13021/02

WyrokETPCz2007-09-20ECLI:CE:ECHR:2007:0920JUD001302102

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie dziennikarza za opublikowanie wypowiedzi lidera organizacji terrorystycznej, które mogły być interpretowane jako usprawiedliwiające przemoc, naruszyło jego prawo do wolności wyrażania opinii (art. 10 Konwencji)? Czy brak możliwości ustosunkowania się do opinii Prokuratora Generalnego w postępowaniu krajowym naruszył prawo do rzetelnego procesu (art. 6 ust. 1 Konwencji)?
Ratio decidendi
W odniesieniu do art. 10, Trybunał uznał, że publikacja wypowiedzi lidera PKK, która mogła być interpretowana jako usprawiedliwiająca przemoc i zbrojny opór, nie była chroniona przez wolność wyrażania opinii. Władze krajowe miały szeroki margines oceny w ograniczaniu wypowiedzi, które mogłyby podsycać przemoc w kontekście konfliktu. Trybunał stwierdził, że artykuł wspierał przemoc, a dziennikarz, choć osobiście nie związany z treścią, ponosił odpowiedzialność za jej publikację bez komentarza dziennikarskiego, a nałożone kary były proporcjonalne. W odniesieniu do art. 6 ust. 1, Trybunał potwierdził swoje wcześniejsze orzecznictwo, zgodnie z którym brak możliwości ustosunkowania się przez oskarżonego do opinii Prokuratora Generalnego, która nie została mu doręczona, stanowi naruszenie prawa do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżący, Erdal Taş, był odpowiedzialnym redaktorem naczelnym dziennika "2000'de Yeni Gündem". 12 stycznia 2001 roku gazeta opublikowała artykuł zawierający wypowiedzi byłego lidera PKK, Abdullaha Öcalana. Skarżący został oskarżony na podstawie tureckiej ustawy antyterrorystycznej o publikowanie wypowiedzi lidera organizacji terrorystycznej. Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Stambule skazał go na grzywnę i zarządził zamknięcie gazety na 30 dni. Sąd Kasacyjny zatwierdził wyrok, opierając się na opinii Prokuratora Generalnego, która nie została doręczona skarżącemu.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednomyślnie uznał skargę w części dotyczącej art. 6 ust. 1 Konwencji za dopuszczalną, a pozostałą część skargi (dotyczącą art. 10 i art. 1 Protokołu nr 1) za niedopuszczalną większością głosów. Jednomyślnie stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Jednomyślnie uznał, że stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające słuszne zadośćuczynienie za szkody niemajątkowe. Jednomyślnie zasądził na rzecz skarżącego 500 Euro tytułem kosztów i wydatków. Jednomyślnie oddalił pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

- CONSEIL   DE L’EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   ÜÇÜNCÜ DAİRE   Erdal TAŞ -TÜRKİYE DAVASI ( no 2)   (Başvuru no:13021/02)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Eylül 2007   İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (13021/02) başvuru no’lu davanın nedeni bu   ülke vatandaşı olan Erdal Taş’ın ( başvuran ), 6 Mart 2002 tarihinde Avrupa İnsan Hakları   Mahkemesi’ne ( AİHM) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) İnsan Hakları   ve Temel Özgürlükleri güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından İ. Bilmez ve O. Yıldız   tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN UNSURLARI   Başvuran, 1974 yılı doğumludur ve Fribourg’da (İsviçre) ikamet etmektedir. Olayların   meydana geldiği dönemde başvuran “2000’de Yeni Gündem” isimli günlük gazetede sorumlu   yazı işleri müdürüydü.   “2000’de Yeni Gündem” isimli bu günlük gazete, 12 Ocak 2001 tarihinde, yasadışı bir   örgüt olan PKK eski lideri Abdullah Öcalan’ın açıklamalarına yer veren “ Öcalan: Türkiye   Oyuna Gelmesin” başlıklı bir makale yayımlamıştır.   İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı, 19 Ocak 2001 tarihinde,   sorumlu yazı işleri müdürü sıfatıyla başvuranı, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun   6/2. ve 6/4. maddeleri uyarınca, terör örgütü liderinin açıklamalarını yayımlamakla   suçlamıştır.   Devlet Güvenlik Mahkemesi, 26 Nisan 2001 tarihinde, başvuranı üzerine atılı   olaylardan suçlu bulmuş ve başvuranı 816.187. 500 TL ( yaklaşık 755 Euro) para cezasına   çarptırmıştır. Devlet Güvenlik Mahkemesi, ayrıca, 5680 sayılı yasanın ek 2/1. maddesi   uyarınca gazetenin otuz gün süreyle kapatılmasına karar vermiştir.   Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurana bildirilmeyen görüşü ışığında Yargıtay, 18   Eylül 2001 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.   Belirtilmeyen bir tarihte, başvuran İsviçre’ye yerleşmiş ve sözkonusu günlük gazete   faaliyetlerine son vermiştir. Başvuran, para cezasını ödememiştir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, cezai mahkumiyetinin, ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini iddia   etmektedir. Başvuran bu bağlamda, AİHS’nin 10. maddesine atıfta bulunmaktadır.   Hükümete göre, sözkonusu makalenin terör örgütü PKK’nın propagandasını yapması   nedeniyle, dava konusu müdahale, AİHS’nin 10/2. maddesi bakımından haklı görülmektedir.   AİHM, dava konusu mahkumiyet kararının, AİHS’nin 10/1. maddesinin güvence   altına aldığı başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturmasının taraflar arasında   ihtilafa neden olmadığını kaydetmektedir. Üstelik müdahalenin kanun tarafından   öngörüldüğüne ve 10/2. maddesi uyarınca ulusal güvenlik, kamu düzenin korunması ve toprak   bütünlüğü gibi yasal amaç güttüğüne itiraz edilmemektedir. (Bkz. Yağmurdereli-Türkiye,   başvuru no: 29590/96, 4 Haziran 2002) Uyuşmazlık sözkonusu tedbirin “demokratik bir   toplumda gerekli” olup olmadığının tespit edilmesine dayanmaktadır.   AİHM, bu bağlamda demokratik bir toplumda basının başlıca rolünü hatırlatmaktadır.   (Bkz. 27 Mart 1996 tarihli Goodwin –Birleşik Krallık kararı, Bladet Tromsø ve Stensaas-   Norveç, başvuru no: 21980/93) Basın, görev ve sorumlulukları çerçevesinde, kamu yararına   ilişkin tüm sorunlar hakkında bilgi ve fikirler sunmakla yükümlüdür. Bununla birlikte,   basının, terör tehdidi, milli güvenlik, toprak bütünlüğü gibi devletin yaşamsal çıkarları   sözkonusu olduğunda veya kamu düzeninin korunması veya suçun engellenmesi için birtakım   sınırları aşmaması gerekmektedir. (Sürek ve Özdemir – Türkiye, başvuru no: 23927/94 ve   24277/94, 8 Temmuz 1999)   Bu özgürlüğe getirilen kısıtlamayı haklı çıkaracak zorunlu bir sosyal ihtiyacın olup   olmadığını değerlendirme görevi öncellikle ulusal makamlara aittir. Ulusal makamlar bu   görevi yerine getirirken geniş bir takdir hakkına sahiptir. Dava konusu sözler bir birey, bir   kamu görevlisi veya bir nüfusun bir kesimine karşı şiddete teşvik ettiği durumlarda Devlet   otoriteleri, ifade özgürlüğüne ilişkin müdahale gereğinin incelenmesinde daha geniş bir takdir   payına sahiptir. ( Sürek-Türkiye ( no1), 26682/95)   Denetimini yaparken, AİHM’nin ulusal mahkemelerin yerini alma gibi bir görevi   yoktur. Ancak AİHM, ulusal mahkemelerin kendi takdir yetkileri gereğince verdikleri   kararları, AİHS’nin 10. maddesi açısından inceleyip uygunluğunu tespit etmektedir. Bunun   için AİHM, dava konusu müdahaleyi, davanın tümü ışığında (Bkz. diğerleri arasında, 8   Temmuz 1986 tarihli Lingens ve Avusturya kararı) özellikle suç unsuru yazıda kullanılan   ifadeler bakımından, yayımlandığı bağlam açısından ve terörle mücadeleye bağlı zorlukları   dikkate alarak değerlendirmelidir (Bkz. İbrahim Aksoy- Türkiye, başvuru numaraları:   28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000).   Mevcut davada başvuran, terör örgütü liderinin açıklamalarını yayımlamaktan dolayı   mahkum edilmiştir. Sözkonusu makale, PKK eski lideri Abdullah Öcalan’ın açıklamalarını   içermektedir. Öcalan, makalede, PKK’nın Türkiye’ye doğru sürülmesi için Ankara’nın   desteğine bağlı olan Kürt Lider Talabani tarafından kabul edilen stratejiyi eleştirmektedir.   Böylece dava konusu sözler, siyasi bir tavır olarak görülmektedir.   AİHM, sözkonusu makalede kullanılan terimlere özel bir dikkat göstermektedir.   Abdullah Öcalan’ın tavrının yeniden şiddete yönelik olmadığı anlamına geldiği doğru olsa da,   AİHM, bu sözlerde bir anlam belirsizliği not etmektedir. Zira yazar, “meşru öz savunma”   çerçevesinde, PKK’nın kendini savunabilmesi gerektiğini belirtmektedir.   AİHM’ye göre böyle bir ifadenin kullanılması, şiddete başvurmayı meşrulaştırma   niyetini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. AİHM, Abdullah Öcalan tarafından tanıtıldığı   gibi, PKK ideolojisinin, PKK tarafından “meşru müdafaa” olarak tanıtılan şiddete,   mücadeleye ve silahlı direnişe başvurmayı kapsadığını hatırlatmaktadır ( Bkz. bu anlamda,   Abdullah Öcalan tarafından yazılan kitabın yayımlanmasını içeren 22 Mart 2007 tarihli   Gülcan Kaya –Türkiye Davası, 6250/02).   AİHM’ye göre, sözkonusu açıklamalar açıklamayı yapanın kişiliğinden bağımsız   olarak değerlendirilemez. Aktarılan sözler PKK eski liderinin sözleri olduğundan bu sözlerin   önemini tespit etmek gerekmektedir. Böyle bir durumda, sözkonusu sözlerin, okuyucular için   özel bir önem taşıdığı görülmektedir ve bu sözler, silahlı mücadele ve direnişi meşrulaştırma   ve teşvik etme eğilimindedir. Dolayısıyla, okuyucu şiddete başvurmanın kendini savunmak   için geçerli ve haklı bir tedbir olduğu izlenimine kapılmaktadır. Güvenlik güçleri ve PKK   mensupları arasında yaklaşık 1985 yılından beri yaşanan büyük sıkıntıları da not etmek uygun   olacaktır. Güvenlik güçleri ve PKK mensupları arasındaki düşmanlıklar, çok sayıda insan   kaybına ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin büyük bir kısmında bugün kaldırılmış olan   olağanüstü halin ilan edilmesine neden olmuştur. Oysa AİHM, bölgede hüküm süren güvenlik   durumunu ağırlaştıracak olası söz ve eylemler hususunda yetkililerin kaygılarının farkındadır.   Böyle bir bağlamda, makalenin şiddeti destekler nitelikte olduğunun tespit edilmesi   gerekmektedir. ( Bkz. sözü edilen, Gülcan Kaya)   Ayrıca, AİHM, sunmak ve incelemek için gazetecilik bağlamında hiçbir yorum   yapılmaksızın açıklamaların olduğu gibi yayımlanmasının ve bunların PKK eski liderine ait   açıklamalar olmasının, şiddet kullanımına, silahlı direnişe veya başkaldırıya teşvik   edebileceğini düşünmektedir. AİHM’ye göre, bu durum, dikkate alınacak temel unsurdur   (Halis Doğan-Türkiye ( n0 3), başvuru no: 4119/02, 10 Ekim 2006).   Ayrıca başvuranın, suç unsuru makalede ifade edilen açıklamalara kişisel olarak bağlı   olmadığı doğru olsa da, başvuran, bu açıklamaların sahibine fırsat tanımış ve bu açıklamaları   yayımlamıştır. Böylece başvuran, görüşlerini kamuoyuna duyuran kişilerin “görev ve   sorumlulukları” dolaylı olarak paylaşmaktadır (Bkz. mutatis mutandis, Öztürk-Türkiye,   başvuru no: 22479/93). Haber verme hakkının, şiddete teşvik eden söylemlerin veya terörist   gruplarının açıklamalarının (sözü edilen Gülcan Kaya) yayımlanmasında kullanılması   mümkün olamayacağından, gazetenin yazı işleri müdürü olan başvuran, makalenin içeriğine   ilişkin sorumluluktan muaf tutulamaz ( Sürek-Türkiye (no 3), başvuru no: 24735/94, 8   Temmuz 1999).   Son olarak, yapılan müdahalenin orantılılığının belirlenmesinde verilen cezanın   niteliği ve ağırlığı da göz önüne alınmaktadır. Mevcut davada başvuran, para cezasına   çarptırılmış ve ulusal mahkemeler otuz gün süreyle gazetenin geçici olarak kapatılmasına   karar vermişlerdir. Bu bağlamda, AİHM, açıklamaların, şiddet, direniş veya başkaldırıya   teşvik oluşturduğunda, caydırıcı cezaların iç hukukta yer almasının gerekli olabileceğini   hatırlatmaktadır.   Böylece, AİHM, ulusal yetkililerin benzer durumda sahip olduğu takdir payını dikkate   alarak, başvuranın mahkumiyetinin yasal amaçlarla orantısız olduğunun düşünülemeyeceğine   kanaat getirmektedir. Sözkonusu şikayetin, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AİHS’nin   35/3 ve 35/ 4. maddelerinin uygulanmasının reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.   II. AİHS’NİN 6/1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, Yargıtay Başsavcısı’nın kendisine bildirilmeyen görüşüne cevap   veremediğinden şikayetçi olmaktadır. Bu bağlamda, başvuran AİHS’nin 6. maddesine atıfta   bulunmaktadır.   A. Kabuledilebilirlik Hakkında   AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başvuruda başka açılardan bakıldığında da   kabuledilemezlik unsuru olmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabul edilebilir   niteliktedir.   B. Esas Hakkında   AİHM, başvuranın sunduğu şikayete benzer bir şikayeti daha önce incelediğini ve   Cumhuriyet Başsavcısı’nın gözlemlerinin niteliği ve yargılanan kişinin yazılı olarak bunlara   cevap verme olanağının bulunmamasını göz önüne alarak, Cumhuriyet Başsavcısı’nın   görüşünün tebliğ edilmemesinden dolayı AİHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna   ulaştığını hatırlatmaktadır ( Bkz. Göç –Türkiye, başvuru no: 36590/97).   AİHM, mevcut davayı incelemesinin ardından, Hükümet’in mevcut durumda farklı bir   sonuca ulaştıracak ikna edici ne bir olay ne de bir argüman sunduğuna kanaat getirmektedir.   Böylece AİHM, AİHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmaktadır.   III. 1 NO’LU EK PROTOKOL’UN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ   İDDASI HAKKINDA   Başvuran, gazetenin geçici olarak kapatılması tedbirinin, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1.   maddesini ihlal ettiği kanaatindedir.   AİHS’nin 10. maddesi ile ilgili tespitini göz önüne alan AİHM, şikayetin açıkça   dayanaktan yoksun olduğuna ve AİHS’nin 35/3 ve 35/4. maddelerinin uygulanmasının   reddedilmesi gerektiğine kanaat getirmektedir.   IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Başvuran, maruz kaldığı maddi zararın 10.000 Euro değerinde olduğunu iddia   etmektedir. Başvuran, gazetenin faaliyetlerine tamamen son vermek zorunda kaldığını ve   kendisinin, çarptırıldığı para cezasını ödeyecek güçte olmadığından Türkiye’yi terk etmek ve   yurtdışına yerleşmek zorunda bırakıldığını belirtmektedir. Başvuran ayrıca manevi tazminat   olarak 10.000 Euro talep etmektedir.   Hükümet bu iddiaları kabul etmemektedir.   AİHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi tazminat arasında nedensel bir bağ   görememektedir. Dolayısıyla, AİHM, sözkonusu talebi reddetmiştir.   Ayrıca AİHM, ihlal tespitinin kendisinin iddia edilen manevi zarar için yeterli adil   tazmin oluşturduğuna kanaat getirmektedir.   B. Masraf ve Harcamalar   Başvuran, AİHM önünde yapmış olduğu masraf ve harcamalar için 2.500 Euro talep   etmektedir. Bununla birlikte başvuran, bu hususta herhangi bir belge sunmamaktadır.   Hükümet, bu iddialara karşı çıkmaktadır.   AİHM içtihadına göre, bir başvuran masraf ve harcamaların geri ödemesini ancak   gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konulduğu sürece elde edebilir.   Mevcut davada başvuran, avukatların gerçekleştirdiği işe ilişkin ödeme makbuzlarını   sunmadığından sözü geçen harcamaların hiçbirini belgelendirmemiştir. AİHM, yine de   başvuranın başvurusunu sunmak için kesinlikle masraf ve harcamalarda bulunduğu   kanısındadır ve bu nedenle masraf ve harcamalara ilişkin olarak en fazla 500 Euro   ödenmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir. Dolayısıyla AİHM, bu miktarı AİHM   önündeki dava için ödemektedir.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artışın eklenmesinin uygun olacağına hükmeder.   BU GEREKÇELERLE, AİHM,   1. Oybirliğiyle, başvurunun AİHS’nin 6/1. maddesi kapsamındaki şikayetine ilişkin   kısmının kabuledilebilir ve oyçokluğuyla, başvurunun geriye kalan kısmının kabuledilemez   olduğuna;   2. Oybirliğiyle, AİHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;   3. Oybirliğiyle, ihlal tespitinin kendisinin, başvuran tarafından talep edilen manevi   tazminat için yeterli adil tazmin oluşturduğuna;   4. Oybirliğiyle,   a) AİHS’nin 44/2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay   içinde ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, miktara   yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet’in   başvurana, masraf ve harcamalar için 500 Euro ( beş yüz Euro) ödemesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa   Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit   oranda eşit oranda basit faizin uygulanmasına;   5. Oybirliğiyle, adil tazmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM iç tüzüğünün 77/2. ve 77/3.   maddelerine uygun olarak 20 Eylül 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   8

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło