13304/03
WyrokETPCz2010-02-02ECLI:CE:ECHR:2010:0202JUD001330403
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skazanie skarżących za skandowanie haseł podczas obchodów Nevruz stanowiło nieproporcjonalną ingerencję w ich wolność słowa (art. 10 Konwencji)? Czy brak dostępu do adwokata podczas zatrzymania i brak możliwości odpowiedzi na opinię prokuratora generalnego naruszyły prawo do rzetelnego procesu (art. 6 ust. 1 i 3 lit. c Konwencji)?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skazanie skarżących za skandowanie haseł, które nie zawierały wezwań do przemocy, zbrojnego oporu, podżegania do nienawiści czy nawoływania do przemocy wobec znanych osób, stanowiło nieproporcjonalną ingerencję w ich wolność słowa. Mimo że wyrok został później uchylony, skarżący odbyli część kary, co samo w sobie było ingerencją, która nie była "niezbędna w społeczeństwie demokratycznym". Ponadto, Trybunał stwierdził naruszenie prawa do rzetelnego procesu z uwagi na brak możliwości zapoznania się z pisemną opinią Prokuratora Generalnego i ustosunkowania się do niej, a także brak dostępu do adwokata podczas zatrzymania, co naruszyło zasadę równości broni i prawo do obrony.Stan faktyczny
Skarżący, Esmer Savgın (ur. 1977) i Kerem Savgın (ur. 1981), rodzeństwo, zostali zatrzymani 21 marca 2001 r. podczas obchodów Nevruz w Bitlis, gdzie wraz z około dwudziestoma osobami śpiewali kurdyjskie pieśni i tańczyli wokół ogniska. Policja nagrała zdarzenie i zatrzymała uczestników, zarzucając im skandowanie separatystycznych haseł i palenie opon. Skarżący zostali przesłuchani bez adwokata i przyznali się do skandowania haseł takich jak "Biji Apo, Serok Apo" (Niech żyje Apo, Przywódca Apo), twierdząc, że nie wiedzieli, że są nielegalne. Zostali skazani na karę pozbawienia wolności, którą częściowo odbyli, zanim ich wyrok został uchylony na mocy nowej ustawy.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji. 3. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 i 3 lit. c Konwencji. 4. Zasądza na rzecz każdego ze skarżących 10 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. 5. Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
SAVGIN - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 13304/03)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG ꢁubat 2010
Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup
ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (13304/03) baꢀvuru no’lu davanın nedeni
T.C. vatandaꢀları Esmer Savgın ve Kerem Savgın’ın (baꢀvuranlar) 1 Nisan 2003 tarihinde
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34.
maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Diyarbakır Barosu
avukatlarından M. Vefa tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuranlar sırasıyla 1977 ve 1981 doğumlu olup Bitlis’te ikamet etmektedir. Đlk baꢀvuran
ikinci baꢀvuranın kız kardeꢀidir. Mart 2001 tarihinde, Nevruz bayramı vesilesiyle (kürt ve iranlıların geleneksel ilkbahar
ve yeni yıl bayramı), baꢀvuranların da aralarında bulunduğu yirmi kadar mahalleli yakılan bir
ateꢀ etrafında toplanarak, kürtçe ꢀarkılar söylemiꢀlerdir. Polis güçleri oradakileri filme almıꢀ
ve daha sonra tutuklamıꢀtır.
Polisler tarafından 21 Mart 2001 tarihinde düzenlenen tutuklama tutanağına göre, Kerem
ve Esmer Savgın bölücü sloganlar attıkları ve lastik yaktıkları gerekçesiyle gözaltına
alınmıꢀtır. Mart 2001 tarihinde, çekilen video görüntülerini inceleyen polisler; bilhassa
baꢀvuranların da içerisinde bulunduğu katılımcıların kürtçe ꢀarkı söyleyip, dans ettiklerini ve
daha sonra « Biji Apo [Abdullah Öcalan], Çeteler Mecliste, Leyla Zana hapiste » gibi
sloganlar attıklarını tespit etmiꢀlerdir. Mart 2001 tarihinde, Kerem Savgın avukatının bulunmadığı bir ortamda polis
tarafından dinlenmiꢀtir. Đlgili ꢀahıs kendisinin Nevruz bayramı dolayısıyla ꢀarkı söyleyip, dans
eden grubun arasında olduğunu ifade etmiꢀ ve grupla birlikte « Biji Apo, Serok Apo »
(« Yaꢀasın Apo, Baꢀkan Apo ») gibi kürtçe sloganlar attığını kabul etmiꢀtir. Sloganların
yasadıꢀı olduğunu bilmediğini söyleyen ilgili ꢀahıs, PKK’nın (Kürdistan Đꢀçi Partisi, yasadıꢀı
silahlı terör örgütü) lideri Abdullah Öcalan’a saygılarını belirtmek için slogan attıklarını ve
kendisinin hiçbir partiye üye olmadığını ifade etmiꢀtir.
Aynı gün, Esmer Savgın avukatının bulunmadığı bir ortamda polis tarafından dinlenmiꢀtir.
Đlgili ꢀahıs erkek kardeꢀiyle aynı yönde ifade vermiꢀtir. Mart 2001 tarihinde, baꢀvuranlar avukatlarının bulunmadığı bir ortamda Tatvan
Cumhuriyet Savcısı ve Hakimi tarafından dinlenmiꢀtir. Baꢀvuranlar, gözaltı sırasında
verdikleri ifadeleri yinelemiꢀlerdir. Hakim, Kerem Savgın’ın tutuklanmasına, Esmer
Savgın’ın ise tahliyesine karar vermiꢀtir. Nisan 2001 tarihinde, Van Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı (« Devlet
Güvenlik Mahkemesi») baꢀvuranların da aralarında bulunduğu on altı kiꢀi hakkında cezai
kovuꢀturma baꢀlatmıꢀtır. Cumhuriyet savcısı, ilgili ꢀahısları Nevruz bayramına katılmak, ateꢀ
yakmak, elleriyle zafer iꢀareti yaparak ꢀarkı söylemek ve Biji Apo, Çeteler Mecliste, Leyla
Zana hapiste gibi yasadıꢀı sloganlar atmakla suçlamıꢀ, PKK’ya yardım ve yataklık ettikleri
gerekçesiyle Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesi gereğince mahkûm edilmelerini istemiꢀtir.
Baꢀvuranlar, Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde sözkonusu sloganları atmadıklarını
savunmuꢀlardır. Ağustos 2001 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi Kerem Savgın’ın tahliyesine karar
vermiꢀtir. Aralık 2001 tarihli kararında Devlet Güvenlik Mahkemesi, Türk Ceza Kanunu’nun 169.
maddesi ile Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesine dayanarak ve baꢀvuranların ifadeleri
de dahil dosyada yer alan tüm unsurları dikkate alarak, ilgili ꢀahısları PKK’ya yardım ve
yataklık suçundan üç yıl dokuz ay hapis cezasına mahkûm etmiꢀtir. Karar gerekçesinde,
baꢀvuranların slogan attıkları yönündeki iddiaları mahkeme önünde kabul etmedikleri
kaydedilmiꢀtir. Mahkeme, olay ve tutuklama tutanaklarına dayanarak, genç ve çocuklardan
oluꢀan yaklaꢀık yirmi kiꢀilik bir grubun lastik yaktıklarını ve yakılan ateꢀ etrafında ꢀarkı
söyleyerek, dans ettiklerini belirlemiꢀtir. Bayrama katılanlar dans ederken « Biji serok Apo »
ve « Çeteler Mecliste, Leyla Zana hapiste » ꢀeklinde sloganlar atmıꢀlar ve gençlerden biri
slogan atarken aynı zamanda zafer iꢀareti yapmıꢀtır. Mahkeme, Nevruz bayramının geleneksel
amacından saptırıldığı ve PKK tarafından kullanılarak propaganda aracı haline getirildiği, bu
vesileyle PKK’yı öven sloganlar atıldığı ve bu eyleme katılan baꢀvuranların bölücü terör
örgütü PKK’ya yardım ve yataklık suçunu iꢀledikleri kanaatine varmıꢀtır. ꢁubat 2002 tarihinde, baꢀvuranlar Yargıtay önünde tamamlayıcı savunmalarını
sunmuꢀlardır. Baꢀvuranlar, bu savunmada çekilen video görüntülerine bakarak kimlerin
slogan attığını belirlemenin imkânsız olduğunu, zaten DGM’nin de bu video görüntülerine
baktıktan sonra ihtilaflı sloganları kimin attığını belirleyemediğini ve büyük olasılıkla
sözkonusu video kasetlerinin Nevruz bayramında çekilen dans görüntüleri olduğunu ileri
sürmüꢀlerdir. Baꢀvuranlar, böyle sloganlar atmadıklarını ve gözaltı sırasında verdikleri
ifadelerin baskı altında alındığını savunmuꢀlardır. Baꢀvuranlar son olarak, atılan sloganların
içerik ve anlamlarını bilmediklerini ileri sürmüꢀlerdir.
Yargıtay baꢀsavcısının yazılı görüꢀü baꢀvuranlara tebliğ edilmemiꢀtir. Ekim 2002 tarihinde Yargıtay, Devlet Güvenlik Mahkemesi kararını onamıꢀtır.
Baꢀvuranlar, cezalarını çekmek üzere Bitlis cezaevine konulmuꢀtur. Ağustos 2003 tarihinde, 4963 sayılı yasanın yürürlüğe girmesinden sonra, Devlet
Güvenlik Mahkemesi baꢀvuranlara isnat edilen eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 169.
maddesi anlamında bir suç oluꢀturmaktan çıktığını kaydetmiꢀtir. Bunun sonucu olarak,
mahkeme ilgili ꢀahsıların mahkûmiyetini kaldırmıꢀ ve serbest bırakılmalarına hükmetmiꢀtir.
Herhangi bir temyiz baꢀvurusu olmadığından, bu karar 20 Ağustos 2003 tarihinde
kesinleꢀmiꢀtir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 10. VE 11. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar, slogan attıkları için ceza mahkemesi tarafından mahkûm edildiklerinden
ꢀikâyetçi olmaktadır. Bu bağlamda baꢀvuranlar, ceza kanunu hükümlerinde mevcut olmayan –
slogan atmak – suçundan ceza aldıklarını savunmaktadır. Baꢀvuranlar, AĐHS’nin 6, 7, 10 ve
11. maddelerine atıfta bulunmaktadır. ꢁikâyetlerin özünü ve dile getiriliꢀ ꢀeklini dikkate alan
AĐHM, bunların AĐHS’nin aꢀağıdaki gibi kaleme alınan 10. maddesi açısından incelenmesine
karar vermektedir:
A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
Hükümet, öncelikle baꢀvuranların, serbest bırakıldıktan sonra, 466 sayılı yasa hükümleri
gereğince tazminat davası açabileceklerini savunmaktadır. Hükümete göre, baꢀvuranlar bunu
yapmayarak iç hukuk yollarını tam olarak tüketmemiꢀlerdir.
Baꢀvuranlar, Hükümetin savına karꢀı çıkmakta ve bu yasanın yalnızca yasadıꢀı
tutuklamalar için geçerli olduğunu ve kendi durumlarını kapsamadığını ileri sürmektedir.
AĐHM, Hükümetin ileri sürdüğü itiraz yolunun, Anayasa veya yasalara aykırı olarak
özgürlükten mahrum bırakma durumlarında tazminat ödenmesini öngördüğünü
kaydetmektedir. AĐHM, baꢀvuranların mahkûmiyetinin kaldırılması verilen cezayı yasaya
aykırı hale getirmediğinden, mevcut davada böyle bir durumun sözkonusu olmadığını
gözlemlemektedir. AĐHM, ayrıca ilgili ꢀahsıların AĐHS’nin 10. maddesine atıfta
bulunduklarını, dolayısıyla 5. maddedeki hükümlerin ihlal edilmesi nedeniyle tazminat elde
etmek için bir itiraz yolu bulunmadığından değil, slogan attıkları için ceza mahkemesinde
mahkûm edildiklerinden ꢀikâyetçi olduklarını gözlemlemektedir. Bunun sonucu olarak,
Hükümetin bu itirazı kabul edilemez.
Hükümet, baꢀvuranların ulusal mahkemeler önünde ifade özgürlüğüyle ilgili bir dava
açmadıklarını savunarak, iç hukuk yollarının tüketilmediği yönünde ikinci bir itiraz dile
getirmektedir. Hükümet, baꢀvuranların bir terör örgütüne yardım ve yataklık suçundan
yargılandıklarını ve ceza davası sırasında slogan atmanın yasalara aykırı olduğunu
bilmediklerini iddia ederek, kendilerine isnad edilen suçları reddettiklerini belirtmektedir.
Baꢀvuranlar, Hükümetin bu savına karꢀı çıkmakta ve AĐHS’nin 10. maddesine dayalı
ꢀikâyetlerini Van Devlet Güvenlik Mahkemesi ve Yargıtay önünde dile getirdiklerini
savunmaktadır.
AĐHM, ilk önce AĐHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafında dile getirilen iç hukuk yollarının
tüketilmesi kuralının temelinde, AĐHM’ne baꢀvurmadan önce baꢀvuranın, Savunmacı
Devlet’e yürürlükteki ulusal yasaların sunduğu hukuki kaynakları kullanarak iç hukuk
yollarıyla etkili ve yeterli bir ꢀekilde iddia edilen ihlali telafi etme fırsatı vermesi gerektiğinin
yattığını hatırlatmaktadır. Bu hüküm « belli bir esneklik çerçevesinde ve aꢀırı bir biçimciliğe
kaçmadan » uygulanmalıdır; bunun için ilgili ꢀahısın ꢀikâyetlerini Strazburg’ta dile
getirmeden önce «en azından özü itibariyle ve iç hukukta belirlenen koꢀul ve sürelerde» ulusal
mahkemeler önünde dile getirebilmesi yeterlidir (Fransa aleyhine Fressoz ve Roire davası
[GC], no 29183/95, prg. 37, CEDH 1999-I).
AĐHM, daha sonra kitap, gazete, dergi ve diğer benzer yayınlar dıꢀında örneğin bir
söylevde ( Türkiye aleyhine Karkın davası, no 43928/98, prg. 10 ve 34, 23 Eylül 2003), bir
broꢀürde (Türkiye aleyhine Baran davası, no 48988/99, prg. 29, 10 Kasım 2004), bir
kitapçıkta (Avusturya aleyhine Unabhängige Initiative Informationsvielfalt davası,
no 28525/95, prg. 9, CEDH 2002-I, ve Türkiye aleyhine Özer davası, no 35721/04 ve 3832/05,
prg. 6, 5 Mayıs 2009), bir basın açıklamasında (Türkiye aleyhine Çetinkaya davası,
no 75569/01, prg. 28, 27 Haziran 2006), bir karikatürde (Romanya aleyhine Cumpănă ve
Mazăre davası [GC], no 33348/96, prg. 22, CEDH 2004-XI), bir reklam anonsunda
(Avusturya aleyhine Krone Verlag GmbH & Co. KG davası (no 3), no 39069/97, prg. 11,
CEDH 2003-XII, ve Đspanya aleyhine Casado Coca davası, 24 ꢁubat 1994, prg. 50, seri A
no 285-A), reklam sloganıyla birlikte sunulan bir çizimde (Fransa aleyhine Leroy davası,
no 36109/03, prg. 6 ve 27, 2 Ekim 2008), basın yoluyla propagandada (Türkiye aleyhine
Hünkar Demirel davası, no 10365/03, prg. 5, 6 ve 9, 14 Haziran 2007) ve cep telefonlarıyla
gönderilen kısa mesajlarda (Türkiye aleyhine Bahçeci ve Turan davası, no 33340/03, prg. 5 ve
6, 16 Haziran 2009) ifade özgürlüğünün uygulandığı yerleꢀik içtihadını hatırlatmaktadır.
Eksiksiz olmayan bu içtihat ıꢀığında AĐHM, veciz ve çarpıcı niteliği öne çıkarılarak, özellikle
güncel bir konuda kamuoyunun dikkatini çekmek üzere reklam ve siyasi propaganda amaçlı
kullanılan bir sloganın da AĐHS’nin 10. maddesi kapsamına girdiği kanaatindedir.
Mevcut davada AĐHM, ulusal mahkemelerde baꢀvuranlar aleyhine açılan ceza davasının,
ihtilaflı sloganları attıkları ve PKK lehine propaganda yaptıkları için onları mahkûm etmek
amacını taꢀıdığını not etmektedir. AĐHM’nin takdirine sunulan dosyadaki unsurlara
bakıldığında, ihtilaflı sloganları atmadıklarını savunsalar da baꢀvuranların, esas itibariyle,
Nevruz bayramı dolayısıyla ꢀarkı söyleyip, dans ederek ifade özgürlüğü haklarından
yararlandıkları anlaꢀılmaktadır. Bu itibarla, AĐHM, ilgili ꢀahısların ulusal mahkemeler
önünde « en azından özü itibariyle» AĐHS’nin 10. maddesine dayalı ꢀikâyetlerini dile
getirdikleri kanaatine varmaktadır (Türkiye aleyhine Özgür Radyo-Ses Radyo Televizyon
Yayın Yapım Ve Tanıtım A.ꢁ. davası (no 1), no 64178/00, 64179/00, 64181/00, 64183/00 ve
64184/00, prg. 68, 30 Mart 2006). Dolayısıyla, Hükümetin iç hukuk yollarının
tüketilmediğine dayalı bu itirazının reddedilmesi uygun olacaktır.
Hükümet, daha sonra baꢀvuranların AĐHS’nin 34. maddesi anlamında mağdur sıfatının
olmadığına dayalı bir kabuledilemezlik itirazı dile getirmektedir. Hükümete göre, Van Devlet
Güvenlik Mahkemesi’nin baꢀvuranların mahkûmiyetini iptal eden kararı, aynı zamanda bağlı
olan tüm sonuçları da iptal etmiꢀtir.
Baꢀvuranlar, Hükümetin bu savına karꢀı çıkmaktadır. Baꢀvuranlar, Van Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nin 13 Ağustos 2003 tarihinde lehte karar verdiğini kabul etmektedir. Bununla
birlikte, baꢀvuranlara göre, bu kararın alınmasından önce yine de iki yıl beꢀ ay sekiz gün
süreyle hapis yatmıꢀlardır.
AĐHM, 34. maddedeki « mağdur » ibaresinde ihtilaflı eylem ya da ihmalden doğrudan
etkilenen ve 41. madde kapsamında ele alınan bir zarar oluꢀmasa bile AĐHS hükümlerinden
birinin ihlaline maruz kalan kiꢀinin tanımlandığı yerleꢀik içtihadını hatırlatmaktadır. Bu
itibarla, ulusal yetkililer açıkça ya da özünde onaylamadıkça ve AĐHS’nin ihlalinden dolayı
kiꢀi tazmin edilmedikçe, baꢀvuran lehinde alınan bir karar ya da önlem o kiꢀiyi “mağdur”
statüsünden çıkarmaya yeterli olamayacaktır (Saime Özcan-Türkiye, no 22943/04, 15 Eylül
2009, et Öztürk-Türkiye [BD], no 22479/93).
AĐHM, mevcut davada 4963 sayılı yasanın yürürlüğe girmesi ve slogan atmanın eski Türk
Ceza Kanunu’nun 169. maddesi anlamında ꢀuç teꢀkil etmemesi dolayısıyla Van Devlet
Güvenlik Mahkemesi’nin 13 Ağustos 2003 tarihinde baꢀvuranları mahkûm eden hapis
cezasının infazını tüm sonuçlarıyla birlikte kaldıran ve ilgili ꢀahısları serbest bırakan kararı
verdiğini kaydetmektedir. Bununla birlikte, bu kararın ancak 13 Ağustos 2003 tarihinde, yani
baꢀvuranların ilk mahkûmiyetinden bir yıl sekiz ay sonra alındığını hatırlatmak yerinde
olacaktır. Bu süre içerisinde, baꢀvuranlar hapis cezalarının bir kısmını çekmiꢀlerdir (Türkiye
aleyhine Aslı Güneꢀ davası (karar), no 53916/00, 13 Mayıs 2004, ve Saime Özcan ilgili
bölüm, prg. 17). Bu itibarla, Hükümetin bu itirazının reddedilmesi gerekir.
AĐHM, baꢀvurunun bu bölümünün AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça
dayanaktan yoksun olmadığını ve baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit
etmektedir. Dolayısıyla, bu ꢀikâyetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
B. Esasa iliꢀkin
Hükümet, müdahalenin meꢀru amacı ve mevcut dava koꢀulları dikkate alındığında,
baꢀvuranların mahkûmiyetinin zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaca cevap verdiğini ve izlenen
meꢀru amaçla orantılı olduğunu savunmaktadır.
Hükümet ayrıca, ilgili ꢀahısların eski Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesi gereğince bir
terör örgütüne yardım ve yataklık etme suçundan yargılanıp, mahkûm edildiklerini
hatırlatmaktadır. Dolayısıyla Hükümetin düꢀüncesine göre, baꢀvuranların ifade özgürlüğü
hakkına herhangi bir müdahale olmamıꢀtır.
Baꢀvuranlar ise, mahkûmiyetlerinin bir müdahale oluꢀturduğu görüꢀündedir.
AĐHM’nin kanaatine göre, baꢀvuranların cezai hüküm giymelerinin slogan atma
özgürlüğünü de kapsayan ifade özgürlüğü haklarını kullanmalarına baꢀlı baꢀına bir
« müdahale » oluꢀturmaktadır.
Böylesi bir müdahale, «yasayla öngörüldüğü», 10. maddenin 2. paragrafında dile getirilen
bir ya da daha fazla meꢀru amaca yönelik olduğu ve bu amaç veya amaçlara ulaꢀmak için
«demokratik bir toplumda gerekli» olduğu durumlar dıꢀında 10. maddeye aykırıdır.
AĐHM, sözkonusu mahkûmiyetin Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesi ile Terörle
Mücadele Kanunu’nun 5. maddesine dayandığını kaydetmektedir. Buradan yola çıkarak
AĐHM, ihtilaflı müdahalenin
« yasayla öngörüldüğü » kanaatine varmaktadır.
AĐHM ayrıca, müdahalenin AĐHS’nin 10. maddesinin 2. paragrafı anlamında ulusal
güvenlik ve kamu düzeninin korunması gibi meꢀru amaçları olduğunu gözlemlemektedir.
Geriye müdahalenin «demokratik bir toplumda gerekli» olup olmadığının belirlenmesi
kalmaktadır.
Bu konuda AĐHM, atılan sloganlarda kullanılan ifadelere ve hangi bağlamda – burada
Nevruz bayramı dolayısıyla - atıldığına özel bir dikkat göstermektedir. AĐHM ayrıca,
incelemesine sunulan olayın koꢀullarını, özellikle terörle mücadelenin zorluğunu göz önüne
almaktadır (Đbrahim Aksoy, ilgili bölüm, prg. 60, Türkiye aleyhine Zana davası, 25 Kasım
1997, prg. 55, Karar ve hükümlerin derlemesi 1997-VII, ve Türkiye aleyhine Incal davası, Haziran 1998, prg. 58, Derleme 1998-IV).
AĐHM, sözkonusu sloganların ꢀiddet kullanma, silahlı direniꢀ veya ayaklanma çağrısı ve
kine teꢀvik gibi AĐHM’nin değerlendirmesi gereken temel unsurları içermediğini
gözlemlemektedir (Bahçeci ve Turan, ilgili bölüm, prg. 31, ve Türkiye aleyhine Gerger davası
[GC], no 24919/94, prg. 50, 8 Temmuz 1999). Bu sloganlar ayrıca, tanınmıꢀ kiꢀilere karꢀı
derin ve mantıksız bir nefret telkin ederek ꢀiddeti teꢀvik etmeye yönelik değildir. (Bkz a
contrario, Türkiye aleyhine Sürek davası (no 1) [GC], no 26682/95, prg. 62, CEDH 1999-IV).
AĐHM, söz konusu müdahalenin orantılılığını ölçmek için verilen cezaların niteliği ve
ağırlığının da dikkate alınması gereken unsurlar arasında olduğunu hatırlatmaktadır. Mevcut
davada, AĐHM baꢀvuranlar aleyhine verilen üç yıl dokuz aylık hapis cezasının kaldırıldığını
not etmektedir. Ancak, AĐHM baꢀvuranların tüm bunlara rağmen kesinleꢀen bir mahkûmiyet
aldıklarını ve kaldırılmadan önce cezalarının bir kısmını çektiklerini kaydetmektedir (Emir,
ilgili bölüm, prg. 39).
AĐHM, mevcut davada ortaya çıkan sorunların incelendiği benzer davalara daha önce de
baktığını ve AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine hükmettiğini hatırlatmaktadır (bakınız,
özellikle, Türkiye aleyhine Ceylan davası [GC], no 23556/94, prg. 38, CEDH 1999-IV ;
Öztürk, ilgili bölüm, prg. 74 ; Türkiye aleyhine Đbrahim Aksoy davası, no 28635/95, 30171/96
ve 34535/97, prg. 80, 10 Ekim 2000 ; Türkiye aleyhine Karkın davası, no 43928/98, prg. 39, Eylül 2003, ve Türkiye aleyhine Kızılyaprak davası, no 27528/95, prg. 43, 2 Ekim 2003).
AĐHM, mevcut davada Hükümetin farklı sonuca varmak için yeterli olgu ve argüman
sunmadığı kanaatine varmaktadır.
Bunun sonucu olarak, AĐHM baꢀvuranların mahkûmiyetinin hedeflenen amaçlar açısından
orantısız olduğu ve bu nedenle « demokratik bir toplumda gerekli » kabul edilemeyeceği
sonucuna varmaktadır. Dolayısıyla AĐHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar, Baꢀsavcının temyiz baꢀvurularının esası hakkında Yargıtay’a sunduğu yazılı
görüꢀüne cevap verme imkânı bulamadıklarını ve gözaltı sırasında bir avukat yardımından
yararlanamadıklarını iddia etmektedir. Baꢀvuranlar, bu ihmallerin AĐHS’nin aꢀağıdaki gibi
kaleme alınan 1 ve 3c) paragraflarının ihlalini oluꢀturduğunu savunmaktadır.
AĐHM, bu ꢀikâyetlerin yukarıda incelenen ꢀikâyetlerle bağlantılı olduğunu ve dolayısıyla
bunların da kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiğini kaydetmektedir.
Hükümet, baꢀvuranların iddialarına itiraz etmektedir.
AĐHM, daha önce de baꢀvuranların ꢀikâyetine benzer ꢀikâyetler hakkında karar verme
fırsatı bulduğunu ve Baꢀsavcının yazılı görüꢀünün tebliğ edilmemesi ve bu yüzden baꢀvuranın
yazılı cevap verme imkânı bulamaması (Göç, ilgili bölüm, prg. 55) ve yine gözaltı sırasında
baꢀvuranın bir avukat yardımından yararlanamaması (Salduz, ilgili bölüm, prg. 45-63)
dolayısıyla AĐHS’nin 6. maddesinin 1 ve 3c) paragraflarının ihlal edildiğine hükmettiğini
hatırlatmaktadır. Mevcut davayı Salduz ve Göç davalarında belirlenen ilkeler ıꢀığında
inceleyen AĐHM, Hükümetin bu durumda farklı bir sonuca varmak için yeterli olgu ve
argüman sunmadığı kanaatine varmaktadır.
Bu itibarla, AĐHS’nin 6. maddesinin 1 ve 3c) paragrafları ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar, cezaevinde tutuklu kaldıkları süre içerisinde uğradıkları maddi zarar
karꢀılığında 5 000 Euro ve manevi tazminat olarak ise 10.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet, bu tutarlara itiraz etmektedir.
AĐHM, baꢀvuranların maddi tazminat taleplerini hiçbir kanıt belgesiyle desteklemediğini
kaydetmekte ve bu talebi reddetmektedir. Buna karꢀın, AĐHS’nin 6. ve 10. maddelerinin ihlal
edildiği tespitini dikkate alan AĐHM, manevi tazminat olarak baꢀvuranların her birine 10.000
Euro ödenmesinin uygun olacağı kanaatine varmaktadır.
Baꢀvuranlar, ayrıca ulusal mahkemeler önünde görülen yargılama gider ve masrafları için
3.687 Euro ve AĐHM önünde görülen yargılama gider ve masrafları için ise 3.160 Euro talep
etmektedir. Baꢀvuranlar buna ilaveten, herhangi bir kanıt belgesi sunmaksızın tercüme, posta,
fotokopi ve sekreterlik masrafları için 5.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet, bu taleplere karꢀı çıkmaktadır.
Taleplerin hiçbir kanıt belgesiyle desteklenmemesini dikkate alan AĐHM, baꢀvuranların bu
talebini reddetmektedir.
C. Gecikme faizi
AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına
uyguladığı orana üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini kaydetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın yazılı görüꢀlerinin baꢀvuranlara tebliğ edilmemesi ve
baꢀvuranların gözaltında avukat bulundurma hakkından yararlanamaması nedeniyle AĐHS’nin
6/1 ve 3 c) maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru
üzerinden TL’ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından baꢀvuranların her birine
10.000 (on bin) Euro manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 2 ꢁubat 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
8
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło