13094/02

WyrokETPCz2008-05-27ECLI:CE:ECHR:2008:0527JUD001309402

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy śledztwo w sprawie śmierci żołnierza podczas obowiązkowej służby wojskowej było wystarczające i skuteczne w świetle proceduralnego aspektu art. 2 Konwencji, zwłaszcza w kontekście podejrzeń o samobójstwo i licznych wad proceduralnych?
Ratio decidendi
Trybunał podkreślił, że w przypadku śmierci osoby znajdującej się pod kontrolą państwa, zwłaszcza podczas obowiązkowej służby wojskowej, państwo ma pozytywny obowiązek przeprowadzenia dogłębnego, bezstronnego i skutecznego śledztwa. W niniejszej sprawie śledztwo krajowe było obarczone poważnymi wadami, takimi jak zniszczenie odcisków palców na broni, brak analizy śladów krwi na rękawiczce, brak ekspertyzy śladu po kuli na ścianie oraz utrata kluczowych dowodów (fragmentów odzieży zmarłego). Te braki uniemożliwiły jednoznaczne ustalenie miejsca wejścia pocisku i odległości strzału, co było fundamentalne dla weryfikacji tezy o samobójstwie. W konsekwencji, śledztwo nie było w stanie wyjaśnić okoliczności śmierci i rozwiać uzasadnionych wątpliwości rodziny, co stanowi naruszenie proceduralnego aspektu art. 2 Konwencji.
Stan faktyczny
Mehmet Çalışkan, żołnierz urodzony w 1979 roku, zmarł 13 maja 2000 roku podczas pełnienia obowiązkowej służby wojskowej w Turcji, znaleziony martwy na posterunku. Władze krajowe uznały jego śmierć za samobójstwo. Rodzice i brat zmarłego (Hasan, Refika i Kemal Çalışkan) kwestionowali rzetelność śledztwa, wskazując na liczne nieprawidłowości, takie jak brak zabezpieczenia odcisków palców na broni, sprzeczne raporty balistyczne dotyczące miejsca wejścia pocisku, brak przesłuchania kluczowych świadków oraz utratę dowodów (fragmentów odzieży). Krajowe postępowanie, prowadzone przez prokuraturę wojskową i sąd wojskowy, zakończyło się decyzją o braku podstaw do ścigania i odrzuceniem odwołań skarżących, którzy następnie złożyli skargę do ETPCz.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że początkowe skargi skarżących dotyczące art. 2, 6 i 13 Konwencji wymagają analizy jedynie w aspekcie proceduralnym art. 2 i w tym kontekście skarga jest dopuszczalna. 2. Stwierdza, że nowa skarga skarżących dotycząca materialnego aspektu art. 2 Konwencji jest niedopuszczalna. 3. Stwierdza naruszenie proceduralnego aspektu art. 2 Konwencji w odniesieniu do Mehmeta Çalışkana. 4. Zasądza skarżącym, w terminie trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, 13 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 2 500 EUR tytułem kosztów i wydatków, powiększone o odsetki ustawowe. 5. Odrzuca pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   HASAN ÇALIꢀKAN VD. -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢁvuru no: 13094/02)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Mayıs 2008   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (13094/02) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢀları   Hasan Çalıꢀkan, Refika Çalıꢀkan ve Kemal Çalıꢀkan’ın (baꢀvuranlar) Avrupa Đnsan Hakları   Mahkemesi’ne 3 Ocak 2002 tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına   alan Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu   baꢀvurudur.   Baꢀvuranlar adli yardımdan yararlanmıꢀlardır ve Đzmir barosu avukatlarından O. Saygın   Hepdemirgil ve A. Hepdemirgil tarafından temsil edilmektedirler.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuranlar Hasan Çalıꢀkan 1952 doğumlu, eꢀi Refika Çalıꢀkan 1948 doğumlu ve oğulları   Kemal Çalıꢀkan 1977 doğumlu olup Đzmir’de ikamet etmektedir. Baꢀvuranlar AĐHM önünde   hem kendileri adına hem 1979 doğumlu ve 13 Mayıs 2000 tarihinde askerlik görevini   yaparken yaꢀamını yitiren oğulları ve erkek kardeꢀleri adına baꢀvuruda bulunmaktadırlar.   A. Davanın ortaya çıkıꢁı   Mehmet Çalıꢀkan Ordu Gölköy’deki askerlik hizmetinin dokuzuncu ayında 13 Mayıs 2000   tarihinde nöbet tuttuğu sırada ölü bulunmuꢀtur. Mehmet Çalıꢀkan on beꢀ kiꢀilik bir devriyenin   içinde yer alıyordu ve iki ayda bir Aydoğdu askeri radar istasyonundaki nöbetine çıkıyordu. O   gün nöbetler iki saatte bir tutuluyordu, Mehmet’in dört nöbeti vardı ve sonuncusu ise saat   21.00’den 23.00’e kadardı.   Mehmet’in saat 21.50’de ölü bulunmuꢀtur.   B. Mehmet Çalıꢁkan’ın ölümü ile ilgili yürütülen ön soruꢁturmalar   Đlk tutanak karakol komutanları V.K. ve L.U. ile er M.S. tarafından düzenlenmiꢀtir.   Gece yarısından sonra düzenlenen ikinci tutanakta olayın meydana geldiği sırada görevli   askerlerin isimleri ve silahlarının seri numaraları alınmıꢀtır; er M.S. Mehmet’in tüfeğinin   namlusunun halen barut koktuğunu beyan etmiꢀtir.   Mayıs 2000 tarihinde saat 1 sularında Mehmet’in bağlı olduğu jandarma komutanlığı   olaydan haberdar edilmiꢀtir. Saat 2 sularında Mesudiye Cumhuriyet Savcısı beraberindeki iki   adli tıp hekimi ile olay yerine gelmiꢀ, müteveffanın konumunu belirtir bir kroki çizdirmiꢀtir.   Yarım saat sonra komutan tarafından görevlendirilen ve iki astsubay ve altı erden oluꢀan bir   soruꢀturma komisyonu savcı ve adli tıp hekimlerinin yanına gelmiꢀtir.   Ekiptekiler Mehmet’in cesedinin askeri bölgedeki duvarın 1 m yakınında ve nöbet tuttuğu   yere yaklaꢀık 11, 5 m mesafede bulunduğunu tespit etmiꢀlerdir. Duvarda yerden 40 cm   yüksekliğinde bir mermi deliği bulunuyordu. Müteveffanın ağzından ve niꢀan aldığı sol göğüs   hizasından kan akıyordu ve ellerinde siyah deri eldiven vardı. Tüfek ayaklarının yanında   duruyordu; silahla doldur-boꢀalt yapılmıꢀtı ve emniyeti kapalıydı. Ölüme neden olan mermi   sol kürek kemiği hizasında giysisiyi parçalamıꢀtı. Soruꢀturma komisyonunun görüꢀüne göre   Mehmet hiç kuꢀkusuz «psikolojik nedenlerden» dolayı hayatına son vermiꢀti.   Ekipler bölge komutanlığı kriminal birimi gelene dek kanıtların muhafaza edilmesi amacıyla   olay yerinde beklemeyi kararlaꢀtırmıꢀlardır. Kriminal saat 5 sularında gelmiꢀtir. Kriminal sol   eldiven üzerinde barut izleri tespit etmiꢀtir. Bunlar tüfek, mermi ve kovanla birlikte kriminal   ꢀubesine teslim edilmiꢀtir. Mehmet’in giysisinden kurꢀunun girdiği noktadan alınan parça   balistik incelemesi için mühürlenmiꢀtir.   Savcı ve adli tıp hekimleri cesedi otopsi amacıyla Gölköy Hastanesi’ne göndermiꢀlerdir. Bu   amaçla bir fotoğrafçı, bir tanık ve bir teknisyen görevlendirilmiꢀtir. Mehmet’in ceplerinden   bir paket sigara, asker cep defteri, bir kitapçık, bir mendil, bir mektup, bir evlilik davetiyesi,   bir çakmak, bir saat, bir kulak pamuğu, bir fiꢀek, iki tırnak makası, bir cüzdan, bir sosyal   güvenlik kartı, bir banka kartı ve çeꢀitli kartvizitler çıkmıꢀtır.   Aynı gün düzenlenen otopside altıncı kaburga kemiğine giren, göğüs kemiğine 3 cm mesafede   1x1 cm çapında bir delik, boyun hizasından çıkan 3,5 x 3,5 cm çapında bir delik saptanmıꢀtır.   Baꢀka herhangi bir özel yaralanma izi tespit edilmemiꢀtir. Adli tıp uzmanları ölüm nedeninin   «kısa mesafeden» açılan bir ateꢀin akciğerleri ve kalbi tahrip etmesi olduğu sonucuna   varmıꢀtır.   Cumhuriyet Savcısı cesedin defnedilmesine karar vermiꢀtir.   Yine 14 Mayıs 2000 tarihinde Savcı devriye nöbeti komutanı V.K. ile aynı devriyede gezen   erler M.M. ve M.S.’nin ifadelerini almıꢀtır.   V.K. bir kaza riskine karꢀı Mehmet’in tüfeğini aldığı yere koymadan önce boꢀalttığını; olayın   meydana gelmesinden beꢀ dakika önce nöbet turunu gerçekleꢀtirirken, Mehmet’in nöbet   alanında gezindiğini ve gayet normal göründüğünü, Mehmet’in içine kapanık biri olduğunu   ve sıkıntılarını hiçbir zaman kendisine anlatmayacağını beyan etmiꢀtir.   M.M., ölü bulunmadan on beꢀ dakika önce Mehmet’in normal göründüğünü ve ꢀarkı   mırıldandığını; üstleriyle hiçbir zaman sorunları bulunmadığını; daima az uyuduğunu ve çok   sigara içtiğini; hiçbir zaman yorgunluk belirtileri göstermediğini ve arkadaꢀlarına sık sık   nöbetlerini devralabileceğini söylediğini ifade etmiꢀtir.   M.S. de Mehmet’in günde iki üç saatten fazla uyumadığını, nöbet tutan diğer kiꢀilerle   konuꢀmaya sıkça geldiğini ve sıkıldığını, orta halli olan ailesinin kendisine düzenli olarak   para göndermediğini, telefonla pek aranıp sorulmadığını ve hiç mektup gelmediğini   söylediğini belirtmiꢀtir. Bir hafta kadar önce M.S. ve diğerleri Mehmet’in kız kardeꢀi   olduğunu öne süren birinin aradığını iꢀittiklerini fakat adı geçenin telefona gitmediğini ifade   etmiꢀlerdir.   Jandarma komutanı 16 Mayıs 2000 tarihinde Savcıya Mehmet Çalıꢀkan’ın ölüm nedeni   hakkında mektup yazmıꢀtır.   Mayıs 2000 tarihli balistik raporuna göre olay yerinde bulunan fiꢀek 743445 seri numaralı   G3 tipi bir tüfekten ateꢀ edilen mermiyle uyuꢀmaktadır. Bununla birlikte numune   bulunmadığından kadavradan çıkan mermi ile herhangi bir karꢀılaꢀtırma yapılamamıꢀtır.   Jandarma da karꢀılaꢀtırma yapmak amacıyla mermi örnekleri göndermiꢀtir.   Haziran 2000 tarihli kimyevi ekspertiz raporunda eldivenlerden alınan örneklerde hiçbir   barut izine rastlanmadığı, sözkonusu silahın uzun namlulu olması dolayısıyla bu durumun   normal sayıldığı belirtilmiꢀtir.   C. Komutanlar hakkında açılan disiplin soruꢁturması   Jandarma Bölge Komutanlığı 14 Mayıs 2000 tarihinde, Mehmet’in üstleri U.E. (ilçe jandarma   komutanı) ve V.K.’nın (müfreze komutanı) mezkur olay ile ilgili sorumlulukları bulunup   bulunmadığının, varsa ne ölçüde sorumlu olduklarının tespiti için haklarında disiplin   soruꢀturması baꢀlatmıꢀtır.   Mayıs 2000’de dosyanın incelenmesinin ve sözkonusu kiꢀilerin ve on tanığın   dinlenmesinin ardından askeri müfettiꢀ raporunu hazırlamıꢀ ve iki görüꢀ bildirmiꢀtir, bunlara   göre:   -U.E., V.K.’yı nöbet müfrezesi komutanı olarak görevlendirmekle ihmal nedeniyle emirlere   karꢀı gelmiꢀtir, zira bu tip bir görev askerlik görevini yapmakta olan bir çavuꢀa değil, ancak   meslekten bir astsubaya verilebilmektedir.   - V.K, aralarında müteveffanın da bulunduğu sorumluluğundaki askerleri kesintisiz ve   yakından izlemeyi ihmal ettiği için gözetim görevini yerine getirmemiꢀtir.   AĐHM, sözkonusu sürecin sonucundan bilgilendirilmemiꢀtir.   D. Mehmet Çalıꢁkan’ın ölümü hakkındaki soruꢁturma ile ilgili olarak   Haziran 2000 tarihinde, Savcı, müteveffanın asker olması ve olayın askeri bölgede   meydana gelmesi nedeniyle, Trabzon 48. Tugay Komutanlığı Askeri Savcılığının yetkili   olduğunu ilan etmiꢀtir.   Ağustos 2000 tarihinde, mermi kovanlarının mukayeseli incelemesi dosyaya eklenmiꢀtir:   Mehmet Çalıꢀkan’ın vücudundan çıkan mermi Çalıꢀkan’ın kendi tüfeğinden çıkmıꢀtır.   Ağustos 2000 tarihinde, Askeri Savcılık, Mehmet’in ölümüne neden olan, teꢀvik eden veya   yardımcı olan üçüncü bir kiꢀinin varlığını ortaya koyabilen delillerin olmaması nedeniyle,   kovuꢀturmaya yer olmadığı kararını vermiꢀtir.   Baꢀvuranlar, Askeri Mahkeme’de sözkonusu karara itiraz etmiꢀlerdir.   Mevcut davada, yürütülen soruꢀturmanın yetersiz olmasından ꢀikayetçi olan baꢀvuranlar,   olayın meydana gelmesinden iki gün sonra iki kere Mehmet’in Đzmir’deki arkadaꢀlarından   birini arayan ve “Ordu Gölköy’den Mehmet Çalıꢀkan’ın asker arkadaꢀıyım. Mehmet’in   ailesine ulaꢀmayı denedim ancak ulaꢀamadım. Mehmet’in ölümü intihar değildir. Burada iꢀler   çok karıꢀık, bu iꢀin peꢀini bırakmasınlar.” demiꢀ olan Mehmet’in asker arkadaꢀı S.K’nın   ifadesinin alınmamasına itiraz etmiꢀlerdir.   Depresyon geçirmesinin ardından, S.K. hava değiꢀimi için memleketine gönderilmiꢀtir.   Baꢀvuranlar, konuyu görüꢀmek için S.K.’yı evlerine davet etmiꢀlerdir. S.K, Mehmet’in hayat   dolu ve yaꢀamına son vermeyi istemeyecek biri olduğunu ifade etmiꢀtir. Bilahare, Mehmet’in   erkek kardeꢀi S.K ile dört kiꢀinin de tanık olarak katıldığı bir görüꢀme daha gerçekleꢀtirmiꢀtir.   S.K. Mehmet’in ruhsal durumunda anormal hiçbir ꢀey olmadığını, devriye ekibi ile birlikte   radar istasyonuna çıkmadan önce arkadaꢀları ile kağıt oynadığını belirtmiꢀtir. Ayrıca, S.K,   yeni bir ꢀey olup olmadığını öğrenmek amacı ile Gölköy Garnizonuna telefon ettiğini, mutfak   iꢀleri ile görevli bir askerin kendisine “ Burası kaynıyor, Mehmet’in ölümü ile ilgili imza   topluyorlar” dediğini ifade etmiꢀtir.   Baꢀvuran Kemal Çalıꢀkan Savcı tarafından yürütülen soruꢀturma dosyasına ulaꢀmıꢀ ve   baꢀvuranlar da aꢀağıdaki unsurları tespit etmiꢀlerdir.   - Mehmet’in tüfeğinde hiçbir parmak izi incelemesi yapılmamıꢀtır; sözkonusu tüfeği   eline alarak uzman çavuꢀ V.K., tüfek üzerinde var olan parmak izlerini yok etmiꢀ ve   kendi parmak izini bırakmıꢀtır. Sözkonusu hareket ꢀüphe uyandırmaktadır. Bu   bağlamda V.K.’nın sorgulanması gerekirdi.   - - Devriyeyi oluꢀturan on beꢀ askerden yalnızca üçü dinlenmiꢀtir.   Mesudiye Savcılığı tarafından düzenlenen yer tespit tutanağı ve otopsi raporunda,   cesedin önünde yattığı duvarda kurꢀun izi bulunduğunu belirtmektedir; müteveffanın   yatıꢀ pozisyonu göz önüne alındığında, sözkonusu yerde böyle bir izin bulunması   imkansızdır, öldürücü kurꢀunun boꢀlukta kaybolması gerekirdi; Mehmet’in sırtını   duvara yasladığı varsayıldığında, kurꢀun izinin 40 cm’den daha yukarıda bulunması   gerekirdi;   - - - Mehmet’in giysileri üzerindeki barut izlerinin incelemesi yapılmadığından, yakın   mesafeden ateꢀ edildiği iddiasını destekleyecek hiçbir unsur bulunmamaktadır.   Dosyadaki hiçbir ꢀey, Mehmet’in elinde eldiven varken sağ elinin nasıl kan içinde   kaldığını açıklayamamıꢀtır;   Resmi belgelere göre, yetkililer olaydan bazen 0.15’te bazen 01.00’da bilgilendirilmiꢀ   gözükmektedirler; ölüm, 21.50’de meydana geldiği cihetle, sözkonusu iki üç saatlik   gecikmenin araꢀtırılması gerekmekteydi.   - Belgelere göre, Mehmet, arkadaꢀlarına göre daha çok sayıda nöbet tutmuꢀtur, fazla   nöbet yazılmasının nedeni muhtemelen disiplin cezası olabilir; bu konunun   araꢀtırılması gerekmekteydi;   Ayrıca, baꢀvuranlar, asker M.S. ve asker M.M.’nin ifadelerinin doğruluğuna itiraz etmiꢀlerdir.   Baꢀvuranlara göre, sivil hayatında Mehmet, uyku sorunu yaꢀamamıꢀ ve banka dekontlarının   da gösterdiği üzere askerlik süresince para sıkıntısı çekmemiꢀtir; ayrıca ne kızkardeꢀi ne   kendini kızkardeꢀ olarak tanıtarak arayacak bir yakını bulunmaktadır.   Baꢀvuranlar, Mehmet’in kiꢀisel eꢀyalarının kendilerine teslim edilmemesine itiraz etmiꢀlerdir.   Savcı, baꢀvuranlara, Mehmet’in üzerinde kız arkadaꢀı tarafından yazılmıꢀ bir mektup   bulunduğunu söylemiꢀtir; oysa içerikleri yeni ipuçları sunabilecek ne sözkonusu mektup ne   tutanaklarda geçen düğün davetiyesi Savcılığa iletilmiꢀtir.   Ekim 2000 tarihinde, baꢀvuranlar tarafından sunulan belgeleri göz önüne alarak, Erzincan   Askeri Mahkemesi soruꢀturmanın geniꢀletilmesine ve Askeri Savcılığın,   - - - S.K.’nın ifadesini almasına,   müteveffanın giysilerinde barut veya yanık izi incelemesi yapılmasına; ve   Đntihara yönelik düꢀünceleri olup olmadığının belirlenmesi için müteveffanın   dosyalarının ve mektuplarının yeniden incelemesine   karar vermiꢀtir.   Askeri Savcılık, Mehmet’in giysileri üzerinde yapılan kimyasal analiz raporunu 18 Aralık   tarihinde almıꢀtır. Bu rapora göre üst giysilerinin tamamında sırt bölgesi sol tarafından   bir mermi giriꢀ deliği tespit edilmiꢀti. Yeleğin üzerinde bulunan deliğin özellikleri ‘yakın   mesafeden’ atıꢀ yapıldığını göstermekteydi.   Ocak 2001 tarihinde S.K. Mehmet’in ailesine söylediği sözler hakkında ifade vermiꢀtir.   S.K. Mehmet’in Đzmir’deki arkadaꢀını, Mehmet’in kız arkadaꢀının adresini öğrenmek için   aradığını, Mehmet’in intihar etmediğin söylemediğini, ailesiyle de görüꢀtüğünü, ancak onlara   da ne Mehmet’in intihar etmediğini ne olayın örtbas edilmeye çalıꢀıldığını söylediğini, ailenin   Mehmet’in intihar ettiğini kabul etmek istemediğini söylemiꢀtir.   Nisan 2001’de düzenlenen bir ek bilirkiꢀi raporuyla önceki raporda düzeltme yapılmıꢀtır.   Uzmanlar konuyla ilgili olarak kullanılan tekniği açıkladıktan sonra, ilk inceleme sırasında,   merminin açtığı deliklerin yalnızca gönderilen giysilerin sırt bölgesi yönünden incelendiğini,   etrafındaki barut kalıntıları göz önünde bulundurularak bu deliğin mermi giriꢀ deliğine   benzetildiğini ancak otopsi raporu okunduktan sonra bunun mermi çıkıꢀ deliği olduğunun   ortaya çıktığını belirtmiꢀlerdir. Uzmanlar ölüme yol açan merminin kesin giriꢀ noktası   meselesine açıklık getirmeksizin baꢀlangıçtaki hatalarını açıklamaya çalıꢀmıꢀlardır.   Sözkonusu giysi parçalarının kriminal laboratuarına gönderilip gönderilmediğine dair dosyada   bir bilgi bulunmamaktadır. Müteveffanın kiꢀisel dokümanlarının incelendiğine dair de bir   bulgu yoktur.   Erzincan Askeri Mahkemesi dosya üzerinden bir inceleme yaptıktan sonra 20 Temmuz   2001’de baꢀvuranların itirazını reddetmiꢀtir.   Giysi parçalarının kaybolması nedeniyle merminin giriꢀ yerine dair kesin bir tespit   yapılmadığını kabul etmesine rağmen mahkeme, bilirkiꢀilerin açıklamalarından tatmin   olduğunu ifade etmiꢀtir. Mahkeme bu doğrultuda konuyla ilgili olarak yürütülen soruꢀturmaya   dair ciddi bir ithamda bulunulamayacağı, olayların tüm yönleriyle incelendiği ve davacı   tarafın iddialarının gereği gibi değerlendirildiği sonucuna varmıꢀtır.   Baꢀvuranlar 31 Ekim 2001 tarihinde, 18 Aralık 2000 ve 24 Nisan 2001 tarihli bilirkiꢀi   raporlarının birer nüshasını elde etmiꢀlerdir. Baꢀvuranlar Savunma Bakanlığı’ndan kanun   lehine olağanüstü çareye baꢀvurmasını istemiꢀtir.   Baꢀvuranlar bu doğrultuda sözkonusu raporlar arasındaki çeliꢀkilere ve Erzincan Askeri   Mahkemesi’nin hüküm verdiği tarihte Mehmet’i öldüren merminin giriꢀ yerine iliꢀkin kesin   bir tespitte bulunulmamıꢀ olduğu hususuna dikkat çekmiꢀlerdir. Baꢀvuranlara göre sözkonusu   mahkeme yaptıkları itirazları reddetmek suretiyle yanlıꢀ bir biçimde soruꢀturmalara   dolayısıyla gerçeğin araꢀtırılmasına son vermiꢀtir.   Bakanlık 9 Ekim 2001 tarihinde baꢀvuranların taleplerini geri çevirmiꢀtir. Bakanlık 28   Ağustos 2001 tarihli kovuꢀturmaya yer olmadığı kararında ve 20 temmuz 2001 tarihli kararda   ileri sürülen gerekçeleri benimsediği cevap yazısında kanun lehine bir kamu davası açılması   için yeterli gerekçe bulunmadığını savunmuꢀtur.   Mehmet’in kasten canına kıydığı kanaatinden hareketle ‘ꢀehit’ olarak kabul edilmemesi   nedeniyle anne-babasının, ipso jure bu statüden doğan birtakım sosyal ve ekonomik haklardan   yararlandırılmadığı anlaꢀılmaktadır.   HUKUK   I. ĐHTĐLAF KONUSU   Baꢀvuranlar Mehmet Çalıꢀkan’ın halen aydınlatılmamıꢀ ölüm koꢀulları konusunda yürütülen   soruꢀturmanın yeterli ve uygun olmamasından ꢀikayetçi olmaktadırlar. Baꢀvuranlar bu   çerçevede AĐHS’nin 2., 6. ve 13. maddelerine atıfta bulunmaktadırlar.   AĐHM’ye göre, sözkonusu ꢀikayet, sadece AĐHS’nin 2. maddesinin usul bakımından   incelenmesini gerektirmektedir.   II. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   A. Tarafların argümanları   Mevcut davada, tarafların görüꢀleri esas olarak baꢀvuru evrakında AĐHM, tarafından taraflara   yöneltilen sorular çerçevesinde oluꢀturulmuꢀtur.   1. Hükümet   Hükümet, hiç kimsenin sözkonusu olayı önleyemeyeceğini veya öngöremeyeceğini   savunmaktadır. Müteveffanın kiꢀiliğine iliꢀkin olarak ise, Hükümet, Mehmet Çalıꢀkan’ın   askerlik dosyasını ve yakınlarına, tanıdıklarına gönderdikleri mektuplardan bazılarının   nüshalarını sunmaktadır. Hükümet’e göre, Mehmet’in üstlerinin, arkadaꢀları tarafından dile   getirilen uyku probleminden haberleri yoktu.   Hükümete göre ne kadar üzücü olursa olsun soruꢀturmanın gösterdiği üzere bir intihar olayı   meydana gelmiꢀtir ve bu konuda yapılan cezai kovuꢀturmanın, sonuç üzerinde önemli bir   etkisi olmayan ꢀu ya da bu küçük ihmallere takılmayarak bütün olarak değerlendirilmesi   gerekir.   Bu bağlamda Hükümet, öncelikle, cesedin bulunmasının hemen ardından, dıꢀarıdan bir   saldırgan tarafından ateꢀ edilip edilmediğinin tespit etmek ve tüfeğin kaza ile ateꢀ almasını   engellemek amacıyla Mehmet’in tüfeğinin kontrol edildiğini ifade etmektedir. Bu durumda,   parmak izlerinin silinmesine yönelik kasıtlı bir davranıꢀ hiçbir ꢀekilde sözkonusu değildi.   Eldivenlerden birinde kan görülmesine iliꢀkin olarak, Hükümet, AĐHM’nin kendini, kanıtları   en iyi değerlendirecek durumda olan ve bu davada eldivenin üzerinde kan olmasını dikkate   almaya değer bulmayan ulusal mahkemelerin yerine koymaması gerektiğini hatırlatmaktadır.   Eldiven kanlı olsa bile bunun nedeni müteveffanın yere düꢀmesinin ardından eldivenli elinin   yaralı göğsünün altında kalmıꢀ olmasıdır.   Yakınında cesedin bulunduğu duvardaki kurꢀun izine iliꢀkin olarak Hükümet, bu ize atıꢀın   ardından mermi kovanının neden olabileceğini savunmaktadır. Bu davada bu hususun sonuç   açısından bir önemi yoktur zira bilirkiꢀi raporları, öldürücü kurꢀunun, müteveffanın silahından   çıktığını açıkça ortaya koymuꢀlardır.   Hükümet, AĐHM’den kararını, Emrah Özcan- Türkiye (baꢀvuru no: 41557/98, 9 Kasım 2004)   kabuledilemezlik kararındaki mantığa dayanarak vermesini ve mesnetten yoksun olduğu   gerekçesiyle iꢀbu kararı reddetmesini talep etmektedir.   2. Baꢀvuranlar   Baꢀvuranlar, Hükümet’in parmak izlerine, kumaꢀ parçalarına, eldivenlere ve duvardaki   kurꢀun izine iliꢀkin olarak yapmıꢀ olduğu açıklamaların ikna edici olmaması nedeniyle   duydukları üzüntüyü ifade etmiꢀlerdir. Ayrıca, baꢀvuranlar, Askeri Savcıyı, önceki   ifadelerine tanık olan S.D., S.G., Đ.K. ve Y.ꢁ. ile yüzleꢀtirmeden S.K.’nın inkarlarını kabul   etmekle suçlamaktadırlar.   Eylül 2007 tarihli ek görüꢀlerinde baꢀvuranlar, AĐHS’nin 2., 6. ve 13. maddelerine atıfta   bulunarak -özü itibariyle- ilk kez, askeri yetkilileri, Mehmet’in hayatını koruma   yükümlülüklerini ihmal etme ile suçlamaktadırlar.   B. AĐHM’nin takdiri   1. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   Hükümet’in önerisinin aksine, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde   baꢀvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀka açılardan   bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru   kabuledilebilir niteliktedir.   AĐHM, baꢀvuranların, özü itibariyle AĐHS’nin 2. maddesinin esasına dayanan yeni   argümanının, AĐHM’ye yaptığı baꢀvuruda dile getirdiği koꢀullardan farklı unsurlara   dayandığını gözlemlemektedir. Đlk baꢀvurudan bağımsız olarak düꢀünüldüğünde ve ilgili   davanın sona erme tarihi göz önüne alındığında, sözkonusu argüman gecikmeli olarak   sunulmuꢀtur ve dolayısıyla AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca   kabuledilemez niteliktedir.   2. Esas hakkında   Bu konudaki genel ilkeler çerçevesinde, AĐHM yerleꢀik içtihadına göndermede bulunmakta   (Bkz. sözü edilen Salgın kararı, Süleyman Çiçek-Türkiye kararı, no: 67124/01, 18 Ocak 2005,   sözü edilen Kılınç vd., Stern-Fransa kararı no: 70820/01, 11 Ekim 2005, mutatis mutandis,   Velikova-Bulgaristan no: 41488/98 ve Slimani-Fransa kararı no: 57671/00) ve 2. madde ile   öngörülen yaꢀam hakkının usul açısından korunması yükümlülüğünün zorunlu askerlik   hizmeti sırasında meydana gelen bir ölüm olayı için de geçerli olduğunu dile getirmektedir.   Bu yükümlülük ölüm olayının meydana geliꢀ ꢀeklinden sorumluların tespitine dek   derinlemesine, tarafsız ve yerinde yürütülecek bir soruꢀturmayı içermektedir.   Devletin askerlik hizmetini zorunlu tuttuğu bir durumda, askeri yetkililerin sorumlulukları   altındaki bir kiꢀinin fiziksel ve psikolojik bütünlüğünü koruma yükümlülüğü bulunduğu halde   ꢀüpheli bir ölüm olayı meydana geliyorsa yetkili mercilerin temel tedbirleri uygulamaları özel   bir ihtimam gerektirir.   Bu intihar ile sonuçlanan vakalar için de geçerlidir, yetki merciler ölüm olayını çevreleyen   koꢀullar karꢀısında müteveffanın yakınlarının ölümün meydana geliꢀ ꢀekline dair olağan   ꢀüphelerini giderecek ꢀekilde hareket etmek durumundadır. Bu husus uygulamada cinayet   ihtimalini ortadan kaldıracak her türlü delil unsurunun doğrulanmasını da içerir.   Bu ayrıca, meꢀruiyet ilkesine saygı gösterildiğine olan güveninin sürmesi ve yasadıꢀı hiçbir   fiile müsamaha edilmediğini göstermek bakımından genel bir zorunluluk arz eder (Bkz.   mutatis mutandis, Okkalı-Türkiye kararı no: 52067/99).   Bu zorunluluğu karꢀılamak bakımından, ölüm nedeninin veya sorumlulukların belirlenmesi   yeteneğini zayıflatacak soruꢀturma zaaflarının gerekli standartları karꢀılamadığı sonucuna   varılmasına neden olacağının bilincinde olarak yetkili mercilerin ihtilaflı olaya iliꢀkin tüm   delillerin elde edilmesini sağlamak için makul olan tüm önlemleri alması gerekmektedir.   (Bkz. sözü edilen Stern kararı ve Menson vd.-Birleꢀik Krallık kararı, no: 47916/99). Her   halükarda, menfaatlerinin korunması bakımından mağdur yakınlarının bu sürece dahil   olmaları sağlanmalıdır (Bkz. örneğin sözü edilen Salgın kararı).   AĐHM, mevcut baꢀvuruda askerlik hizmetini yerine getiren Mehmet Çalıꢀkan’ın öldüğü gün   resen bir ceza soruꢀturması ve buna paralel olarak idari bir disiplin soruꢀturması baꢀlatıldığını   not etmektedir.   AĐHM ayrıca subaylar U.E. ve V.K.’ya atfedilen kimi disiplin kusurlarından elle tutulur   somut bir sonuca varılmadığını kaydetmektedir.   AĐHM cezai bakımdan, ön soruꢀturmada olduğu kadar tamamlayıcı soruꢀturmalarda Savunma   Bakanlığı da dahil olmak üzere yetkililerin Mehmet’in intihar ettiği sonucuna vardıklarını   gözlemlemektedir.   Bu bağlamda Mesudiye Cumhuriyet Savcısı’nın, ardından Trabzon Askeri Savcısı’nın ve   Erzincan Askeri Mahkemesi hakimlerinin olayın hangi koꢀullarda meydana geldiğini açıklığa   kavuꢀturma arzularının olmadığını gösterecek hiçbir unsur bulunmamaktadır. Yine de, iç   hukuk sürecinde baꢀvuranların da dile getirdiği gibi bazı eksiklikler olduğu görülmektedir.   AĐHM, bu eksikliklere örnek olarak, Mehmet’in askerde kullandığı silahın üzerindeki parmak   izlerinin yok edilmesini, müteveffanın daha öncesinde baꢀından geçen olayların ve üzerinde   bulunan kiꢀisel belgelerin içeriğinin dikkate alınmayıꢀını, olay yerinde devriye gezen kimi   askerlerin duruꢀmaya çağrılmamasını, müteveffanın eldivenli elinde tespit edilen kan   lekesinin incelenmemesini ve/veya müteveffanın vücudunun yakınındaki duvara isabet eden   mermiye ekspertiz yapılmamasını göstermektedir.   Hükümetin dile getirdiklerine göre bu eksikliklerin soruꢀturmanın etkililiğine bir tesiri   bulunmamaktadır ve bütün olarak bir değerlendirildiğinde intihar tezini teyid etmektedir. Bu   tür bir soruꢀturmanın pratik gerçekliği çerçevesinde AĐHM, ne kadar üzücü olursa olsun ileri   sürülen bu eksikliklerin ulusal makamların gözünde tezlerinin doğruluğunu inkar etmek için   yeterli olmamasını anlayıꢀla karꢀılamaktadır.   AĐHM, ortaya çıkabilecek vaziyet çeꢀitliliğinin basit bir soruꢀturma faaliyetleri listesine veya   baꢀka basitleꢀtirilmiꢀ kıstaslara indirgenmesinin mümkün olmadığının, ancak, halkın   tereddütlerinin ortadan kaldırılması ve adaletin saygınlığına halel gelmemesi için yerine   getirilmesi gereken zorunlu bazı faaliyetler bulunduğunun altını çizer   AĐHM bu bağlamda Hükümetin savunduğunun aksine bu davada ele alınan koꢀulların, usul   bakımından alınan tedbirlerde herhangi bir eksikliğin bulunmadığı sonucuna vardığı Emrah   Özcan-Türkiye kabuledilemezlik kararı ile mukayese edilemeyeceğine itibar etmektedir (Bkz.   sözü edilen Emrah Özcan kararı).   Dava olaylarına yeniden dönülecek olursa AĐHM, 14 Mayıs 2000 tarihinde düzenlenen otopsi   raporunda ölüme yol açan kurꢀunun «yakın mesafeden» 4 ila 150 cm’den atıldığı ve göğüs   hizasından girdiğinin belirtildiğini not etmektedir. 18 Aralık 2000 tarihinde müteveffanın   giysilerini (kurꢀun deliğinin bulunduğu bölümleri kesilmiꢀ olan giysiler) inceleyen uzmanlara   göre «kısa mesafeden» yapılan bir atıꢀ sözkonusu olmakla birlikte merminin giriꢀ deliği sırtta   bulunmaktaydı.   Bu çeliꢀki göz önünde bulundurularak 24 Nisan 2001 tarihinde ikinci bir bilirkiꢀi incelemesi   gerçekleꢀtirilmiꢀtir. Uzmanlar, bitiꢀik atıꢀ yapıldığı görüꢀünden hareket ederek o ana kadar   kanıtlanmıꢀ gözüken bir önceki tespitlerinden ayrılmıꢀ, böylece kurꢀunun giriꢀ deliğine iliꢀkin   çeliꢀkiyi bertaraf etmek adına, bu sefer atıꢀ mesafesine iliꢀkin bir belirsizlik yaratmıꢀlardır.   Bu gözlem ıꢀığında, Stern – Fransa davasında AĐHM’nin ölüme yol açan merminin giriꢀ   deliğine iliꢀkin belirsizlikler nedeniyle soruꢀturmanın gereken ciddiyetle yapılmadığını tespit   ettiğini anımsatmak yerinde olacaktır. Ancak adıgeçen davada AĐHM, sözkonusu eksikliğin   bizzat baꢀvuranın tutumundan kaynaklanması ve Fransız makamlarının cinayet varsayımını   çürütmek için Emmanuel Stern’in cesedinin üzerinde bulunduğu geminin küçüklüğü ve   adıgeçen ꢀahsın hayatta iken intihar etme niyetinde olduğunu beyan etmesi gibi daha sağlam   unsurlara isnat ettikleri gerekçeleriyle bu eksikliğe müsamaha etmiꢀtir (Stern, adıgeçen).   Mevcut davada ise durum farklıdır. Bilirkiꢀilere göre Mehmet’i öldüren kurꢀunun giriꢀ deliği   ve atıꢀ mesafesi gibi hususlar ancak kriminal ekibi tarafından mühürlenen giysi örneklerinden   yola çıkılarak tespit edilebilirdi. Ancak bu temel araꢀtırma sözkonusu numunelerin zaman   içinde kaybolması nedeniyle gerçekleꢀtirilememiꢀtir (benzer durumlar için, bkz., Kamil uzun   – Türkiye, no: 37410/97, prg. 60, 10 Mayıs 2007).   Bu derece belirleyici bir kanıtın kaybından doğan boꢀluğun ne ꢀekilde doldurulacağı ve   muhafazasından sorumlu kiꢀiler hakkında iꢀlem yapılıp yapılmadığı konularında dosyada bir   izahat verilmemektedir. Buna karꢀın askeri savcılığın soruꢀturmaya yer olmadığı kararı   verdiği 28 Ağustos 2000 tarihinde bu ihtilaflı meseleye dair hala kesin bir tespitte   bulunulmamıꢀtı. Konuyla ilgili bilirkiꢀi incelemeleri 18 Aralık 2000 ve 24 Nisan 2001   tarihlerinde olmak üzere çok sonraları gerçekleꢀtirilmiꢀtir. Erzincan Askeri Mahkemesi’nin   ve/veya Savunma Bakanlığı’nın bu konuda ya da atıꢀ mesafesi konusunda harekete geçmeleri   beklenirdi. Ancak durum böyle olmamıꢀtır.   Bu unsurlar, AĐHM’nin, ölüme yol açan atıꢀın kaynağının kesin olarak tespit edilmesine mani   olan ihmaller nedeniyle AĐHS’nin 2. maddesinin usul bakımından müteveffa Mehmet     Çalıꢀkan’a iliꢀkin olarak ihlal edildiği sonucuna varması için kafidir. Atıꢀın kaynağının kesin   olarak tespiti müteveffanın yakınlarının intihar sonucu ölüme iliꢀkin besledikleri ꢀüphelerin   ortadan kaldırılmasını sağlayacak esas niteliğinde bir iꢀlemdi.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASINA ĐLĐꢀKĐN   A. Tazminat   Baꢀvuranlar, oğulları ve kardeꢀleri olan müteveffanın ölümünden sonra ‘ꢀehit’ olarak kabul   edilmesi ve ailesinin bu statüden doğan sosyal ve ekonomik haklardan yararlandırılması   gerektiğini iddia etmektedirler.   Baꢀvuranlar ayrıca defin masrafları için 400 YTL talep etmektedirler. Baꢀvuranlar bir avukat   tarafından hazırlanan istiꢀari mütalaayı sunmaktadırlar. Buna göre,   - - ꢀayet Mehmet Çalıꢀkan ‘ꢀehit’ olarak ilan edilmiꢀ olsaydı ailesi, 1) 32.692 YTL   tutarında bir tazminat 2) 19.000 YTL tutarında toplu konut kredisi ve 3) aylık 452,93   YTL maaꢀ (ꢀu ana kadar toplam olarak 22.000 YTL) elde edecekti.   Müteveffa ꢀehit olarak kabul edilmediği takdirde oğlunun ölümü nedeniyle annesinin   kaybı 8.478,93 YTL, babasının kaybı ise 9.824,12 YTL olacaktır.   Baꢀvuranların avukatları yukarıdaki hususlara istinaden Refika ve Hasan Çalıꢀkan için 60.000   Euro ve Kemal Çalıꢀkan için 20.000 Euro maddi tazminat talep etmektedirler.   Avukatlar müvekkilleri için manevi tazminat olarak da aynı meblağları talep etmektedirler.   Hükümet, istiꢀari mütalaanın ancak bir hakim tarafından istenebilecek bilirkiꢀi incelemesiyle   hiçbir alakasının olmadığına ve maddi tazminat taleplerine iliꢀkin herhangi bir delil   sunulmadığına dikkat çekmektedir.   Manevi tazminat taleplerine iliꢀkin olarak ise Hükümet bu talepleri haksız ve aꢀırı olarak   değerlendirmektedir.   AĐHM, baꢀvuranların kendi adlarına, müteveffa oğulları ve kardeꢀleri Mehmet adına baꢀvuru   yaptıklarını anımsatır. Bu bağlamda baꢀvuranlar, sadece müteveffaya iliꢀkin olarak tespit   edilse dahi AĐHS’nin 2. maddesinin usul yönünden ihlaline neden olan olaylar nedeniyle   manevi tazminat talebinde bulunabilirler (Kılınç ve diğerleri, adıgeçen, prg. 63, ve Salgın,   adıgeçen, prg. 98).   Benzer davalarda hükmedilen meblağları ve baꢀvuranın kendi soyundan gelen mirasçısı   olmadığını göz önünde bulunduran AĐHM hakkaniyete uygun bir surette karara vararak hak   sahibi baꢀvuranlara bu yönde 13.000 Euro ödenmesine hükmeder.   Buna karꢀın, maddi tazminata iliꢀkin talep tespit edilen ihlal ile arasında illiyet bağı   bulunmaması dolayısıyla kabul edilmeyecektir.   B. Yargılama masraf ve giderleri     Davanın hem Türkiye’de hem de Strazburg’da hazırlanması ve sunulması sırasında yaptıkları   masraf ve harcamalar için baꢀvuranlar 4.966,30 YTL (yaklaꢀık 2.682 Euro) talep   etmektedirler. Baꢀvuranlar masraf ve harcamalarını ꢀu ꢀekilde ayrıntılandırmaktadırlar :   - Haziran 2007 tarihinde yapılan avukatlık sözleꢀmesi uyarınca avukatlık ücreti için   3.500 YTL,   - - - - - Tercüme ücreti için 1.040 YTL (faturalı),   Bilirkiꢀi görüꢀü ücreti için 150 YTL (faturalı)   Kırtasiye masrafları için 250 YTL   Posta masrafları için 26,30 YTL   Hükümet, baꢀvuranların Türkiye’deki davadaki avukatlık ücreti olarak istenen 500 YTL   tutarındaki meblağın iadesini derhal reddetmektedir. Hükümet, 1466,30 YTL tutarındaki idari   harcamalara da bu iddialara iliꢀkin herhangi bir belge sunulmadığı gerekçesiyle itiraz   etmektedir. Hükümet yargılama masraf ve giderleri baꢀlığı altında yapılan istemin tamamının   aꢀırı olduğu kanaatindedir.   AĐHM avukatlık ücreti haricindeki diğer taleplerinin yeterli derecede belgelendirilmiꢀ   olduğunu kaydeder.   Avukatlık ücretine iliꢀkin olarak baꢀvuranlar, ödemenin iki avukata mevcut davanın   sonuçlanmasından sonra yapılacağının varsayılmasına imkan tanıyan bir vekalet sözleꢀmesi   sunmuꢀlardır. Dolayısıyla, baꢀvuranların avukatlarının karꢀılıksız olarak hizmet verdikleri   düꢀünülemez. Bu çerçevede AĐHM, sözkonusu sözleꢀmede ulusal mahkemeler önündeki   temsil hizmetine tekabül eden ve Hükümetin itiraz ettiği 500 YTL’nin AĐHM tarafından   mevcut kararda tespit edilen ihlalin ulusal hukuk düzeni çerçevesinde önlenmesine matuf bir   meblağ olarak mütalaa edilmesi gerektiği kanaatindedir (ilke için bkz., sözgelimi, Hertel –   Đsviçre, 25 Ağustos 1998, prg. 63).   Bütün bu hususları değerlendiren AĐHM, K.D.V.’den muaf tutulmak üzere baꢀvuranlara 2.500   Euro ödenmesine hükmeder.   C. Gecikme faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç   puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. Baꢀvuranların AĐHS’nin 2., 6. ve 13. maddeleri bakımından dile getirdikleri ilk   ꢀikayetlerinin sadece AĐHS’nin 2. maddesinin usulü açısından bir inceleme gerektirdiğine   ve baꢀvurunun bu bağlamda kabuledilebilir ilan edilmesine ;   2. Baꢀvuranların AĐHS’nin 2. maddesinin esası bakımından yaptıkları yeni ꢀikayetin   kabuledilemez olduğuna ;   3. Müteveffa Mehmet Çalıꢀkan’a iliꢀkin olarak AĐHS’nin 2. maddesinin usul bakımından   ihlal edildiğine ;     4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   döviz kuru üzerinden YTL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından   baꢀvuranlara,   i. yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak manevi tazminat için 13.000 Euro   (on üç bin Euro) ödenmesine;   ii. yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak yargılama masraf ve giderleri için   2.500 Euro (iki bin beꢀ yüz Euro) ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 27 Mayıs 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   13

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło