12863/02
WyrokETPCz2008-09-30ECLI:CE:ECHR:2008:0930JUD001286302
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy wejście policji do miejsca zamieszkania/pracy skarżącego bez nakazu sądowego i bez wystarczających gwarancji prawnych stanowiło naruszenie prawa do poszanowania życia prywatnego i mieszkania z art. 8 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że wejście policji do warsztatu skarżącego, który służył również jako jego mieszkanie, stanowiło ingerencję w jego prawo do poszanowania mieszkania chronione przez art. 8 Konwencji. Ingerencja ta nie była "konieczna w społeczeństwie demokratycznym", ponieważ krajowe przepisy (art. 97 dawnego Kodeksu postępowania karnego) pozwalały policji na przeszukania bez nakazu sądowego w pilnych przypadkach, dając im zbyt szeroki zakres uznania bez wystarczających gwarancji przeciwko arbitralności. Ponadto, Trybunał stwierdził brak skutecznego środka prawnego a posteriori, który pozwalałby na niezależną kontrolę sądową legalności i zasadności przeszukania, gdyż postępowanie wyjaśniające prowadzone przez władze administracyjne (gubernatora i komisarza policji) nie było niezależne ani skuteczne, a skarżący nie miał w nim odpowiedniego udziału.Stan faktyczny
Skarżący Sadi Işıldak, urodzony w 1966 r., mieszkał w Stambule i był najemcą warsztatu obróbki żelaza, który jednocześnie służył mu jako mieszkanie. 7 listopada 2000 r. dwóch policjantów weszło do jego warsztatu bez pozwolenia, a jeden z nich (Yusuf) wszedł również do sypialni, oskarżając skarżącego o używanie narkotyków. Skarżący złożył skargę do prokuratury, która przekazała sprawę gubernatorowi dzielnicy (kaymakam), który z kolei wyznaczył komisarza policji do zbadania sprawy. Komisarz stwierdził, że warsztat był miejscem publicznym, a policjanci działali na podstawie donosu, nie dokonując przeszukania, i nie było potrzeby wszczynania postępowania karnego. Gubernator nie zezwolił na wszczęcie postępowania karnego przeciwko policjantowi, a odwołanie skarżącego do Regionalnego Sądu Administracyjnego zostało oddalone.Rozstrzygnięcie
Stwierdza, że skarga w zakresie art. 8 i 13 Konwencji jest dopuszczalna, a w pozostałym zakresie niedopuszczalna. Stwierdza naruszenie art. 8 Konwencji. Stwierdza, że nie ma potrzeby rozpatrywania skargi w zakresie art. 13 Konwencji. Zasądza na rzecz skarżącego 1 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
IŞILDAK - TÜRKİYE
(Başvuru no: 12863/02)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Eylül 2008
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı
şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (12863/02) no’lu davanın nedeni Türk vatandaşı
olan (başvuran) Sadi Işıldak’ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 21 Aralık 2001
tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin (AİHS)
34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Adli yardımdan yararlanan başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından H. Koralay tarafından
temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1966 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedir. Olayın geçtiği dönemde
başvuran, Bostan Hamam sokak 39 numarada bulunan ve aynı zamanda konut olarak da
kullandığı bir demir eşya imalat atölyesinin kiracısıydı.
Başvuran, 8 Kasım 2000 tarihinde Fatih Savcılığı ile İstanbul Valiliği’ne suç duyurusunda
bulunmuştur. Şikâyetinde, bir gün önce saat 19.00 ila 21.00 arasında iki polis memurunun
atölyesine geldiğini ve içlerinden Yusuf isimli olanın kendisinden izin almaksızın açık olan
kapıdan atölyeye ve daha sonra yatak odasına kadar girdiğini ifade etmiştir. Başvurana göre,
bahsi geçen polis memuru, hakkında «kötü şeyler» söylendiğini ifade ederek kendisini esrar
kullanmakla suçlamıştır. Bunun üzerine başvuran, konuyla ilgili bir rapor almak üzere
kendisini Adli Tıp Kurumu’na götürebilecekleri cevabını vermiştir. Daha sonra, olayı örtbas
etmek isteyen polis memurlarının tavırları «yumuşamış» ve kendisi için değil de komşuları
için geldiklerini ifade etmişlerdir. Başvuran, yalnızca Yusuf adlı polis memuru hakkında
şikâyetçi olmuştur.
Başvuran Fatih Cumhuriyet Savcısı’na 27 Kasım 2000 tarihinde verdiği ifadesinde
iddialarında ısrarcı olduğunu beyan etmiştir.
Cumhuriyet Savcısı dosyayı, polis memuru hakkında cezai soruşturma açma izni verme
yetkisine sahip olan Fatih Kaymakamı’na göndermiştir. Dava dosyasını alan Kaymakam,
şikayeti soruşturmak üzere bir polis komiseri tayin etmiştir. Komiser yaptığı soruşturma
çerçevesinde başvuran ve iki polis memurunun ifadelerini almıştır.
Başvuran, daha önceki iddialarını tekrarlamıştır.
Polis memuru Yusuf, başvuranın ikâmet ettiği semtte uyuşturucu bulundurmak veya
kaçakçılığını yapmaktan birçok şahsın yakalandığını beyan etmiştir. Polis memuru Yusuf’un
ifadelerine göre: Olayın meydana geldiği gün, mahalle esnafı, polis memuruna otopark
bekçisi Eyüp’ün Bostan Hamam sokağı 37 numarada bulunan kulübede «esrar partileri»
düzenlediğini söylemiştir. Polis memuru Yusuf, yanında bulunan ekip arkadaşıyla birlikte saat :15’e doğru bu adrese gittiklerini ve kulübenin kapısının kapalı olduğunu ifade etmiştir.
Bunun üzerine, başvuranın demir eşya imalat atölyesine girmiştir. İçeride, başvuran ile
birlikte üç kişinin bulunduğunu görmüştür. Aradıkları şahsı göremeyen polis memuru,
atölyenin içerisinde bulunan açık konumdaki bir kapıdan içeri bakmıştır. Burada bir çek-yat
kanape ile bazı giysilerin bulunduğunu tespit etmiştir. Daha sonra, verdiği rahatsızlık
dolayısıyla özür dileyerek oradan uzaklaşmıştır. Polis memuru Yusuf, içeride arama yaptığı
ve başvuranı esrar satmak ve kullanmakla suçladığı iddialarını reddetmiştir. Polis memuru
Yusuf; başvuranın kendisinin soyadını öğrenmeye çalıştığını duyduğunda, onunla buluşmaya
gittiğini, başvuranın, bu görüşmede kendisini rahat bıraktığı takdirde şikâyetini geri
çekeceğini söylediğini ifade etmiştir.
Polis memuru Mustafa, ekip arkadaşı Yusuf’un kapı açık olduğu için atölyeye girdiğini ve
aradıkları kişinin orada olup olmadığına baktığını ve hemen sonra da orayı terk ettiğini ifade
etmiştir. Bu zaman zarfında, kendisi dışarıda beklemiştir. Ekip arkadaşı ve kendisinin
başvuranın yatak odasına girmediklerini ve orada arama yapmadıklarını beyan etmiştir.
Komiser tarafından yürütülen soruşturma çerçevesinde atölyenin bir krokisi çıkarılmıştır. Bu
krokiye göre, atölyede iki giriş kapısı bulunmaktadır. Atölyenin bir bölümü, atölyenin
içerisinde bulunan bağımsız bir kapı vasıtasıyla girilen iki odalı bir konut olarak
düzenlenmiştir.
Soruşturmayı yapan komiser, raporunu 15 Aralık 2000 tarihinde sunmuştur. Bu raporda,
başvuran tarafından ikâmet adresi olarak verilen atölyenin, elektrik abonesi ve kira sözleşmesi
gibi belgelerde ticari bir mekan olarak geçtiğini ve ilgili şahsın burayı hem demir eşya imalat
atölyesi hem konut olarak kullandığını, bu ticari mekanın kapılarının açık olduğunu ve
herkesin rahatlıkla girip çıkabileceğini vurgulamıştır. Ayrıca raporda, polis memurlarının bir
ihbar üzerine o mahalle gittikleri ve polislerden birinin açık konumdaki kapıdan atölyeye
girerek, aradıkları şahsın orada olup olmadığına baktığı ve şahsın orada olmadığını görünce
başka arama yapmadan o mahalli hemen terkettiği belirtilmiştir. Soruşturmayı yapan komiser,
ilgili polis memuru hakkında cezai bir soruşturma yürütülmesine gerek olmadığı sonucuna
varmıştır. Aralık 2000 tarihinde, Fatih Kaymakamı polis memuru Yusuf hakkında cezai soruşturma
başlatılmasına izin vermemiştir. Şubat 2001 tarihinde başvuran, Bölge İdare Mahkemesi’nde dava açarak kaymakamın
verdiği karara itiraz etmiştir. Başvuran Kaymakamın kararının yalnızca halka açık bir ticari
mekana ilişkin olduğunu, oysa o mekanın, içeriden bağımsız bir kapı ile ayrılarak, kısmen
konut olarak kullanıldığını ileri sürmüştür. Bunun da ötesinde soruşturmanın, ilgili polis
memuru ile aynı emniyet müdürlüğüne bağlı ekipler tarafından gerçekleştirilmesi dolayısıyla,
etkili ve bağımsız olamayacağını iddia etmiştir. Mayıs 2001 tarihinde Bölge İdare Mahkemesi, başvuran tarafından yapılan itirazı
reddetmiştir. Mahkeme, başvuran tarafından konut olarak kullanılan mekanın aslında ticari bir
mekan olduğunu ve atölye kapılarının açık olması dolayısıyla herkesin buraya rahatlıkla girip
çıkabileceğini tespit etmiştir.
Bu arada, 11 Ocak 2001 tarihinde, kaymakamın kararını esas alan Fatih Cumhuriyet Savcısı
takipsizlik kararı vermiştir.
HUKUK
I. AİHS’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, polis memurlarının atölyesine girmek suretiyle AİHS’nin 8. maddesinde öngörülen
konutuna saygı gösterilmesi hakkını ihlâl ettiklerini ileri sürmektedir :
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet, başvuranın iç hukuk yollarını tamamen tüketmediğini ileri sürmektedir. Bu konuyla
ilgili olarak Hükümet, Anayasa’nın 40. maddesi uyarınca, temel hak ve özgürlükleri kamu
görevlileri tarafından haksız yere ihlâl edilen herkesin bunun telafisini isteyebileceğini ve
İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesine göre idarenin kendi faaliyetleri yüzünden
meydana gelen veya bünyesindeki görevlilerin sebep olduğu zararları telafi etmekle yükümlü
olduğunu vurgulamaktadır.
AİHM, başvuranın yapılan polis aramasının yasal olmadığı iddiasıyla Cumhuriyet Savcısı’na
suç duyurusunda bulunduğunu tespit etmektedir. Dolayısıyla başvuran, Türk ceza hukuku
sisteminin kendisine tanıdığı imkânları tüketmeye çalışmıştır. AİHM’ne göre, başvuranın
tazminat davası açarak veya idari mahkemede tam yargı davası açarak gördüğü zararın telafisi
için bir kez daha girişimde bulunması gerekmemektedir (mutatis mutandis, Bulgaristan
aleyhine Assenov ve diğerleri davası, 28 Ekim1998 kararı, karar ve hükümlerin derlemesi
1998-VIII, prg. 86, ve Türkiye aleyhine Fazıl Ahmet Tamer ve diğerleri davası, no 19028/02,
prg. 75, 24 Temmuz 2007).
Diğer taraftan, başvuranın şikâyeti yalnızca iddia ettiği yasa dışı polis aramasını değil, aynı
zamanda bu uygulamadan şikayetçi olabilmek için etkili bir iç hukuk yolu olmamasını da
içermektedir. Oysa, Hükümet tarafından ileri sürülen iç hukuk yolları, bu sorun için etkili bir
çare niteliği taşımamaktadır (bakınız, mutatis mutandis, Romanya aleyhine Varga davası,
no 73957/01, prg. 60, 1 Nisan 2008).
Buradan yola çıkarak AİHM, Hükümet’in itirazlarını reddetmektedir.
AİHM, şikâyetin AİHS’nin 35/3 maddesi kapsamında açıkça dayanaksız olmadığını ve başka
hiçbir kabuledilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla, bu şikâyeti
kabuledilebilir olarak ilan etmek yerinde olacaktır.
B. Esasa ilişkin
1. Tarafların iddiaları
a. Başvuran
Başvuran, polis memurunun kimliğini belirtmeden, gerekçe göstermeden ve mahkeme kararı
olmaksızın atölyesine girmiş olması dolayısıyla konutuna saygı gösterilmesi hakkının ihlâl
edildiğini, ayrıca, polis memurunun, yatak odası da dahil tüm odalara baktıktan sonra gittiğini
ileri sürmektedir.
Başvuran, kaymakamın telebiyle soruşturma yapan komiserin tarafsızlık ilkesine uymadığını
iddia etmekte ve eksik soruşturma yapıldığını, soruşturmanın sadece atölyeye bir polisin
gelmesinden ibaret olduğunu ve bir tutanak bile tutulmadığını ileri sürmektedir. Ayrıca, polis
memurunun ziyareti sırasında atölyede bulunan üç kişinin tanık olarak dinlenmediğini de
vurgulamaktadır.
Başvurana göre, amirlerinin izni olmadan cezai soruşturmaya tabi tutulamadıkları için polis
memurları için neredeyse mutlak cezai muafiyet bulunmaktadır. Başvuran ayrıca,
kaymakamın söz konusu mekanın ticari niteliği dolayısıyla cezai soruşturma başlatılmasına
gerek görmediğini hatırlatmaktadır. Oysa, mekanın kendisi tarafından aynı zamanda konut
olarak da kullanıldığını ileri sürmektedir. Bu varsayıma dayanarak, polis memurunun
kimliğini belirtmeden ve mahkeme kararı olmadan içeri giremeyeceğini savunmaktadır.
Kaymakamın verdiği kararın usule uygun olduğunu gerekçe gösteren Bölge İdare
Mahkemesi’nin itirazını reddettiğini de iddialarına eklemektedir. Başvurana göre, burada
yalnızca dosyadaki bilgilerle yetinilmiş ve konuyla ilgili herhangi bir ek soruşturma
yapılmamıştır.
b. Hükümet
Hükümet’e göre, polis memurunun ilk bakışta ziyaret ettiği mekanın aynı zamanda konut
olarak da kullanıldığını farketmesi oldukça zordu. Polis memurları, bir ihbarı değerlendirmek
üzere oraya gitmişlerdi. Aldıkları istihbarata göre gidilmesi gereken yer, 37 numara ve
çevresiydi ki başvuranın mekanı da burada bulunmaktaydı. Atölyenin kapısı açık olduğundan,
polis memurlarından biri içeri girmiş ve aradıkları şahsın orada olup olmadığına bakmıştır.
Başvuranın iddialarının aksine, polis memuru herhangi bir arama yapmamış ve ilgilinin yatak
odasına girmemiştir. Bu konuyla ilgili olarak Hükümet, polis memurları ile başvuranın
ifadelerine bakıldığında, mekana bir tek polis memurunun girdiği konusunda hemfikir
olduklarını vurgulamaktadır. Buna ilaveten polis memuru, orada yatak odası görmediğini
belirtmektedir. Dolayısıyla Hükümet, başvuranın AİHS’nin 8. maddesine istinaden ileri
sürdüğü gibi konutuna saygı gösterilmesi hakkının ihlâl edilmediği kanaatindedir.
Hükümet, AİHM’nin 8. maddenin ihlal edilmediğine itibar etmemesi halinde, özellikle de
sözkonusu mekanın normal olarak herkese açık olması ve ilk bakışta konut da olduğunun
anlaşılmaması muvacehesinde, bu kez müdahalenin 8. maddenin 2. paragrafına uygun
olduğunu savunmaktadır. Hükümet’e göre, sözkonusu müdahale yasayla öngörülmüştü ve
kamu güvenliğini sağlamak ve suç eylemlerini önlemek amacını gütmekteydi. Hükümet,
polisin bir suç işlendiğine dair, bilhassa da bu davada olduğu gibi uyuşturucu kaçakçılığı
konusunda bir istihbarat aldığında, vakit kaybetmeden harekete geçmesinin asli görevleri
arasında olduğunu belirtmeketedir.
Diğer taraftan Hükümet’e göre, olayın meydana geldiği dönemde yürürlükte olan Anayasa ve
kanun hükümleri incelendiğinde, kişilerin Devlet görevlileri tarafından yasalara aykırı olarak
yapılan müdahalelere karşı korunduğu görülecektir.
Son olarak Hükümet, ulusal makamların başvuranın iddialarıyla ilgili olarak uygun ve etkili
bir soruşturma yürüttüğünü savunmaktadır. Soruşturmacı, atölyede dolaşarak krokisini
çıkarmış ve polis memurlarının ifadelerine başvurmuştur. Başvuran, iç hukukta şikâyetlerini
dile getirme imkânı bulmuştur. Hükümet ayrıca, başvuranın, Bölge İdare Mahkemesi
nezdinde karara itirazı sırasında soruşturmanın nesini eksik bulduğunu belirtmediğini de
anımsatmaktadır.
2. AİHM’nin değerlendirmeleri
a. Bir müdahalenin mevcudiyeti hakkında
AİHM, 8. maddede yeralan «konut» kavramının iç hukuka bağlı olmayan otonom bir kavram
olduğunu anımsatmaktadır. Belli bir mekanın 8. maddenin koruması altındaki bir «konut»
sıfatında olması, olayla ilgili şartlara ve özellikle belirli bir yer ile daimi ve yeterli bir
bağlantının mevcudiyetine bağlıdır (Rusya aleyhine Prokopovitch davası, no 58255/00, prg.
36, CEDH 2004-XI (alıntılar)). «Konut» terimi 8. maddenin ingilizce versiyonunda yeralan
«ev» kelimesinden daha geniş bir anlam alanına sahiptir. Örneğin liberal bir meslek
mensubunun büro veya kabinesi bu kapsamda değerlendirilebilir (Almanya aleyhine Niemietz
davası, 16 Aralık 1992 tarihli karar, seri A no 251-B, sayfa 34, prg. 30).
AİHM, ayrıca gerçek kişinin ikâmet ettiği ve aynı zamanda sahibi olduğu şirketin bürosu
olarak kullandığı bir konutta gerçekleştirilen polis aramasını AİHS’nin 8. maddesinde
belirtilen kişinin konutuna saygı gösterilmesi hakkına müdahale olarak değerlendirdiğini
anımsatmaktadır (Birleşik Krallık aleyhine Chappell davası, 30 Mart 1989 tarihli karar, seri A
no 152-A, sayfa 12-13, prg. 26, ve sayfa 26, prg. 63). Daha sonra AİHM, bazı şartlarda bir
şirkete ait ticaret merkezi, büro veya mesleki mekanların da AİHS’nin 8. maddesinde güvence
altına alınan hakların içerisine dahil edilebileceğini kabul etmektedir (Fransa aleyhine Colas
Est Şirketi ve diğerleri davası, no 37971/97, prg. 40-41, CEDH 2002-III).
Bu başvuruyla ilgili olarak AİHM, atölyenin kamuya ne kadar açık olduğundan bağımsız
olarak, eğer başvuranın işyeri konumunda ise 8. maddenin her halükarda uygulanacağını
vurgulamaktadır (bakınız Niemietz, ilgili paragraflar 30-31). Zaten, taraflar bahsi geçen
atölyenin aynı zamanda konut olarak kullanıldığına itiraz etmemektedirler (bakınız, a
contrario, Rusya aleyhine Khamidov davası, no 72118/01, prg. 131, CEDH 2007-...
(alıntılar). AİHM, polis memurunun atölyeye başvuranın izni olmadan girmesi dolayısıyla
(bakınız, a contrario, Fransa aleyhine R.L. ve M.-J.D. davası (karar), no 44568/98, 18 Eylül
2003), konutuna saygı gösterilmesi hakkına müdahale edildiği kanaatindedir.
Bu aşamadan sonra, sözkonusu müdahalenin, 8. maddenin 2. paragrafı kapsamında haklı olup
olmadığının, yani yasayla öngörülüp öngörülmediğinin, bir veya daha fazla meşru amaç
güdüp gütmediğinin ve demokratik bir toplumda bu amaçlara ulaşmak için müdahalenin
gerekli olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
b. Müdahalenin haklılığına ilişkin
İhtilaflı müdahale, eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun, gecikmenin sakıncaları
olabileceği durumlarda polise mahkeme emri olmaksızın evde arama yapma yetkisi veren 97.
maddesine dayanmaktadır. Mahalle esnafının uyuşturucu kullanımı ile ilgili olarak yaptığı
ihbarın üzerine yapılmış olması muvacehesinde, arama eylemi toplum düzeninin korunması
ve suç eylemlerinin önlenmesi meşru amaçlarını gütmektedir.
Müdahalenin gerekliliği konusunda ise AİHM, «demokratik bir toplumda» bir müdahaleye
gereklidir denebilmesi için, o müdahalenin toplum için zorlayıcı bir ihtiyaçtan kaynaklanması
ve özellikle ulaşılmak istenen meşru amaç ile orantılı olması gerekmektedir. Sözleşmeyi
imzalayan Devletler, bir müdahalenin gerekliliğine karar verirken belli bir takdir yetkileri
bulunmaktadır, ancak bu AİHM’nin denetimine tabidir. AİHM, devletlerin suç eylemlerinin
delillerini ele geçirmek amacıyla konutların aranmasını ve bazı malzemeye el konmasını
gerekli görebileceklerini kabul etmektedir. Bununla birlikte mevzuatların ve uygulama
şekillerinin suistimallere karşı yeterli ve uygun teminatları içermesi gerekmektedir. Özellikle,
bu davada olduğu gibi, polisin mahkeme emri olmaksızın evlerde arama yapma yetkisinin
bulunduğu durumlarda, AİHM’nin çok daha dikkâtli olması gerekmektedir çünkü kamu
otoritelerinin keyfi muamelerine
karşı kişilerin korunması için yasal bir çerçeve
oluşturulması ve bu tür yetkilerin daha sıkı sınırlandırılması gerekmektedir. (İsviçre aleyhine
Camenzind davası, 16 Aralık 1997 tarihli karar, Derleme 1997-VIII, paragraf 44-45, Fransa
aleyhine Miailhe davası, 25 Şubat 1993 tarihli karar, seri A no 256-C, sayfa 89, prg. 36-37, ve
Romanya aleyhine Varga davası, no 73957/01, prg. 70, 1 Nisan 2008).
Oysa bu davada şartlar böyle gelişmemiştir. Olayın geçtiği dönemde – AİHM, kişilerin daha
iyi korunması amacıyla daha sonra yapılan yasal ve anayasal reformlar hakkında yorum
yapmaksızın – polis, gecikmenin sakıncalı olabileceği durumlarda, mahkeme emri olmadan
arama yapabilmekteydi. Polis, aramanın gerekliliği ve kapsamı hakkında kendi başına karar
verme yetkisine sahipti. Bu davada AİHM, a priori yargı denetiminin yokluğunu açıklayacak
bir neden görmemektedir. Dolayısıyla, başvuranın konutuna saygı gösterilmesi hakkı, polisin
takdirine bırakılarak ihlâl edilmiştir. (bakınız, mutatis mutandis, Varga, bahsi geçen
paragraf 72).
Üstelik AİHM, olayın geçtiği dönemde başvuranın, sözkonusu aramanın yasallığını ve
haklılığını bir hakim kararıyla a posteriori denetletebileceği bir iç hukuk yolunun da
bulunmadığını gözlemlemektedir. Bu hususta, AİHM, başvuran tarafından yapılan suç
duyurusu sonrasında Cumhuriyet Savcısı’nın, dava dosyasını, görevli memurlarla ilgili
davaların takibini düzenleyen yasa çerçevesinde kaymakama gönderdiğini gözlemlemektedir.
Kaymakam, şikâyetin incelenmesi için, soruşturması yapılacak polis memuru ile aynı
hiyerarşiye tabi bir polis komiserini atamıştır. Soruşturmacının vardığı sonuca uygun olarak
karar alan kaymakam, ilgili polis memuru hakkında cezai soruşturma başlatılmasına izin
vermemiştir.
AİHM, ilgili idari mercinin bağımsız bir soruşturma yürütme erki konusunda daha önce de
ciddi tereddüt izhar ettiğini anımsatmaktadır. (bakınız, mutatis mutandis, Türkiye aleyhine
Sunal davası, no 43918/98, prg. 60, 25 Ocak 2005, ve Türkiye aleyhine Nazif Yavuz davası, no
69912/0, prg. 49, 12 Ocak 2006).
Buna ilaveten, dosya içeriğinde, başvuranın soruşturmaya katılma imkânı bulduğunu veya
yapılan soruşturma hakkında bilgilendirildiğini gösteren bir kanıt bulunmamaktadır. Bu
noktada AİHM, ne yasanın ne İçişleri Bakanlığı yönergesinin başvuranın görevli memur
hakkında yürütülen soruşturmayla ilgili olarak bilgilendirilmesini veya soruşturma raporunun
bir nüshasının kendisine verilmesini öngördüğünü tespit etmektedir. Danıştay’ın istişari
görüşü dosya unsurlarının yalnızca Cumhuriyet Savcısı’na iletilmesini önermektedir.
Başvuran kaymakamın verdiği karara Bölge İdare Mahkemesi önünde itiraz etme imkânından
yararlanmıştır. Ancak AİHM, itiraz davasında karar yetkisi verilen Bölge İdare
Mahkemesi’nin yalnızca idari soruşturma dosyası üzerinden karar aldığını vurgulamaktadır.
Yukarıdaki bilgiler ışığında AİHM, olayın geçtiği dönemde yürürlükte olan yasal
düzenlemelerin, başvuranın konutuna saygı gösterilmesi hakkına yetkili makamların keyfi
müdahalelerine karşı yeteri kadar koruyacak teminatlar içermediği kanaatine varmaktadır.
Dolayısıyla, AİHS’nin 8. maddesi ihlâl edilmiştir.
II. AİHS’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, AİHS’nin 13. maddesi kapsamında bir iç hukuk yolu olmadığından şikâyetçi
olmaktadır.
AİHM, bu şikâyetin yukarıda irdelenen şikâyetle bağlantılı olduğu ve dolayısıyla bunun da
kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiği kanaatindedir.
AİHS’nin 8. maddesi yönünden yaptığı tespiti göz önünde bulunduran AİHM, bu şikâyeti
ayrıca incelemenin gerekli olmadığı kanaatindedir..
III. AİHS’NİN 5., 6. VE 14. MADDELERİNİN İHLÂL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran aynı zamanda, polis memurları tarafından gereksiz yere hırpalandığını ve sosyo-
ekonomik durumu itibariyle farklı uygulamaya tabi tutulduğunu iddia etmekte ve AİHS’nin
5., 6. ve 14. maddelerini ileri sürmektedir.
AİHM, başvuranın ifade ettiği bu şikâyetleri incelemiştir. Elinde bulunan tüm bilgileri dikkâte
alan AİHM, Sözleşme ve Ek Protokoller ile teminat altına alınan hak ve özgürlüklerden
hiçbirinin ihlâl edilmediği kanaatine varmıştır ( yine bakınız Türkiye aleyhine Yavuz ve
diğerleri davası, (karar), no 29870/96, 25 Mayıs 2000, ve Türkiye aleyhine Şenay Aksoy
(Eroğlu) davası (karar), no 59741/00, 3 Kasım 2005).
Sonuç olarak, bahsi geçen şikâyetler dayanaksız bulunduğundan, AİHS’nin 35. maddesinin 3.
ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Manevi tazminat
Başvuran, maruz kaldığı manevi zarar için 10.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet, sözkonusu miktara karşı çıkmaktadır.
AİHM, hakkaniyete uygun olarak başvurana 1.000 Euro manevi tazminat ödenmesine
hükmetmektedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran, Avrupa Konseyi tarafından adli yardım olarak ödenen 850 Euro’nun yargılama
masraf ve giderleri için yeterli olduğu kanaatindedir.
Bu durumda AİHM, yargılama masraf ve giderleri için ek bir miktar ödenmesinin gerekli
olmadığı kanaatindedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç
puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun AİHS’nin 8. ve 13. maddeleri kapsamında yapılan şikayetlerine ilişkin
kısmının kabuledilebilir, geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHS’nin 13. maddesi kapsamında yapılan şikayetin incelenmesine gerek olmadığına;
4. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, her türlü vergiden
muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından başvurana 1.000 Euro (bin Euro) manevi
tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç
puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 30 Eylül 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
9
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło