13002/05

WyrokETPCz2010-03-16ECLI:CE:ECHR:2010:0316JUD001300205

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy działanie policji polegające na zabraniu skarżącego na posterunek w celu kontroli gazety, którą sprzedawał, stanowiło nieuzasadnioną ingerencję w jego wolność do rozpowszechniania informacji, naruszając art. 10 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że przymusowe wezwanie na posterunek policji, nawet jeśli nie było formalnym zatrzymaniem, stanowiło ingerencję w wolność skarżącego do rozpowszechniania informacji. Stwierdził, że taka kontrola, bez uzasadnionej przyczyny czy logicznego usprawiedliwienia, była nieproporcjonalna. Trybunał podkreślił, że nawet minimalna ingerencja w wolność wyrażania opinii może mieć negatywny wpływ na jej korzystanie. W konsekwencji, ingerencja ta nie była uzasadniona żadnym z celów wymienionych w art. 10 ust. 2 Konwencji i nie była konieczna w społeczeństwie demokratycznym.
Stan faktyczny
Skarżący, Adnan Görkan, obywatel Turcji, sprzedawał gazetę „Günlük Evrensel” w Aydın. Policja podeszła do niego, zażądała okazania dowodu tożsamości, a mimo potwierdzenia, że nie jest poszukiwany i gazeta nie jest zakazana, zabrała go na posterunek. Skarżący był przetrzymywany na posterunku około godziny w celu „wstępnej kontroli i rozmowy” dotyczącej gazety. Uważał to za bezprawne pozbawienie wolności i ingerencję w jego wolność wyrażania opinii.
Rozstrzygnięcie
Stwierdza dopuszczalność skargi w zakresie art. 10 Konwencji. Stwierdza niedopuszczalność pozostałych skarg. Stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji. Zasądza 1.800 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. Oddala pozostałe żądania zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   GÖRKAN -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 13002/05)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Mart 2010   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (13002/05) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢀı   Adnan Görkan’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 25 Mart 2005 tarihinde   Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan   Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đzmir Barosu avukatlarından D.   Güzel Gürbüz, Hasan Hüseyin Evin ve Zöhre Dalkıran tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran, 1960 yılı doğumludur ve Aydın’da ikamet etmektedir.   Baꢀvuran, 13 Haziran 2004 tarihinde Aydın ilinin merkezinde Günlük Evrensel isimli bir   gazete satmaktaydı. Saat 11 civarında, baꢀvuran bir kafeteryada gazete satıꢀı yaptığı sırada,   polisler gelmiꢀ ve baꢀvurandan kimliğini göstermesini istemiꢀlerdir.   Baꢀvurana göre, polisler, merkez ile temas ederek, kendisinin aranan bir ꢀahıs olmadığını ve   satıꢀını yapmakta olduğu gazete ile ilgili bir toplatma kararının da bulunmadığını   öğrenmiꢀlerdir. Bununla birlikte polisler, baꢀvuranın elinde bulunan on adet gazeteyi   kendilerine vermesini istemiꢀlerdir.   Baꢀvuran, gazeteleri teslim ettiğine dair bir tutanak hazırlanmasını talep etmiꢀ, kafeterya   sahibinin huzurunda tanık sıfatı ile imzaladığı bir tutanak hazırlanmıꢀtır; fakat baꢀvuran   sözkonusu tutanağın bir nüshasını alamamıꢀtır.   Baꢀvurana göre, daha sonradan kafeteryaya gelen komiser, polislere hitap ederek baꢀvuranla   ilgili olarak “götürün onu” ifadesini kullanmıꢀtır. Hazırlanan tutanak polisler tarafından   yırtılmıꢀ ve baꢀvuran karakola götürülmüꢀtür.   Haziran 2006 tarihinde saat 12.15’te hazırlanan, baꢀvuran ve üç polis tarafından imzalanan   tutanak uyarınca, telefonla gelen bir ihbar üzerine, polisler, bir kafeteryada bulunan   baꢀvuranın kimlik kontrolünü yapmıꢀlardır. Baꢀvuranın kimliğini göstermesi üzerine,   aranmakta olup olmadığı ve satmakta olduğu gazete sayısının toplatılmasına iliꢀkin bir kararın   olup olmadığını kontrol etmek amacıyla bir ön çalıꢀma ve mülakat yapmak üzere baꢀvuran   karakola çağırılmıꢀtır. Tutanakta, gazetelerden bir tanesine incelenmek üzere el konulduğunu,   kalan dokuz gazetenin ise baꢀvurana teslim edildiği ifade edilmektedir.   Baꢀvuran, 17 Haziran 2004 tarihinde Aydın Savcılığı’na baꢀvurarak 13 Haziran 2004   tarihinde kendisini yakalayan polis memurları aleyhinde suç duyurusunda bulunmuꢀtur.   Baꢀvuran, ifadesini tekrarlamıꢀ ve yakalanması ile üç saat boyunca gözaltında tutulmasının   yasadıꢀı ve keyfi nitelikli olduğunu belirtmiꢀtir. Baꢀvuran, yakalandığına daire bilgi verilen A.   K. isimli arkadaꢀının 13:20 civarında kendisini ziyaret ettiğini ve saat 14 civarında da serbest   bırakıldığını ifade etmektedir. Baꢀvuran AĐHS’ye atıfta bulunarak, güvenlik hakkını ve bilgi   iletme hakkını dile getirmiꢀtir.   Ağustos 2004 tarihinde, Savcılık tarafından ifadesi alınan A. U. isimli komiser, bir ꢀahsın   Evrensel gazetesi satmakta olduğuna dair bir ihbar aldıklarını, bunun üzerine de sözkonusu   kafeteryaya bir ekip yönlendirdiğini ifade etmiꢀtir. Kafeterya müꢀterilerinin, sözkonusu   gazetenin satıꢀı karꢀısında gösterebilecekleri tepkiler nedeniyle ortaya çıkabilecek olası   olayları önlemek amacıyla komiser de kafeteryaya gitmiꢀtir. Komiser, kafeterya sahibi ile   görüꢀmüꢀ, kafeterya sahibi ise herhangi bir ꢀikayet veya olayın meydana gelmediğini   belirtmiꢀtir. Bunun üzerine komiser, baꢀvuranı gerekli kontrollerin yapılması amacıyla   karakola çağırmıꢀtır. Komiser, baꢀvuranın hiç direnmeden kendisini takip ettiğini ve hiçbir   ꢀekilde bir gözaltı durumunun söz konusu olmadığını vurgulamıꢀtır.   Olayın meydana geldiği sırada orada bulunan iki polis memuru da aynı ꢀekilde ifade   vermiꢀlerdir.   Baꢀvuranın, A. K. isimli arkadaꢀının, 9 Eylül 2004 tarihinde tanık sıfatıyla ifadesi alınmıꢀtır.   A. K., baꢀvuranın komiserin odasında bulunduğunu ve gözaltına alınmadığını, komiser ile   konuꢀtuğunu, komiserin baꢀvuranın gazete sattığı gerekçesiyle karakola getirildiğini ve   sözkonusu gazete ile ilgili araꢀtırmalar biter bitmez de serbest bırakılacağını belirttiğini ifade   etmiꢀtir. Tanık, baꢀvuran serbest bırakılmadan evvel karakoldan ayrılmıꢀtır. Tanığın   ifadesinde herhangi bir saat ibaresi yer almamaktadır.   Savcılık, sözkonusu suçu teꢀkil eden unsurların toplanmadığı gerekçesiyle muhakemenin   men’i kararı vermiꢀtir. Savcılık, baꢀvuranın mülakatın gerçekleꢀtirilmesi amacıyla polis   merkezine davet edilmesi üzerine oraya gittiğini ve sattığı gazetenin kontrolünün   tamamlanması ile de serbest bırakıldığını belirtmektedir.   Baꢀvuran, 18 Ekim 2004 tarihinde Nazilli Ağır Ceza Mahkemesi’ne baꢀvurarak muhakemenin   men’i kararına itirazda bulunmuꢀtur. Baꢀvuran, her ne kadar yasal olarak gözaltı niteliğinde   olmasa da yaklaꢀık üç saat boyunca karakolda tutulmuꢀ olmasının, en azından özgürlüğünden   yasadıꢀı ve keyfi olarak yoksun bırakılmak anlamına geldiğini vurgulamaktadır. Baꢀvuran   sözü edilen kontrollerin olayın meydana geldiği yer olan kafeteryada zaten yapıldığını ve olay   yerine gelen komiserin talimatı uyarınca karakola götürüldüğünü belirtmektedir. Baꢀvuran   bununla ilgili olarak, bilgilerin iletilmesi özgürlüğüne dikkat çekerek AĐHS’nin 5. ve 10.   maddelerine atıfta bulunmaktadır.   Ağır Ceza Mahkemesi, dosya incelemesi neticesinde 29 Kasım 2004 tarihinde baꢀvuran   tarafından yapılan itirazı reddetmiꢀtir.   HUKUK   I. DAVA KONUSU HAKKINDA   Baꢀvuran öncelikle yasadıꢀı ve keyfi olarak üç saat boyunca özgürlüğünden yoksun   bırakılması nedeniyle AĐHS’nin 5. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.   Baꢀvuran ayrıca maruz kaldığı özgürlükten yoksun bırakılma eyleminin, satmakla yükümlü   olduğu gazeteyi dağıtmasına engel teꢀkil ettiği gerekçesiyle bilgilerin iletilmesi özgürlüğünün   ihlali niteliğinde olduğunu iddia etmektedir. Baꢀvuran bununla ilgili olarak AĐHS’nin 10.   maddesine atıfta bulunmaktadır.   AĐHS’nin 6. ve 13. maddelerine atıfta bulunan baꢀvuran, muhakemenin men-i kararının ve   yapılan itirazın, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmesinin, olaydan sorumlu olan   polis memurlarının yargılanmasını imkânsız kıldığı gerekçesiyle, özgürlüğünden yoksun   bırakılmasından sorumlu olan polis memurları aleyhinde açtığı dava çerçevesinde mahkemeye   baꢀvurma hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Baꢀvuran ayrıca, yetkili mercilerin,   ꢀikayetleri çerçevesinde uygun ve etkili nitelikte bir soruꢀturma yürütmediklerini de ileri   sürmektedir.   Mevcut dava koꢀullarında, AĐHM baꢀvuruların tamamının, AĐHS’nin 10. maddesi   kapsamında incelenmesinin uygun olacağı kanaatindedir (Kamil Uzun-Türkiye, no:37410/97,   Mayıs 2007).   II. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   Hükümet, baꢀvuranın bilgi iletme özgürlüğüne yönelik hiçbir müdahalede bulunulmadığı   gerekçesiyle baꢀvurunun bu kısmının, açıkça dayanaktan yoksun olduğunu belirtmektedir.   ꢁikayetin esası ile doğrudan ilintili olduğundan AĐHM, Hükümet’in tüm iddialarını ꢀikayetin   esastan incelenmesi sırasında inceleyecektir, dolayısıyla ꢀikayetin kabuledilebilir ilan edilmesi   uygun olacaktır.   B. Esas Hakkında   Hükümet, Evrensel gazetesinin sol görüꢀlü TDKP Partisinin resmi gazetesi olduğunu ileri   sürmekte ve bu gazetenin diğer gazeteler gibi bayilerde satılmadığını belirtmektedir.   Hükümet’e göre, gazetenin ”sol görüꢀün sözcüsü” niteliğinde olması sebebiyle ꢀüphelerin   meydana gelmesi makuldür. Gazete ile ilgili olarak daha önceki zamanlarda çok sayıda   yasaklama kararının alındığı bilinmektedir. Hükümet, tüm bu haklı ꢀüphelerin polisi, baꢀvuran   ve baꢀvuranın sattığı gazete ile ilgili olarak rutin kontroller yapmaya ittiğini belirtmektedir.   Hükümet bununla ilgili olarak hiçbir yasal hükme atıfta bulunmamaktadır.   Hükümet, olayın meydana geldiği günün tatil günü olan Pazar günü olduğunu ve sözkonusu   kontrollerin ancak polis merkezinde yapılabileceğini de eklemektedir.   Hükümet, baꢀvuranın satmıꢀ olduğu gazetenin diğer nüshaları ile beraber saat 12:15’te   karakoldan ayrıldığına da dikkat çekmektedir. Hükümet, baꢀvuranın karakolda geçirmiꢀ   olduğu yaklaꢀık bir saatlik zaman diliminin çok kısa olduğunu ve ilgilinin hiçbir ꢀekilde bir   “yakalanma” ya da “gözaltına alınma” durumunun sözkonusu olmadığını ifade etmektedir.   Hükümet, hiçbir zaman baꢀvurana gazetesini dağıtmasını engelleyecek bir yasaklama   uygulanmadığını belirtmektedir. Dolayısıyla baꢀvuranın, AĐHS’nin 10. maddesi ile kendisine   tanınan özgürlük haklarına hiçbir ꢀekilde müdahale sözkonusu olmamıꢀtır.   Baꢀvuran, Hükümet’in tüm iddialarını reddetmektedir. Baꢀvuran öncelikle Evrensel   gazetesinin yasal bir gazete olduğunu ve yasadıꢀı bir örgüt olan TDKP’nin sözcülüğünü de   yapmadığını belirtmektedir. Baꢀvuran, böyle bir durumun olması halinde, gazetenin   yayınlanmasının ve dağıtılmasının yasaklanması ve sorumluların ise cezalandırılması   gerektiğini ifade etmektedir. Baꢀvuran Evrensel’in de diğer gazeteler gibi bayilerde satıldığını   ve okuyucularının da tıpkı kendisinin yaptığı gibi gönüllü olarak satıꢀını da yaptıklarını dile   getirmektedir.   Baꢀvuran ayrıca gazetenin herhangi bir sayısının satıꢀının veya dağıtımının yasaklanması   halinde ise yasaklama kararının dağıtımdan önce polis merkezine bildirildiğini ve gazetenin   dağıtımının o anda engellendiğini vurgulamaktadır. Baꢀvuran bu nedenle yetkililer tarafından   alınan tedbirin, mevcut davada geçerli bir gerekçesinin olmadığını, dolayısıyla da keyfi   nitelikte olduğunu belirtmektedir.   Baꢀvuran, polis merkezine gönüllü olarak gitme sebebini, aksi durumda kuvvete baꢀvurulması   ve gözaltına alınması tehlikesi ile karꢀı karꢀıya kalabileceği ihtimali ile açıklamaktadır.   Üstelik böyle bir durumda, polise direnmek suçundan, hakkında soruꢀturma açılma ihtimali   bulunduğunu bilmekteydi.   AĐHM, AĐHS’nin 10. maddesine iliꢀkin içtihadından kaynaklanan temel ilkeleri   hatırlatmaktadır, bu ilkeleri Yalçın Küçük-Türkiye (no:28493, 5 Aralık 2002), Sunday Times-   Birleꢀik Krallık (no:1) (26 Nisan 1979), Öztürk-Türkiye (no:23118/93) ve Nilsen ve Johnsen-   Norveç (no:23118/93) kararlarında da tekrarlamıꢀtır.   AĐHS’nin 10/2 maddesindeki anlamıyla “zorunlu” ifadesi, “zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaç”ın   varlığını gerektirmektedir. Baꢀka bir ifade ile ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin   “gerekliliği”, ikna edici bir ꢀekilde ortaya konmalıdır. Hiç kuꢀkusuz burada öncelikle bu   müdahaleyi haklı çıkaracak bir gerekliliğin var olup olmadığının değerlendirmesini ulusal   mercilerin yapması gerekmektedir ve bu nedenle böyle bir ihtiyacın varlığını tespit ederken   belirli bir takdir payları bulunmaktadır. Ulusal yetkililerin bu takdir yetkilerini kullanmalarını   gerektiren ve bir müdahaleyi teꢀkil eden durumlarda AĐHM’nin denetimi ikiye   katlanmaktadır.   AĐHM’nin görevi hiçbir ꢀekilde, bu denetimi yerine getirirken, iç hukukun yerini almak değil,   fakat sözkonusu yargı mercilerinin takdir yetkilerini kullanarak verdikleri kararların, baꢀka bir   ifade ile müdahaleyi teꢀkil eden “kısıtlama” ya da “yaptırımın”, AĐHS’nin 10. maddesi ile   güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkı ile bağdaꢀıp bağdaꢀmadığını denetlemektir.   AĐHM’nin sözkonusu müdahaleyi, dava olaylarının bütün ıꢀığında değerlendirmesi   gerekmektedir (Bkz., diğerleri arasında, Lingens-Avusturya, 8 Temmuz 1986, ve Rizos ve   Daskas-Yunanistan, no: 65545/01, 27 Mayıs 2004).   Mevcut davada AĐHM öncelikle Evrensel gazetesinin yasal olarak yayınlanan, dağıtılan ve   satılan bir gazete olduğunu kaydetmektedir. Evrensel gazetesi yetkililerine uygulanan   yaptırımlar, AĐHM’nin çok sayıda kararına konu olmuꢀtur (Bkz. diğerleri arasında, Fevzi   Saygılı-Türkiye, no: 74243/01, 8 Ocak 2008, Saygılı ve Falakoğlu-Türkiye (no:2), no:   38991/02, 17 ꢁubat 2009, Ali Erol-Türkiye (no:2), no: 47796/99, 27 Ekim 2005, ve   Falakoğlu-Türkiye (no:3), no: 16229/03, 23 Ocak 2007).   AĐHM ayrıca komiserin kafeteryaya geliꢀinden önce meydana gelen olaylara iliꢀkin çeliꢀkinin   bulunduğunu not etmektedir.   Polislerin baꢀvuranın gazeteyi sattığı sırada uygulanabilecek bir yasaklama kararının var olup   olmadığına ve dolayısıyla baꢀvuranı beraberlerinde götürmeden bir kontrol yapılıp   yapılamayacağına dair bilgiler elde edememiꢀ olsalar bile, bu türden bir kontrolün haklı   kılınması gerekmektedir. AĐHM, yasal olarak yayınlanan bütün gazete dağıtıcılarının bu   ꢀekilde kontrol edilmelerinin gerekli olduğu hususunu dayanaktan yoksun ve gerçekçi   bulmamaktadır.   Sözkonusu olan baꢀvuranın durumunun, bu ister kiꢀiliğine, ister sattığı gazeteye ya da satıꢀın   kendisine bağlı olsun, bu türden bir kontrolü gerektirip gerektirmediğini incelemek   gerekmektedir.   Bununla ilgili olarak AĐHM, Hükümet’in görüꢀlerinin yalnızca bu unsurlardan bir tanesine,   yani Evrensel gazetesine dayandığını kaydetmektedir.   Gazetenin yasadıꢀı olduğuna dair iddia bir tarafa bırakılırsa, geriye bir tek gazetenin geçmiꢀte   çok sayıda yasaklama kararına konu olmasının, bütün sayılarının satıꢀının polis tarafından   kontrol edilmesi eyleminin yerinde olup olmadığının tespit edilmesi iꢀi kalmaktadır.   AĐHM, Hükümet’in bu yöndeki iddiasının kabuledilemez olduğu ve mevcut davada suç   iꢀlendiğine dair bir ꢀüphenin yetkilileri harekete geçirdiği kanaatindedir. Bu türden bir polis   kontrolünü gerekli kılacak ꢀüphe, baꢀvuranın bilgi iletme özgürlüğüne hiç ꢀüphesiz aykırılık   teꢀkil etmektedir.   AĐHM, mevcut davada, baꢀvuranın karakola gelmesi yönündeki çağrıya uymaması halinde   olabileceklerin ve karakolda tam olarak ne kadar süre kaldığının tespit edilmesinin gerekli   olmadığı kanaatindedir. AĐHM, mevcut davada gerçekleꢀtirilen, zorlayıcı nitelikli olması   sebebiyle, makul bir neden ya da mantıklı bir gerekçe olmaksızın, özgürlüğü kısıtlayıcı olarak   nitelendirilebilecek “polis merkezine davetin” de yapıldığı bir polis kontrolünün, baꢀvuranın   bilgi iletme özgürlüğüne yönelik bir müdahale teꢀkil ettiği görüꢀündedir.   AĐHM, asgari düzeyde de olsa, ifade özgürlüğüne yönelik her türlü müdahalenin, bu   özgürlüğün kullanımına olumsuz yönde etki etme ihtimalinin bulunduğunu müteaddit kez   vurgulamıꢀtır (Bkz., diğerleri arasında, Desjardin-Fransa, no: 22567-03, 22 Kasım 2007).   AĐHM, baꢀvuranın bilgi iletme özgürlüğüne yönelik olarak yapılan müdahalenin, 10/2   maddede ifade edilen hiçbir meꢀru amaçla veya hiçbir toplumsal ihtiyaçla   gerekçelendirilmediğini tespit etmektedir. Bu nedenle, sözkonusu müdahale demokratik bir   toplumda gereklilik arz etmemektedir.   Sonuç olarak, AĐHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   III. DĐĞER ĐHLALLER HAKKINDA   Baꢀvuran, son olarak, genel bir ifade ile, Türkiye’de görev yapan mahkemelerin bağımsız ve   tarafsız olmadıklarını zira bu mahkemelerde görev yapan hakimlerin, kararlarına itiraz   edilmesi mümkün olmayan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından   görevlendirildiklerini ileri sürmektedir. Baꢀvuran bu itibarla AĐHS’nin 6. Maddesine atıfta   bulunmaktadır.   AĐHM, ꢀikayetin genel nitelikli ve belirsiz olduğunu tespit etmektedir. AĐHM dolayısıyla bu   ꢀikayetin AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran maruz kaldığını iddia ettiği manevi zarar olarak 5.000 Euro talep etmektedir.   Hükümet bu talebin gerekçelendirilmediğini belirtmektedir.   AĐHM, baꢀvurana 1.800 Euro manevi tazminatın ödenmesinin uygun olacağına kanaat   getirmektedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran, AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama masraf ve giderleri için 1.525 Euro talep   etmektedir. Baꢀvuran bu miktarı Đzmir Barosunun avukatlık ücret tarifesine dayandırmaktadır.   Hükümet, bu talebin hiçbir belgeye dayandırılmadığını belirtmektedir.   AĐHM içtihadına göre, bir baꢀvuran yargılama masraf ve harcamaların geri ödemesini ancak   gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda olduğu ortaya konulduğu sürece elde edebilir. Mevcut   davada sahip olduğu unsurları ve sözü edilen kriterleri göz önüne alarak AĐHM, baꢀvuranın   yargılama masraf ve giderlerine iliꢀkin talebini reddetmektedir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç   puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM,   1. Oyçokluğuyla, AĐHS’nin 10. maddesi hakkındaki baꢀvurunun kabuledilebilir, bunun   dıꢀında kalanların kabuledilemez olduğuna;   2. Đkiye karꢀı beꢀ oyla, AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   3. Đkiye karꢀı beꢀ oyla;   a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından baꢀvurana 1.800 (bin sekiz   yüz) Euro manevi tazminat ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 16 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   Mevcut karar ekinde AĐHS’nin 45/2 ve Đçtüzüğün 74/2 maddesine uygun olarak Yargıçlar   Jociene ve Karakaꢀ’ın ayrı oy görüꢀü yer almaktadır.   8

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło