12728/05
WyrokETPCz2009-10-20ECLI:CE:ECHR:2009:1020JUD001272805
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy użycie siły przez policję wobec skarżącego podczas rozpędzania demonstracji oraz brak skutecznego dochodzenia w tej sprawie naruszyły art. 3 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że obrażenia skarżącego, potwierdzone raportami medycznymi, były wystarczająco poważne, aby wpaść w zakres art. 3 Konwencji, a użyta siła była nadmierna i nieuzasadniona, ponieważ brakowało dowodów na to, że tak intensywna interwencja była absolutnie konieczna. W aspekcie proceduralnym Trybunał stwierdził, że władze krajowe nie wywiązały się z pozytywnego obowiązku przeprowadzenia skutecznego dochodzenia. Prokurator oparł decyzję o nieściganiu wyłącznie na ogólnych przepisach dotyczących rozpędzania demonstracji, nie badając indywidualnej konieczności i proporcjonalności użycia siły wobec skarżącego, ani tego, czy jego zachowanie stanowiło zagrożenie uzasadniające taką interwencję.Stan faktyczny
Skarżący, Hasan Kop, turecki prawnik, został ranny przez policję podczas rozpędzania protestu przeciwko szczytowi NATO w Stambule w czerwcu 2004 roku. Doznał obrażeń twarzy, w tym obrzęku i siniaków wokół lewego oka, co potwierdziły raporty medyczne i zaowocowało pięciodniowym zwolnieniem lekarskim. Złożył skargę karną na policjantów za użycie nadmiernej siły, ale prokurator wydał decyzję o nieściganiu, którą sąd krajowy podtrzymał, opierając się na ogólnych przepisach dotyczących rozpędzania demonstracji, bez szczegółowego badania okoliczności użycia siły wobec skarżącego.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednomyślnie:
1. Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna.
2. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji w jego aspekcie materialnym.
3. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji w jego aspekcie proceduralnym.
4. Stwierdza, że nie ma odrębnego problemu w świetle art. 13 Konwencji.
5. Zasądza na rzecz skarżącego 8 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 500 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków.
6. Oddala pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
KOP -TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 12728/05)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Ekim 2009
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (12728/05) no’lu davanın nedeni (T.C.
vatandaꢀı) Hasan Kop’un (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 2 Mart 2005
tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa
Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından F. A. Tamer, M. Filorinalı ve Y. Baꢀar tarafından
temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuran, 1962 yılında doğmuꢀtur ve Đstanbul’da ikâmet etmektedir. Baꢀvuran, Đstanbul
barosunda avukattır.
NATO zirvesi, 28 ve 29 Haziran 2004 tarihlerinde Đstanbul’da yapılmıꢀtır. Bu zirveye karꢀı
düzenlenen çok sayıda protesto gösterileri sırasında birçok araç imha edilmiꢀ ve otuz dört
polis memuru ile yirmi iki gösterici yaralanmıꢀtır. Haziran 2004 tarihinde, Beyoğlu’nda (Đstanbul) bir gösteri düzenlenmiꢀtir. Đstanbul
Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı polislerin düzenlediği tutanaklara göre, Đstanbul Valisi, 29
Haziran 2004 tarihinde Đstanbul’da Galatasaray Lisesi önünde yasadıꢀı bir gösteri
düzenleneceği yönünde bir istihbarat almıꢀ ve güvenlik güçlerine talimat vererek saat 11’den
itibaren olay yerinde güvenlik önlemleri almıꢀtır. Saat 11:30’da, yaklaꢀık 700 kiꢀi Galatasaray
postanesinin önünde toplanmıꢀtır. Bu grubun sözcüsü halkın önünde NATO zirvesi karꢀıtı bir
protesto bildirisi okumuꢀtur. Polisin uyardığı göstericiler dağılmıꢀ, ancak 100 kiꢀilik bir grup
pankartlar açarak ve sloganlar atarak semtin ana caddesine doğru yürüyüꢀe geçmiꢀlerdir. Bu
grup, güvenlik güçlerinin uyarılarına kulak asmamıꢀ ve mağazalara saldırmıꢀlardır. Bu durum
karꢀısında polis, grubu dağıtmak için güç kullanmıꢀtır. Bu olay sırasında altı gösterici
tutuklanmıꢀtır.
Yine 29 Haziran 2004 tarihinde, polisin kendisine ꢀiddet uyguladığını ileri süren baꢀvuran, ilk
yardım hizmeti ve sağlık raporu almak için önce Đnsan Hakları Derneği’nin Đstanbul ꢀubesine
gitmiꢀtir. Doktorlar tarafından düzenlenen raporda ilgili ꢀahsın sol gözünün altında 1
santimetre (cm) çapında ödemli bir lezyon ve 4x2 cm boyutunda bir ekimoz görüldüğü
belirtilmiꢀtir.
Aynı gün, baꢀvuran kendisine karꢀı aꢀırı güç kullandıklarını ileri sürdüğü polisler hakkında
Beyoğlu savcılığına suç duyurusunda bulunmuꢀtur. Yine aynı gün Cumhuriyet savcısı
tarafından kayda alınan ifadesinde baꢀvuran özellikle iddialarını dile getirmiꢀtir.
Savcı, baꢀvuranı muayene olması için Adli Tıp Kurumu Beyoğlu ꢁube Müdürlüğü’ne
göndermiꢀtir. 29 Haziran 2004 tarihinde verilen Adli Tıp raporu aꢀağıdaki bilgileri
içermektedir:
“Sol göz çevresinde ekimoz, ödem, aynı gözün altında kanamalı yara bulunmaktadır.
Sözkonusu lezyonlar hayati tehlike yaratacak nitelikte değildir.”
Doktor, baꢀvurana beꢀ gün iꢀ göremez raporu vermiꢀtir.
Dosyadaki unsurlara göre, Cumhuriyet savcısı 30 Haziran 2004 tarihinde toplantı ve gösteri
yürüyüꢀleri kanununa aykırı davrandıkları gerekçesiyle 18 kiꢀi hakkında bir iddianame
hazırlamıꢀtır. Baꢀvuran sanıklar arasında yer almamıꢀtır.
Beyoğlu Cumhuriyet savcısı, 2 Temmuz 2004 tarihinde takipsizlik kararı almıꢀtır. Güvenlik
güçlerinin düzenlediği tutanaklara atıfta bulunan Cumhuriyet savcısı açıklama yapmıꢀtır.
Baꢀvuran, 24 Ağustos 2004 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde takipsizlik
kararına itiraz etmiꢀtir. Baꢀvuran, özellikle güvenlik güçlerinin bir gösteriyi dağıtmak için güç
kullanımına baꢀvurma ꢀartlarını hükme bağlayan 2911 sayılı yasanın 24. maddesi bakımından
kendisinin güvenlik güçlerinin keyfi ve orantısız güç kullanımına maruz kaldığını ileri
sürmüꢀtür. Baꢀvuran öte yandan, polisin dağıtma giriꢀiminden önce kalabalığı uyarmadığını
savunmuꢀtur.
Ağır ceza mahkemesi, 20 Eylül 2004 tarihinde takipsizlik kararındaki gerekçelere atıfta
bulunarak, baꢀvuranın itirazını reddetmiꢀtir.
HUKUK
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE ĐLĐꢁKĐN
Hükümet, her ꢀeyden önce baꢀvuranın ꢀikâyetinde, sadece güvenlik güçlerinin olay sırasında
güç kullandığı konusu üzerinde durduğunu ve ancak kendisinin iç hukuk yollarını
tüketmediğini savunmaktadır. Hükümet ayrıca, ilgili ꢀahsın AĐHS’nin 3. maddesine aykırı
uygulamalara maruz kaldığını hiçbir zaman dile getirmediğini kaydetmektedir.
Baꢀvuran, Hükümetin bu savına karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM, iç hukuk yollarının tüketilme zorunluluğunun etkili, yeterli ve eriꢀilebilir itiraz
yollarının normal olarak kullanılmasıyla sınırlı olduğunu hatırlatmaktadır (San Marino
aleyhine Buscarini ve diğerleri [GC], no 24645/94, CEDH 1999-I, ve Bulgaristan aleyhine
Assenov ve diğerleri, 28 Ekim 1998, Karar ve hükümlerin derlemesi 1998-VIII). Mevcut
davada, Hükümetin ileri sürdüğü savın aksine, dosyadan anlaꢀıldığına göre baꢀvuran 29
Haziran 2004 tarihli ꢀikâyetinde hem göstericilere karꢀı aꢀırı güç kullanıldığını ve hem de
polisin kendisine karꢀı aꢀırı sert davrandığını belirtmiꢀtir. Bu itibarla, Hükümetin iç hukuk
yollarının kullanılmadığı yönündeki iddiasını reddetmek uygun olacaktır.
AĐHM, baꢀvurunun AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan
yoksun olmadığını tespit etmektedir. AĐHM, diğer taraftan baꢀvurunun baꢀka bir
kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, kabuledilebilir ilan
edilmesi uygun olacaktır.
II. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, bir gösteri dağıtılırken polislerin ꢀiddetine maruz kaldığını iddia etmektedir.
Baꢀvuran ayrıca, iddialarıyla ilgili derin bir soruꢀturma yapılmadığından ꢀikâyetçi olmaktadır.
Bu konuda baꢀvuran, AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet, baꢀvuranın iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu ve güvenlik güçlerinin
müdahalesinin orantılı olduğunu ve yasadıꢀı gösteri düzenlemek için toplanan ve polise
saldırmaya hazırlanan bir grubu dağıtmayı amaçladığını savunmaktadır. Hükümet, diğer
taraftan güvenlik güçlerinin ulusal yasalar çerçevesinde, yani 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri
Yürüyüꢀleri Kanunu’nun 24. maddesine, 2559 sayılı Polis vazife ve Selahiyet Kanunu’nun Ek
6. maddesine ve yine Polis Çevik Kuvvet Yönetmeliği’nin 4 ve 25. maddelerine uygun
hareket ettiğini ileri sürmektedir.
AĐHM’nin değerlendirmesi
1. AĐHS’nin 3. maddesinin esasa iliꢀkin bölümü hakkında
AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre, kötü muamelenin 3.madde kapsamına girmesi için asgari
seviyede bir ꢀiddete ulaꢀması gerekmektedir. Bu asgarinin değerlendirilmesi ise görecelidir.
Muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal sonuçları, bazı davalarda mağdurun cinsiyeti, yaꢀı ve
sağlık durumu gibi o davanın tüm koꢀullarıyla bağlantılıdır (bakınız, diğerleri arasından,
Almanya aleyhine Jalloh davası [GC], no 54810/00, prg. 67, CEDH 2006-...).
AĐHM, güvenlik güçleriyle karꢀı karꢀıya gelen ve kendi hareketleriyle güç kullanımına sebep
olmamıꢀ bir kiꢀiye karꢀı fiziki güç kullanmanın insan onurunu zedelediğini ve bunun prensip
olarak 3.maddeyle getirilen hakkın ihlalini teꢀkil edeceğini daha önce de kaydetmiꢀtir
(bakınız, özellikle, Türkiye aleyhine Tekin davası, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Derleme
1998-IV, prg. 52 ve 53, ve Türkiye aleyhine Güzel ꢁahin ve diğerleri davası, no 68263/01,
prg. 46, 21 Aralık 2006).
AĐHM, baꢀvuranın sol gözünün etrafında ödemli bir ekimoz ve aynı gözün altında kanayan
bir yara bulunduğunu ihtilaflı olaylardan birkaç saat sonra düzenlenen tıbbi raporların da
doğruladığını kaydetmektedir. Öte yandan, doktor yaraların ciddiyetine ve ilgili ꢀahsın sağlık
durumuna bakarak beꢀ günlük iꢀ göremez raporu vermiꢀtir.
Hükümet, bu yaralanmalara güvenlik güçlerinin sebep olduğunu inkâr etmemektedir.
Bu ꢀartlarda, 3. madde kapsamına girmek için yeteri kadar ciddi nitelik taꢀıyan tüm bu
yaralanmaların, göstericileri dağıtırken polislerin uyguladığı baskı neticesinde meydana
geldiği kabul edilebilir.
Hükümet, güvenlik güçlerinin müdahalesinin orantılı olduğunu ve yasadıꢀı gösteri
düzenlemek için toplanan ve polise saldırmaya hazırlanan bir grubu dağıtmayı amaçladığını
savunmaktadır. Hükümetin gözünde güç kullanımı gerekliydi ve dağıtma iꢀlemi güç
kullanımından çok daha fazla hasara yol açabilecek olayların önlenmesine ve kalabalığın
korunmasına yönelikti. Öte yandan, söz konusu yaralanmalar, Hükümetin gözünde meꢀru
sayılan ve ana caddedeki kalabalığı kontrol altında tutmak ve olası taꢀkınlıkları engellemek
için gerekli olan güç kullanımının kaçınılmaz bir sonucu olarak meydana gelmiꢀtir.
Baꢀvuran, hem verdiği ifadede, hem 29 Haziran 2004 tarihli ꢀikâyetinde ve hem de savcı
tarafından yapılan sorgulamasında polisleri kendisine karꢀı gereksiz yere keyfi güç
kullanmakla suçlamıꢀtır.
AĐHM’ye göre, baꢀvuranın yasadıꢀı olarak bir araya gelen kalabalıkta taraf tuttuğu ve
güvenlik güçlerinin müdahalesine direndiği farz edilse dahi, dava dosyasında yer alan hiçbir
delil bu denli yoğun ve ꢀiddetli bir güç kullanımının gerekli olduğunu kanıtlamamaktadır.
AĐHM ayrıca, kamu düzenini bozan ve hakkında dava açılan göstericiler arasında baꢀvuranın
adının yer almadığını kaydetmektedir. Öte yandan, ilgili ꢀahsın gösteriye katıldığı kabul edilse
bile, AĐHM’nin nezdinde, yasadıꢀı toplanan göstericilerin dağıtılması, bir göstericiye bu kadar
sert darbelerin vurulmasını, mevcut davada özellikle baꢀvuranın yüzüne gelen bazı darbeleri
açıklamaya yetmemektedir (Türkiye aleyhine Güler davası, no 49391/99, prg. 46, 10 Ocak
2006).
AĐHM, üstelik dosyada baꢀvuranın keyfi bir güç kullanımına maruz kalıp kalmadığına dair
hiçbir unsurun bulunmadığını not etmektedir. Hükümet, baꢀvuranın göz yaꢀartıcı gazdan
korunmak için bir kafeye sığındığı halde polisin kendisine ꢀiddet uyguladığı yönündeki
iddiaları hakkında hiçbir açıklama yapmamaktadır.
Yapılan değerlendirmeler ıꢀığında AĐHM, yukarıda sözü edilen ve baꢀvurana uygulanan güç
kullanımının yasadıꢀı kabul edilen grubun dağıtılması için mutlak gerekli olmadığı kanısına
varmaktadır. Dolayısıyla bu koꢀullarda güç kullanımı aꢀırı ve haksızdır. Bu nedenle AĐHS’nin
3. maddesinin esasa iliꢀkin bölümü ihlal edilmiꢀtir.
2. AĐHS’nin 3. maddesinin usule iliꢀkin bölümü hakkında
AĐHM, mevcut davada gereken ceza soruꢀturmasının yetkili ulusal makamlar tarafından
yürütüldüğünü tespit etmektedir. AĐHM’ne göre, bu soruꢀturmanın özenle ve etkili bir
ꢀekilde yürütülüp yürütülmediğinin belirlenmesi gerekmektedir.
Bu konuda AĐHM, baꢀvuranın suç duyurusunun takipsizlikle sonuçlandığını ve Cumhuriyet
savcısının güvenlik güçlerinin bir gösteriyi dağıtmak için kullandığı gücün meꢀru olduğunu
vurgulamaya çalıꢀtığını kaydetmektedir. AĐHM’ne göre, böylesi bir varsayım AĐHS’nin 3.
maddesi kapsamında dile getirilen iddiaların ciddiyeti karꢀısında açıkça yetersiz kalmaktadır.
Üstelik bu tespit baꢀvuranın nasıl yaralandığına bir açıklık getirmemektedir.
Öte yandan AĐHM, güvenlik güçlerinin bir gösteriyi dağıtırken güç kullanmalarını düzenleyen
ana metnin 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüꢀleri Kanunu’nun 24. maddesi olduğunu
hatırlatmaktadır. Bu hükümde güvenlik güçlerinin hangi ꢀartlarda güç kullanabileceği
maddeler halinde sıralanmaktadır. Burada güç kullanımının derece ve cinsi belirtilmemekle
beraber, hem polis vazife ve selahiyet kanununda ve hem de çevik kuvvet yönetmeliğinde
« kademeli ve orantılı bir ꢀekilde » deyimi kullanılarak güç kullanımı sınırlanmaya
çalıꢀılmıꢀtır. Tüm bunlara rağmen, Cumhuriyet savcısının 2 Temmuz 2004 tarihinde aldığı
takipsizlik kararı gerekçesini yalnızca 2911 sayılı kanunun 24. maddesine dayandırdığını
tespit etmek gerekir (yukarıdaki ilgili paragraf ; bakınız, aynı yönde, Tüekiye aleyhine
Karatepe ve diğerleri davası, no 33112/04, 36110/04, 40190/04, 41469/04 ve 41471/04, prg.
32, 7 Nisan 2009).
AĐHM’nin kanaatine göre, madem ki bir davanın açılmasında savcıların rolü çok büyüktür, o
halde onlardan haklı olarak ihtilaflı müdahalenin uygun olup olmadığını Hükümetin dile
getirdiği diğer gereksinimler cihetiyle (örneğin Polis vazife ve Selahiyet Kanunu’nun Ek 6.
maddesi veya Çevik Kuvvet Yönetmeliği’nin 25. maddesi ya da ihtilaflı olay vuku bulmadan
önce Đçiꢀleri Bakanlığı’nın konuyla ilgili gönderdiği iki yönerge) denetlemeleri beklenir.
Aynı ꢀekilde, baꢀvuranın güvenlik güçleri tarafından yasadıꢀı kabul edilen bu gösteri
toplantısına katılıp katılmadığını soruꢀturmak ve eğer katılmadıysa kendisine uygulanan güç
kullanımının gerekliliğini değerlendirmek yine savcıya düꢀmektedir. Savcı ayrıca ilgili ꢀahsın
tutumunun güvenlik güçlerinin böylesi bir güç kullanımını gerekli kılacak derecede bir tehdit
oluꢀturup oluꢀturmadığını da araꢀtırmalıydı. Oysa, soruꢀturma yalnızca gösterinin hangi
ꢀartlarda yapıldığı üzerine kurulmuꢀ ve hiçbir zaman tek baꢀına yakalanan baꢀvurana karꢀı
kullanılan gücün gerekli olup olmadığı araꢀtırılmamıꢀtır (bakınız, aynı yönde, Güzel ꢁahin ve
diğerleri, ilgili bölüm, prg. 58).
Bu ꢀartlarda AĐHM, baꢀvurana karꢀı kullanılan gücün gerekliliği konusunda bir soruꢀturma
yapılmamaması nedeniyle Türk adli makamlarının AĐHS’nin 3. maddesinde öngörülen
pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucuna varmaktadır. Bu itibarla, 3. maddenin
usule iliꢀkin bölümü de ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunan baꢀvuran, AĐHS’ne dayalı ꢀikâyetlerini ulusal
mahkemeler önünde dile getirmeye imkan verecek etkili bir itiraz yolunun bulunmadığını ileri
sürmektedir. Đlgili ꢀahsın argümanları ile 3. maddenin usule iliꢀkin bölümünün ihlal edildiği
hükmünün gerekçelerini dikkate alan AĐHM, mevcut davada AĐHS’nin 13. maddesi
bakımından belirgin bir sorun bulunmadığı kanaatine varmaktadır.
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran, doktorun yazdığı beꢀ günlük iꢀ göremez raporundan kaynaklanan gelir kaybına
tekabül eden ve maruz kaldığı maddi zarar karꢀılığı olarak 1 000 Euro (EUR) tazminat talep
etmektedir. Baꢀvuran ayrıca, manevi tazminat olarak 15 000 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu taleplere karꢀı çıkmaktadır.
Gelir kaybı iddiasıyla ilgili olarak AĐHM, baꢀvuranın kazanç kaybını kesin rakamlarla
belirlemeye yetecek nitelikte kanıt belgesi bulunmadığı, talep edilen maddi tazminat ile tespit
edilen ihlal arasında illiyet bağı görülmediği kanaatine varmakta ve bu talebi reddetmektedir
(Türkiye aleyhine Karakoç ve diğerleri davası, no 27692/95, 28138/95 ve 28498/95, prg. 69, Ekim 2002).
Manevi tazminatla ilgili olarak ise AĐHM, ilgili ꢀahsın mevcut dava koꢀullarında korku ve
ꢀaꢀkınlık yaꢀadığı kanaatine varmakta ve AĐHS’nin 41. maddesinde istenildiği gibi
hakkaniyete uygun olarak baꢀvurana 8.500 Euro manevi tazminat ödenmesine karar
vermektedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran ayrıca, iç hukukta ve AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama giderleri için 2.932
Euro talep etmektedir. Baꢀvuran, kanıtlayıcı belge olarak, avukatlık ücretine iliꢀkin bir dekont
ve masraflarla ilgili diğer bir dekont sunmuꢀtur.
Hükümet, dayanaksız ve abartılı bulduğu bu taleplere karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM sunulan belgeler ve sözü edilen kıstaslar
ıꢀığında tüm yargılama masraf ve giderleri için baꢀvurana 1.500 Euro ödenmesine karar
vermiꢀtir.
C. Gecikme faizi
AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı
orana üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 3. maddesinin esas bakımından ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 3. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine;
4. AĐHS’nin 13. maddesi kapsamında belirgin bir sorun olmadığına;
5. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere Savunmacı Devlet
tarafından baꢀvurana aꢀağıdaki miktarların ödenmesine:
i) her türlü vergiden muaf tutularak 8.500 Euro (sekiz bin beꢀ yüz Euro) manevi tazminat
ii) her türlü vergiden muaf tutularak 1.500 Euro (bin beꢀ yüz Euro) yargılama masraf ve gideri
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 20 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
7
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło