13244/02
WyrokETPCz2006-07-11ECLI:CE:ECHR:2006:0711JUD001324402
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
1. Czy długość tymczasowego aresztowania skarżącego naruszyła jego prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego, w szczególności do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie lub zwolnienia na czas postępowania, zgodnie z art. 5 ust. 3 Konwencji? 2. Czy długość postępowania karnego przeciwko skarżącemu naruszyła jego prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie, zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
W odniesieniu do art. 5 ust. 3, Trybunał uznał, że długość tymczasowego aresztowania skarżącego, trwającego ponad osiem lat, była nadmierna. Sąd krajowy uzasadniał odmowy zwolnienia skarżącego ogólnikowymi stwierdzeniami o „charakterze zarzucanego przestępstwa” i „stanie dowodów”, co Trybunał uznał za niewystarczające i nieadekwatne do tak długiego okresu pozbawienia wolności. Trybunał podkreślił, że ryzyko ucieczki nie może być oceniane wyłącznie na podstawie ciężaru potencjalnej kary, a władze krajowe nie wyjaśniły, jak ryzyko to utrzymywało się przez tak długi czas. W odniesieniu do art. 6 ust. 1, Trybunał stwierdził, że postępowanie karne, które trwało ponad jedenaście lat i sześć miesięcy przed ucieczką skarżącego, było przewlekłe. Trybunał odrzucił zarzut rządu o niewyczerpanie środków krajowych, przypominając, że prawo tureckie nie oferowało skutecznego środka odwoławczego w sprawach dotyczących długości postępowania. Pomimo złożoności sprawy, Trybunał uznał, że władze krajowe nie wykazały należytej staranności, a długość postępowania przekroczyła rozsądny termin.Stan faktyczny
Skarżący, Teslim Töre, urodzony w 1939 roku i zamieszkały w Stambule, był rzekomym liderem Tureckiej Komunistycznej Partii Robotniczej (TKİP). Został aresztowany 5 maja 1993 roku i tymczasowo aresztowany 19 maja 1993 roku pod zarzutem próby obalenia konstytucji (art. 146 § 1 TCK). Był przetrzymywany w areszcie przez ponad osiem lat, pomimo wniosków o zwolnienie, które były odrzucane przez Państwowy Sąd Bezpieczeństwa (DGM) na podstawie ogólnych uzasadnień. W 2004 roku DGM uznał go za winnego, ale Sąd Kasacyjny uchylił ten wyrok. Skarżący uciekł 12 listopada 2004 roku, a postępowanie karne nadal trwało przed Sądem Karnym w Stambule.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje pozostałą część skargi za dopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. 3. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 4. Zasądza na rzecz skarżącego 10 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 500 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków. 5. Oddala pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
TESLĐM TÖRE - TÜRKĐYE DAVASI (no:2)
(Baꢀvuru no: 13244/02)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Temmuz 2006
Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek
olup ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
_____________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları
Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam
o l a r a k b e l i r t i l m i ş o l m a s ı v e y u k a r ı d a k i t e l i f h a k k ı b i l g i s i y l e b e r a b e r o l m a s ı k o ş u l u i l e D ı ş i ş l e r i B a k a n l ı ğ ı A v r u p a K o n s e y i
ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (13244/02) baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu ülke
vatandaꢀı Teslim Töre’nin (baꢀvuran) 7 Mart 2002 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları
Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ
olduğu baꢀvurudur. Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul
Barosu avukatlarından E. Kanar tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR doğumlu baꢀvuran Đstanbul’da ikamet etmektedir.
Türkiye Komünist Đꢀçi Partisi’nin (TKĐP) sözde lideri baꢀvuran 5 Mayıs 1993 tarihinde
Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi ekipleri tarafından yakalanarak
gözaltına alınmıꢀtır. Mayıs 1993 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) yetkili hakimi
karꢀısına çıkarılan baꢀvuran hakkında tutuklu yargılanma kararı alınmıꢀtır.
DGM Cumhuriyet Savcısı 30 Temmuz 1993 tarihinde TCK’nın 146 § 1. maddesinin “Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının tamamını ya da bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu
kanun ile teꢀekkül etmiꢀ olan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men’e
cebren teꢀebbüs edenler idam cezasına mahkum olur” hükmü uyarınca baꢀvuran hakkında
ceza davası açmıꢀtır.
1993-1997 yılları arasında DGM önünde bir çok duruꢀma gerçekleꢀmiꢀ ve baꢀvuran bu
duruꢀmalar sırasında suçsuz olduğunu ileri sürerek serbest bırakılmasını talep etmiꢀtir.
Mahkeme genel olarak kanıtların durumu, iꢀlenen suçun niteliği, risk faktörü gibi nedenlerle
kimi kez hiçbir gerekçe olmadan bu talepleri reddetmiꢀtir.
1999-2001 yılları arasında Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde pek çok duruꢀma yapılmıꢀ ve
baꢀvuran AĐHS’nin 5 § 3. ve AĐHM’nin uzun gözaltına iliꢀkin yerleꢀik içtihadına dayalı
olarak serbest bırakılmasını talep etmiꢀtir. Bu talepler iꢀlenen suçun niteliği, dava dosyasının
içeriği ve tutukluluk süresi gibi nedenlerle reddedilmiꢀtir. ꢁubat 2004 tarihinde DGM baꢀvuranı hakkında yapılan ithamlardan suçlu bulmuꢀtur.
Yargıtay 4 Ekim 2004 tarihinde 24 ꢁubat tarihli kararı bozmuꢀtur.
AĐHM’ye iletilen dosyaya göre dava halen Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde sürmektedir,
Ağır ceza mahkemesi 12 Kasım 2004 tarihinde firar eden baꢀvuran hakkında 30 Ağustos
2005’te yeniden tutuklama emri çıkarmıꢀtır.
HUKUK AÇISINDAN
I. AĐHS’NĐN 5 § 3. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran tutukluluk süresinin uzunluğundan ꢀikayetçi olmakta ve AĐHS’nin 5 § 3. maddesine
atıfta bulunmaktadır.
AĐHM bu ꢀikayetin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca temelden yoksun olmadığı ve esastan
incelenmesi gerektiği tespitinde bulunmaktadır. ꢁikayetin kabuledilemezliğine dair hiçbir
gerekçe yer almamaktadır.
Hükümet iç hukuk mercilerinin baꢀvuranın tutuklu yargılanma kararlarını
gerekçelendirdiklerini ifade ederek, adı geçenin 12 Kasım 2004 tarihinden bu yana firari
olduğunun altını çizmektedir.
Baꢀvuran Hükümetin savlarına karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM baꢀvuranın tutukluluğuna dair sözkonusu ilk dönemin 5 Mayıs 1993 tarihinde
baꢀladığını ve hakkında açılan 30 Temmuz 1993 tarihli ceza davası kapsamında 19 Aralık tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin baꢀvuranın tahliye edilmesi yönündeki kararı
ile sona erdiğini hatırlatmaktadır. Bununla birlikte baꢀvuran, 8 Kasım 1993 tarihli tutuklu
yargılanma kararı nedeniyle serbest bırakılmamıꢀ, 11 Eylül 2001 tarihinde nihai surette
tahliye edilmiꢀtir. Toplam tutukluluk süresi sekiz yıl dört ayı bulmaktadır.
Böyle bir durumda ulusal makamlara gözaltı süresinin makul süre sınırlarının aꢀılmamasını
gözetmek düꢀmektedir. Yetkililerin bu amaçla, olayların bütününü incelemeleri ve masumiyet
karinesi, bireysel haklara saygı ilkesine yönelik istisna uyarınca kamu menfaatini meꢀru kılan
zorunluluğun varlığını bertaraf etmeleri ve alınan kararlarda serbest bırakılma taleplerini
reddeden kararları dikkate almaları gerekir. Özellikle mevcut kararlarda yer alan gerekçelere,
ilgili tarafından yapılan baꢀvurularda itilafa mahal vermeyen olaylara dayalı olarak AĐHM,
AĐHS’nin 5 § 3 maddesine yönelik bir ihlalin olup olmadığını tespit etmek durumundadır
(Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan kararı, 28 Ekim 1998).
Bu bağlamda, bir suç iꢀlediği gerekçesiyle tutuklanan kiꢀiye yönelik makul ꢀüphelerin
devamlılığının sine qua non olmazsa olmaz koꢀulu tutukluluk kuralına uygunluktur, fakat
kimi kez bu yeterli olmamaktadır; Mahkeme, hukuki mercilerin hürriyet hakkından yoksun
bırakmaya devam etme gerekçelerinin meꢀruluğunu ortaya koymak durumunda olduklarını
eklemektedir. Bunların «gerekli» ve «yeterli» olduğu takdirde, AĐHM ulusal makamların
yargı süreci boyunca yeterli ihtimamı gösterip göstermediklerinin ayrıca belirlenmesi
gerektiğini ifade etmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Mansur-Türkiye kararı, 8 Haziran 1995).
Mevcut baꢀvuruda, Devlet Güvenlik Mahkemesi her duruꢀmada «isnat edilen suçun niteliği»
ve «kanıtların durumu» gibi benzer ifadelerle baꢀvuranın serbest bırakılma taleplerini
reddetmiꢀ ve tutukluluk halinin devamına karar vermiꢀtir.
AĐHM, ulusal mahkemelerin, baꢀvuranın adaletten kaçabileceği yönünde bir tehlikenin var
olduğunu düꢀünmüꢀ olabileceklerini anlamaktadır. Bu bağlamda, baꢀvuranın çok uzun süre
tutuklu kaldığını gözden kaçırmaksızın, ceza soruꢀturmalarının baꢀlatılmasının ardından on
bir yıl boyunca firari olması dikkate alınması gereken bir husustur. AĐHM ayrıca, firar
riskinin yalnızca çekilen cezanın ağırlığına dayalı olarak değerlendirilemeyeceğini
hatırlatmaktadır (Bkz. Muller-Fransa kararı, 17 Mart 1997). Ulusal yargı, sekiz yıldan fazla
bir süre boyunca nasıl bir firar tehlikesinin sürdüğüne ve baꢀvuranın tutukluluk halinin
devamı doğrultusunda verilen kararların gerekçelerine açıklık getirmelidir (Bkz. diğerleri
arasında, Letellier kararı ve Zannouti-Fransa kararı, no: 42211/98, 31 Temmuz 2001).
ꢁayet «kanıtların durumu» suçun varlığı ve sürdüğü ꢀeklindeki ciddi emareleri ortaya koyuyor
ve olayların koꢀulları genel olarak ilgili etkenleri oluꢀturuyor ise de, tek baꢀına, tutukluluk
süresinin bu denli uzun oluꢀunu meꢀrulaꢀtırmaya yetmemektedir (Bkz. sözü edilen Mansur
kararı § 57 ve Demirel-Türkiye kararı, no: 39324/98, 28 Ocak 2003).
AĐHM, baꢀvuran aleyhinde açılan ceza davalarının çok sayıda olduğunu ve darbe giriꢀimiyle
suç örgütü kurma, yakıp yıkma ve adam öldürme gibi baꢀvurana isnat edilen suçların
ağırlığının davayı özellikle karmaꢀık hale getirdiğini kabul etmektedir. Bunun yanı sıra,
davanın seyrindeki hiçbir önemli gecikme baꢀvurana yüklenemez.
AĐHM, Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararlarındaki gerekçelerin baꢀvuranın sözü edilen
dönem boyunca tutulu bulundurulmasını haklı çıkarmaya yetmediği sonucuna varmaktadır.
Bu durumda AĐHS’nin 5 § 3. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran yargı sürecinin uzunluğu ile «makul süre» ilkesine riayet edilmediğini iddia etmekte
ve AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğini öne sürmektedir.
Mahkemenin bu yöndeki yerleꢀik içtihadına (Cardot-Fransa kararı, 19 Mart 1991) atıfta
bulunan Hükümet, baꢀvuranın ileri sürdüğü ꢀikayetini adli yetkililer karꢀısında hiçbir zaman
dile getirmemesi doğrultusunda iç hukuk yollarının tüketilmesi koꢀulunu yerine getirmediğini
savunmaktadır.
AĐHM, Türk hukuk düzeninin yargı sürecinin uzunluğu hakkında AĐHS’nin 13. maddesince
muhakeme edilebilir etkili bir baꢀvuru yolu sunmadığı tespitinin daha önce de yapıldığını
hatırlatmaktadır (Bkz. Tendik ve diğerleri-Türkiye kararı, no: 23188/02, § 36, 22 Aralık
2005). Sonuç olarak, baꢀvuranın ꢀikayetini dile getirebileceği etkili bir baꢀvuru yolu koꢀulu
yerine getirilmemiꢀtir. Hükümetin itirazı kabul edilmemektedir.
AĐHM, bu ꢀikayetin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi gereğince temelden yoksun olmadığı ve
esastan incelenmesi gerektiği tespitini yapmaktadır. ꢁikayetin kabuledilemez bulunması için
hiçbir gerekçe yer almamaktadır.
Hükümet davanın esasına iliꢀkin olayların koꢀulları göz önünde bulundurulduğunda, yargı
süreci uzunluğunun makul olmadığının söylenemeyeceğini savunmaktadır. Hükümet davanın
kanıt unsurları baꢀvurana yüklenebilecek karmaꢀık bir yapısının olduğunun, sözkonusu
sürecin uzun ve çok emek sarf edici tahkikleri gerektirdiğinin altını çizmektedir. Üstelik,
tamamlayıcı soruꢀturmalara iddianamenin tamamlanmasının ardından lüzum görülmüꢀtür.
Son olarak, iç yetkili mercilere yüklenebilecek hiçbir ihmalkârlık veya etkisiz bir dönem
bulunmamaktadır.
Baꢀvuran bu sava karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM, dikkate alınacak dönemin baꢀvuranın yakalandığı 5 Mayıs 1993 tarihinde baꢀladığını
not etmektedir. Süreç halen sürmekte, iki dereceli mahkemede on üç yıldan fazla bir süredir
devam etmektedir. Buna karꢀın, kaydedilecek son döneme iliꢀkin, bir sanık hukukun
üstünlüğünü benimseyen bir Devletten kaçtığında, bu dönem sonrasındaki sürecin makul
süresinde ꢀikayetini dile getiremediği bir karine, ya da bu karineyi bertaraf edecek derecede
yeterli gerekçeler mevcuttur (Bkz. Ventura-Đtalya kararı, no: 7438/76). Mevcut halde böyle
olmamıꢀtır. Sonuç itibariyle kaydedilecek son dönem baꢀvuranın firar ettiği 12 Kasım
2004’tür (Bkz. mutatis mutandis X-Đrlanda kararı, no: 9429/81). Süreç on bir yıl altı ay
sürmüꢀtür.
Dava sürecinin makul yapısı davayı çevreleyen olayları takiben, AĐHM içtihadı ıꢀığında
özellikle davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve yetkili makamların tutumu ile değerlendirilir
(Bkz. Pelissier ve Sassi-Fransa kararı, no: 25444/94).
Bu ivedilik zorunluluğu sekiz yıldan fazla tutulu bulundurulan baꢀvuran açısından özel bir
önem taꢀımaktadır (Bkz. Kalachnikov-Rusya kararı no: 47095/99). Kuꢀkusuz, baꢀvuranın 12
Kasım 2004’te firar etmesi sürecin yavaꢀlamasına yol açmıꢀtır. Buna karꢀın, ilgilinin firar
etmesinden evvel, bu süre on iki yıldan fazla sürmüꢀtür.
Mahkemeye sunulan tüm delil unsurlarının incelenmesinin ardından ve mahkemenin bu
yöndeki yerleꢀik içtihadı dikkate alındığında, AĐHM, sözkonusu yargı sürecinin aꢀırı olduğu
ve «makul süre» koꢀulunu karꢀılamadığı kanaatine varmaktadır.
Bu nedenle, AĐHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran 40.000 YTL [yaklaꢀık 22.200 Euro] maddi ve aynı miktarda manevi tazminat talep
etmektedir.
Hükümet bu miktarlara karꢀı çıkmıꢀtır.
AĐHM, ihlal tespiti ile öne sürülen maddi zarar arasında hiçbir illiyet bağı bulunmadığından
bu talebi reddetmiꢀtir. Buna karꢀın, baꢀvuranın uzun tutukluluk ve uzun yargı nedeniyle
yalnızca ihlal kararının tespiti ile giderilemeyecek manevi bir zarara maruz kaldığını kabul
etmektedir. Hakkaniyete uygun olarak ve baꢀvuranın 12 Kasım 2004 tarihinden bu yana
firarda olduğunu gözden kaçırmaksızın, AĐHM baꢀvurana 10.000 Euro manevi tazminat
ödenmesini kararlaꢀtırmıꢀtır.
B. Masraf ve harcamalar
Baꢀvuran iç hukukta ve AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargı giderleri için 60.219,70 YTL
[yaklaꢀık 33.450 Euro] talep etmektedir.
Hükümet bu miktara karꢀı çıkmıꢀtır.
AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Sunulan deliller ve sözü edilen kıstaslar ıꢀığında
AĐHM baꢀvurana tüm yargı masrafları için 1.500 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir.
C. Gecikme faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3
puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf
tutulmak üzere Savunmacı Hükümetin baꢀvurana 10.000 (on bin) Euro manevi tazminat ve
yargı giderleri için 1.500 (bin beꢀ yüz) Euro ödemesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddesine
uygun olarak 11 Temmuz 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło