13017/02

WyrokETPCz2006-10-31ECLI:CE:ECHR:2006:1031JUD001301702

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość tymczasowego aresztowania i postępowania karnego naruszyła prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego oraz prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 5 ust. 3 i art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ponad trzynastoletni okres tymczasowego aresztowania, uzasadniany przez sądy krajowe jedynie "charakterem przestępstwa i stanem dowodów" w sposób stereotypowy, nie był zgodny z wymogiem "rozsądnego terminu" z art. 5 ust. 3 Konwencji. Podobnie, ponad trzynastoletnie postępowanie karne, w którym Trybunał dopatrzył się znacznych opóźnień po stronie władz krajowych, naruszyło prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji. W kwestii niezawisłości sądu, Trybunał uznał skargę za niedopuszczalną, ponieważ zmiany konstytucyjne usunęły sędziów wojskowych ze składów sądów bezpieczeństwa państwa, a sprawa została przekazana do sądu cywilnego, co naprawiło pierwotny problem.
Stan faktyczny
Skarżący, Muammer Pakkan, został aresztowany 28 listopada 1992 roku i oskarżony o członkostwo w nielegalnej organizacji lewicowej. Był przetrzymywany w areszcie tymczasowym przez ponad 13 lat. Jego sprawa toczyła się przed Sądem Bezpieczeństwa Państwa w Stambule, w którego składzie początkowo zasiadał sędzia wojskowy, a następnie, po zmianach konstytucyjnych w 1999 roku, przed sądem cywilnym. W 2004 roku został skazany na dożywocie, ale wyrok został uchylony przez Sąd Kasacyjny w 2005 roku z przyczyn proceduralnych, a sprawa nadal się toczyła w momencie wydania wyroku ETPCz.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: uznał skargi dotyczące długości tymczasowego aresztowania i długości postępowania karnego za dopuszczalne, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną; stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji; stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji; zasądził na rzecz skarżącego 9 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 500 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków, powiększone o odsetki; oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   A V R U P A   OF E U R O P E   KONSEYİ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   DÖRDÜNCÜ DAĐRE   PAKKAN – TÜRKĐYE   (Baꢀvuru no. 13017/02)   KARAR   STRAZBURG   Ekim 2006   Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen ꢀartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, ꢀekle   iliꢀkin değiꢀiklik yapılabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleꢀmesi’nin (“Sözleꢀme”) 34. maddesi   uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, bir Türk vatandaꢀı olan Muammer Pakkan   (“baꢀvuran”) tarafından, 7 Mart 2002 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan   baꢀvurudan (no. 13017/02) kaynaklanmaktadır.   Baꢀvuran, Đstanbul Barosu’na bağlı avukatlar M. Filorinalı ve Y. Baꢀara tarafından   temsil edilmiꢀtir.   OLAYLAR   I. DAVA OLAYLARI   Baꢀvuran 1963 doğumludur ve Edirne F-Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunmaktadır.   Kasım 1992 tarihinde, baꢀvuran, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele   ꢁubesi’nde görevli polis memurları tarafından gözaltına alınmıꢀtır. 10 Aralık 1992 tarihinde,   Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranın tutuklu yargılanmasına hükmetmiꢀtir.   Ocak 1993 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,   baꢀvuran ve diğer yirmi dokuz kiꢀi hakkında bir iddianame sunmuꢀ ve onları, Türk Ceza   Kanunu’nun 146. maddesi ve Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesine aykırı olarak   yasadıꢀı sol bir örgüte üye olmakla suçlamıꢀtır.   Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde gerçekleꢀen ve heyetinde askeri bir hakimin   yer aldığı 22 Kasım 1993 tarihli duruꢀmada, sanıklar duruꢀma salonunda sloganlar atarak   iꢀlemleri protesto etmiꢀlerdir. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesini müteakip, sanıklar   mahkeme binasının pencerelerini kırmıꢀlardır.   ve 1994 yılları arasında gerçekleꢀen duruꢀmalarda, mahkeme, bazı tanıkların   ifadelerini dinlemiꢀ ve sanıkların ifadelerini almıꢀtır.   Haziran 1999 tarihinde, Anayasa’da değiꢀiklik yapılmıꢀ ve bu değiꢀiklik ile Devlet   Güvenlik Mahkemeleri heyetinde yer alan askeri hakimlerin yerine sivil hakimler   görevlendirilmiꢀtir.   Mahkeme, suçun niteliğini ve dava dosyasının içeriğini gözönünde bulundurarak   baꢀvuranın tutuksuz yargılanma talebini reddetmiꢀ ve tutuklu yargılanmasının devamını   emretmiꢀtir. Baꢀvuranın yer almadığı duruꢀmalarda, mahkeme baꢀvuranın durumunu kendi   insiyatifi ile değerlendirmiꢀ ve aynı gerekçelere dayanarak baꢀvuranın tutuklu yargılanmasını   emretmiꢀtir.   Mart 2000 tarihli duruꢀmada, mahkeme, baꢀvuran da dahil olmak üzere neredeyse   tüm sanıkların son ifadelerini almayı tamamlamıꢀ ve son ifadelerini henüz sunmamıꢀ olanlar   için ek bir sürenin verilmeyeceğini ifade etmiꢀtir.   Temmuz 2001 tarihinde, baꢀvuran, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin farklı   bir dairesine dilekçe sunmuꢀ ve mahkemenin tutuklu yargılamanın devamına iliꢀkin kararı   hakkında ꢀikayetçi olmuꢀtur. 1 Ağustos 2001 tarihinde, suçun niteliği ve dava dosyasının   içeriği nedeniyle itirazı reddedilmiꢀtir.   Ekim 2001 tarihine kadar Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde elli beꢀ   duruꢀma düzenlenmiꢀ ve mahkemenin heyetinde yer alan yargıçlar altı sefer değiꢀtirilmiꢀtir.   Devlet Güvenlik Mahkemeleri, 7 Mayıs 2004 tarihinde yürürlüğe konulan anayasal   değiꢀiklikler ile kaldırılmıꢀtır. Sonuç olarak, ceza muhakemeleri usulü tarafından sağlanan   usule iliꢀkin teminatların tümü bundan sonra istisnasız bütün yargılama usulleri için geçerli   hale gelmiꢀtir.   Ekim 2004 tarihinde, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi baꢀvuranı suçlu bulmuꢀ ve   onu ömür boyu hapis cezasına çarptırmıꢀtır.   Temmuz 2005 tarihinde, Yargıtay, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını   usulden bozmuꢀtur.   Dava, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde halen devam etmekte ve baꢀvuran halen   tutuklu yargılanmaktadır. En son duruꢀma 2 Aralık 2005 tarihinde düzenlenmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 5 § 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, yaklaꢀık on üç yıllık tutuklu yargılama süresinin, AĐHS’nin 5 § 3.   maddesinde belirtilen “makul süre” ꢀartını ihlal ettiğinden bahisle ꢀikayetçi olmuꢀtur.   Sözkonusu madde ꢀöyledir:   “Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koꢀullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda   bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmıꢀ diğer bir   görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuꢀturma   sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruꢀmada hazır bulunmasını   sağlayacak bir teminata bağlanabilir.”   A. Kabuledilebilirlik   AĐHM, bu ꢀikayetin, AĐHS’nin 35 § 3. maddesi anlamı dahilinde dayanaktan yoksun   olmadığını kaydetmiꢀtir. Ayrıca, baꢀka açılardan da kabuledilmez olmadığını belirtmiꢀtir.   Dolayısıyla kabuledilebilir bulunmalıdır.   B. Esaslar   Hükümet, baꢀvuranın yakalanmasının, onun suç iꢀlediğine dair ꢀüphe uyandıracak   makul sebeplerin varlığına dayalı olduğunu ve nezaret durumunun yetkili mercii tarafından   düzenli ve itinalı olarak gözden geçirildiğini ileri sürmüꢀtür. Baꢀvurana yöneltilen suçlamanın   ciddi olduğunu ve suçu önlemek ve kamu düzenini korumak için tutuklu yargılanmasının   devamının gerekli olduğunu belirtmiꢀtir. Hükümet, son olarak, baꢀvuranın toplam tutuklu   yargılanma süresinin, sanıkların sayısı ve iꢀlemlerin karmaꢀık yapısı karꢀısında makul   olduğunu ileri sürmüꢀtür.   Baꢀvuran bu iddialara itiraz etmiꢀtir. Hiçbir ꢀeyin on üç yıllık tutuklu yargılama   süresini haklı çıkaramayacağını ileri sürmüꢀtür.   AĐHM, sözkonusu bir davada sanığın tutuklu yargılanma süresinin makul süreyi   aꢀmamasını sağlama görevinin öncelikle ulusal yargı makamlarına düꢀtüğünü yinelemiꢀtir.   Bu amaçla, masumiyet karinesine bağlı kalarak, kiꢀisel özgürlüğe saygı kuralına uymamayı   haklı çıkaran gerçek bir kamu yararı gereğinin mevcudiyetini destekleyen veya çürüten   delilleri incelemeli ve bunları serbest bırakılma baꢀvurularına iliꢀkin kararlarında ortaya   koymalıdırlar. AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edilip edilmemiꢀ olduğu hususunda   bir karara varırken esas olarak sözkonusu kararlarda belirtilen nedenler ve itirazlarında   baꢀvuran tarafından ortaya konan gerçekleri temel almalıdır (bkz., Sevgin ve Đnce – Türkiye,   no. 46262/99, 20 Eylül 2005).   Yakalanan kiꢀinin bir suç iꢀlemiꢀ olduğuna iliꢀkin makul ꢀüphenin devamı,   tutululuğun devamının geçerliliği için mutlaka aranılan bir koꢀuldur ancak, belirli bir süre   sonra yeterli olmamaktadır. AĐHM bu durumda adli makamlarca öne sürülen diğer   gerekçelerin, kiꢀinin özgürlüğünden mahrum bırakılmasını haklı çıkarmaya devam edip   etmediğini tespit etmelidir (bkz., diğer kararların yanı sıra, Ilijkov – Bulgaristan, no.   33977/96, § 77, 26 Temmuz 2001 ve Labita – Đtalya [BD], no. 26772/95, §§ 152-153, AĐHM   2000-IV).   Sözkonusu davada, AĐHM, mahkumiyet öncesi tutukluluğa iliꢀkin iki süreç olduğunu   kaydetmiꢀtir. Đlk süreç, baꢀvuranın yakalanmasıyla birlikte 28 Kasım 1992 tarihinde baꢀlamıꢀ   ve Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin karar verdiği tarih olan 27 Ekim 2004 tarihinde sona   ermiꢀtir. Bu süreden, Yargıtay’ın karar verdiği tarih olan 13 Temmuz 2005’e kadar, baꢀvuran,   “yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesinin üzerine” tutuklu bulundurulmuꢀtur. Bu   durum AĐHS’nin 5 § 1 (a) maddesinin kapsamı dahilindedir. Đkinci süreç 13 Temmuz 2005   tarihinde baꢀlamıꢀtır ve halen devam etmektedir. Dolayısıyla, toplam süre, halihazırda, on üç   yıldan fazla sürmüꢀtür.   Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranın devam etmekte olan tutukluluğunu,   kendi gerek görmesi veya baꢀvuranın talebi üzerine, her duruꢀmanın sonunda   değerlendirmiꢀtir. Ancak, AĐHM, dava dosyasındaki delillere dayanarak, Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin, “suçun niteliğini ve delillerin durumunu gözönünde tutarak” gibi aynı ve   basmakalıp ifadelere baꢀvurarak baꢀvuranın tutukluluğunun devamını emrettiğini   belirtmektedir. “Delillerin durumu” ifadesi genel olarak ciddi suç göstergelerinin varlığı ve   devamlılığına yönelik ilgili bir unsur oluꢀturabilir. Ancak, bu davada, baꢀvuranın hakkında   ꢀikayetçi olduğu tutukluluk süresini tek baꢀına haklı çıkarmaya yetmez (bkz., diğerlerinin yanı   sıra, Letellier – Fransa, 26 Haziran 1991 tarihli karar, Seri A no. 207 ve yukarıda anılan,   Demirel). Ek olarak, AĐHM, cezai iꢀlemlerin yürütülmesinde yerel yetkililerin itina   göstermediklerini kaydetmektedir. AĐHM, 6. maddeye iliꢀkin olarak bu konuyu daha ayrıntılı   biçimde inceleyecektir.   Yukarıda belirtilen değerlendirmeler, AĐHM’nin, mahkemenin basmakalıp   muhakemesini de gözönüne alarak baꢀvuranın on üç yıldan fazla süren tutuklu yargılama   süresinin AĐHS’nin 5 § 3. maddesi uyarınca makul süre ꢀartını aꢀtığı sonucuna varmasını   sağlamak için yeterlidir.   Dolayısıyla, AĐHS’nin 5 § 3. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, kendisini yargılayan Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri   bir hakimin bulunması nedeniyle davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından   hakkaniyete uygun olarak görülmediği konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur. Baꢀvuran, ayrıca,   hakkında açılan ve halen devam etmekte olan cezai iꢀlemlerin süresinin AĐHS’nin 6 § 1.   maddesinde belirtilen “makul süre” ꢀartını ihlal ettiğinden bahisle ꢀikayetçi olmuꢀtur.   AĐHS’nin 6. maddesinin ilgili kısmı ꢀöyledir:   “ Herkes, . . . cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan,   yasayla kurulmuꢀ bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde,   hakkaniyete uygun . . . olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.”   A. Kabuledilebilirlik   1. Đlk derece mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı   Hükümet, AĐHS’nin 35. maddesi uyarınca, baꢀvuranın Đstanbul Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına iliꢀkin ꢀikayetinin iç hukuk yollarının   tüketilmemesi nedeniyle reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüꢀtür. Hükümet, baꢀvuranın bu   ꢀikayeti yerel mahkemeler önünde ileri sürmediğini belirtmiꢀtir. Hükümet, ayrıca, 1999 tarihli   anayasal değiꢀikliğe atıfta bulunmuꢀtur. Bu değiꢀiklik ile askeri hakimler artık bu   mahkemelerin heyetlerinde yer almayacaklardır. Hükümet, bu nedenle, baꢀvuranın, davasının   bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından görülmesini isteme hakkının ihlal edilmesinin   sonucunda mağdur konumda olduğunu iddia edemeyeceğini ileri sürmüꢀtür.   Hükümet’in ilk itirazı hususunda, AĐHM, daha önce Hükümet’in iç hukuk yollarının   tüketilmemesine iliꢀkin benzer ön itirazlarını incelediğini ve reddettiğini yinelemiꢀtir (bkz.,   Vural – Türkiye, no. 56007/00, 21 Aralık 2004, Çolak – Türkiye (no. 1), no. 52898/99, 15   Temmuz 2004 ve yukarıda anılan, Özel). Bu davada, yukarıda belirtilen davalardaki   kararlarından sapmasını sağlayacak özel bir koꢀul görmemiꢀtir.   AĐHM, dolayısıyla, ön itirazın bu bölümünü reddetmiꢀtir.   Hükümet’in ikinci itirazı hususunda, AĐHM, geçmiꢀte benzer davaları incelediğini ve   AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiği kararına vardığını hatırlatmıꢀtır (bkz., yukarıda   anılan, Özel ve Özdemir – Türkiye, no. 59659/00, 6 ꢁubat 2003). Ancak, sözkonusu baꢀvuru   aꢀağıda belirtilen nedenlerden ötürü ayrı tutulabilir:   Her ne kadar baꢀvuranın yargılaması heyetinde bir askeri hakim bulunan Đstanbul   Devlet Güvenlik Mahkemesi huzurunda baꢀlamıꢀ olsa da, iꢀlemlerin devam etmekte olduğu   yılında, Anayasa’da değiꢀiklik yapılmıꢀ ve Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi   heyetinde yer alan askeri hakimin yerine sivil hakim getirilmiꢀtir. Dolayısıyla baꢀvuran, bu   değiꢀiklikten sonra üç sivil hakimden oluꢀan Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından   yargılanmıꢀtır. Ek olarak, 7 Mayıs 2004 tarihinde yürürlüğe giren anayasal değiꢀiklikler ile   Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmıꢀtır. Bu nedenle, baꢀvuranın davası Đstanbul Ağır   Ceza Mahkemesi’nde devam etmiꢀtir. 27 Ekim 2004 tarihinde, Đstanbul Ağır Ceza   Mahkemesi baꢀvuranı mahkum etmiꢀtir. Daha sonra, bu mahkumiyet kararı usule iliꢀkin   gerekçelerden ötürü Yargıtay tarafından bozulmuꢀtur. Sonuç olarak, ꢀimdi, baꢀvuran, ceza   muhakemeleri usulü tarafından sağlanan usule iliꢀkin teminatların tümü sağlanmıꢀ olarak   Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden yargılanmaktadır (bkz. Yaꢀar – Türkiye, no.   46412/99, 31 Mart 2005 ve Tarlan – Türkiye, no. 31096/02, 30 Mart 2006).   Yukarıda belirtilenlerin ıꢀığında, AĐHM, baꢀvuranın Đstanbul Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına iliꢀkin ꢀikayetinin AĐHS’nin 35 §§ 3. ve 4.   maddesi uyarınca açıkça dayanaktan olması gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği kararını   vermiꢀtir.   2. Đꢀlemlerin süresi   AĐHM, baꢀvuranın cezai iꢀlemlerin süresine iliꢀkin ꢀikayetinin AĐHS’nin 35 § 3.   maddesi anlamı dahilinde dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmiꢀtir. Baꢀka açılardan da   kabuledilmez olmadığını belirtmiꢀtir. Dolayısıyla kabuledilebilir bulunmalıdır.   B. Esaslar   Hükümet, sözkonusu davada, sanıkların sayısı, davanın karmaꢀıklığı ve suçun niteliği   gözönüne alındığında iꢀlemlerin süresinin aꢀırı olarak değerlendirilemeyeceğini ifade etmiꢀtir.   Ayrıca, baꢀvuranın, duruꢀma salonunda gösteri düzenleyerek iꢀlemlerin süresinde etkili   olduğunu iddia etmiꢀtir.   Baꢀvuran, davanın karmaꢀık olmadığını, zira bütün sanıkların sadece yasadıꢀı bir   örgüte üyelikle suçlandıklarını ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran, ayrıca, sanıkların sadece birkaç   sefer protesto düzenlediklerini ve bunun demokratik hakları olduğunu iddia etmiꢀtir.   AĐHM, göz önünde bulundurulacak sürecin baꢀvuranın gözaltına alındığı tarih olan 28   Kasım 1992 tarihinde baꢀladığını ve cezai iꢀlemlerin halen devam etmekte olduğunu   kaydetmiꢀtir. Dolayısıyla, iꢀlemler, halihazırda, üç yargı kademesinde on üç yıl ve dokuz   aydan fazla sürmüꢀtür.   AĐHM, ilk olarak, iꢀlemlerin süresinin makul olup olmadığının, dava olayları   ıꢀığında ve davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve ilgili makamların tutumu ve baꢀvuranın karꢀı   karꢀıya olduğu riskler kriterlerine atfen değerlendirilmesi gerektiğini yinelemiꢀtir (bkz., diğer   pek çok kararın yanı sıra, Pélissier ve Sassi – Fransa [BD], 25444/94).   AĐHM, davanın bir dereceye kadar karmaꢀıklık içermesine rağmen bunun iꢀlemlerin   toplam süresini haklı çıkarmayacağını kaydetmiꢀtir.   Baꢀvuranın tutumu hususunda, AĐHM, baꢀvuranın birkaç sefer mahkemeye   gelmediğini gözlemlemiꢀtir. Ancak, AĐHM, baꢀvuranın bazı duruꢀmalara katılmamasının   iꢀlemlerin toplam süresini haklı çıkarmayacağı kanısındadır. Ayrıca, AĐHM, baꢀvuranın diğer   tüm sanıklarla birlikte protesto düzenleyerek iꢀlemleri geciktirmesinin sadece bir kereye   mahsus olduğunu kaydetmiꢀtir.   Yetkililerin tutumu hususunda, AĐHM, yetkililere atfolunabilir önemli bir gecikme   süresi olduğunu kaydetmiꢀtir. Bu hususta, dava dosyasında bulunan belgelerde, 1994 yılının   sonunda mahkemenin neredeyse tüm tanıkları dinlediğini gözlemlemiꢀtir. Ancak, sanıkların   son ifadeleri 27 Mart 2000 tarihine kadar alınmıꢀtır. Bu gecikme için yeterli bir açıklama   sunulmamıꢀtır. Ayrıca, ilk derece mahkemesinin karar vermesinin neden dört buçuk yıl daha   sürdüğü konusunda da tatmin edici herhangi bir açıklama sunulmamıꢀtır.   AĐHM, AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin Sözleꢀmeci Devletlere, yasal sistemlerini,   mahkemelerinin bu sistemin gereklerine uyabileceği ꢀekilde düzenlemeleri görevini   yüklediğini ve bu gereklere, davanın makul süre içinde görülmesi yükümlülüğünün de dahil   olduğunu hatırlatarak (bkz. Arvelakis – Yunanistan, no. 41354/98, 12 Nisan 2001), yerel   mahkemenin iꢀlemleri hızlandırmak için daha sıkı tedbirler uygulamıꢀ olması gerektiğini   değerlendirmiꢀtir. AĐHM, bu nedenle, ulusal mahkemenin gerekli özeni göstermemiꢀ olması   sebebiyle sözkonusu davada iꢀlemlerin gereksiz yere uzatıldığını tespit etmiꢀtir.   Yukarıda belirtilenler karꢀısında, AĐHM, cezai iꢀlemlerin, AĐHS’nin 6 § 1.   maddesinde belirtilen makul süre ꢀartıyla uyumlu olmadığını değerlendirmiꢀtir.   Dolayısıyla, bu hüküm ihlal edilmiꢀtir.   III. AVRUPA ĐNSAN HAKLARI SÖZLEꢁMESĐ’NĐN 41. MADDESĐNĐN   UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesi ꢀöyledir:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği   takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran, 67.500 Euro maddi tazminat talep etmiꢀtir. Bu bağlamda, cezai iꢀlemlerin   aꢀırı süresine ve çalıꢀamamasına sebep olan tutuklu yargılama süresine atıfta bulunmuꢀtur.   Ayrıca, 50.000 Euro manevi tazminat talep etmiꢀtir.   Hükümet bu taleplere itiraz etmiꢀtir.   AĐHM, tespit edilen ihlaller ile iddia edilen maddi tazminat arasında herhangi bir   sebep sonuç iliꢀkisi görmemiꢀ ve dolayısıyla bu talebi reddetmiꢀtir. Ancak, baꢀvuranın,   sadece ihlal tespitiyle tazmin edilemeyecek bir miktar sıkıntıya maruz kalmıꢀ olabileceğini   kabul etmiꢀtir. Dava olaylarını ve içtihadını gözönünde bulunduran AĐHM, baꢀvurana 9.000   Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir.   B. Mahkeme Masrafları   Baꢀvuran, yerel mahkemelerde ve Strazburg Mahkemesi’nde yapılan mahkeme   masraflarına karꢀılık 4.750 Euro talep etmiꢀtir. Temsilcisinin, Đstanbul Barosu Asgari Ücret   Tarifesi’nde AĐHM’ye baꢀvurular için önerdiği tarifeyi uyguladığını iddia etmiꢀtir.   Hükümet itiraz etmiꢀtir.   Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, baꢀvuran, ancak mahkeme   masraflarının zorunlu olarak, gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı   durumda mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Bu davada, sahip olduğu   bilgileri ve yukarıda belirtilen kriterleri gözönünde tutan AĐHM, bu baꢀlık altında 1.500 Euro   tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir.   C. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere   uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun   olduğuna karar verir.   BU SEBEPLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. Baꢀvuranın tutuklu yargılama süresine ve cezai iꢀlemlerin süresine iliꢀkin ꢀikayetin   kabuledilebilir ve baꢀvurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;   4. (a) Sorumlu Devlet’in, baꢀvurana, aꢀağıdaki miktarları, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi   uyarınca kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme günündeki kur   üzerinden Yeni Türk Lirası’na dönüꢀtürmek üzere ödemesine:   (i) 9.000 Euro (dokuz bin Euro) manevi tazminat;   (ii) 1.500 Euro (bin beꢀ yüz Euro) mahkeme masrafları;   (iii) tabi olabilecek her türlü vergi;   (b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aꢀılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için   yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Baꢀvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi   uyarınca 31 Ekim 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   T.L. EARLY   Nicolas BRATZA   Yazı Đꢀleri Müdürü   Baꢀkan   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło