12624/02

WyrokETPCz2007-06-26ECLI:CE:ECHR:2007:0626JUD001262402

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy długotrwałe pozbawienie wolności (ponad 7 dni) bez niezwłocznego postawienia przed sędzią lub innym urzędnikiem uprawnionym do wykonywania funkcji sądowych, w kontekście zarzutów oszustwa na egzaminie, naruszyło prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego, zgodnie z art. 5 ust. 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że zatrzymanie skarżącego na ponad siedem dni bez postawienia go przed sędzią naruszyło art. 5 ust. 3 Konwencji. Powołał się na swoje wcześniejsze orzecznictwo, w tym sprawę Brogan i inni przeciwko Zjednoczonemu Królestwu, gdzie zatrzymanie na cztery dni i sześć godzin uznano za przekraczające ścisłe granice tego artykułu. ETPCz podkreślił, że zasady te mają zastosowanie a fortiori w sprawach dotyczących przestępczości zorganizowanej, a trudności władz w śledztwach nie usprawiedliwiają arbitralnego pozbawienia wolności bez kontroli sądowej. Trybunał odrzucił również zarzuty rządu dotyczące niewyczerpania środków krajowych, uznając, że dostępne środki nie zapewniały skutecznej kontroli sądowej nad pozbawieniem wolności ani nie dotyczyły istoty skargi z art. 5 ust. 3.
Stan faktyczny
Skarżący, Ramazan Đnal, został zatrzymany 17 czerwca 2001 r. w Diyarbakır w związku ze śledztwem dotyczącym oszustwa podczas egzaminów uniwersyteckich. Początkowo jego areszt został przedłużony o trzy dni przez prokuratora, a następnie o kolejne sześć dni przez sędziego Sądu Bezpieczeństwa Państwa, co skutkowało łącznym okresem zatrzymania przekraczającym siedem dni. W tym czasie Diyarbakır znajdował się pod reżimem stanu wyjątkowego. Skarżący został zwolniony 25 czerwca 2001 r. po tym, jak prokurator uznał, że brak jest podstaw do ścigania.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. 3. Uznaje, że nie ma potrzeby orzekania w kwestii zgodności z art. 5 ust. 1 Konwencji. 4. a) Nakazuje Państwu-Stronie zapłacić skarżącemu w terminie trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku: i. 1 750 euro (tysiąc siedemset pięćdziesiąt euro) tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową; ii. 1 000 euro (tysiąc euro) tytułem zwrotu kosztów i wydatków. Kwoty te mają być przeliczone na liry tureckie według kursu wymiany obowiązującego w dniu płatności i wolne od wszelkich podatków, które mogą być na nie nałożone. b) Od upływu wspomnianego terminu do dnia zapłaty, odsetki proste będą naliczane według stopy równej stopie oprocentowania podstawowych operacji refinansujących Europejskiego Banku Centralnego powiększonej o trzy punkty procentowe. 5. Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   ĐNAL -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 12624/02)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Haziran 2007   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir.   ꢁekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (12624/02) baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu ülke   vatandaꢀlarından Ramazan Đnal’ın (baꢀvuran), 24 Aralık 2001 tarihinde Avrupa Đnsan   Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (“Sözleꢀme”)   Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ   olduğu baꢀvurudur   Baꢀvuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından Abdülkadir Güleç ve Vedat Güleç   tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN UNSURLARI   Üniversiteye giriꢀ sınavı sırasında kopya çekilmesiyle ilgili olarak yürütülen bir   soruꢀturma çerçevesinde aranmakta olan baꢀvuran 17 Haziran 2001 tarihinde (saat 23:30   sularında) Diyarbakır Đl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar ꢁubesine bağlı ekiplerce   yakalanarak gözaltına alınmıꢀtır. Sözkonusu dönemde Diyarbakır ili olağanüstü hal   rejimine bağlıydı.   Olayın ertesi günü Emniyet Müdürlüğü, baꢀvuranın gözaltı süresinin 18 Haziran 2001   tarihinden itibaren üç gün uzatılması talebiyle Diyarbakır Cumhuriyet Baꢀsavcılığı’na   baꢀvurmuꢀtur. Cumhuriyet Baꢀsavcılığı istenen izni vermiꢀtir.   Baꢀvuran, konuyla ilgili olarak düzenlenen tutanakta da belirtilen ‘ÖSS sınavı sırasında   telsiz vasıtasıyla kopya çekilmesi olayına’ karıꢀtığı yönündeki suçlamaları 20 Haziran   tarihinde kabul ederek bu yönde bir itirafname imzalamıꢀtır.   Emniyet Müdürlüğü yine aynı tarihte Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi   Savcılığı’na baꢀvuruda bulunarak gözaltı süresinin altı gün uzatılmasını talep etmiꢀtir.   Nöbetçi DGM hâkimi ek gözaltı süresi talebini kabul ederek 2845 sayılı kanunun 16/1 ve   3. maddesi uyarınca baꢀvuranın gözaltı süresini 25 Haziran 2001 tarihine kadar   uzatmıꢀtır.   Ramazan Đnal 25 Haziran 2001 tarihinde savcı önüne çıkarılmıꢀtır. Baꢀvuran polise   verdiği ifadeyi inkâr ederek masum olduğu iddiasında bulunmuꢀtur. Savcılık baꢀvuranı   aynı gün serbest bırakmıꢀtır.   Savcılık TCK’nın 313. maddesinde öngörülen suç unsurlarının oluꢀmadığı kanaatine   vararak baꢀvuran hakkında takipsizlik kararı vermiꢀtir.   HUKUK AÇISINDAN   Baꢀvuran adli denetim olmaksızın geçirdiği uzun gözaltı süresinden ꢀikayetçi olmaktadır.   Baꢀvuran ayrıca AĐHS’nin 5/3 maddesinin özü itibariyle ihlal edildiğini iddia etmektedir.   AĐHM yazıꢀma safhasında, her ne kadar baꢀvuran müꢀterek bir suçla suçlanmaktaysa da   bunun devlet menfaatini hiçbir biçimde ilgilendirmeyen bir hilecilik suçlaması olmasına   rağmen baꢀvuran hakkında 2845 sayılı kanunun uygulanmasını dikkate almıꢀ ve   AĐHS’nin 5/1 maddesi açısından gözaltı iꢀleminin yasallığı sorununu ex officio gündeme   getirmiꢀtir.   I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE DAĐR   Hükümet iki bakımdan iç hukuk yollarının tüketilmediği yönünde itirazda bulunmaktadır.   Hükümet baꢀvuranı gözaltına alınma iꢀlemine yönelik itirazda bulunmamakla ve   CMUK’un 128/4 maddesi uyarınca serbest bırakılma baꢀvurusu yapmamakla   suçlamaktadır. Hükümet ayrıca baꢀvuranın 466 sayılı yasanın 1/6 maddesinde öngörülen   tazminat yolunu kullanmasının da mümkün olduğunu belirtmektedir. Sözkonusu kanun   maddesi, yasaya uygun biçimde özgürlüğü bağlanan, ancak daha sonra, haklarında   takipsizlik kararı verilen kimseler hakkında tazminata hükmedilmesi imkanı   tanımaktadır. Đtirazın ilk bölümüne iliꢀkin olarak Hükümet, yakalanan sanıkların   gözaltına alınma iꢀlemlerinin yasallığına ve savcılığın gözaltı sürelerinin uzatılması   emrine dair yaptıkları itirazın yargıçlar tarafından incelendiği iki yargı kararını örnek   olarak sunmaktadır. Sözkonusu yargılamalar sanıklar hakim huzuruna çıkarılmaksızın   dosya üzerinden yapılmıꢀtır.   Baꢀvuran 25 Haziran 2001 tarihinde savcı huzuruna çıkarılana değin gözaltına alınma   iꢀleminin gizli tutulduğunu ve bu süre zarfında avukatları ya da yakınlarıyla   görüꢀtürülmediğini belirtmektedir. Bu nedenle baꢀvuran kendi durumuna iliꢀkin olarak   128/4 maddesinde öngörülen baꢀvuru yolunun uygun olmayan, yanıltıcı ve baꢀarısızlığa   mahkum bir baꢀvuru yolu olduğunu ifade etmektedir. Baꢀvuran ayrıca gözaltına alınma   iꢀleminin ulusal mevzuata uygun olduğunu ve konuyla ilgili süre uzatma kararının   ifadesine baꢀvurulmaksızın dosya üzerinden alındığına dikkat çekmektedir. Hükümetin   itirazının ikinci bölümüne iliꢀkin olarak baꢀvuran gözaltına alınma iꢀleminin yasaya   uygun olduğu göz önünde tutulduğunda 466 sayılı kanunda öngörülen baꢀvuru yolunun   etkili bir baꢀvuru yolu olmadığını ileri sürmektedir.   AĐHM, Öcalan – Türkiye kararında (no:46221/99, prg 68) CMUK’un 128/4 maddesi   uyarınca ulusal yargıç tarafından ilgililerin tutuklanmasının yasallığına iliꢀkin olarak   (mevcut davada ilgililerin yakalanarak gözaltına alınması ve gözaltı süresi)   gerçekleꢀtirilen denetimin olayların meydana geldiği dönemde 5/4 maddesinin gereklerini   yerine getirmediği kanaatine varmıꢀtı. Her ne kadar mevcut dava baꢀvuranın   yakalanmasının Öcalan davasındaki gibi 1999 yılında değil de 2001 yılında gerçekleꢀmiꢀ   olması yönünden farklılık arz etmekteyse de AĐHM daha evvel vardığı sonuçtan   ayrılması için herhangi bir gerekçe görmemektedir. Öte yandan iç hukuk hükümleri göz   önünde bulundurulduğunda AĐHM, Hükümet tarafından dile getirilen itiraz yolunun adli   niteliği haiz bir usul iꢀlemi olduğu ve özgürlükten yoksun bırakma iꢀlemine uygun usul   güvencelerini temin ettiği hususunda ikna olmamıꢀtır (Toth – Avusturya, 12 Aralık 1991   tarihli karar, § 22). Zira itiraz duruꢀmasında, davaya bakan hakimin ilgiliyi ya da   avukatını dinlemeksizin dosya üzerinden karar vermesi öngörülmektedir (karꢀılaꢀtırınız,   sözgelimi, Megyeri – Almanya, 12 Mayıs 1992 tarihli karar, § 22). Hükümet tarafından   sunulan örnekler bu tespiti pekiꢀtirmektedir. Bu nedenle itirazın bu bölümü kabul   edilmeyecektir.   Đtirazın, 466 sayılı kanunun 1. maddesi yönünden yapılan ikinci bölümüne iliꢀkin olarak   ise AĐHM, bu kanun hükmünün yasaya aykırı bir biçimde özgürlükten yoksun bırakılma   vakalarıyla – ki bu davada böyle bir durum sözkonusu değildir - veya kanun dairesinde   yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuꢀturma yapılmasına veya son   soruꢀturmanın açılmasına yer olmadığına veya hut beraetlerine veya ceza verilmesine   mahal olmadığına karar verilen durum ile ilgili olduğunu tespit etmektedir. AĐHM,   baꢀvuranın iç mevzuata uygun ꢀekilde gözaltına alındıktan sonra Savcı tarafından   takipsizlik kararı verilmesi nedeniyle bu sonuncu seçeneğin baꢀvuranın durumuna   uyduğunu tespit etmektedir. Bununla birlikte AĐHM, ilgilinin tutukluluğu gerekçesiyle   tazminat elde etmek için hukuk yolu bulunmadığından değil uzun gözaltı süresinden   ꢀikayetçi olduğunu belirlemektedir. Dolayısıyla baꢀvuranın ꢀikayeti AĐHS’nin 5/3   maddesine iliꢀkindir. Oysa Hükümet tarafından dile getirilen baꢀvuru yolu AĐHS’nin 5/5   maddesiyle ilgilidir. Dolayısıyla ön itirazın bu bölümünün de dayanaktan yoksun olduğu   ortaya çıkmaktadır (bkz., mutatis mutandis, Yağcı ve Sargın – Türkiye, 8 Haziran 1995   tarihli karar, prg 44).   AĐHM ayrıca baꢀvurunun AĐHS’nin 35/3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun   olmadığını tespit etmektedir. Baꢀvuru ayrıca herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesiyle   karꢀılaꢀmamaktadır. Bu itibarla baꢀvuruyu kabuledilebilir ilan etmek yerinde olacaktır.   II. ESASA DAĐR   A. AĐHS’nin 5/3 maddesi   Hükümet baꢀvuranın gözaltına alınması iꢀleminin ulusal mevzuata uygun olup keyfi   nitelikte olmadığını beyan etmektedir. Hükümet ayrıca bu alanda azami gözaltı sürelerini   indiren yasal iyileꢀtirmelere dikkat çekmektedir.   AĐHM, geçmiꢀte birçok defalar terör suçlarıyla ilgili soruꢀturmaların yetkili makamları   hiç kuꢀkusuz önemli sorunlarla karꢀı karꢀıya bıraktığını kabul etmiꢀtir (Brogan ve   diğerleri – Birleꢀik Krallık, 29 Kasım 1988 tarihli karar, Murray – Birleꢀik Krallık, 28   Ekim 1994 tarihli karar, § 58, ve Aksoy – Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar, § 78).   Bununla birlikte sözkonusu durum yetkili makamların terör suçunun mevcut olduğunu   beyan ettikleri her durumda, ulusal mahkemelerin ve son raddede AĐHM’nin denetim   organlarının kontrolünün dıꢀında ꢀüphelileri istedikleri gibi yakalayarak gözaltına   alabilecekleri anlamına gelmez (Sakık ve diğerleri – Türkiye, 26 Kasım 1997 tarihli karar,   § 44).   Yukarıda ifade olunan ilkeler mevcut davadaki gibi organize suç sözkonusu olduğunda   a fortiori uygulanır. Bu hususta AĐHM, ihtilaflı gözaltı süresinin 17 Haziran 2001   tarihinde (saat 22:30 sularında) baꢀvuranın yakalanmasıyla baꢀlayarak 25 Haziran 2001   tarihinde sona erdiğini tespit etmektedir. Dolayısıyla baꢀvuran toplam olarak yedi günden   fazla bir süre boyunca gözaltında kalmıꢀtır.   AĐHM, Brogan ve diğerleri davasında, ilgilinin bir hakim karꢀısına çıkarılmaksızın dört   gün altı saat süresince gözaltında tutulmasının AĐHS’nin 5/3 maddesinde belirlenmiꢀ   kesin sınırları aꢀtığına hükmettiğini hatırlatmaktadır.   Bu itibarla AĐHM, baꢀvuranın yedi günden fazla bir süre boyunca tutulmasını gerekli   olarak telakki edemeyecektir.   Bu nedenle AĐHS’nin 5/3 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   B. AĐHS’nin 5/1 maddesi   Hükümet baꢀvuranın bir suç örgütü bünyesinde hilecilik yaptığından ꢀüphelenilmesi   sonucunda gözaltına alındığını belirtmektedir. Bu nedenle konuyla ilgili olarak yapılan   ön soruꢀturma eski Türk Ceza Kanunu’nun 313. maddesi temelinde açılmıꢀtı. Olayların   meydana geldiği dönemde sözkonusu kanun maddesi 2845 sayılı kanun uyarınca Devlet   Güvenlik Mahkemelerinin yetki alanına girmekteydi. Hükümet 13 Aralık 2001 tarihinde   yapılan bir mevzuat değiꢀikliğiyle sözkonusu suçun adıgeçen mahkemelerin yetki   sahasından çıkarıldığına dikkat çekmektedir.   AĐHS’nin 5/3 maddesi yönünden yaptığı ihlal tespitini ve dava olaylarının tamamını göz   önünde bulunduran AĐHM, 5/1 maddesi alanında bir hükme varmaya gerek   görmemektedir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran 3.000 Euro maddi ve 10.000 Euro manevi zarara maruz kaldığını iddia   etmektedir.   Hükümet bu taleplerin aꢀırı ve temelsiz olduğu kanaatindedir. Hükümet, AĐHM’den bir   tazminata hükmetmeyi gerekli görmesi halinde bunun hakkaniyete uygun olmasını ve   hiçbir biçimde haksız zenginleꢀmeye sebebiyet vermemesini talep etmektedir.   Maddi zararın mevcut olduğunu kanıtlayan herhangi unsur bulunmadığından AĐHM bu   sıfatla bir tazminata hükmetmeye yer olmadığı kanaatindedir.   Manevi tazminata iliꢀkin olarak ise hakkaniyete uygun bir karara varan AĐHM, baꢀvurana   1.750 Euro ödenmesinin makul olacağına hükmetmektedir.   B. Masraf ve harcamalar   Baꢀvuran, AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 2.397 Euro talep etmektedir.   Baꢀvuran bu hususta Diyarbakır Barosu avukatlık ücreti tarifesini dayanak olarak ileri   sürmektedir.   Hükümet bu talebin dayanaksız olduğu kanaatindedir.   AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca yalnızca gerçekten ve zorunlu olarak yapıldığı   kanıtlanmıꢀ ve makul oranda olduğu ortaya konulmuꢀ masrafların geri ödenmesine   hükmettiğini hatırlatmaktadır (bkz., diğer birçokları arasında, Nikolova – Bulgaristan, no   : 31195/96, § 79).   Baꢀvuranın talebi belgelendirilmemiꢀ olmakla birlikte, AĐHM, elindeki bilgilere ve bu   konudaki içtihadına dayanarak, baꢀvurana masraf ve harcamalar için 1000 euros   verilmesini uygun görmektedir.   C. Gecikme faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına   üç puanlık bir artıꢀın eklenmesinin uygun olacağına hükmeder.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 5/1 maddesine riayet edilip edilmediği hususunda ayrıca bir karara varmaya   gerek olmadığına;   4. a) AĐHS’nin 44/2. maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay   içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, miktara   yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Devlet tarafından   baꢀvurana:   i. manevi tazminat olarak 1.750 Euro (bin yedi yüz elli Euro);   ii. masraf ve harcamalar için ise 1.000 Euro (bin Euro) ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca hazırlanmıꢀ olup, iç tüzüğün 77/2 ve 77/3. maddelerine   uygun olarak 26 Haziran 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło