13279/05

WyrokETPCz2010-05-27ECLI:CE:ECHR:2010:0527JUD001327905

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy rozbieżności w orzecznictwie między cywilnymi a wojskowymi sądami administracyjnymi w Turcji, dotyczące interpretacji tej samej ustawy w podobnych sprawach, naruszyły zasadę pewności prawa i prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że choć istniały rozbieżności w interpretacji prawa krajowego między dwoma niezależnymi systemami sądownictwa (cywilnym i wojskowym administracyjnym), które nie były hierarchicznie powiązane, to nie stanowiło to naruszenia art. 6 ust. 1 Konwencji. Kluczowe było to, że Sąd Konfliktów ostatecznie rozstrzygnął kwestię właściwości, wskazując sądy wojskowe jako właściwe dla tego typu spraw, co usunęło źródło niespójności. Trybunał stwierdził, że skarżący nie mogli twierdzić, iż właściwy sąd odmówił rozpoznania ich sprawy, ponieważ została ona rozpatrzona przez sąd uznany za właściwy.
Stan faktyczny
Syn skarżących, pilot, zginął w katastrofie lotniczej w maju 2001 roku. Skarżący ubiegali się o rentę na podstawie art. 21 ustawy antyterrorystycznej nr 3713, ale ich wniosek został odrzucony przez Turecki Fundusz Emerytalny. Następnie sądy administracyjne cywilne uznały się za niewłaściwe, przekazując sprawę sądom wojskowym. Wojskowy Sąd Administracyjny ostatecznie oddalił ich roszczenie, interpretując ustawę nr 3713 w sposób restrykcyjny, podczas gdy inne rodziny ofiar tej samej katastrofy uzyskały renty w cywilnych sądach administracyjnych.
Rozstrzygnięcie
Jednogłośnie, skarga jest dopuszczalna. Sześcioma głosami przeciwko jednemu, nie stwierdzono naruszenia art. 6 ust. 1 Konwencji.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   NEJDET VE PERĐHAN ꢀAHĐN - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢁvuru no: 13279/05 )   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Mayıs 2010   (Büyük Daire’ye gönderildi)   (04/10/2010)   Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup   ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (13279/05) no’lu davanın nedeni T.C.   vatandaꢀları Nejdet ꢁahin ve Perihan ꢁahin’in (baꢀvuranlar) Avrupa Đnsan Hakları   Mahkemesi’ne 9 Nisan 2005 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına   iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ   olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Ankara Barosu   avukatlarından K. Kılıç tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuranlar, sırasıyla 1949 ve 1950 doğumlu olup, Ankara'da ikâmet etmektedir.   Baꢀvuranların orduda pilot olarak görev yapan oğullarının, Diyarbakır-Ankara arasında   asker taꢀıyan uçağı 16 Mayıs 2001 tarihinde bir kaza geçirmiꢀ ve Malatya'nın Güzyurdu köyü   yakınlarında düꢀmüꢀtür.   Mayıs 2002 tarihinde, baꢀvuranlar, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 21.   maddesinde öngörülen haktan yararlanmak ve kendilerine bu hüküm uyarınca aylık   bağlanmasını sağlamak üzere T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü'ne baꢀvurmuꢀtur.   Mayıs 2002 tarihinde, Emekli Sandığı bu talebi reddetmiꢀtir.   Temmuz 2002 tarihinde, baꢀvuranlar bu karara karꢀı Ankara Đdare Mahkemesi nezdinde   itiraz davası açmıꢀtır.   Nisan 2003 tarihinde, mahkeme baꢀvuranların davasını reddetmiꢀtir. Mahkeme, 14   Mayıs 2001 tarihli Uyuꢀmazlık Mahkemesi kararı (E.2000/77, K.2001/22) uyarınca, ihtilaf   konusu olayın kendisinin değil, askeri idare mahkemelerinin yetkisinde olduğu kanaatine   varmıꢀ ve görev bakımından yetkisizlik kararı vermꢀtir.   Baꢀvuranlar bu nedenle, 3 Haziran 2003 tarihinde davalarını Askeri Yüksek Đdare   Mahkemesi önüne götürmüꢀlerdir.   Haziran 2004 tarihinde baꢀvuranların davasını reddeden mahkeme, öncelikle ilgili   ꢀahısların harp malulü sıfatıyla maaꢀ aldıklarını, ayrıca 5434 Sayılı Yasa’nın Ek 78. maddesi   gereğince hesaplanan ve 4567 sayılı yasaya göre yeniden değerlendirilen bir emekli maaꢀı   aldıklarını gözlemlemiꢀtir. Mahkeme daha sonra, merhumun uçağının Diyarbakır-Ankara   arasında sefer yaparken düꢀtüğünü; oysa 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun   öngördüğü haktan yararlanma koꢀulunun, bir Devlet görevlisinin doğrudan bir terör eylemi   sonucu yaralanması, özürlü kalması ya da ölmesi durumuyla sınırlı olduğunu kaydetmiꢀtir.   Dolayısıyla mahkeme, mağdurun amacı terörle mücadele olan bir görev yapmasının, tek   baꢀına böylesi bir hakkı doğurmadığı kanaatine varmıꢀtır.   Yüksek Mahkeme heyetindeki hâkimlerden biri kararda karꢀı görüꢀ bildirmiꢀ ve 3713   Sayılı Yasa’nın kısıtlayıcı yorumuna itiraz etmiꢀtir. Baꢀvuranların oğullarının, bir terörle   mücadele operasyonundan dönen ve asker taꢀıyan uçakta yardımcı pilot görevini yerine   getirdiği sırada, uçağın düꢀmesi sonucu öldüğü hususunda kimsenin bir itirazı olmadığını   hatırlatarak, anlaꢀmazlığın sadece ölümün 3713 Sayılı Yasa’nın 21. maddesi kapsamına girip   girmediği sorusuna dayandığı kanaatini dile getirmiꢀtir. Karꢀı görüꢀ bildiren hâkime göre,   merhumun üstlendiği görev ve uçağın asker taꢀıdığı göz önüne alındığında, bu hükmün   mevcut davada uygulanabileceği çok açıktır.   Temmuz 2004 tarihinde, baꢀvuranlar Askeri Yüksek Đdare Mahkemesi'nin kararına itiraz   etmiꢀtir. Baꢀvuranlar bu itirazlarında, ilk derece mahkemesine 10 Haziran 2004 tarihinde   takdim ettikleri layihalarında, oğulları ile aynı kazada ölen askerlerin aileleri tarafından açılan   davalarda sivil idare mahkemelerinin, yani Ankara Đdare Mahkemesi'nin 6., 10. ve 11.   Dairelerinin, 3713 Sayılı Yasa’nın uygulanması gerektiği yönünde verdiği dört kararı   (E.2002/1059-K.2003/27,   E.2002/100-K.2003/1073,   E.2002/101-K.2003/1053   ve   E.2003/148-K.203/522) sunduklarını hatırlatmıꢀtır. Baꢀvuranlar, askeri mahkemenin bu   kararları hiçbir ꢀekilde dikkate almadığını belirterek, mahkemenin vardığı sonucun   anayasanın eꢀitlik ve yargı birliği ilkelerini ihlal ettiğini savunmuꢀlardır.   Askeri Yüksek Đdare Mahkemesi, 30 Eylül 2004 tarihli kararında, baꢀvuranların itirazını   dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmiꢀtir.   Bu karar baꢀvuranlara tebliğ edilmiꢀtir. Tebligat zarfı üzerinde bulunan posta damgasına   göre gönderilme tarihi 11 Ekim 2004'tür.   ĐLGĐLĐ ULUSAL MEVZUAT VE ĐÇTĐHAT   A. Mevzuat Hükümleri   Sayılı Yasa’nın 21. maddesi   Sayılı Yasa’nın 1. maddesi   Sayılı Yasa’nın 24. maddesi   B. Sivil Đdare Mahkemelerinin Đçtihadı   Ankara 10., 11. ve 6. Đdare Mahkemelerinin 22 Ocak, 26 Haziran ve 31 Mart 2003 tarihli   kararları (E.2002/1059-K.2003/27, E.2002/100-K.2003/1073, E.2002/101-K.2003/1053 ve   E.2003/148-K.203/522).   Danıꢀtay’ın iki kararı (E. 2002/1059 K. 2004/4656 ve E. 2003/3110 K. 2006/843)   C. Uyuꢁmazlık Mahkemesi Kararları   ꢁubat 1999 tarihli karar (E. 1998/75 K. 1999/4)   Mayıs 2001 tarihli karar (E. 2000/77 K. 2001/22)   Aralık 2006 tarihli karar (E. 2006/246 K. 2006/236)   HUKUK   AĐHS'NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuranlar, yargılamanın adil olmadığını iddia etmekte ve aynı olay için bir mahkemeden   diğerine farklı bir hukuki değerlendirme yapılmasının eꢀitlik ve yargı birliği ilkelerine   aykırılık teꢀkil ettiğini savunmaktadır. Baꢀvuranlar ayrıca, Devletin düꢀen uçağın üreticisine   dava açmadığından ꢀikâyetçi olmaktadır.   Baꢀvuranlar bu çerçevede, AĐHS'nin 6. maddesine atıfta bulunmaktadır.   Hükümet, bu sava itiraz etmektedir.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢁkin   1. 6. maddenin uygulanabilirliği hakkında   Hükümet, ihtilaf konusu olayların, kendisine göre, AĐHS'nin 6. maddesi anlamında bir   “medeni hak” niteliğinde olmaması nedeniyle, mevcut davada AĐHS'nin 6. maddesinin   uygulanamayacağını ileri sürmektedir. Bu bağlamda Hükümet, yasama organının terörist bir   eylem sonucu ölen kamu çalıꢀanlarının ailelerine baꢀka koꢀullarda ölenlerin ailelerine kıyasla   ek sosyal haklar tanımak amacıyla 3713 sayılı kanunun 21. maddesini kabul ettiğini   belirtmektedir. Hükümet, böylesi bir sosyal hakkın tanınıp tanınmayacağı kararının AĐHS'nin   uygulanmasına değil, yasama organının takdirine bırakılması gerektiği kanaatindedir.   Baꢀvuranlar, bu analizi reddetmektedir.   AĐHM, AĐHS'nin 6. maddesinin 1. paragrafının uygulanabilirliği konusunun incelendiği   durumlarda, aynı maddeye dayalı ꢀikâyetin esasına bağlı olarak olaylara ve hukuka iliꢀkin   önemli soruların ortaya çıktığı ve bunların baꢀvurunun bu safhasında çözülemeyeceği   kanaatine varmakta ve konunun esasla birleꢀtirilmesine karar vermektedir.   2. Đç hukuk yollarının tüketilmesi hakkında   Hükümet, Ankara Đdare Mahkemesi'nin görevsizlik kararına itiraz etmedikleri için   baꢀvuranların iç hukuk yollarını tamamen tüketmediklerini savunmaktadır.   Baꢀvuranlar, bu sava karꢀı çıkmakta ve ulusal mahkemelerin yetkiye dair kararlarının   kamu düzenine iliꢀkin kararlar olduğunun altını çizmektedir. Baꢀvuranlar, bu nedenle karara   uymak zorunda olduklarını düꢀünmüꢀlerdir.   AĐHM, iç hukuk yollarının tüketilmesi zorunluluğunun, etkili, yeterli ve eriꢀilebilir olarak   değerlendirilebilecek normal bir hukuk yolunun kullanılmasıyla sınırlı olduğunu (San Marino   aleyhine Buscarini ve diğerleri davası [GC], no 24645/94, CEDH 1999I, ve Bulgaristan   aleyhine Assenov ve diğerleri davası, 28 Ekim 1998, Karar ve hükümlerin derlemesi   1998-VIII), ve böylesi bir hukuk yolunun ihtilaflı durumu doğrudan gidermeye yönelik   olması gerektiğini hatırlatmaktadır (Arnavutluk aleyhine Qufaj Co. Sh.p.k. Davası (karar), no   54268/00, CEDH 2003-XI). Mevcut durumda AĐHM, baꢀvuranların sivil idare mahkemeleri   önünde dava açtıklarını, ancak bunların görevsizlik kararı aldıklarını gözlemlemektedir.   Buradan yola çıkarak, baꢀvuranlar, bu hukuk yolunda ısrar etmedikleri ve davalarını görmeye   yetkili olduğu belirtilen Askeri Yüksek Đdare Mahkemesi'ne gittikleri için eleꢀtirilemez; zaten   bu mahkeme de baꢀvuranların taleplerini esastan incelemek suretiyle konunun kendi görev   alanına girdiğini göstermiꢀtir. Bu itibarla, Hükümetin bu noktada ileri sürdüğü ön itirazın   reddedilmesi uygun olacaktır.   3. Altı aylık süreye riayet edilmesi hakkında   Hükümet’e göre, baꢀvurunun sunulması gereken altı aylık süre Askeri Yüksek Đdare   Mahkemesi'nin 30 Eylül 2004 tarihli kararıyla baꢀlamaktadır ve baꢀvuru bu tarihten itibaren   altı aylık sürenin sona erdikten sonra sunulması nedeniyle süresi dıꢀında yapılmıꢀtır.   Baꢀvuranlar, bu sava karꢀı çıkmakta ve sözkonusu kararın kendilerine 21 Ekim 2004   tarihinde tebliğ edildiğini belirtmektedir.   AĐHM, dosyadaki belgelere bakıldığında, Askeri Yüksek Đdare Mahkemesi'nin 30 Eylül   tarihli kararının baꢀvuranlara tebliğ edildiğini ve tebligat zarfının üzerinde, her ne kadar   baꢀvuranların hangi tarihte teslim aldıklarına dair bir tarih bulunmasa da, gönderme tarihinin   Ekim 2004 olduğunu gösteren bir posta kaꢀesi bulunduğunu gözlemlemektedir. Oysa,   mevcut baꢀvuru 9 Nisan 2005 tarihinde, yani bu tarih üzerinden altı aylık süre geçmeden   sunulmuꢀtur. Dolayısıyla, Hükümetin bu noktada ileri sürdüğü ön itirazın reddedilmesi uygun   olacaktır.   AĐHM, baꢀvurunun AĐHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan   yoksun olmadığını ve baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir.   Bu itibarla, baꢀvurunun kabuledilebilir bulunması uygun olacaktır.   B. Esasa iliꢁkin   1. 6. maddenin 1. paragrafının uygulanabilirliği hakkında   AĐHM, AĐHS'nin 6. maddesi 1. paragrafının hukuki bağlamda uygulanabilmesi için,   herhangi bir « medeni hak » konusunda bir « anlaꢀmazlık » olması ve bu anlaꢀmazlığın, AĐHS   tarafından korunmuꢀ olsun ya da olmasın, en azından savunulabilir ve iç hukukta kabul   edilmiꢀ bir hakla ilgili olması gerektiğini önceki kararlarında defalarca hatırlatmıꢀtır.   Anlaꢀmazlık gerçek ve ciddi olmalıdır; anlaꢀmazlık yalnızca medeni bir hakkın varlığıyla   değil, bu hakkın uygulama alanı ve amacıyla da ilgili olabilir. Yargılamanın sonucu,   sözkonusu hak için doğrudan belirleyici olmalıdır (bakınız, özellikle, Đsviçre aleyhine   Athanassoglou ve diğerleri davası [GC], no 27644/95, prg. 43, CEDH 2000-IV, ve Đtalya   aleyhine Mennitto davası [GC], no 33804/96, prg. 23, CEDH 2000-X).   Mevcut davada, baꢀvuranlar ve Hükümet arasında, 6. maddenin 1. paragrafının uygulama   alanına girebilecek nitelikte bir hakkın mevcut olup olmadığı hususunda bir anlaꢀmazlık   bulunmaktadır. Bu nedenle AĐHM, talep edilen tazminat/aylık hakkının, savunulabilir bir   ꢀekilde, iç hukukta tanınıp tanınmadığını belirlemekle iꢀe baꢀlayacaktır.   Bu bağlamda AĐHM, terör saldırısı mağdurlarına nakdi tazminat ve aylık hakkının   sağlanması koꢀullarının, 3713 Sayılı Yasa’nın 21. maddesinde belirlendiğini   gözlemlemektedir. Bu hüküm okunduğunda, sözkonusu hakların tanınmasının, gerek ilkesel   olarak gerekse kapsama alanının belirlenmesi bakımından, büyük ölçüde ulusal makamların   takdir yetkisine bırakıldığı anlaꢀılmaktadır. Bu demektir ki, kanunda öngörülen koꢀullar   oluꢀtuğunda sözkonusu tazminat ve aylığın ödenmesi, Devletin bahꢀetmesine değil,   yararlanacak kiꢀinin yargıdan talep edebileceği gerçek bir hakka iliꢀkindir.   Ayrıca, mevcut olayda, son olarak davanın Askeri Yüksek Đdare Mahkemesine götürülmesi   sırasında bir anlaꢀmazlığın ortaya çıktığı açıkça görülmektedir. Gerçek ve ciddi olan bu   anlaꢀmazlık, aynı zamanda baꢀvuranların talep ettiği ek para yardımı alma hakkının   mevcudiyeti ile ilgilidir. Yargılama, itiraz edilen kararın, yani Emekli Sandığı’nın talep edilen   aylığı ödemeyi reddetmesinin, uygun bulunması ile sonuçlanabilirdi ve zaten öyle olmuꢀtur.   Bu yargılama sözkonusu hak için doğrudan belirleyici nitelikteydi. Ulusal mahkemeler   böylece baꢀvuranların iddia ettikleri bir hakla ilgili anlaꢀmazlığı karara bağlamıꢀtır.   Bu hakkın medeni nitelikte olup olmadığının belirlenmesi için, yasal tazminat talebinde   bulunulan böylesi bir davanın konusunun baꢀvuranların miras haklarıyla ilgili olması ve   yargılama sonucunun da miras hakkı için belirleyici olması yeterlidir (Lüksemburg aleyhine   Procola davası, 28 Eylül 1995, par. 39, seri A no 326). Burada söz konusu olan, mevcut   davada talep edildiği gibi emekli aylığı alma hakkıdır.   AĐHM, bu nedenle 6. maddenin medeni hak bölümünün uygulanabilir olduğu kanaatine   varmaktadır.   2. AĐHS'nin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlal edildiği iddiası hakkında   Hükümet, Türk yargı sisteminin sivil idare mahkemeleri ile askeri idare mahkemelerinden   oluꢀtuğunu, her iki yargı organının farklı özelliklere sahip ihtilaflara baktığını ve her birinin   kendi içtihadını geliꢀtirdiğini kaydetmektedir. Hükümet, ayrıca bu iki tip yargı organı arasında   meydana gelebilecek içtihat anlaꢀmazlıklarını çözümleyecek bir yargı organı bulunmadığını   hatırlatmaktadır. Hükümet, bununla birlikte her birinin yetki alanları farklı olduğundan böyle   bir mekanizmanın gerekli olmadığını savunmaktadır.   Hükümete göre, Askeri Yüksek Đdare Mahkemesi bağımsız ve tarafsız bir mahkemedir ve   mevcut davada, kendisine sunulan kanıtlar ile 3713 Sayılı Yasa’nın 21. maddesinin   uygulanabilirliğini adil bir ꢀekilde değerlendirdikten sonra davanın özel koꢀullarını da dikkate   alarak karar vermiꢀtir. Her davanın dosyadaki kanıtlar doğrultusunda kendine özgü özellikleri   vardır. Üstelik, bağımsızlık ilkesi, her mahkemenin yasanın uygulanmasında farklı bir görüꢀe   sahip olabilmesini gerektirir. Zaten, ulusal mahkemelerin kararlarını AĐHM'nin kendi   içtihadına göre değerlendirmesi söz konusu olamaz.   Hükümet, ayrıca 3713 Sayılı Yasa’nın 21. maddesinin uygulanmasına yönelik askeri   mahkemeler tarafından verilen ve mevcut davada alınan kararla karꢀılaꢀtırılabilecek nitelikte   olan üç kararı dayanak olarak göstermektedir. Hükümet, aynı ꢀekilde, doğrudan terör eylemi   sonucu meydana gelmediği gerekçesiyle 3713 Sayılı Yasa’nın 21. maddesi gereğince   baꢀvuranlara aylık bağlanmamasının yasaya aykırı olmadığını; bu bağlamda sivil idare   mahkemelerinin aynı uçak kazasıyla ilgili verdikleri kararların, bir içtihat farklılığı değil, bir   yorum farklılığı olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunmaktadır.   Son olarak Hükümet, T.C. Anayasası'nın 158. maddesi ile 2247 sayılı kanun gereğince,   hukuki, idari ve askeri mahkemeler arasındaki yetki anlaꢀmazlıklarını çözmek üzere bir   Uyuꢀmazlık Mahkemesi kurulduğunu kaydetmektedir. Uyuꢀmazlık Mahkemesi'nin 22 ꢁubat   tarihli (E.1998/75, K.1999/4) kararına atıfta bulunan Hükümet, sözkonusu mahkemenin,   yalnızca iki ayrı mahkeme arasında içtihat farklılığı ortaya çıktığı ve bir mahkemenin bir   kimseye bir hak tanıyan kararına karꢀılık, diğer mahkemenin bu kararın infazına imkân   tanımayan baꢀka bir karar verdiği durumlarda yetkili olduğunu hatırlatmaktadır. Hükümet,   sözkonusu mahkemenin yetkisinin sınırlı olduğu göz önüne alındığında, baꢀvuranların iddia   edilen içtihat farklılığına itiraz edebilecekleri baꢀka bir yargı organının mevcut olmadığını   kaydetmektedir. Bununla birlikte, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleri doğrultusunda sivil, idari   ve askeri mahkemeler tarafından verilen kararlar kendi üst derece mahkemelerinin kontrolüne   sunulduğu için, Hükümet, Türk yargı sisteminde bu bakımdan bir eksiklik olduğunun   söylenemeyeceği kanaatindedir.   Baꢀvuranlar, bu argümanlara karꢀı çıkmakta ve taleplerinin reddedilmesinin eꢀitlik ve yargı   birliği ilkelerine aykırılık teꢀkil ettiğini savunmaktadır.   AĐHM, ulusal mevzuatı yorumlama görevinin ilk elde ulusal makamlara; bilhassa da   mahkeme ve yüksek mahkemelere düꢀtüğünü (bakınız Đspanya aleyhine Brualla Gómez de la   Torre davası, 19 Aralık 1997, prg. 31, Derleme 1997-VIII, ve Đspanya aleyhine Saez Maeso   davası, no 77837/01, prg. 22, 9 Kasım 2004), kendi rolünün ise bu yorumların etkilerinin   AĐHS’ne uygun olup olmadığını tespit etmekten ibaret olduğunu hatırlatmaktadır.   AĐHM ayrıca, AĐHS'nin 6. maddesinin 1. paragrafındaki gereksinimler bakımından içtihat   farklılıklarını daha önce incelediğini kaydetmektedir (bakınız, özellikle, Fransa aleyhine   Zielinski ve Pradal ve Gonzalez ve diğerleri davası [GC], no 24846/94 ve 34165/96'dan   34173/96'ya, CEDH 1999-VII, Romanya aleyhine Beian davası (no 1), no 30658/05, CEDH   2007-XIII (alıntılar), ve Bulgaristan aleyhine Iordan Iordanov ve diğerleri davası, no   23530/02, 2 Temmuz 2009). AĐHM'nin daha önce gördüğü benzer davalarda, ilk derece   mahkemelerinin verdiği kararlardaki farklılıklar, hiyerarꢀi çerçevesinde bu anlaꢀmazlıklarda   izlenecek yorum ꢀeklini belirleme yetkisine sahip yüksek mahkemeler tarafından karara   bağlanmıꢀtır (Zielinski ve Pradal ve Gonzalez ve diğerleri, ilgili bölüm, par. 59, ve Beian,   ilgili bölüm, par. 39).   AĐHM, böylece, bir ulusal yüksek mahkemenin içtihadında hukuki kesinlik ilkesine aykırı   olduğu ve AĐHS'nin 6. maddesinin 1. paragrafını ihlal ettiği ileri sürülen bir anlaꢀmazlığın   hangi ꢀartlarda ortaya çıktığı noktasında karar vermek durumunda kalmıꢀtır (bakınız Beian,   ilgili bölüm, prg. 34-40, Iordan Iordanov ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 48-49, Đspanya   aleyhine Pérez Arias davası, no 32978/03, prg. 25, 28 Haziran 2007, ve Çek Cumhuriyeti   Schwarzkopf ve Taussik davası (karar), no 42162/02, 2 Aralık 2008). AĐHM bunu yaparken,   değerlendirmelerine yön veren kıstasları belirtmiꢀtir (Iordan Iordanov ve diğerleri, ilgili   bölüm, prg. 48-49).   Bununla birlikte, mevcut davanın koꢀulları yukarıda incelenen davalardan belirgin bir   ꢀekilde farklılık göstermektedir. Mevcut davada, anlaꢀmazlıklar, bir ulusal yüksek   mahkemenin içtihadında ortaya çıkan farklılıktan değil, aralarında hiyerarꢀi olmayan ve her   biri kendine özgü bir yüksek mahkemeye sahip, iki ayrı ve özerk mahkemenin, içtihatlarının   uyumsuz olması nedeniyle verdiği farklı kararlardan kaynaklanmaktadır.   Gerçekten de, AĐHM, baꢀvuranların, sivil idare mahkemeleri ile askeri idare   mahkemelerinin 16 Mayıs 2001 tarihinde meydana gelen uçak kazasının koꢀullarını   değerlendirmeleri aꢀamasında ortaya çıkan farklılıktan ꢀikâyetçi olduğunu gözlemlemektedir.   Đlki tarafından verilen kararlarda – 3713 Sayılı Yasa’nın 21. maddesinde öngörülen aylık ve   nakdi tazminat hakkından yararlanmak için olmazsa olmaz ꢀart olarak kabul edilen – olay ile   terörle mücadele arasındaki nedensellik bağı kurulmuꢀ olmasına rağmen, ikincisi böyle bir   bağın olmadığı sonucuna varmıꢀtır.   Bu bağlamda AĐHM, öncelikle, iki ihtilaf hakkındaki farklı uygulamaların, ihtilaf konusu   olaylardaki koꢀulların farklılığı nedeniyle haklı gösterilmesi durumunda, içtihat farklılığı   olarak değerlendirilemeyeceğini hatırlatmaktadır (Türkiye aleyhine Erol Uçar davası (karar),   no 12960/05, 29 Eylül 2009). AĐHM, daha sonra, bölgesel ve görevsel yetkilere sahip   mahkemelerinden oluꢀan her yargı sisteminin doğal olarak içtihat farklılıkları   barındırabileceğini hatırlatmaktadır. AĐHM, öte yandan bu tür farklılıkların aynı yetki   çevresinde bile görülebileceğini kabul etmektedir. Bunun, baꢀlı baꢀına, AĐHS'ne aykırı olduğu   söylenemez (Portekiz aleyhine Santos Pinto davası, no 39005/04, prg. 41, 20 Mayıs 2008).   Aynı ꢀekilde, AĐHM, Hükümetin atıfta bulunduğu hâkimlerin karar alma özerkliğinin, aynı   metnin değiꢀik yargı kademelerinde farklı yorumlanmasını açıklayabileceğini kabul   etmektedir. Ancak AĐHM bu bağlamda, mahkemelerin uygulamaları arasındaki uyumu ve   içtihat birliğini sağlamaya yönelik mekanizmaların hayata geçirilmesinin önemli olduğunu   hatırlatmaktadır (Schwarzkopf ve Taussik, ilgili bölüm).   ꢁüphesiz, mevcut davaya bakıldığında, baꢀvuranların ꢀikâyet ettikleri farklılığın, değiꢀik   ulusal mahkemeler tarafından incelenen davaların koꢀullarının farklı olmasından değil, bu   mahkemelerce yapılan esasa iliꢀkin incelemede hakkın uygulanmasının ve bu uygulamaların   doğurduğu sonuçların farklı olmasından kaynaklandığı anlaꢀılmaktadır. Bu doğrultuda AĐHM,   mevcut davada ortaya çıkan içtihat farklılığının, idari yargı sisteminin yapısından ve   bünyesinde aynı yetkiye sahip iki ayrı türde mahkeme barındırmasından kaynaklandığını   gözlemlemektedir.   Aynı yetki alanında paralel olarak faaliyette bulunan bu mahkemeler, iç hukuk gereğince   ilke olarak uymaları gereken kendi yetki sınırlarına riayet etmemiꢀlerdir. Baꢀvuranların   ꢀikâyet ettikleri hukuki yorum farklılıklarının kaynağında mahkemelerin yetki sınırlarına   riayet etmemeleri yattığından, AĐHM, Uyuꢀmazlık Mahkemesi’nin, 3713 Sayılı Yasa   uyarınca aylık ödenmesi hususunda ortaya çıkan anlaꢀmazlıklarda, Askeri Yüksek Đdare   Mahkemesi’nin yetkili olduğunu açıkça belirleyerek (Uyuꢀmazlık Mahkemesi’nin 11 Aralık   tarih ve E. 2006/246, K. 2006/236 sayılı kararı), bu konudaki hukuki yorum   farklılıklarının kaynağını ortadan kaldırdığı kanaatindedir.   Gerçekten de, Uyuꢀmazlık Mahkemesi’nin davaya bakması, sivil idare mahkemeleri ile   askeri idare mahkemeleri arasında yetki alanları konusundaki uyuꢀmazlıkla ilgili bir karar   verilmesine imkân sağlamıꢀ ve sivil idare mahkemelerinin askeri idare mahkemelerinin   yetkisinde olan davalara bakmasına ilke olarak son vermiꢀtir.   Bu itibarla, baꢀvuranların ulusal mahkemelere baꢀvurduğu tarihte, iki ayrı ve özerk   mahkemenin aynı hukuki metin hakkında birbirinden farklı iki yorum yapmıꢀ olması tek   baꢀına hukuki güvenlik ilkesine aykırılık oluꢀturmamakla birlikte, iç hukuktaki bu   uyumsuzluğun kaynağını ortadan kaldırılabilecekken bunun yapılmamıꢀ olması üzücü bir   durumdur.   Bu bağlamda AĐHM, iç hukuktaki farklı kararları, her ne kadar ilk bakıꢀta benzer   ihtilaflarla ilgili gibi görünseler dahi, bağımsız mahkemeler tarafından verilmiꢀ olmaları   nedeniyle karꢀılaꢀtıramayacağını hatırlatmaktadır (Hollanda aleyhine Engel ve diğerleri   davası, 8 Haziran 1976, prg. 103, seri A no 22, ve Portekiz aleyhine Gregório de Andrade   davası, no 41537/02, prg. 36, 14 Kasım 2006). Durum böyle olmakla birlikte, AĐHM,   Uyuꢀmazlık Mahkemesi’nin askeri idare mahkemelerinin yetkisini pekiꢀtiren tutumu göz   önüne alındığında, mevcut davada, baꢀvuranların, anlaꢀmazlığın bu mahkemeler tarafından   incelenmesi ya da çözüme bağlanması nedeniyle görevli mahkemenin davaya bakmaktan   imtina ettiğini ve bu nedenle haksızlığa uğradıklarını iddia edemeyecekleri görüꢀündedir.   Bu nedenle AĐHM, AĐHS'nin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlal edilmediği sonucuna   varmaktadır.   AĐHM, böylece baꢀvuranların temel ꢀikâyetlerine cevap verdiği kanaatine varmakta ve   geriye kalan ꢀikâyetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına hükmetmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME,   1. Oybirliğiyle, baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. Bire karꢀı altı oyla, AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edilmediğine;   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 27 Mayıs 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   YARGIÇ POPOVĐC’ĐN AYRIK OY GÖRÜꢀÜ   Çoğunluk, kararın ilgili paragrafında «aynı hukuki metin hakkında iki ayrı ve özerk   mahkemenin iki farklı yorum yapmıꢀ olmasına» dikkat çekmekte, fakat bu durumun hukuki   güvenlik ilkesine karꢀı herhangi bir ihlale yol açmadığı sonucuna varmaktadır.   Meslektaꢀlarımın oyçokluğuyla almıꢀ olduğu bu kararda aynı görüꢀe katılmamaktayım.   Kanaatimce baꢀvuranların içinde bulundukları durum, mahkemenin davaya bakmaktan imtina   etmesine benzer bir durumdur. Bir yandan baꢀvuranların davası, aynı durumdaki diğer   vatandaꢀlar gibi idare mahkemesince görülmemiꢀ; diğer yandan aynı kaza sırasında oğullarını   kaybeden diğer dört ailenin yaptıkları taleplerin idare mahkemesince kabul edilmesine karꢀın,   baꢀvuranlara askeri idare mahkemesi tarafından aynı olanak tanınmamıꢀtır.   Bu noktada, idare mahkemesine yapılan ve aynı olayla ilgili benzer sorunları kapsayan diğer   bütün baꢀvurular kabul gördüğü halde, neden yalnızca baꢀvuranlara bu mahkemeye baꢀvuru   hakkı tanınmadığı hususunun cevapsız kaldığının altını çizmek isterim.   Baꢀvuruda, diğer tüm vatandaꢀlara tanınan hukuki güvenlikten baꢀvuranları yoksun bırakan   bir ulusal içtihat tutarsızlığı mevcuttur. Bu gerekçelerle, baꢀvuranların adil yargılanma   hakkından faydalanamadıkları ve sonuç olarak, AĐHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiği   görüꢀündeyim.   10

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło