w celu ustalenia, czy działka skarżących znajduje się w strefie przybrzeżnej. Sądy krajowe, w tym Sąd Cywilny Pierwszej Instancji w Samandağ i Sąd Kasacyjny, uznały, że działka leży w strefie przybrzeżnej i jest własnością państwową, nakazując anulowanie aktu własności skarżących bez wypłaty odszkodowania.
Rozstrzygnięcie
Trybunał: 1. Uznaje skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji. 3. Orzeka, że pozwane państwo ma zapłacić skarżącym wspólnie kwotę 26 000 euro tytułem szkody majątkowej, powiększoną o wszelkie podatki, w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, przeliczoną na nowe liry tureckie według kursu obowiązującego w dniu zapłaty. 4. Orzeka, że od upływu trzymiesięcznego terminu do dnia zapłaty, odsetki proste będą naliczane według stopy równej krańcowej stopie oprocentowania Europejskiego Banku Centralnego powiększonej o trzy punkty procentowe. 5. Oddala pozostałą część roszczeń skarżących o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   DOĞRUSÖZ VE ASLAN – TÜRKĐYE   (B a ꢀvuru no. 1262/02)   KARAR   STRAZBURG   Mayıs 2006   _____________________________________________________________________________________________   © T.C. Dıꢀiꢀleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel   Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmı olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak   belirtilmi olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması ko ulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi   ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleꢀmesi’nin (“Sözleꢀme”) 34. maddesi   uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Edip Doğrusöz ve Mehmet Aslan (“baꢀvuranlar”)   isimli iki Türk vatandaꢀı tarafından, 27 Kasım 2001 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları   Mahkemesi’ne yapılan baꢀvurudan (no. 1262/02) kaynaklanmaktadır.   Baꢀvuranlar, sırasıyla Hatay ve Đstanbul Barosu’na bağlı avukatlar Z. Kadayıfçı ve T.   Gürsel tarafından temsil edilmiꢀtir.   OLAYLAR   DAVA OLAYLARI   Baꢀvuranlar sırasıyla 1931 ve 1930 doğumludur ve sırasıyla Ankara ve Hatay’da   ikamet etmektedir.   Baꢀvuranlar 1965 yılında Hatay’da Samandağ Belediyesi’nden bir arsa satın   almıꢀlardır.   Eylül 1976 tarihinde Đmar ve Đskân Bakanlığı arazi tesviye faaliyetleri yürütmüꢀ ve   baꢀvuranların arsasının bulunduğu bölgedeki kıyı ꢀeridini belirlemiꢀtir.   Nisan 1995 tarihinde, Hazine adına hareket eden Samandağ Belediyesi, Samandağ   Asliye Hukuk Mahkemesi’nden baꢀvuranların arsasının kıyı ꢀeridi dahilinde olup olmadığını   belirlemesini talep etmiꢀtir. Belediye, Kıyı Kanunu’na göre sözkonusu arsanın ꢀahıslara ait   olamayacağını, sadece kamu yararı için kullanılabileceğini öne sürmüꢀtür.   Mayıs 1995 tarihinde Mahkeme tarafından görevlendirilen bir jeomorfolog, bir   harita uzmanı ve bir ziraat mühendisinden oluꢀan bilirkiꢀi heyeti, baꢀvuranların arsasını   incelemiꢀ ve arsanın kıyı ꢀeridinin içinde olduğu sonucuna varmıꢀtır.   Temmuz 1995 tarihinde Hazine adına hareket eden Samandağ Belediyesi, Samandağ   Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açarak baꢀvuranların arazinin mülkiyetine iliꢀkin tapu   kaydının silinmesini talep etmiꢀtir. Ayrıca Belediye, Mahkemeden arazinin dava   sonuçlanıncaya kadar devrini engellemek için ihtiyati tedbir çıkarmasını talep etmiꢀtir.   Eylül 1996 tarihinde, baꢀvuranlar, Mahkemeye 3 Mayıs 1995 tarihli bilirkiꢀi   raporuna itiraz eden bir dilekçe sunmuꢀlardır. Bilirkiꢀi raporunun mülklerinin üzerindeki bitki   örtüsünü ve çevredeki binaların yaꢀ ve niteliklerini dikkate almaması sebebiyle tapu kaydının   silinmesi için dayanak olarak kabul edilemeyeceğini iddia etmiꢀlerdir. Ayrıca Belediyenin   mülkün ilk sahibi olarak araziyi elden çıkarmakla kalmayarak bir imar planını yürürlüğe   sokarak bölgede yapı inꢀa edilmesini teꢀvik ettiğini öne sürmüꢀlerdir.   Mahkeme, baꢀka bir bilirkiꢀi heyetinin görüꢀüne baꢀvurma kararı almıꢀtır. Đkinci   incelemeyi takiben 28 Ekim 1997 tarihinde heyet birinci raporu teyit etmiꢀtir. Raporun özeti   ꢀu ꢀekildedir:   “Bölgede ilk kadastro ölçümü 29 Mart 1948 tarihinde gerçekleꢀtirilmiꢀtir. Bu yüzden arsanın tapu   sicili Kıyı Kanunu yürürlüğe girmeden önce kaydedilmiꢀtir. Đhtilaflı arazi parçası Bayındırlık ve Đskân   Bakanlığı’nın onayladığı imar planı kapsamındadır. Ancak ꢀu anda bu arsa üzerinde yapı   bulunmamaktadır.   Çevre bölgede yürütülen inceleme, arsanın denizin uzantısı olarak kabul edilen sahilde yer aldığını   ortaya çıkarmaktadır. Toprak, kumsal özelliğindedir. Toprağın ekim-dikim için elveriꢀli olmaması   nedeniyle arsa üzerinde bitki bulunmamaktadır.   Arsa, kıyı ꢀeridinin içindedir. Bu yüzden ihtilaflı arsanın Devletin tasarrufunda olması zorunludur.   Özel mülkiyet konusu olamaz.”   Aralık 1999 tarihinde Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi Hazine’nin talebini   onamıꢀ ve tapu kaydının silinmesini kararlaꢀtırmıꢀtır. Aynı zamanda, baꢀvuranların davacının   yasal masraflarını tazmin etmelerini öngörmüꢀtür.   Mahkemenin nihai kararındaki muhakemesinin özeti ꢀu ꢀekildedir:   “Kıyı ꢀeridinin belirlendiği dönemde 6785 sayılı Đmar Kanunu (9 Temmuz 1956 tarihli)   yürürlükteydi. 6785 sayılı Kanun’un 105. maddesinde yer alan kıyı ꢀeridi tanımı 3621 sayılı Kıyı   Kanunu’ndaki tanıma benzerlik göstermektedir. Anayasanın 43. maddesi kıyıların Devletin tasarrufunda   olduğunu belirtmektedir. Bu ifade aynı zamanda Medeni Kanun’un 641. maddesinde, Tapu Kanunu’nun   33. maddesinde ve Kadastro Kanunu’nun 16. maddesinde de yer almaktadır. Bu yüzden kıyılar özel   mülkiyet haklarına tabi olamaz. 25 ꢁubat 1986 ve 18 Eylül 1991 tarihli Anayasa Mahkemesi kararlarında   da belirtildiği üzere bu araziler üzerinde yapı inꢀası ve bu yapıların iyi niyetle kullanılması bu kurala   istisna oluꢀturamaz.   Yukarıdakilerin ıꢀığında Mahkeme, baꢀvuranların adına düzenlenmiꢀ tapu kaydının silinmesini   kararlaꢀtırmıꢀtır. Ayrıca Mahkeme’nin kararı kesinlik kazanana kadar ihtiyati tedbirlerin uzatılmasına   hükmeder.”   Baꢀvuranlar bu karara itiraz etmiꢀ, bu mülk üzerinde yetkililerce kabul edilmesi   zorunlu olan kazanılmıꢀ haklarının bulunduğunu iddia etmiꢀlerdir. Ayrıca, 1938 yılında   yapılan kadastro ölçümlerine göre arsanın kısıtlamasız bir kamu alanı olarak tayin edildiğini   öne sürmüꢀlerdir. Bir bölgeye ait kadastro planlamasının sadece bir kez yapılabilmesi   nedeniyle bahse konu arazinin mülkiyet haklarıyla ilgili tartıꢀma yapılamayacağını öne   sürmüꢀlerdir. Buna ek olarak bilirkiꢀi heyetinin kıyı ꢀeridinin tespitinde hata yaptığını iddia   etmiꢀlerdir.   Ekim 2000 tarihinde Yargıtay, bilirkiꢀi raporları ve bu konudaki yerleꢀmiꢀ içtihadın   ıꢀığında Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararını onamıꢀtır.   Nisan 2001 tarihinde Yargıtay baꢀvuranların kararın düzeltilmesi talebini Hukuk   Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 440. maddesindeki ꢀartların hiçbirinin davada mevcut   olmaması nedeniyle reddetmiꢀtir. Karar, 5 Haziran 2001 tarihinde baꢀvuranlara tebliğ   edilmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN EK 1 NO’LU PROTOKOLÜ’NÜN 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ   ĐDDĐASI   Baꢀvuranlar, 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi’nin ihlal edilerek, kendilerine tazminat   ödenmeden arsalarından yoksun bırakıldıkları hususunda ꢀikayette bulunmuꢀlardır.. 1 No’lu   Protokol’ün 1. Maddesi’ne göre:   “Her gerçek ve tüzel kiꢀinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır.   Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koꢀullara ve uluslararası hukukun   genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.   Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek   veya vergilerin ya da baꢀka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri   yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”   A. Kabuledilebilirlik   Hükümet öncelikle, baꢀvurunun, AĐHS’nin 35 § 1. Maddesi uyarınca altı aylık süre   sınırına bağlı kalamadığı gerekçesiyle, AĐHM’nin baꢀvuruyu reddetmesini istemiꢀtir.   Hükümet, bu hükmün amacı doğrultusunda, sürenin, yerel makamların nihai kararlarını   verdiği tarih olan 30 Nisan 2001 tarihinde ya da nihai kararın baꢀvuranlara tebliğ edildiği tarih   olan 5 Haziran 2001 tarihinde iꢀlemeye baꢀlamıꢀ olduğunu iddia etmiꢀtir. Buna karꢀılık   baꢀvuranlar baꢀvurularını AĐHM’ye 21 Kasım 2001 tarihinde sunmuꢀlardır.   AĐHM, yerel makamların nihai kararlarının kendilerine 5 Haziran 2001 tarihinde   tebliğ edilmesi üzerine, baꢀvuranların, baꢀvurularını 21 Kasım 2001 tarihinde AĐHM’ye   sunmakla, AĐHS’nin 35 § 1. Maddesi’nde belirlenen koꢀula riayet ettiklerini kaydetmektedir.   Dolayısıyla bu ön itiraz reddedilmelidir.   Đkinci olarak, Hükümet, baꢀvuranların, iç hukukta kendilerine tanınan idari ve medeni   hukuk yollarından tam olarak yararlanmayı baꢀaramayarak, AĐHS’nin 35 § 1. Maddesi’nin   gerektirdiği biçimde iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüꢀtür.   Baꢀvuranlar, iç hukukta mülkiyet haklarıyla ilgili etkili baꢀvuru yollarının   bulunmadığını iddia etmiꢀlerdir.   AĐHM, Hükümet’in gösterdiği medeni ve idari hukuk yollarının, baꢀvuranlara, tapu   sicilinde kendi adlarına olan kayıtların ancak kanuna aykırı olarak geçersiz kılınması   durumunda tazminat yolu açabileceğini gözlemlemektedir. Öte yandan, Samandağ Asliye   Hukuk Mahkemesi, sözkonusu arazinin kıyı ꢀeridinde olması nedeniyle Devlet’in yetkisinde   olması gerektiği kararını vererek, baꢀvuranların tapularını Kıyı Kanunu’na göre geçersiz   kılmıꢀtır.   Bu nedenle AĐHM, Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmemesiyle ilgili ön itirazını   reddetmiꢀtir. AĐHM, ayrıca, baꢀvurunun diğer bakımlardan kabuledilmez olmadığını, bu   nedenle kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiğini kaydetmiꢀtir.   B. Esaslar   1. AĐHM’ye sunulan savunma   Hükümet, Anayasa’ya göre, kıyıların Devlet’e ait olduğunu ve hiçbir zaman özel   mülkiyet konusu edilemeyeceklerini savunmuꢀ, baꢀvuranların tapularının iptal edilmesiyle,   Samandağ Đlk Derece Mahkemesi’nin aslında kanuna aykırı bir durumu düzelttiğini öne   sürmüꢀtür. Ayrıca Hükümet, zaten Devlet’e ait olan mülkün kamulaꢀtırılması mümkün   olmadığından, baꢀvuranlara, tapularının geçersiz kılınmasına istinaden tazminat   ödenemeyeceğini iddia etmiꢀtir. Bu bakımdan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun, 27 ꢁubat   tarihli, kıyı alanlarının hukuki bir bedellerinin olmadığı ve bu nedenle satıꢀlarının   geçersiz sayılacağıyla ilgili kararını sunmuꢀtur.   Hükümet ayrıca, Medeni Usul Hukuku’nun¸ hukuki bir ihtilaf için yapılan mahkeme   masraflarını kaybeden tarafın üstlenmesini ꢀart koꢀtuğunu savunmuꢀtur. Hükümet, bu   ꢀikayetin, AĐHS’nin temin ettiği haklarla ilgisi olmadığını iddia etmiꢀtir.   Baꢀvuranlar, mülkü satın aldıkları tarih olan 1965 yılında, tapu sicilinde, mülkün kıyı   ꢀeridinde olduğuna dair herhangi bir belirti olmadığını iddia etmiꢀlerdir. Baꢀvuranlar,   Samandağ Belediyesi’nin Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açtığı tarih olan   yılına dek, bu durumdan habersiz olduklarını ifade etmiꢀlerdir. Kıyı ꢀeridinde olduğu   iddia edilen arazinin tapusunu kanuna aykırı olarak kaydetmekle sorumlu Devlet   makamlarının, kayıplarını telafi etmeleri gerektiğini iddia etmiꢀlerdir. Baꢀvuranlar ayrıca,   kayıplarına ek olarak, ulusal mahkemelerin, takibat sona erdiğinde, tüm hukuki masrafları   kendilerinin ödemelerine karar verdiği konusunda ꢀikayetçi olmuꢀlardır.   2. AĐHM’nin değerlendirmesi   No.’lu Protokol’ün 1. maddesi anlamı dahilinde mal ve mülkten yoksun bırakmanın   gerçekleꢀip gerçekleꢀmediğini belirlerken, mülkün kamulaꢀtırıldığının mı yoksa mülke resmi   olarak el mi koyulduğunun değerlendirilmesi ve bununla birlikte görünenlerin ardına bakılıp   ꢀikayet konusu durumun gerçeklerinin incelenmesi gereklidir. AĐHS’nin maksadı “pratik ve   etkili” hakları güvence altına almak olduğuna göre, durumun de facto kamulaꢀtırmaya varıp   varmadığı tespit edilmelidir (bkz. Sporrong ve Lönnroth – Đsveç, 23 Eylül 1982 tarihli karar,   Seri A no. 52, ss. 24-25, § 63).   Bu bağlamda, AĐHM, bir kiꢀiyi mülkünden yoksun bırakan bir önlemin “kamu   yararına” meꢀru bir amaç gütmesi gerektiğini ve baꢀvurulan yollar ve gerçekleꢀtirilmesi   amaçlanan hedef arasına makul bir oransallık iliꢀkisi olması gerektiğini anımsar (ibidem, §   69). Sözkonusu kiꢀinin “kiꢀisel ve haddinden fazla yük” taꢀımak zorunda kalmıꢀ olduğu   durumda gerekli denge kurulamayacaktır (ibidem, § 73).   Sözleꢀmeye taraf olan Devlet’lerin yasal sistemleri uyarınca, tazminat ödemesi   olmadan kamu yararına mala el koymanın ancak, halihazır dava ile ilgisi olmayan, istisnai   durumlarda haklı olarak kabul edilebileceğini yineler. 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesince   sağlanan mülkiyet hakkının korunması, eꢀdeğerde herhangi bir ilkenin mevcut olmaması   halinde büyük ölçüde boꢀ ve etkisiz olur (Lithgow ve Diğerleri – Đngiltere, 8 Temmuz 1986   tarihli karar, Seri A no. 102, § 128).   Bu davada, AĐHM, baꢀvuranların, tartıꢀma konusu arsayı 1965 yılında Samandağ   Belediyesi’nden aldıklarını ve arsanın, kesinti olmadan, 2001 yılına kadar adlarına kayıtlı   olduğunu gözlemlemektedir. Arsanın alındığı tarihte, kayıtlarda, kiꢀilere böyle bir mülkiyeti   yasaklayan herhangi bir uyarı veya arsanın kıyı ꢀeridi bölgesi içinde yer aldığına dair bir ifade   mevcut değildi. Tapu senedi, 30 Nisan 2001 tarihinde Yargıtay tarafından onanan Samandağ   Hukuk Mahkemesi’nin 19 Aralık 1999 tarihli kararı ile Hazine’ye devredilmiꢀtir. Bu nedenle,   yerel mahkemelerin kararı, 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesinin ikinci cümlesi anlamı   dahilinde baꢀvuranları açıkça mülkiyetlerinden yoksun bırakmıꢀtır (bkz., mutatis mutandis,   Brumărescu – Romanya [BD], no. 28342/95, § 77, AĐHM 1999-VII).   AĐHM, Samandağ Hukuk Mahkemesi’nin, arsayı Hazine adına tescil etme kararının   kanun tarafından öngörüldüğünü kaydeder. Zira, bu karar, Kıyı Kanunu hükümlerine,   Anayasa’nın 43. maddesine, Tapu Kanunu’nun 33. maddesine ve Kadastro Kanunu’nun 16.   maddesine dayanmıꢀ ve Anayasa Mahkemesi’nin içtihatları doğrultusunda olmuꢀtur. Ayrıca,   mülkiyetten yoksun bırakmanın kamu yararına olduğunun taraflar arasında anlaꢀmazlık   konusu olmadığını kaydetmektedir. Bu gerçek aynı zamanda yerel mahkemelerin kararında da   kaydedilmiꢀtir. Ancak, baꢀvuranlar, tapularının Hazine’ye devredilmesine karꢀılık herhangi   bir tazminat almamıꢀlardır ve Hükümet, bu tutumu haklı çıkarabilecek ikna edici herhangi bir   unsura atıfta bulunmamıꢀtır.   AĐHM, mülkiyetlerine karꢀılık yeterli tazminatın ödenmediği bu durumda, kanun   tarafından öngörülmesine rağmen, sözkonusu müdahalenin, kamu yararı gerekleri ve kiꢀinin   temel haklarının korunması gerekleri arasındaki adil dengeyi sağlamadığını   değerlendirmektedir (bkz., mutatis mutandis, N.A. ve Diğerleri – Türkiye, no. 37451/97, §§   41-42, AĐHM 2005-…).   Sonuç olarak, AĐHS’nin 1 No.’lu Potokol’ünün 1. maddesinin ihlal edildiği kararına   varır.   II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesi ꢀöyledir:   “ Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleꢀmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder.”   A. Zarar   Baꢀvuranlar, maddi ve manevi zararları için 50,000 Amerikan Doları tazminat talep   etmiꢀtir. Maddi tazminat taleplerini, 16 Aralık 2006 tarihli, baꢀvuranların isteği üzerine   hazırlanmıꢀ ve Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi’ne sunulmuꢀ bir bilirkiꢀi raporuna   dayandırmıꢀlardır. Sözkonusu rapora göre, ihtilaflı toprağın değeri, 46,8001 Türk Lirasıdır.   Hükümet, 16 Aralık 2005 tarihli bilirkiꢀi raporu sonuçlarına deliller ileri sürerek itiraz   etmiꢀtir. Toprağın, bir inꢀaat mühendisi yerine bir jeolog ve bir jeomorfolog tarafından   değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüꢀtür. Ayrıca, bu nitelikteki bir toprağın piyasa   değerinin olamayacağını iddia etmiꢀtir. Đddialarını desteklemek için 21 ꢁubat 2006 tarihli bir   diğer bilirkiꢀi raporu sunmuꢀtur. Biri jeolog biri iktisatçı iki doçent tarafından hazırlanan   sözkonusu rapora göre, ihtilaflı toprak herhangi bir alıꢀveriꢀ konusu olamaz. Bu nedenle   piyasa değerine sahip değildir.   16 Aralık 2005 tarihinde 29,000 Euro’ya denk gelmektedir.   Hükümet ayrıca, baꢀvuranların manevi tazminat taleplerinin, haddinden fazla   olduğunu ileri sürmüꢀtür.   AĐHM, tespit edilen ihlalin temelinin, el koymanın yasa dıꢀılığında ziyade tazminat   eksikliği olması durumunda, tazminatın mülkün tam değerini yansıtmasının gerekli   olmadığını yineler (I.R.S ve Diğerleri (adil tazmin), no. 26338/95, § 23-24, 31 Mayıs 2005).   Bu nedenle, baꢀvuranların tazminat alma hususundaki yasal beklentilerini karꢀılayacak bir   meblağın götürü usulü belirlenmesini uygun bulur.   Yukarıda kaydedilenler ıꢀığında AĐHM baꢀvuranlara müꢀterek olarak maddi zarar için   toplam 26,000 Euro ödenmesine karar verir.   Baꢀvuranların manevi tazmin taleplerine iliꢀkin AĐHM, sözkonusu dava koꢀullarında,   ihlal tespitinin yeterli adil tazmin teꢀkil ettiğine hükmeder (belirtilen karar, § 28).   B. Mahkeme Masrafları   Baꢀvuranlar, masraf ve harcamalarının tazmin edilmesini talep etmemiꢀtir. Bu nedenle   AĐHM, sözkonusu baꢀlık altında tazminat ödenmemesine karar verir.   C. Gecikme Faizi   40. AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere   uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   verir.   YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM,   1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna,   2. AĐHS’ye ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilmiꢀ olduğuna,   3. (a) Sorumlu Devlet’in, baꢀvurana, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın   kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde, baꢀvuranlara müꢀterek olarak bu miktara   tabi olabilecek her türlü vergi ile birlikte 26.000 Euro (yirmi altı bin Euro) maddi   tazminatı, ödeme günündeki kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na dönüꢀtürmek üzere   ödemesine,   (b) Yukarıda kaydedilmiꢀ olan üç aylık sürenin bitiminden ödeme gününe kadar,   Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek   suretiyle oluꢀacak faiz oranına göre yukarıda belirtilen miktarlarda ödenecek basit   faizi ödemekle yükümlü olduğuna karar vermiꢀ,   4. Baꢀvuranların adil tazmin taleplerinin kalan kısmını reddetmiꢀtir.   Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ olup 30 Mayıs 2006 tarihinde, Đçtüzüğün 77.   Maddesi’nin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   S. DOLLE   J.-P. COSTA   Zabıt Katibi   Baꢀkan   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło