12769/02
WyrokETPCz2009-07-21ECLI:CE:ECHR:2009:0721JUD001276902
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skazanie skarżącego, oparte głównie na zeznaniach świadków uzyskanych w warunkach tortur i bez możliwości ich przesłuchania przez obronę, naruszyło jego prawo do rzetelnego procesu sądowego zgodnie z art. 6 ust. 1 i 3 lit. d Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał stwierdził, że krajowe sądy oparły skazanie skarżącego w znacznym, a nawet wyłącznym stopniu na zeznaniach świadków D.D. i M.Y., które zostały uzyskane w fazie śledztwa, pod nieobecność skarżącego i w warunkach budzących poważne wątpliwości co do ich wiarygodności (w tym zarzuty tortur). Mimo że skarżący miał możliwość kwestionowania tych dowodów, Trybunał uznał, że brak możliwości bezpośredniego przesłuchania świadków przez obronę, w połączeniu z brakiem odpowiedniej oceny przez sądy krajowe okoliczności uzyskania tych zeznań, naruszył prawo skarżącego do rzetelnego procesu.Stan faktyczny
Skarżący, Ünal Osmanağaoğlu, został skazany za udział w tzw. „masakrze w Bahçelievler” w 1978 roku, w której zginęło siedmiu lewicowych studentów. Po 19 latach ukrywania się, został aresztowany w 1999 roku. Jego skazanie, pierwotnie na karę śmierci (zamienioną później na dożywocie, a następnie na 40 lat więzienia), opierało się głównie na zeznaniach współoskarżonych D.D. i M.Y., którzy twierdzili, że ich zeznania zostały wymuszone torturami. Sądy krajowe, w tym Sąd Kasacyjny, oparły się na tych zeznaniach, mimo że ich wiarygodność była kwestionowana, a skarżący nie miał możliwości bezpośredniego przesłuchania świadków.Rozstrzygnięcie
Trybunał uznał część skargi dotyczącą nierzetelności postępowania za dopuszczalną, a pozostałą część za niedopuszczalną. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 i 3 lit. d Konwencji. Nie zasądzono zadośćuczynienia, ponieważ skarżący nie złożył takiego wniosku.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ÜÇÜNCÜ DAĐRE
OSMANAĞAOĞLU -TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:12769/02)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Temmuz 2009
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (12769/02) no’lu davanın nedeni (T.C.
vatandaꢀı) Ünal Osmanağaoğlu’nun (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 14
Aralık 2001 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin
Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ
olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından M.A. Erol, Ankara Barosu avukatlarından, M.
Aksoy ve Đstanbul ve Paris Barosu avukatlarından Ö. Aꢀık tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI doğumlu olan baꢀvuran, halihazırda, Metris (Ankara) Cezaevinde hükümlü
bulunmaktadır.
A. Davanın oluꢀumu Ekim 1978 tarihinde, Türkiye çeꢀitli terörist grupların silahlı eylemleriyle mücadele
ederken, bir sağ partinin ilçe baꢀkanı ile oğlu Đstanbul’da öldürülmüꢀtür. Cinayetleri aꢀırı sol
militanların iꢀlediğinden ꢀüphelenilmiꢀtir. Yasadıꢀı milliyetçi bir grubun ölenlerin intikamını
almaya karar verdiği söylentileri ortalıkta dolaꢀmaya baꢀlamıꢀtır. Ekim 1978 günü saat 1 : 30 sıralarında, Bahçelievler (Ankara) 15. sokakta bulunan 56/2
nolu apartmanda silah sesleri duyulmuꢀtur.
« Bahçelievler katliamı » diye bilinen bu
olayda yedi genç solcu hayatını kaybetmiꢀtir. Ölenlerden beꢀi vurularak biri boğularak
öldürülmüꢀtür. Ağır yaralanan yedinci mağdur S.A., hastaneye kaldırılmadan önce polis
tarafından sorgulanmıꢀ, ertesi gün ve ondan sonraki gün ise Ankara Olağanüstü Hal
Komutanlığı’nın askeri savcısı (« askeri savcılık ») tarafından hastanede dinlenmiꢀtir. S.A.
ifadelerinde, apartmana giren saldırganların dört kiꢀi olduklarını tekrarlamıꢀtır.
S.A., birkaç gün sonra aldığı yaralara yenik düꢀerek hayatını kaybetmiꢀtir.
Askeri savcılık, soruꢀturma çerçevesinde katliama karıꢀtığından ꢀüphelenilen ve içlerinde
baꢀvuranın da bulunduğu on dört kiꢀinin kimliklerini tespit etmiꢀtir.
Olaya karıꢀanlar üç ceza yargılamasına konu olmuꢀlardır.
B. Mevcut davada baꢀlatılan cezai kovuꢀturmalar
1. Dava no 1980/1205
Đlk yakalananlar Đ.Ç., A.E.G., D.D., Ö.Y.H., A.ꢁ., Me.Ku., K.T. ve Ö.Ö. olmuꢀtur. 30
Temmuz 1979 tarihinde sanıklar, yargılanmak üzere yukarıda belirtilen komutanlığa bağlı
askeri mahkeme (« askeri mahkeme ») önüne getirilmiꢀlerdir. Askeri savcılık, isyan ve
katliamı körükleyen eylemlere karꢀı ölüm cezası verilmesini öngören eski Türk Ceza
Kanunu’nun 149/2 maddesinin uygulanmasını istemiꢀtir.
Daha sonra, dokuzuncu ꢀüpheli H.K., Đstanbulda tutuklanmıꢀ ve 20 ꢁubat 1981 tarihinde aynı
suçtan adliyeye sevkedilmiꢀtir; ilgili ꢀahsın dosyası askeri mahkemede daha önce açılan
1980/1205 sayılı dosyaya eklenmiꢀtir. O dönemde, diğer ꢀüpheliler, yani operasyonun elebaꢀı
olduğu sanılan A.Ç. ile Ma.Ko., B.A., K.K.P. ve baꢀvuran firardaydı.
1980/1205 sayılı dava 18 ile 24 Aralık 1978 tarihleri arasında gözaltında tutulan sanık D.D.
ile tanık M.Y.’nin ifadeleri doğrultusunda 17 Mayıs 1983 tarihinde alınan kararla son
bulmuꢀtur ki, aynı ifadeler daha sonra baꢀvuranın davasında da karar aꢀamasında önemli rol
oynamıꢀtır.
D.D., polise 19 ve 22 Aralık 1978 tarihlerinde olmak üzere iki defa ifade vermiꢀtir. D.D.,
gözaltı süresinin sona ermesinden sonra 24 Aralık günü savcı tarafından ve ertesi gün de
sorgu hakimi tarafından dinlenmiꢀtir.
D.D.’nin 19 Aralık 1978 tarihinde verdiği ifadeden çıkan olgusal unsurlar aꢀağıdaki gibi
sıralanmaktadır:
– olay tarihinde, A.E.G., Bahçelievler bölgesindeki milliyetçilerin lideriydi;
– olaydan iki gün önce A.E.G., Ö.Ö. ve D.D.’den solcu militanların oturduğu 15.
sokaktaki apartmanın yerini bulmalarını istedi ;
– Ö.Ö. ve D.D. söz konusu yeri inceleyerek, ilgilendikleri apartmanın 56/2 Nolu daire
olduğunu A.E.G.’ye bildirdiler; bunun üzerine A.E.G. onlara Dadaꢀ Kafe’de randevu verdi;
– A.E.G., Ö.Ö. ve D.D. saat 21 sıralarında Dadaꢀ Kafe’ye geldiler; Ma.Ko., bir saat kadar
sonra onlara katıldı ve A.E.G.’yi zamanın geldiğine dair uyardı ;
– A.E.G., Ma.Ko.’ya refakat etmeden önce, Ö.Ö. ve D.D.’den apartmanın bulunduğu
adrese gitmelerini istedi ;
– A.E.G. ve Ma.Ko. [metalik mavi] renkli Nova’ya benzeyen bir arabayla kafeyi
terkettiler ve diğer ikisi yaya olarak gittiler ;
– A.E.G., Ö.Ö. ve D.D.’yi apartmanın önünü gözetlemekle görevlendirdi ;
– iki gözcü, ileride içerisinde bir kiꢀinin bulunduğu Nova marka bir araba gördüler ;
– saat 01:30 sıralarında, A.E.G., B.A., Ma.Ko. ve H.K. apartmanı terkettiler ;
– A.E.G., D.D.’ye yerinde beklemesini söyleyerek, olaya karıꢀan diğer üç kiꢀiyle birlikte
apartmana geri girdi ;
– Nova marka araç bina giriꢀinin önüne park etti;
– D.D. ; A.E.G., B.A., Ma.Ko. ve H.K.’nın zoruyla mağdurlardan ikisinin apartmandan
çıktığını gördü; onları Nova’ya bindirdiler ve araç Eskiꢀehir yoluna doğru ilerledi ;
– bir buçuk saat sonra, A.E.G., B.A., Ma.Ko. ve H.K. Nova’nın içerisinde geri geldiler.
D.D.’nin 22 Aralık 1978 tarihinde verdiği ifade aꢀağıdaki unsurları içermektedir:
– olaydan on beꢀ gün önce, A.E.G. ve Ma.Ko., D.D. ve Ö.Ö.’den H.K.’nın da bulunduğu
Dadaꢀ Kafe’ye gelerek kendilerine katılmalarını istedi ;
– Ma.Ko., Ö.Ö. ve D.D.’ye kendilerine bir misyon vermek istediklerini açıkladı ;
– birkaç gün sonra, Ö.Ö. solcuların yaꢀadığı apartmanın yerini buldu ;
– D.D. ve Ö.Ö. Dadaꢀ Kafede A.E.G. ve H.K. ile buluꢀtu; A.E.G., Ö.Ö.’den adresi iyice
kontrol etmesini istedi ;
– olaydan iki gün önce, Ö.Ö. söz konusu apartmanın gerçekten 56/2 nolu daire olduğunu
A.E.G.’ye bildirdi ;
– ertesi gün, A.E.G., Ö.Ö. ve D.D. saat 19.00 sıralarında yeniden Dadaꢀ Kafede biraraya
geldiler, ve orada saat 21.00’e kadar kaldılar ; Ma.Ko. daha sonra onlara katıldı ;
– A.E.G. zamanın geldiğini söyledi ve Ö.Ö. ve D.D.’den gözetlemek üzere söz konusu
adrese gitmelerini istedi ;
– A.E.G. ve Ma.Ko. [metalik mavi] renkli bir araca binerek kafeyi terkettiler ;
– A.E.G. apartmanın önünde Ö.Ö. ve D.D.’ye gözcülük yapacakları yerleri gösterdi;
[metalik mavi] renkli büyük araba 16. sokak tarafında bulunuyordu ;
– daha sonra, 16. sokak tarafına Renault marka bir araç daha geldi ; araçtan aralarında
Ünal Osmanağaoğlu’nun da bulunduğu üç kiꢀi indi ; saat 23.00’te, A.E.G. bu üç kiꢀiyle
birlikte apartmana geri girdi ;
– gece yarısına doğru, tanımadıkları iki kiꢀi gelerek apartmana girdi ; A.E.G , gelenler
hakkında kendilerini uyarmadığı için D.D.’ye kızdı ;
– saat 01.00’de, Ma.Ko. ve A.E.G. [metalik mavi] arabaya bindirdikleri bir kiꢀiyle beraber
apartmanı terkettiler ;
– A.E.G. apartmana geri döndüğünde, H.K. ve Ma.Ko. « ikinci bir kiꢀi » eꢀliğinde oradan
çıktılar ;
– A.E.G. gelerek, Ö.Ö. ve D.D.’ye evlerine geri dönebileceklerini söyledi ;
– Ö.Ö. ve D.D., Ünal Osmanağaoğlu ve iki arkadaꢀının apartmandan çıktığını görmediler ;
– Ö.Ö. ve D.D. yolda giderken iki el silah sesi duydular ve oradan kaçtılar.
D.D., 24 ve 25 Aralık 1978 tarihlerinde verdiği ifadelerde, daha önce söylediklerini
tekrarlamıꢀ, Renault marka aracın içerisinde baꢀvuranın yanında oturan kiꢀilerden birinin
büyük ihtimalle Đ.Ç. oduğunu eklemiꢀtir. Haziran 1979 tarihinde D.D., askeri savcılık önünde verdiği ifadede, iꢀkence altında
sorgulandığını ve tamamı polis tarafından kaleme alınan tutanağı zorla imzaladığını iddia
etmiꢀtir. Avukatı, penis civarında kaynağı açıklanamayan bir lezyon teꢀhisinin konduğu Adli
Tıp raporuna dayanarak suç duyurusunda bulunmuꢀtur. Bu suç duyurusu sonuç getirmemiꢀtir.
Askeri mahkeme 17 Mayıs 1983 tarihli kararında, D.D.’nin 22, 24 ve 25 Aralık 1978
tarihlerinde sırasıyla polise, savcıya ve hakime verdiği ifadelerinin bütün olarak uyumlu
olduğunu, ancak bazı tutarsızlıklar bulunduğunu tespit etmiꢀtir.
H.K.’nın 17 Kasım 1980 tarihinde ve H.K.’nın konuꢀtuğunu söylediği M.Y.’nin 13 ꢁubat tarihli ifadelerini de göz önüne alan mahkeme DD’nin olgularla teyid edilen tek
ifadesinin 19 Aralık 1978 tarihinde olayların hemen ertesinde verdiği ifadesi olduğuna kanaat
getirmiꢀtir.
Gerçekten de, 20, 25 ve 26 Aralık 1978 tarihlerinde, hem polise ve hem de savcılığa verdiği
ifadelerde Đ.Ç., katliam olayına katıldığını kabul ederek suçunu itiraf etmiꢀ, ancak baꢀvuranın
adını hiçbir zaman zikretmemiꢀtir.
Đ.Ç. daha sonra ifadesini iꢀkence altında verdiğini iddia etmiꢀtir. Adli Tıp raporu ile Gülhane
Askeri Tıp Akademisi’nde düzenlenen bir rapor bu iddiaları doğrulamıꢀtır. Bununla birlikte,
Đ.Ç.’nin ifadelerinin gerçek olaylarla ters düꢀtüğünü ve kendisinin yargıyı yanıltmak için suçu
üzerine aldığını düꢀünen esas hakimleri bu nokta üzerinde fazla durmamıꢀlardır.
Askeri mahkeme HK ve AEG’nin suçu iꢀlediklerini, DD ÖÖ’nün de suç ortağı oldukları
sonucuna varmıꢀtır.
Askeri mahkeme, Đ.Ç., Ö.Y.H., A.ꢁ., Me.Ku. ve K.T.’nin beraatına karar vermiꢀ, D.D. ve
Ö.Ö.’yi on beꢀ yıl ağır hapis cezasına, A.E.G. ve H.K.’yı ise ölüm cezasına mahkûm etmiꢀtir.
Askeri Yargıtay tarafından usul gerekçesiyle bozulan bu karar, 19 Aralık 1985 tarihinde
düzeltilmiꢀtir. Bununla birlikte, 23 Aralık 1986 tarihinde, bu karar dört mahkûmla ilgili olarak
yeniden temyiz edilmiꢀtir. Bunun sonucunda verilen yeni karar, 8 Aralık 1987 tarihinde alınan
bir kararla bir kez daha usul gerekçesiyle bozulmuꢀtur.
Askeri mahkeme bu karara uymuꢀ ve 14 Haziran 1988 tarihinde Askeri Yargıtay nihai olarak
D.D., Ö.Ö., A.E.G. ve H.K.’nın mahkûmiyetlerini onamıꢀtır.
Askeri mahkemeler 1993 yılı Aralık ayında kaldırılmıꢀtır.
2. Dava no 1990/115-130 ve 1990/44 Haziran 1986 tarihinde, Ankara cumhuriyet savcısı (« savcı ») Ankara Ağır Ceza
Mahkemesi Üçüncü Dairesinde (« ağır ceza mahkemesi ») firarda olan A.Ç., Ma.Ko., B.A.,
K.K.P. ve baꢀvuranı suçlayarak hakklarında kovuꢀturma açılmasını istemiꢀtir.
O dönemde, baꢀvuranın ayrıca bir sendika baꢀkanının 1980 yılında öldürülme olayına
karıꢀtığından ꢀüphelenilmekte ve Hükümete göre yurtdıꢀında uyuꢀturucu kaçakçılığından
mahkûm edildiği bilinmekteydi.
Bu zaman zarfında tutuklanan Ma.Ko., 1990/115-130 sayılı dosya kapasmında yargılanmıꢀ ve
Yargıtay genel kurulunun 21 ꢁubat 1994 tarihli kararıyla onandıktan sonra mahkûm edilmiꢀtir
:
Bu kararda, baꢀvuranın olaya karıꢀtığından söz edilmemektedir.
3. Baꢀvuran ve B.A.’nın davaları : birleꢀtirilmiꢀ dava no 2000/272
B.A., 30 Temmuz 1995 tarihinde yakalanmıꢀtır. Önce 1990/44 sayılı dosya kapsamında
yargılanmıꢀ, 26 Aralık 1995 tarihinde beraat ettikten sonra serbest bırakılmıꢀtır.
Bununla birlikte, 5 ꢁubat 1998 tarihinde Yargıtay, bu kararı bozmuꢀ ve dava yeniden
açılmıꢀtır. B.A., 14 Ocak 1999 tarihinde yeniden tutuklanarak cezaevine gönderilmiꢀtir. Nisan 1999 tarihinde, on dokuz yıldır firarda olan baꢀvuran Türkiye’nin güneyinde
yakalanarak tutuklanmıꢀtır. 14 Nisan 1999 tarihinde cezaevine konulan baꢀvuran, daha sonra Haziran 1986 tarihli iddianame gereğince ağır ceza mahkemesi önüne çıkarılmıꢀtır.
Ağır ceza mahkemesi, B.A. ile baꢀvuranın dosyalarını 2000/272 sayılı dosya altında
birleꢀtirme kararı vermiꢀtir.
O dönemde, A.Ç., K.K.P. ve (mahkûmiyetinden sonra firar eden) Ma.Ko. hâlâ
yakalanmamıꢀlardır. A.Ç., 3 Kasım 1996 tarihinde meydana gelen bir trafik kazası sonucu
hayatını kaybetmiꢀtir.
Baꢀvuranın avukatları, esas hakimleri önünde yaptıkları savunmada, askeri mahkemenin
D.D.’nin iꢀkence altında verdiği ifadelere itibar ettiğini ve M.Y.’nin önce baꢀvuranın adını
olaya karıꢀtırdığı halde daha sonra ifadesini geri çektiğini ve bunu yapmaya zorlandığını iddia
ettiğini kaydetmiꢀtir. Ayrıca avukatlara göre, müvekilleri aleyhine hiçbir delil
bulunmamaktadır.
Đddia makamının baꢀvuranın aleyhine olarak sunduğu deliller arasında, askeri mahkemenin
incelediği dosyadan alınan D.D.’nin ifadeleri ve M.Y.’nin tanıklığı yeralmaktadır.
Diğer suçlayıcı unsurlarda baꢀvuranın adı geçmemektedir, savunmanın mahkemeye çağırdığı
tanıkların yani Z.U., H.Y. ve Ö.N.T.’nin ifadeleri soruꢀturma kapsamındaki olayın meydana
geliꢀ ꢀekline dair bir açıklık getirmemiꢀtir.
Kararın gerekçelerinden çıkan sonuca göre, askeri yargıçların aksine ağır ceza mahkemesi
daha ziyade D.D.’nin 22 ve 24 Aralık 1978 tarihlerinde verdiği ifadeleri dikkate almıꢀtır ;
M.Y.’nin tanıklığı ise bu karardaki ifadesiyle aynı olmakla beraber fazladan bir tek « kendisi»
kelimesini içermektedir.
Resmi belgelere göre, M.Y ’nin asıl tanıklığına uyan da bu versiyondur. Bir gerçek daha var
ki, 1980/1205 sayılı dava sırasında M.Y., bu tanıklığı, askeri mahkeme önünde görülen
1981/176 sayılı davanın sanığı olarak Mamak askeri cezaevinde tutukluyken iꢀkence altında
söylediğini ileri sürerek inkâr etmiꢀtir. Bu dava kapsamında, M.Y. gerçekten suçortakları gibi
mezkur cezaevinin C5 servisinde uygulanan kötü muameleden ꢀikâyetçi olmuꢀ ve vücudunda
birçok yara izi bulunduğunu bir Adli Tıp raporuyla kanıtlamıꢀtır.
Oysa, ağır ceza mahkemesi, özellikle D.D. ve M.Y.’nin yukarıda belirtilen ifadelerinden yola
çıkarak, baꢀvuranın suçortaklarıyla birlikte Renault marka araç içerisinde bulunduğu ve
katliama baꢀ aktör sıfatıyla katıldığı sonucuna varmıꢀtır.
Baꢀvuran, 1 Kasım 1999 tarihinde –B.A. gibi – herbir cinayet için bir kez olmak üzere toplam
yedi kez ölüm cezasına mahkûm edilmiꢀtir. Haziran 2000 tarihli kararda Yargıtay, iki sanığın baꢀ aktör sıfatı taꢀımadığı gerekçesiyle
bu kararı bozmuꢀtur.
Dosyayı tekrar incelemesi istenen ağır ceza mahkemesi, masum olduğunu yineleyen
baꢀvuranı bir kez daha dinlemiꢀtir. Baꢀvuran, yasadıꢀı yollarla elde edilen ifadeleri esas
alınarak mahkûm edildiğini ve dosyadan çıkarılması gerektiğini tekrarlamıꢀtır. Baꢀvuranın
avukatı, bu ifadelerden baꢀka bir unsurun bulunmamasının müvekkili lehine bir ꢀüphe
yarattığını savunmuꢀtur. Avukata göre, baꢀvuranın tehlikeli siyasi kargaꢀa ve o dönemde
süregelen güvensizlik yüzünden Türkiye’den kaçmak zorunda kalmıꢀ olması, suçluluğunun
bir kanıtı olamaz.
Ağır ceza mahkemesi, 15 ꢁubat 2001 tarihinde daha önceki kararında direnmiꢀtir. Baꢀvuranla
ilgili olarak ise esas hakimleri, bir kez daha M.Y. ile D.D.’nin ihtilaflı ifadelerini
benimsemiꢀlerdir.
Bunun sonucunda, dosya Yargıtay genel kuruluna gönderilmiꢀtir. Yargıtay’ın 19 Haziran tarihli kararında baꢀvuranın mahkûmiyetini onamasıyla karar kesinleꢀmiꢀtir. Ağustos 2002 tarihli resmi gazetede yayımlanan 4771 sayılı yasa uyarınca Türkiye’de barıꢀ
zamanı, yani savaꢀ ilanı veya kaçınılmaz bir savaꢀ tehditi durumları hariç, idam cezası
kaldırılmıꢀtır. Bundan dolayı, baꢀvuran hakkında verilen ölüm cezaları en az yirmi beꢀ yıl
cezaevinde kalması ꢀartıyla ömür boyu hapis cezasına çevrilmiꢀtir. 10 Ekim 2007 tarihinde,
ceza, aynı ꢀartlar altında çekilmek üzere kırk yıl hapis olarak değiꢀtirilmiꢀtir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 6/1 VE 3 d) MADDELERĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, iꢀkence altında elde edilen delillerin keyfi olarak yorumlanması sonucu mahkûm
olduğunu ve buna hiçbir zaman itiraz edemediğini ileri sürmektedir. Bu bağlamda AĐHS’nin
6. maddesinin 1. paragrafıyla bağlantılı olarak 3 d) paragrafına atıfta bulunmaktadır (bakınız,
özellikle, Fransa aleyhine Foucher davası, 18 Mart 1997, prg. 30, Karar ve hükümlerin
derlemesi 1997-II).
Hükümet bu sava karꢀı çıkmaktadır.
A. Tarafların argümanları
1. Hükümet
Đlk olarak Hükümet, ön soruꢀturma da dahil mevcut davayı oluꢀturan olayların 1978 yılına
uzandığını hatırlatmaktadır. Ayrıca, Hükümet özellikle Hırvatistan aleyhine Blečić ([GC], no
59532/00, prg. 77-79, CEDH 2006-III) kararındaki bulgulara atıfta bulunmaktadır. Hükümet,
Türkiye’nin bireysel itiraz hakkını yalnızca 28 Ocak 1987 tarihinden sonra “meydana gelen
olaylar ve bu olaylara dayalı kararları kapsayan olgular” için tanıdığını ve bu itibarla
AĐHM’nin ratione temporis yetkisiz olduğunu öne sürmektedir.
Esasla ilgili olarak Hükümet, baꢀvuranın yalnızca D.D. ve/veya M.Y.’nin ifadelerine
bakılarak değil, kesinlikle dava dosyasındaki tüm unsurlar göz önüne alınarak mahkûm
edildiğini savunmaktadır.
Bu bakımdan, askeri mahkemenin verdiği karara atıfta bulunan Hükümet, D.D.’nin kötü
muameleye maruz kaldığı iddialarının tıbbi delillerle ve polis memurlarının ifadeleriyle
çürütüldüğünü ve bunun sadece savunmanın bir manevrası olduğunu ileri sürmektedir.
Hükümet, M.Y. ile ilgili olarak da aynı kanaatte olduğunu ve ihbar ettiği kiꢀilerin intikam
almasından korktuğu için ifadesini geri çektiğini kaydetmektedir.
D.D.’nin ifadelerindeki çeliꢀkiler için Hükümet, her ne kadar askeri mahkeme daha ağırlıklı
olarak 19 Aralık 1978 tarihli ifadeyi dikkate almıꢀsa da, ağır ceza mahkemesinin bu seçime
bağlı kalmadığını, dava dosyasının bütününü değerlendirmek suretiyle karar verdiğini ancak
tabii olarak ilk davada baꢀvuranın aleyhine olarak ortaya çıkan unsurları da göz önüne aldığını
savunmaktadır.
Son olarak Hükümet, baꢀvuranın tanıkları sorgulayamamasının yegâne nedenini, mevcut
davanın soruꢀturma safhası boyunca ve suç ortaklarının askeri mahkeme önünde
yargılanmaları süresince kendisinin firarda olmasına bağlamaktadır. Hükümet ayrıca, ilgili
ꢀahsın avukatı eꢀliğinde en azından bu delillere hem esas hakimleri önünde ve hem de
Yargıtay nezdinde itiraz edebileceğini eklemektedir.
2. Baꢀvuran
Baꢀvuran, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (CMUK) 247. maddesinin suçortağı D.D.
ile tanık M.Y.’nin ifadelerinin kendi aleyhine kullanılmasını yasakladığını çünkü bu ifadelerin
kendisinin bilgisi dıꢀında alındıklarını, ayrıca ifade sahiplerinin daha sonra hakim önünde
ifadelerini inkâr ettiklerini kaydetmektedir. Baꢀvuran ayrıca, askeri mahkemenin de aynı
ꢀekilde D.D.’nin 22 ve 24 Aralık 1978 tarihlerinde verdiği ifadeleri reddettiğini
hatırlatmaktadır.
B. AĐHM’nin takdiri
1. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
Hükümet gibi AĐHM de, Blečić (ilgili bölüm, prg. 77) davasında aldığı karara atıfta
bulunmaktadır. AĐHM buna karꢀın, zaman bakımından yetkisinin iddia edilen ihlâli oluꢀturan
olaylara göre belirleneceğini ve mevcut davada bunun 14 Nisan 1999 tarihi itibariyle ağır ceza
mahkemesinin karar aꢀamasına denk geldiğini hatırlatmaktadır.
Bu itibarla AĐHM, Hükümetin yetkisizlik iddiasını reddetmekte ve AĐHS’nin 35. maddesi
anlamında baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığı için baꢀvurunun bu bölümünü
kabuledilebilir ilan etmektedir.
2. Esasa iliꢀkin
AĐHM, idari makam sorunu ve ceza hukukunda delillerin kabuledilebilirliği konusundaki
içtihadından çıkan genel ilkelere atıfta bulunmaktadır (bakınız, diğerleri arasından, Đsviçre
aleyhine Schenk davası, prg. 46 ve sonrakiler, 12 Temmuz 1988, seri A no 140 ; Türkiye
aleyhine Kolu davası, no 35811/97, prg. 59, 2 Ağustos 2005 ; Hollanda aleyhine Kok davası
(karar), no 43149/98, Karar ve hükümlerin derlemesi 2000-VI ; Đtalya aleyhine A.M. davası,
no 37019/97, prg. 55-56, CEDH 1999-IX ; Avusturya aleyhine Unterpertinger davası,
prg. 31-33, 24 Kasım1986, seri A no 110 ; Fransa aleyhine Saïdi davası, prg. 43-44, 20 Eylül
1993, seri A no 261-C ; Hollanda aleyhine Van Mechelen ve diğerleri davası , prg. 50, 23
Nisan 1997, Derleme 1997-III ; Türkiye aleyhine Menteꢀ davası, no 36487/02, prg. 29-30, 6
ꢁubat 2007 ; Türkiye aleyhine Söylemez davası, no 46661/99, prg. 121, 21 Eylül 2006).
Dava boyunca baꢀvuranın kendisine isnat edilen suçlamaları reddetmiꢀ olması ve Hükümetin
ulusal mahkemenin kararını dayandırdığı baꢀka unsurlar sunamaması muvacehesinde, AĐHM
ağır ceza mahkemesinin baꢀvuranın suçluluğuna karar verirken önemli ölçüde hatta sadece
(Saïdi, ilgili bölüm, ibidem) D.D. ve M.Y.’nin ifadelerine dayandığını ki Yargıtay Genel
Kurulu da bu yaklaꢀımı onaylamıꢀtır, tespit etmektedir.
Đlke olarak AĐHM, baꢀvuranın suçluluğu ve bu konuda verilen ihtilaflı ifadelerin kanıt
değerleri hakkında karar verme durumunda olmadığını kaydetmektedir.
AĐHM için bu ifadelerin ön soruꢀturma aꢀamasında ve baꢀvuranın yokluğunda alındığını
gözlemlemek yeterli olmaktadır. Baꢀvuran ve avukatının, bütün yargılama süresince kendisini
itham eden sanıkların ifade tutanaklarına eriꢀme imkanı bulunduğu, nitekim hakimler
nezdinde bu delillerin meꢀruiyetine ve kullanılmasına itiraz ettikleri görülmektedir.
Ancak AĐHM, baꢀvurana bu ifadelere itiraz etme imkanı tanınmasının, D.D. ve M.Y.’nin,
baꢀvurana sorgulama veya sorgulatma imkânı tanıyacak ꢀekilde bir duruꢀmaya katılmalarının
yerine geçemeyeceğini daha önce açıklamıꢀtır (Menteꢀ, ilgili bölüm, prg. 32 ; Türkiye
aleyhine Hulki Güneꢀ davası, no 28490/95, prg. 95, CEDH 2003-VII ; bakınız ayrıca, Türkiye
aleyhine Sadak ve diğerleri davası, no 29900/96, 29901/96, 29902/96 ve 29903/96, prg. 63-
68, CEDH 2001-VIII).
Böyle bir imkân, sadece baꢀvurana verilen cezanın aꢀırı derecede ağır olması bakımından
değil, aynı zamanda söz konusu ifadelerin konuyla irtibatı konusunda ciddi tereddütlerin
olması çerçevesinde de büyük önem arzetmektedir.
Nitekim, özellikle olayların meydana geliꢀi ve saldırganların sayısı (yukarıdaki ilgili paragraf
in fine ve sonraki – diğer suçortaklarının ifadeleriyle karꢀılaꢀtırınız) gibi bazı açıklamaların
kesin olmayıꢀı, D.D.’nin değiꢀik ifadeleri ve mahkemelerin yorumları arasında görülen
farklılıklar bir kenara bırakılsa da AĐHM, D.D.’nin altı günlük gözaltı süresince
sorgulandığını ve M.Y.’nin askeri mahkeme tarafından yargılanmayı beklerken Mamak askeri
cezaevinde tutuklu bulunduğu bir dönemde ifadesinin alındığını da gözlemlemektedir. AĐHM
ayrıca, baꢀvuranı olaya bulaꢀtırdıktan sonra suçortaklarının ileriki tarihlerde iꢀkence altında
sorgulandıklarını ve tıbbi raporlar desteğinde suç duyurusunda bulunduklarını ileri sürerek
açık bir ꢀekilde ifadelerini değiꢀtirdiklerini not etmektedir.
Adaletten 19 yıl kaçmıꢀ olan baꢀvuranın davasında olası zorluklara rağmen ağır ceza
mahkemesi, Türk yasalarının yargıç önünde itiraz edilen bu tür delilleri nasıl
değerlendirdiğini çok iyi bildiği için, söz konusu ifadelerin verildiği koꢀulları davanın
hakkaniyete uygun olması açısından yine de incelemeliydi (bakınız, mutatis mutandis, Kolu,
ilgili bölüm, prg. 44, ve Menteꢀ, ilgili bölüm, prg. 33).
Oysa, esas hakimleri bu tür ifadelerin kabul edilmesinin baꢀvuranın adil yargılanma hakkı
üzerinde yaratacağı etkileri incelemekten kaçınmıꢀlardır (Birleꢀik Krallık aleyhine Khan
davası, no 35394/97, prg. 38-39, CEDH 2000-V ile karꢀılaꢀtırınız) ; bu itibarla AĐHM için,
esas hakimlerinin D.D. ve M.Y.’yi yeniden dinlemediklerini ve böylece verdikleri ifadelerin
güvenilirlikleri hakkında sağlam bir fikir oluꢀturma fırsatını ortadan kaldırdıklarını (Kolu,
ilgili bölüm, prg. 61) ve ayrıca savunmanın mahkeme önünde yüz yüze yapılan bir
yargılamada olayı kendi versiyonuyla açıklamasını engellediklerini gözlemlemek yeterli
olacaktır.
AĐHM, savunma makamının haklarının adil yargılanma hakkını ihlal edecek ölçüde
kısıtlandığına ve bu nedenle AĐHS’nin 6. maddesinin 1. ve 3d) fıkralarının ihlal edildiğini
hükmetmektedir.
II. DĐĞER ĐHLÂL ĐDDĐALARI HAKKINDA
Baꢀvuran ayrıca, tutukluluk halinin ancak adil bir mahkûmiyetle sonuçlandığı takdirde
mümkün olabileceğini savunarak, AĐHS’nin 5/1 maddesinin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak
ihlâl edildiğini ileri sürmektedir. 19 ꢁubat 2003 tarihli mektubunda baꢀvuran, aynı zamanda
AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunmakta ve davanın sonucunu etkileyen ifadeleri veren D.D.
ve Đ.Ç.’ye uygulanan kötü muameleden ꢀikâyetçi olmaktadır.
Hükümet bu savlara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesine iliꢀkin ꢀikayetlerin gereğinin, baꢀvuranın dolaylı olarak
etkilendiği varsayılsa bile, 6. maddesinin ihlâlinin tespiti ile yerine getirildiği kanaatindedir.
5. maddeyle ilgili ꢀikâyet konusunda AĐHM, AĐHS’nin 5/1 a) maddesinin, baꢀvuranın 15
ꢁubat 2001 tarihli karardan itibaren özgürlüğünden yoksun bırakılması durumuna « bir
kimsenin yetkili bir mahkeme tarafından mahkûm edildikten sonra hapsedilmesi »
bağlamında onay verdiğini kaydetmektedir.
Bunun sonucu olarak AĐHM, baꢀvurunun bu bölümünü AĐHS’nin 34. maddesinin 3. ve 4.
fıkraları anlamında açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabuledilemez ilan
etmektedir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA Mart 2007 tarihinde baꢀvurana gönderilen hatırlatma mektubuna rağmen, baꢀvuran hiçbir
adil tatmin talebinde bulunmamıꢀtır; dolayısıyla AĐHM, adil tatmin olarak herhangi bir
meblağ ödenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.
Buna karꢀın baꢀvuran, görüꢀlerinde, AĐHM’den hakkaniyete uygun olarak yeniden
yargılanmasının sağlanması talep etmiꢀtir.
Bu bağlamda AĐHM, ilke olarak, bir kiꢀi, mevcut davada olduğu gibi, AĐHS’nin 6.
maddesinde öngörülen gerekliliklere uymayan bir yargılamanın sonunda mahkum edildiğinde,
ilgilinin talebi üzerine davanın yenilenmesinin ya da dosyanın yeniden açılmasının tespit
edilen ihlali gidermek bakımından en uygun yolu teꢀkil edeceğini yinelemektedir (bkz, sözü
edilen, Menteꢀ).
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun, baꢀvuran hakkında yürütülen yargılamanın hakkaniyetten yoksun olması
kapsamında yapılan ꢀikayete iliꢀkin kısmının kabuledilebilir geri kalan kısmının
kabuledilemez olduğuna;
2. AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafının ve 3. paragrafının d) bendinin ihlal edildiğine
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 21 Temmuz 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
10
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło