12976/05
WyrokETPCz2010-06-29ECLI:CE:ECHR:2010:0629JUD001297605
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy prawo skarżącego do rzetelnego procesu, w tym prawo do pomocy prawnej, prawo do przesłuchania świadków oraz domniemanie niewinności, zostało naruszone w związku z postępowaniem karnym prowadzonym przeciwko niemu w Turcji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skarżący został pozbawiony skutecznej pomocy prawnej w krytycznych momentach śledztwa, takich jak rekonstrukcja zdarzenia i przesłuchanie w komendzie wojskowej, a także był reprezentowany przez osobę podającą się za adwokata przez znaczną część postępowania krajowego, co nie zostało naprawione przez sądy krajowe. To naruszyło art. 6 ust. 3 lit. c) w związku z art. 6 ust. 1. Ponadto, brak możliwości ponownego przesłuchania świadków, których zeznania były kluczowe dla skazania, po ujawnieniu oszustwa adwokata, naruszył zasadę równości broni i prawo do przesłuchania świadków z art. 6 ust. 3 lit. d) w związku z art. 6 ust. 1. Trybunał stwierdził również, że program telewizyjny, który przedstawiał skarżącego jako winnego przed prawomocnym wyrokiem, z udziałem funkcjonariusza policji zaangażowanego w śledztwo, naruszył domniemanie niewinności z art. 6 ust. 2.Stan faktyczny
Skarżący, Serdar Menderes Karadağ, urodzony w 1974 r., został aresztowany 5 stycznia 2002 r. (choć twierdził, że 4 stycznia) w związku z morderstwem właściciela sklepu z telefonami. Podczas śledztwa był przesłuchiwany przez policję, prokuratora i sędziego, składając zeznania obciążające. Przez pewien czas był reprezentowany przez osobę podającą się za adwokata, która później została skazana za oszustwo. W trakcie postępowania, program telewizyjny "Parmak izi" (Odcisk palca) wyemitował inscenizację zbrodni, przedstawiając skarżącego jako mordercę, z udziałem policjanta prowadzącego śledztwo. Skarżący został skazany na dożywotnie pozbawienie wolności za morderstwo i 5 lat za rabunek.Rozstrzygnięcie
Trybunał, jednomyślnie:
1. Uznaje skargi dotyczące art. 6 ust. 1, 2 oraz 3 lit. c) i d) Konwencji za dopuszczalne, a pozostałe skargi za niedopuszczalne.
2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 2 oraz art. 6 ust. 3 lit. c) i d) Konwencji.
3. Stwierdza, że nie ma potrzeby odrębnego badania innych skarg dotyczących art. 6 ust. 1 i 3 Konwencji.
4. Zasądza skarżącemu, w terminie trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, następujące kwoty, przeliczone na liry tureckie według kursu wymiany w dniu płatności, plus wszelkie podatki, które mogą być należne:
a) 7 200 (siedem tysięcy dwieście) euro tytułem szkody niemajątkowej;
b) 629 (sześćset dwadzieścia dziewięć) euro tytułem kosztów i wydatków.
5. Zasądza odsetki proste od upływu powyższego trzymiesięcznego terminu do dnia zapłaty, według stopy równej krańcowej stopie oprocentowania Europejskiego Banku Centralnego powiększonej o trzy punkty procentowe.
6. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
KARADAĞ - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 12976/05)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Haziran 2010
Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup
ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (12976/05) no’lu davanın nedeni T.C.
vatandaꢀları Serdar Menderes Karadağ’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 18
Mart 2005 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin
(Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından
H. Tuna tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuran, 1974 doğumludur. Baꢀvuran baꢀvurusunu sunduğu tarihte Sinop cezaevinde
hükümlü bulunmaktaydı.
1. Baꢀvuran hakkında yürütülen ceza davası Ocak 2002 tarihinde, bir cep telefonu mağazası sahibi bıçaklanarak öldürülmüꢀ olarak
bulunmuꢀtur. Kadıköy polisi olay yerine gelmiꢀ, inceleme raporu hazırlamıꢀ ve aralarında
I.F.'nin de bulunduğu tanıkları dinlemiꢀtir. I.F., 31 Aralık 2001 akꢀamı maktul ile beraber
çalıꢀtıklarını ve bir müꢀterinin cep telefonu alabilmek için defalarca geri geldiğini, ancak
parasının yetmediğini beyan etmiꢀtir. Olay yeri kriminal polis tarafından filme alınmıꢀtır. Ocak 2002 gecesi, kriminal polis katil zanlısı olarak baꢀvuranı yakalayarak gözaltına
almıꢀtır. Saat 23: 45'te, bir yakalama tutanağı düzenlenmiꢀtir. Saat 01: 00'de, baꢀvuran ꢀüpheli
ve sanık hakları ile ilgili bir formu imzalamıꢀtır. Aynı gün, bir tutuklama ve arama tutanağı
düzenlenmiꢀtir. Saat 02: 00 ve 19: 05'te, baꢀvuran doktor muayenesinden geçirilmiꢀ ve
vücudunda herhangi bir yara ve darp izine rastlanmamıꢀtır.
Aynı gün saat 14: 30'da düzenlenen ziyaret tutanağından anlaꢀıldığına göre, baꢀvuran saat
14: 00 ile 14:30 arasında avukat Ünlü ile görüꢀmüꢀtür. Bu tutanak avukat tarafından
imzalanmıꢀtır.
Saat 16:30'da düzenlenen kimlik tespit tutanağında baꢀvuran sırayla I.G., N.K., I. F. ve H.
K isimli dört tanık tarafından tespit edilmiꢀtir. Aynı akꢀam saat 19: 00'da, maktulün
yakınlarında dükkanı olan Ö.B. isimli bir bıçak satıcısının ifadesi alınmıꢀ ve bu kiꢀi 31 Aralık
günü gelen müꢀterileri tanıyamayacağını belirtmiꢀtir. Đlgili ꢀahıs baꢀvurana bıçak satıp
satmadığını hatırlamadığını, ancak bunun mümkün olabileceğini ifade etmiꢀtir. Baꢀvuranın
beꢀ sivil polis arasına konularak düzenlenen teꢀhis yüzleꢀtirmesinde Ö.B. kimseyi tespit
edemediğini belirtmiꢀtir.
Saat 19: 30'da, baꢀvuranın ifade tutanağı düzenlenmiꢀtir. Baꢀvuranın sözkonusu cinayeti
iꢀlediğini itiraf ettiği bu belgede « ifade sırasında avukat bulunuyor » kutusu iꢀaretlemiꢀ ve
belge resen atanan ancak ismi okunamayan bir avukat tarafından imzalanmıꢀtır.
Aynı akꢀam saat 20: 00'de, baꢀvuranın cinayeti iꢀlediğini kabul etmesi ve suçu iꢀlemeden
önce bıçağı nereden aldığını ve daha sonra nereye attığını gösterebileceğini beyan etmesi
üzerine olay yerinin yeniden incelenmesi için baꢀvuran ile dört polis memurunun imzaladığı
bir nakil tutanağı hazırlanmıꢀtır. Bu tutanakta baꢀvuranın avukatının imzası olmadığı gibi,
orada bir avukatın bulunduğu da belirtilmemiꢀtir. Olayın yeniden canlandırılma
operasyonunda baꢀvuran cinayeti nasıl iꢀlediğini anlatmıꢀtır.
Saat 22:30'da, baꢀvuran ve resen atanan avukatın imzasını taꢀıyan bir ifade tutanağı
düzenlenmiꢀtir. Bu tutanaktan anlaꢀıldığına göre, baꢀvuran maktulü korkutarak bir telefon
almak niyetiyle bir bıçak satın aldığını ve daha sonra maktulü bıçakladığını beyan etmiꢀtir.
Saat 23: 45'te, izinli asker olan baꢀvuran, Kadıköy askeri komutanlığına teslim edilmiꢀtir. Ocak 2002 günü saat 00:20'de, avukatın bulunmadığı askeri komutanlıkta bir kez daha
ifadesi alınmıꢀtır. Baꢀvuran burada da cinayeti iꢀlediğini yinelemiꢀtir. Ocak 2002 tarihinde, Kadıköy Cumhuriyet Savcısı (« Cumhuriyet savcısı ») önüne
çıkarılan baꢀvuran cinayeti iꢀlediğini itiraf etmiꢀtir. Bu ifadeyi orada hazır bulunan avukatı da
imzalamıꢀtır. Aynı gün, Kadıköy Ceza Mahkemesi nöbetçi hakimi önüne çıkarılan baꢀvuran,
tutuklanarak cezaevine konulmuꢀtur. Yine aynı gün, Adli Tıp Kurumu Kadıköy ꢁube
Müdürlüğü tarafından hazırlanan raporda, baꢀvuranın vücudunda herhangi bir travma izi
bulunmadığı belirtilmiꢀtir. Ocak 2002 tarihinde baꢀvuran, Avukat A. Durkan adına bir vekâletname imzalamıꢀtır. Ocak 2002 tarihinde, Cumhuriyet savcısı baꢀvuranı cinayetle suçlamıꢀtır. Baꢀvuran,
Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi'nde (« ağır ceza mahkemesi ») yargılanmıꢀtır.
Baꢀvuran, 27 ꢁubat ile 4 Mart 2002 tarihleri arasında tepkisel anksiyete ꢀüphesiyle
hastaneye yatırılmıꢀtır. 28 ꢁubat günü, ağır ceza mahkemesi tanıkları dinlemiꢀ ve tanık Ö.B.
mahkemeye verdiği ifadede kimlik tespit yüzleꢀtirmesinde baꢀvuranı tespit edemediğini,
ancak ꢀimdi onu hatırladığını beyan etmiꢀtir. Mahkeme, baꢀvuranın ruhsal durumunu
belirlemek üzere tıbbi bilirkiꢀi raporu talep etmiꢀtir.
Cumhuriyet savcısı, 18 Mart 2002 tarihinde hazırladığı ek iddianamede baꢀvuranı hırsızlık
ve gasp teꢀebbüsü ile suçlamıꢀtır. Mart 2002 tarihinde, ağır ceza mahkemesi baꢀvuranın ifadesini almıꢀtır. Baꢀvuran bu
ifadede susma hakkını kullanmak istediğini belirtmiꢀ ve hiçbir beyanda bulunmamıꢀtır.
Bununla birlikte baꢀvuran daha önce polis, savcı ve nöbetçi hakim önünde verdiği ifadeleri
inkâr etmiꢀ ve bu ifadelerin polis baskısı altında alındığını söylemiꢀtir. Mahkeme, tanıklarla
birlikte baꢀvuranın avukatının savunmasını dinlemiꢀtir. Avukat, yorum yapmayacağını,
argümanlarını nihai savunmaya sakladığını bildirmiꢀtir.
Belirtilmeyen bir tarihte, baꢀvuran ağır ceza mahkemesi baꢀkanına bir yazı göndermiꢀ ve
bu yazıda cinayeti iꢀlediğini, ancak bu eyleme metresi tarafından kıꢀkırtıldığını belirtmiꢀtir.
Baꢀvuran, yakalandıktan sonra polislerin kendisini bir arꢀiv odasına götürdüklerini, orada
soyunmasını istediklerini ve sandalyeye kelepçeyle bağladıktan sonra kafasına vurduklarını
ifade etmiꢀtir. Nisan 2002 tarihinde, adli tıp kurumu baꢀvuranın psikiyatrik durumu ile ilgili
hazırladığı raporda, ilgili ꢀahısın cinayeti iꢀlediği tarihte ve hâlihazırda tam cezai ehliyeti
bulunduğu sonucuna varmıꢀtır.
Mayıs 2002 tarihinde, mahkeme bu adli tıp raporunu dava dosyasına eklemiꢀtir. Savcı
baꢀvuranın idam cezasıyla karꢀı karꢀıya olduğunu, ancak bu cezanın kaldırıldığını,
yargılamanın devam edebilmesi için yeni uygulanacak yasaların yürürlüğe girmesinin
beklenmesi gerektiğini ifade ederek, davanın incelenmek üzere ertelenmesini talep etmiꢀtir.
Mahkeme duruꢀmayı ertelemiꢀtir. Mayıs 2002 tarihinde, baꢀvuranın tutuklu bulunduğu Maltepe Askeri Cezaevi
müdürlüğü Cumhuriyet savcılığına gönderdiği yazıda, bir gün önce « Kanal D » televizyon
kanalında sunulan « Parmak izi » programında davasıyla ilgili bir röportaj yayınlandıktan
sonra baꢀvuranın ağır depresyon geçirdiğini, Haydarpaꢀa GATA hastanesi acil servisine
götürüldüğünü ve daha sonra aynı hastanenin psikiyatri kliniği tutuklular bölümünde bir
hücreye yatırıldığını bildirmiꢀtir. Eylül 2002 tarihli duruꢀmada, mahkeme beklenen yeni yasaların yürürlüğe girdiğini
tespit etmiꢀ ve savcının esas üzerindeki taleplerini dinlemiꢀtir. Eylül 2002 tarihinde savcılık, mahkemeye, sahte kimlik kullandığı ve gerçekten avukat
olmadığından ꢀüphelenildiği gerekçesiyle baꢀvuranın avukatı hakkında bir soruꢀturma
baꢀlatıldığını bildirmiꢀtir. Ekim 2002 tarihli duruꢀmadan itibaren, baꢀvuran yeni bir avukat tarafından temsil
edilmiꢀtir. Yeni avukat, müvekkilinin sahte avukat tarafından temsil edilmesi dolayısıyla bu
duruꢀmalarda adli yardımdan mahrum kaldığının kabul edilmesi gerektiğini savunarak, daha
önceki layihaların yinelenmesini talep etmiꢀtir. Avukat, ilgili ꢀahsın cezai ehliyetinin sadece
bir adli tıp doktorunun raporuna istinaden kararlaꢀtırıldığını kaydetmiꢀ ve bu nedenle bir
nörolog ve bir psikiyatr tarafından yeni bir bilirkiꢀi raporu hazırlanmasını istemiꢀtir. Bu
duruꢀma sonunda mahkeme, özellikle baꢀvuranın reꢀit olduğunu, herhangi bir akıl hastalığı
bulunmadığını ve ifadesi bir avukat yardımıyla alınması zorunlu kiꢀilerden olmadığını
kaydederek, bu talepleri reddetmiꢀtir. Kasım 2002 tarihinde, baꢀvuranın avukatı savunmasını sunmuꢀtur. Bu savunmada avukat
müvekkilinin maktulü bıçaklayarak yaraladığını kabul ettiğini, buna karꢀın her türlü hırsızlığı
inkâr ederek kendisinden sonra dükkana baꢀka birinin girip hırsızlık yapmıꢀ ve maktulü
öldürmüꢀ olabileceğini söylediğini hatırlatmıꢀtır. Avukat diğer taraftan baꢀvuranın yakalama
tutanağında belirtildiği gibi 5 Ocak günü saat 01: 00'da değil, 4 Ocak 2002 günü saat 19:00
sıralarında yakalandığını ileri sürmüꢀtür. Avukata göre, bu iki tarih arasında baꢀvuran polisler
tarafından gözaltına alınmıꢀ ve kendisine fiziksel ve manevi baskı uygulanmıꢀtır. Avukat
ayrıca maruz kaldığı aldatmaca yüzünden müvekkilinin tüm yargılama sürecinde savunma
yardımı alamadığını hatırlatmıꢀtır. Son olarak müvekkilinin psikiyatri hastanesinde tedavi
görürken, cezai ehliyetini belirlemek için uzmanlar tarafından yeni bir bilirkiꢀi raporu
hazırlanmadığını belirtmiꢀtir. Baꢀvuranın avukatı ayrıca bıçak satıcısının tanıklığında bir usul
hatası yapıldığını savunmuꢀ ve bu nedenle yeni bir bilirkiꢀi raporu isteyerek, layihaların ve
önemli duruꢀmaların yenilenmesini ve son olarak da olay yerinde polis tarafından
gerçekleꢀtirilen video kayıtlarının incelenmesini talep etmiꢀtir.
Aynı gün, ağır ceza mahkemesi baꢀvuranı cinayetten suçlu bulmuꢀ ve ömür boyu hapis
cezasına mahkûm etmiꢀtir. Mahkeme ayrıca baꢀvuranı silahlı soygun teꢀebbüsünden de suçlu
bulmuꢀ ve beꢀ yıl ağır hapis cezasına çarptırmıꢀtır. Ağır ceza mahkemesi gerekçeli kararında,
baꢀvuranın polis baskısı ve zorlamasıyla ifade verdiği yönündeki iddialarının herhangi bir
dayanağı bulunmadığını ve bunun mahkûmiyet almamak için kullanılan bir savunma yöntemi
olduğunu kaydetmiꢀtir. Mahkeme ayrıca, baꢀvuranın maktule sadece dört-beꢀ bıçak darbesi
vurduğu yönündeki ifadesinin, daha fazla darbenin vurulduğunu tespit eden otopsi raporuyla
bağdaꢀmadığını vurgulamıꢀtır. Mahkeme, tanıkların, yani Ö.B. ve baꢀvuranın ifadelerini,
sanığın cezai ehliyeti hakkında hazırlanan tıbbi bilirkiꢀi raporunu, otopsi raporunu, maddi
delilleri ve baꢀvuranın vücudunda hiçbir yara izi bulunmadığını kaydeden 7 Ocak 2002 tarihli
tıbbi raporu dikkate alarak kararını vermiꢀtir. Aralık 2002 tarihinde, baꢀvuran kararı temyize götürmüꢀtür. Temyiz baꢀvurusunda
avukatı müvekkilinin maktulü bıçaklayarak yaraladığını kabul ettiğini, buna karꢀın her türlü
hırsızlığı inkâr ettiğini belirtmiꢀtir. Bu konuda ilk derece mahkemesinin olay ve delilleri
değerlendirirken bir yargı hatası yaptığını, sahte avukat yüzünden müvekkilinin etkili bir
ꢀekilde haklarını savunamadığını iddia etmiꢀ ve dinlenen tüm tanıkların yeniden duruꢀmaya
çağırılmasını talep etmiꢀtir. Haziran 2003 tarihinde, Yargıtay özellikle soruꢀturmadaki eksikliklere ve savunma
hakkının ihlal edildiğine dayalı gerekçeleri reddetmiꢀ, ancak mahkûmiyetin yasal
dayanağında ve yasanın uygulanmasında bir hata yapıldığı gerekçesiyle ilk derece
mahkemesinin kararını bozmuꢀtur. Dava dosyası ağır ceza mahkemesine geri gönderilmiꢀtir. Kasım 2003 tarihinde, baꢀvuranın avukatı sunduğu layihada müvekkilinin gözaltı
sırasında kötü muameleye maruz kaldığını ve ifadesini baskı altında zorla imzaladığını, sahte
kimlik kurbanı olduğunu ve gerçek bir avukat yardımından yararlanamadığını, mahkemenin
sadece polisler tarafından düzenlenen ve baꢀvuranın yanında bir avukat olmaksızın polislerin
çektiği video kayıtlarını izlemek zorunda bırakıldığı olayın yeniden canlandırılma tutanağına
bakarak karar veremeyeceğini savunmuꢀtur. Son olarak, avukat müvekkilinin masum
olduğunu ve günah keçisi olarak ilan edildiğini belirtmiꢀtir. Aralık 2003 tarihinde, ağır ceza mahkemesi baꢀvuranı cinayetten suçlu bulmuꢀ ve Türk
Ceza Kanunu'nun 450. maddesinin 7. fıkrası gereğince ömür boyu hapis cezasına mahkûm
etmiꢀtir. Mahkeme ayrıca baꢀvuranı gasptan da suçlu bulmuꢀ ve beꢀ yıl ağır hapis ve üç yıl ek
hapis cezasına çarptırmıꢀtır. Đdam cezasının kalkmasından sonra yürürlüğe giren yeni yasalar
gereğince mahkeme ayrıca baꢀvuranın cezasının üç ayını gece-gündüz bir kiꢀilik hücrede
çekmesine karar vermiꢀtir.
Ağır ceza mahkemesi gerekçeli kararında, baꢀvuranın hem polislere ve hem de savcı ve
nöbetçi hakim önünde verdiği ifadelerin içeriğinin tanıkların ifadeleriyle doğrulandığını,
baꢀvuranın tanık Ö.B. tarafından bıçağı satın alan kiꢀi olarak tespit edildiğini, ayrıca diğer
tanıklar F. I., H. K. ve I. G.'nin verdiği ifadelerde de baꢀvurana isnad edilen suçlamaların
doğrulandığını ve tüm bu unsurlar doğrultusunda mahkemenin samimiyetle baꢀvuranın bu
suçu iꢀlediğine inandığını kaydetmiꢀtir. Bu nedenle mahkeme tanıkların yeniden dinlenmesine
gerek duymadan kararını vermiꢀtir. Bu konuyla ilgili olarak mahkeme, Yargıtay'ın baꢀvuranın
temyiz gerekçelerini reddettiğini kaydetmiꢀtir. Nisan 2004 tarihinde, baꢀvuran özellikle yargılama sürecinde savunma hakkının ihlal
edildiğini ileri sürerek temyize baꢀvurmuꢀtur. Ekim 2004 tarihinde, Yargıtay 20 Temmuz 2004 tarihinde yürürlüğe giren 5218 sayılı
Türk Ceza Kanunu'nun 450. maddesinin 7. fıkrasında yapılan değiꢀiklik doğrultusunda bir
düzeltme yaparak ilgili ꢀahısın mahkûmiyetini onamıꢀtır. Böylece baꢀvuranın ömür boyu
hapis cezası, ağırlaꢀtırılmıꢀ ömür boyu hapis cezasına çevrilmiꢀtir.
Aralık 2004 tarihinde, baꢀvuran kararın düzeltilmesi istemiyle itiraz baꢀvurusunda
bulunmuꢀtur. Kasım 2005 tarihinde, Yargıtay Baꢀsavcısı bu itirazı reddetmiꢀtir.
2. Baꢀvuranın avukatlık unvanını gasp eden kiꢀi hakkındaki suç duyurusu
Belirtilmeyen bir tarihte, baꢀvuran kendisini avukat olarak tanıtarak dolandırıcılık yapan
bir kiꢀi hakkında Cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunmuꢀ ve davada müdahil taraf
olmuꢀtur. Bu dava halen devam etmektedir. Eylül 2007 tarihinde, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi bu kiꢀiyi avukatlık unvanını gasp
etmek ve özellikle sahte belge düzenlemekten suçlu bulmuꢀtur. Bu vesileyle, mahkeme bu
kiꢀinin bir hukuk bürosu açmak, üzerine avukatlık unvanını asmak ve noter tasdikli temsil
belgeleri düzenlemek suretiyle kendisine avukat görünümü verdiğini, daha sonra çeꢀitli dava
ve infaz iꢀlemlerinde aracılık ettiğini gözlemlemiꢀtir.
3. Kötü muamele hakkında suç duyurusu
Belirtilmeyen bir tarihte, baꢀvuran iꢀkence ve resmi evrakta sahtecilik iddiasıyla Đstanbul
Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı dört polis ve ꢁiꢀli Hastanesinde görev yapan bir doktor hakkında
Đstanbul Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunmuꢀtur. Baꢀvuran, gözaltı tutanağının
sahte olduğunu, zira yakalanma tarih ve saatinin 5 Ocak 2002 günü saat 01:30 olarak
belirtildiğini, oysa ki gerçekte kendisinin 4 Ocak 2002 günü saat 18:30 sıralarında
yakalanarak gözaltına alındığını savunmuꢀtur. Böylece baꢀvuran kendisinin önce Ümraniye
karakolunda tutulduğunu, orada iꢀkenceye (elektrik ꢀoku, darp) maruz kaldığını ve 5 Ocak
sabahı Đstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldüğünü, ifadesi alınırken savcı ve nöbetçi
hakim önünde ve kendisini muayene eden doktorun yanında dövüldüğünü ileri sürmüꢀtür.
Baꢀvuran, ayrıca doktorun sahte bir rapor düzenlediğini eklemiꢀtir. Ocak 2006 tarihinde, Cumhuriyet savcısı baꢀvuranın iddialarının kanıtsız olduğunu
dikkate alarak takipsizlik kararı vermiꢀtir. Savcı kararında özellikle 5 Ocak 2002 tarihli tıbbi
raporları ve aynı zamanda Adli Tıp Kurumu Đstanbul ꢁube Müdürlüğü'nün 7 Ocak 2002
tarihinde düzenlediği ve baꢀvuranın vücudunda hiçbir yara izi tespit edilmediğini bildiren
raporu esas almıꢀtır.
Baꢀvuran bu karara itiraz etmiꢀtir. Mayıs 2006 tarihinde, Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi baꢀvuranın bu itirazını
reddetmiꢀtir. ꢁubat 2006 tarihinde, baꢀvuran gözaltı sırasında kendisini muayene eden doktor
hakkında Đstanbul Đl Sağlık Müdürlüğü'ne suç duyurusunda bulunmuꢀ ve müdürlük ilgili
doktor aleyhine hiçbir kanıt belgesi bulunmadığını dikkate alarak soruꢀturma açılmasını izin
vermemiꢀtir.
4. 30 Mayıs 2002 tarihinde yayınlanan televizyon programı Mayıs 2002 tarihinde, « kanal D » televizyon kanalı « Parmak izi » baꢀlığı altında
baꢀvuranın davası ile ilgili bir televizyon programı yayınlamıꢀtır. Bir bayan sunucu olayların
kısa bir özetini aktarırken, baꢀvuran da dahil davaya karıꢀan tüm kiꢀilerin rolünü üstlenen
aktörlerle olayları kurgusal olarak yansıtan bazı görüntüler verilmiꢀtir. Görüntüleri anlatan
kiꢀi olayların nasıl geliꢀtiğini özetlerken, baꢀvuranın o andaki ruhsal halini yorumlamıꢀtır. Bu
kurgu görüntüler ara sıra kesilerek, olayın yeniden canlandırılma operasyonu sırasında polis
tarafından çekilen ve baꢀvuran ile kriminal ꢀube polislerinden biri de dahil davanın gerçek
tanıklarının yer aldığı video görüntüleri yayınlanmıꢀtır.
Görüntüler ꢀöyle özetlenebilir: baꢀvuranı temsil eden karakter bir telefon mağazasında
bulunmakta ve elindeki bıçağı mağaza sahibini temsil eden karaktere doğru kaldırmaktadır.
Görüntü burada kesilmekte ve yerine « kriminal ꢀube detektifi » olarak tanıtılan ve baꢀvuranın
orada mağaza sahibini korkutmaya çalıꢀtığını söyleyen polis memuru R.D.'nin konuꢀması
getirilmektedir. Polisin konuꢀması, kurgu filmde baꢀvuranın karakterini oynayan kiꢀinin
mağaza sahibini oynayan kiꢀiyi bıçakladığı görüntülerle kesilmektedir. Kurgu film yeniden
kesilerek, bu defa aꢀağıdaki açıklamayı yapan polisin konuꢀması verilmektedir :
« Onu bıçaklamaya baꢀladı, kendisi bile ona kaç bıçak darbesi vurduğunu bilmiyor ».
Yayın sırasında, aynı zamanda baꢀvuranın da yer aldığı olayın yeniden canlandırılma
operasyonu görüntüleri verilmektedir. Burada baꢀvuranın sokakta ve cep telefonu
mağazasında etrafının polislerle çevrili olduğu ve karꢀılıklı konuꢀmalarda polislerden birinin
sorduğu sorulara aꢀağıdaki gibi cevap verdiği görülmektedir:
« − Polis memuru : « bıçak neredeydi ? »
− Baꢀvuran : « Sırtında »
− Polis memuru : « Sırtında saplı mı kalmıꢀtı ? Ve sen onu geri mi çıkardın ? »
− Baꢀvuran : « Onu aldım ve iç cebime koydum »
Ayrıca bir gazetecinin yine etrafı polislerle çevrili baꢀvurana mikrofon uzattığı ve bir soru
sorduğu görülmektedir. Yayını sonlandıran jenerik olayın yeniden canlandırılma operasyonu
sırasında etrafı polislerle çevrili baꢀvuranın görüntülerinden oluꢀmaktadır. Yayın sonu verilen
jenerikte ayrıca Đstanbul Emniyet Müdürlüğü, Güvenlik ꢁubesi ve Cinayet Bürosu'nun da yer
aldığı teꢀekkür listesindeki isimler art arda geçmektedir.
HUKUK
I. AĐHS'NĐN 6. MADDESĐNĐN 1 VE 3C) VE D) PARAGRAFLARININ ĐHLAL
EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, gözaltı sırasında avukat yardımından yararlanamadığı ve yine yargılama
sırasında gerçek bir avukattan hukuki tavsiyeler alamadığı için adil yargılanmadığını iddia
etmektedir. Bu konuda baꢀvuran, sahte bir avukat tarafından temsil edildiği halde, yapılan
hukuki iꢀlemlerin yenilenmesi talebinin ulusal mahkemeler tarafından reddedilmesine karꢀı
çıkmaktadır. Baꢀvuran diğer taraftan tanıkların dinlenmesi talebinin kabul edilmemesi
dolayısıyla silahların eꢀitliği ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
Baꢀvuran, aynı zamanda ulusal mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmadığını iddia
etmektedir. Baꢀvuran ayrıca delil toplama tarzından ve bunların değerlendirilmesinde ulusal
mahkemelerin yaptığı usul hataları ve eksikliklerden ꢀikâyetçi olmaktadır. Baꢀvuran bunlara
ilaveten ulusal mahkemelerin verdiği kararlarda gerekçelerin yetersiz olduğunu ve
savunmasını hazırlamak için yeterli zaman ve kolaylıktan yararlanamadığını iddia etmektedir.
Baꢀvuran, AĐHS'nin 6. maddesinin aꢀağıdaki gibi kaleme alınan 1 ve 3c) ve d)
paragraflarına atıfta bulunmaktadır:
Hükümet bu sava itiraz etmektedir.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
AĐHM, bu ꢀikâyetlerin AĐHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan
yoksun olmadığını ve diğer taraftan baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını
tespit etmektedir. Dolayısıyla, sözkonusu ꢀikâyetlerin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun
olacaktır.
B. Esasa iliꢀkin
1. 6. maddenin 3c) paragrafının 6. maddenin 1. paragrafıyla bağlantılı olarak ihlali
hakkında
Hükümet, baꢀvuranın hakkında yürütülen ceza davasının her safhasında avukat
yardımından yararlandığını savunmaktadır. Baꢀvuran, hem gözaltı sırasında ve hem de daha
sonra çıkarıldığı Cumhuriyet savcısı ve ağır ceza mahkemesi nöbetçi hakimi önünde verdiği
ifadelerde resen atanan bir avukatın yardımından yararlanmıꢀtır. Yargılama baꢀladığında ise
baꢀvuran kendi istediği avukat tarafından temsil edilmiꢀtir. Đlk avukatın düzenbazlığı ortaya
çıktığında, baꢀvuran baꢀka bir avukat seçme imkânı bulmuꢀtur.
Baꢀvuran bu açıklamalara itiraz etmektedir.
AĐHM, daha önce de bir baꢀvuranın gözaltı sırasında avukat yardımı almadığına dayalı
ꢀikâyetlerle ilgili karar verme fırsatı bulduğunu ve AĐHS'nin 6. maddesinin 3c) paragrafının
ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (Türkiye aleyhine Salduz davası [GC], no
36391/02, prg. 45-63, 27 Kasım 2008). Aynı ꢀekilde AĐHM, adil yargılamanın gereği olarak
bir sanığın tavsiye bağlamında en geniꢀ çaplı yardımı alabilmesi gerektiğini vurgulamaktadır (
Türkiye aleyhine Dayanan davası, no 7377/03, prg. 32, CEDH 2009-...). Bu bakımdan,
soruꢀturma iꢀlemleri sırasında avukatın bulunmaması, 6. maddenin gereksinimlerine aykırılık
teꢀkil etmektedir (özellikle bakınız, Türkiye aleyhine Đbrahim Öztürk davası, no 16500/04,
prg. 48-49, 17 ꢁubat 2009, burada olay yerlerini belirleme tutanağı söz konusudur).
Mevcut dava koꢀullarında, AĐHM baꢀvuranın gözaltında bulunduğu sürenin bir bölümünde
avukatıyla konuꢀabildiğini ve yardımından yararlanabildiğini tespit etmektedir. Ancak,
dosyadaki unsurlara bakıldığında, yeniden canlandırma için olay yerine nakledildiği sırada -
ki buna avukatı da itiraz etmiꢀtir- ve askeri komutanlıkta verdiği ifade sırasında olduğu gibi
gözaltı sürecinde yapılan bazı hukuki iꢀlemlerde bu yardımdan yararlanamadığı
anlaꢀılmaktadır. Diğer taraftan Hükümet, baꢀvuranın bu yardımı alamamasının nedenleri
hakkında hiçbir açıklama sunmamaktadır.
Đçtihadında belirlenen ilkeler ıꢀığında mevcut davayı inceleyen AĐHM, Hükümetin bu
davada farklı bir sonuca varmayı gerektirecek herhangi bir olgu ve argüman sunmadığı
kanaatine varmaktadır. Bu itibarla AĐHM, AĐHS'nin 6. maddesinin 3c) paragrafının 6.
maddenin 1. paragrafıyla bağlantılı olarak ihlal edildiğine hükmetmektedir.
2. 6. maddenin 3d) paragrafının 6. maddenin 1. paragrafıyla bağlantılı olarak ihlali
hakkında
Hükümet, baꢀvuranın tanıkları sorgulama ve duruꢀmaya çağırma fırsatı bulduğunu
savunmaktadır. AĐHM'nin Birleꢀik Krallık aleyhine Edwards (16 Aralık1992, prg. 33-39, seri
A no 247-B) davasında ortaya koyduğu ilkelere dayanarak, ilk mahkûmiyet kararının adaletsiz
olduğu iddiasından sonra, bu hata ve eksiklik iddialarının giderilmesi için baꢀvuranın
davasının Yargıtay tarafından iki kez ve ağır ceza mahkemesi tarafından da bir kez yeniden
incelendiğini savunmaktadır.
Baꢀvuran, bu açıklamalara itiraz etmektedir.
AĐHM'ne verilen görev, tanık ifadelerinin delil olarak kabul edilip edilmediği konusunda
görüꢀ bildirmesinden ziyade bir bütün olarak ele alındığında sözkonusu yargılamanın, delil
unsurlarının sunulma ꢀekli de dahil olmak üzere, hakkaniyete uygun olarak görülüp
görülmediği hususunda görüꢀ bildirmesidir (bakınız, diğerleri arasından, Hollanda aleyhine
Van Mechelen ve diğerleri davası, 23 Nisan 1997, prg. 50, Karar ve hükümlerin derlemesi
1997-III). Ayrıca, delil unsurlarının normal koꢀullarda halka açık olarak görülen bir duruꢀma
sırasında, vicahi yargılama yapılması amacıyla baꢀvurana sunulması gerekir. Bununla birlikte
bu ilke bazı istisnalar da içerebilir, ancak bu istisnalar yalnızca savunma hakları korunarak
kabul edilebilir; genel olarak 6. maddenin 1. paragrafı ile 6. maddenin 3d) paragrafı sanığa,
aleyhte bir tanıklığa itiraz ederek bu tanıklığın sahibini ifade verdiği sırada ya da daha sonra
sorgulayabilmesi için uygun ve yeterli bir fırsat tanınmasını emreder (Đsviçre aleyhine Lüdi
davası, 15 Haziran 1992, prg. 49, seri A no 238 ve Van Mechelen ve diğerleri, ilgili bölüm,
prg. 51). Sonuç olarak, avukatı yanında olan bir sanığın, avukatının bir tanığı sorgulama ve
bir tanığa itiraz etme hakkını kullanacağını beklemesi normaldir.
Kendisi hakkında yürütülen davanın baꢀlangıcından 7 Ekim 2002 tarihine kadar –
mahkûmiyet kararı verilen duruꢀmadan bir önceki duruꢀmada – baꢀvuran sahte kimlik kurbanı
olduğundan, gerçek bir avukat tarafından temsil edilmemiꢀtir. Öte yandan, baꢀvuranın, avukat
yardımından yararlanmadığı süreçte gerçekleꢀtirilen hukuki iꢀlemlerin yinelenmesi isteği
reddedilmiꢀtir. Bu adaletsizlik, baꢀvuranın savunma haklarının ihlal edildiğine dayalı itirazını
reddeden Yargıtay önünde de telafi edilmemiꢀtir.
Dahası, her ne kadar Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını bozmuꢀ ve baꢀvuran
temyiz mahkemesi önünde gerçek bir avukat tarafından temsil edilmiꢀ olsa da, baꢀvuranın bir
avukat yardımından yararlanmadığı süreçte gerçekleꢀtirilen - tanıkların dinlenmesi dahil -
hukuki iꢀlemlerin yinelenmesi isteğinin reddedildiği dikkate alınmalıdır. Halbuki tanıkların
ifadeleri, özellikle Ö.B.'nin ifadesi baꢀvuranın mahkûmiyetine katkıda bulunan suçlamaları
doğrular niteliktedir. Bu itibarla AĐHM, Hükümetin, ilk davadaki adil yargılama eksikliklerini
gidermeye yönelik olarak aynı davanın Yargıtay ve ilk derece mahkemesine geri gönderildiği
yönündeki argümanına katılmamaktadır.
Geçekten de, AĐHM'nin kanaatine göre, baꢀvuranın ceza davası sürecinde adli yetki ve
nitelikleri olan gerçek bir avukattan yardım aldığı yegâne safhada tanıkların dinlenmemesi,
baꢀvurana davasını silahların eꢀitliği ve vicahi yargılama ilkeleri açısından tatmin edici
koꢀullarda sunmasına imkân tanımamıꢀtır.
Bu itibarla AĐHM, AĐHS'nin 6. maddesinin 3d) paragrafının 6. maddenin 1. paragrafıyla
bağlantılı olarak ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
3. 6. maddenin 1 ve 3. paragraflarına dayalı diğer ꢀikâyetler hakkında
Tespit ettiği ihlal bakımından AĐHM, baꢀvuranın özellikle ulusal mahkemelerin bağımsız
ve tarafsız olmadığına, delillerin toplanma tarzı ve değerlendirilmesine ve ulusal
mahkemelerin verdiği kararlarda gerekçe yetersizliğine dayalı olarak dile getirdiği diğer
ꢀikâyetlerin incelenmesine gerek olmadığı kanaatine varmaktadır.
II. AĐHS'NĐN 6. MADDESĐNĐN 2. PARAGRAFININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
HAKKINDA
Baꢀvuran, masumiyet karinesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir. Bu bağlamda, baꢀvuran
polislerin basına davası ile ilgili bilgileri sattığını ve bir televizyon programında katil gibi
tanıtıldığını savunmakta, AĐHS'nin 6/2 paragrafına atıfta bulunmaktadır:
Hükümet, bu ꢀikâyet hakkında açıklama yapmamaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
AĐHM, bu ꢀikâyetin AĐHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan
yoksun olmadığını ve diğer taraftan baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını
tespit etmektedir. Dolayısıyla sözkonusu ꢀikâyetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun
olacaktır.
B. Esasa iliꢀkin
Esasa iliꢀkin olarak ise AĐHM, masumiyet karinesi ilkesinin cezai anlamda bir usul
teminatıyla sınırlı kalmayıp, daha geniꢀ kapsamlı olduğunu ve hiçbir Devlet temsilcisinin bir
mahkeme tarafından mahkûm edilmeden bir kiꢀiyi suçlu olarak gösteremeyeceğini
hatırlatmaktadır (Fransa aleyhine Allenet de Ribemont davası, 10 ꢁubat 1995, prg. 35-36, seri
A no 308). Ayrıca, masumiyet karinesi sadece bir hakim ya da bir mahkeme tarafından değil,
baꢀka resmi makamlar tarafından da ihlal edilebilir (Litvanya aleyhine Daktaras davası,
no 42095/98, prg. 41-42, CEDH 2000-X). Bu konuda AĐHM, daha önce de müfettiꢀler
tarafından verilen basın toplantıları sırasında masumiyet karinesi ilkesine saygı sorunuyla
ilgili karar verme fırsatı bulduğunu hatırlatmaktadır (Litvanya aleyhine Butkevičius davası, no
48297/99, prg. 50-52, CEDH 2002-II (alıntılar), ve Türkiye aleyhine Y.B. Ve diğerleri davası,
no 48173/99 ve 48319/99, prg. 40–51, 28 Ekim 2004).
Mevcut davada, baꢀvuran sadece ꢀüpheliyken, yani henüz mahkûm edilmemiꢀken, bir
televizyon programının konusu olmuꢀ ve bu programda hazırlanan kurgu filmde baꢀvuranın
rolünü oynayan aktör bir cinayet iꢀlerken görüntülenmiꢀtir. Bu kurgu film zaman zaman
gerçek tanıkların görüntüleriyle kesilmiꢀtir. Bu tanıklar arasında yer alan bir kriminal polis
müfettiꢀi soruꢀturmanın ayrıntılarını ve suçun koꢀullarını baꢀvuranın suçluluğuna ꢀüphe
bırakmayacak ꢀekilde açıklamıꢀtır.
ꢁüphesiz, AĐHS'nin 6. maddesinin 2. paragrafı, 10. madde bakımından yetkililerin devam
eden cezai soruꢀturmalar hakkında kamuoyunu bilgilendirmelerini engelleyemez, ancak bu
yapılırken masumiyet karinesine saygının gereği tüm ihtiyat ve ölçülülüğe riayet edilmesini
öngörür. (Allenet de Ribemont, ilgili bölüm, prg. 38). Mevcut durumda, AĐHM her ne kadar
güvenlik güçlerinin baꢀvuranın iddia ettiği gibi basınla menfaat karꢀılığı yaptığı olası
iꢀbirliğinin koꢀulları hakkında fikir yürütmeye muktedir olmasa da, soruꢀturmaya katılan bir
polisin bir televizyon programında yer almayı kabul ederek baꢀvurana isnad edilen suçu konu
alan bir senaryoya ortak olduğunu hatırlatmayı görev bilir.
AĐHM, üstelik suçun iꢀlenme koꢀullarını anlatan polisin tanıklığı yayınlanırken,
baꢀvuranın olayın yeniden canlandırılması sırasında, polis tarafından çekilen video
kayıtlarındaki görüntülerinin verildiğini kaydetmektedir. Bu görüntülere bakıldığında, AĐHM,
basının sadece olayın yeniden canlandırılma operasyonunu ve baꢀvuranın polislerle
konuꢀmalarını filme almakla kalmadığını, aynı zamanda baꢀvuranı isnad edilen suç hakkında
sorguladığını gözlemlemektedir.
Bu koꢀullar altında AĐHM, baꢀvuranın hakkı olan masumiyet karinesine saygı ilkesini hiçe
sayarak, onu suçlu bir konuma yerleꢀtiren polis yetkililerinin sergilediği bu davranıꢀın
masumiyet karinesiyle bağdaꢀmadığı kanaatine varmaktadır. Diğer taraftan Hükümet, basının
hangi koꢀullarda olay yerine girerek, baꢀvuranın da yer aldığı yeniden canlandırma
operasyonunu filme aldığına hiçbir açıklama getirmemektedir.
Yukarıda anlatılanları dikkate alan AĐHM, AĐHS'nin 6. maddesinin 2. paragrafının ihlal
edildiği sonucuna varmaktadır.
III. DĐĞER ĐHLAL ĐDDĐALARI HAKKINDA
Aynı olgulara dayanan baꢀvuran, gözaltı sırasında polislerden ꢀiddet gördüğünü savunarak,
AĐHS'nin 3. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Baꢀvuran 5. maddeye atıfta
bulunarak, yakalanma, gözaltına alınma ve tutuklanma sürelerinin yasal olmadığından
ꢀikâyetçi olmakta, yakalanma gerekçeleri hakkında ne kendisinin ve ne de yakınlarının
bilgilendirilmediğini savunmaktadır. Baꢀvuran ayrıca, yakalandıktan hemen sonra bir hakim
karꢀısına çıkarılmadığını iddia etmekte ve iç hukukta gözaltı ve tutukluluğu için tazminat elde
edemediğinden ꢀikâyetçi olmaktadır.
Son olarak, baꢀvuran 1 Nolu Ek Protokol'ün 1. maddesine atıfta bulunmakta ve sahte
avukata ödediği ücretler nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.
Gözaltı sırasında kötü muameleye maruz kaldığına dayalı ꢀikâyetler hakkında AĐHM,
dosyadaki unsurlara bakarak, baꢀvuranın bu iddialarını destekleyen ve makul ꢀüphe uyandıran
herhangi bir kesin kanıt sunmadığını gözlemlemektedir. Bu bağlamda, AĐHM baꢀvuranın
gözaltı sırasında iki kez doktor muayenesinden geçirildiğini ve ilgili raporlara göre vücudunda
hiçbir yara ve darp izine rastlanmadığını tespit etmektedir. AĐHM, üstelik Cumhuriyet
savcısının bu raporlara dayanarak kötü muamele iddialarının gerçeği yansıtmadığına
hükmederek, takipsizlik kararı aldığını ve bu kararın ağır ceza mahkemesi tarafından
onandığını not etmektedir. AĐHM, böylece baꢀvuranın iddialarını inandırıcı kılacak nitelikte
bir unsur bulunmadığını kaydetmektedir. Bu itibarla, dosyadaki belgeler ıꢀığında, bu ꢀikâyet
AĐHS'nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları anlamında açıkça dayanaktan yoksun
olduğundan, reddedilmesi uygun olacaktır.
AĐHS'nin 5. maddesine dayalı iddialarla ilgili olarak AĐHM, baꢀvuranın gözaltı süresinin 7
Ocak 2002 ve tutukluluk süresinin 18 Aralık 2003 tarihinde son bulduğunu gözlemlemektedir.
Oysa, mevcut baꢀvuru 18 Mart 2005 tarihinde yani altı aydan fazla bir zaman sonra
sunulmuꢀtur. Bunun sonucu olarak, baꢀvuranın sözkonusu maddeye dayalı ꢀikâyetleri
gecikmeli olup, AĐHS'nin 35. maddesinin 1 ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.
Son olarak, baꢀvuranın mülkiyete saygı hakkının ihlal edildiği iddiası ile ilgili olarak
AĐHM, bu ꢀikâyetin genel bir biçimde dile getirildiğini ve baꢀvuranın bu iddialarını
destekleyen herhangi bir kesin kanıt sunmadığını gözlemlemektedir. Bunun sonucu olarak,
sözkonusu ꢀikâyet açıkça dayanaktan yoksun olduğundan, AĐHS'nin 35. maddesinin 3 ve 4.
paragrafları uyarınca reddedilmelidir.
IV. AĐHS'NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran, maddi tazminat olarak 100 000 Euro ve uğradığı manevi zararların karꢀılığı
olarak 250 000 Euro talep etmektedir.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.
AĐHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında nedensellik bağı
görememekte ve bu talebi reddetmektedir. Buna karꢀın, AĐHM manevi tazminat olarak
baꢀvurana 7.200 Euro ödenmesine hükmetmektedir.
B. Yargı masraf ve giderleri
Baꢀvuran, ayrıca AĐHM önünde görülen yargılama masraf ve giderleri karꢀılığında 1 300
Türk Lirası [yaklaꢀık 629 Euro] talep etmektedir. Baꢀvuran, bu talebine destek olarak bir
çalıꢀma saati dekontu sunmaktadır.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.
AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM, mevcut davada elindeki belgeleri ve
yukarıda belirtilen kıstasları dikkate alarak, AĐHM önünde görülen yargılama için baꢀvurana Euro ödenmesinin makul olacağı kanaatine varmaktadır.
C. Gecikme Faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç
puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. AĐHS’nin 6/1, 2 ve 3 c) ve d) maddesi hakkında yapılan ꢀikayetlerin kabuledilebilir, bunun
dıꢀında kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. AĐHS’nin 6/1 maddesi ile bağlantılı olarak 6/2 ve 6/3 c) ve d) maddesinin ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 6/1 ve 3 maddelerinin hakkındaki diğer ꢀikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek
olmadığına;
4. AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru
üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana:
i. manevi tazminat olarak 7.200 (yedi bin iki yüz) Euro ödenmesine;
ii. yargılama giderleri için 629 (altı yüz yirmi dokuz) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 29 Haziran 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
13
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło