13694/04
WyrokETPCz2009-12-15ECLI:CE:ECHR:2009:1215JUD001369404
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy władze państwowe naruszyły pozytywny obowiązek ochrony życia osadzonego z poważnymi problemami psychicznymi i ryzykiem samobójstwa, a także czy śledztwo w sprawie jego śmierci było skuteczne, zgodnie z art. 2 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że władze tureckie były świadome poważnych zaburzeń psychicznych syna skarżącego i jego skłonności samobójczych, ale nie podjęły wystarczających środków zapobiegawczych, takich jak szybkie przeniesienie do szpitala psychiatrycznego czy usunięcie niebezpiecznych przedmiotów z celi. Ponadto, Trybunał stwierdził, że krajowe śledztwo było nieskuteczne, ponieważ ograniczyło się do oceny odpowiedzialności czterech strażników więziennych, nie badając szerszej odpowiedzialności władz wojskowych, sądowych i więziennych, a także uniemożliwiając skarżącemu efektywny udział w postępowaniu.Stan faktyczny
Syn skarżącego, M.G.Y., odbywając służbę wojskową, zdezerterował, a następnie został zdiagnozowany z poważnymi problemami psychicznymi (schizofrenia, myśli samobójcze) i zwolniony ze służby. Później został aresztowany w celu odbycia kary więzienia za dezercję. Pomimo ostrzeżeń ojca i raportu lekarskiego potwierdzającego jego stan i ryzyko samobójstwa, M.G.Y. został osadzony w zwykłej celi. Próby przeniesienia go do szpitala psychiatrycznego były opóźnione. 24 marca 2003 roku M.G.Y. popełnił samobójstwo w celi, wieszając się na kablu elektrycznym. Krajowe śledztwo w tej sprawie zostało uznane przez skarżącego za nieskuteczne.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Odrzuca wstępny zarzut Rządu.
2. Uznaje skargę za dopuszczalną.
3. Stwierdza naruszenie art. 2 Konwencji (w aspekcie materialnym).
4. Stwierdza naruszenie art. 2 Konwencji (w aspekcie proceduralnym).
5. Uznaje, że nie ma potrzeby odrębnego badania pozostałych skarg.
6. Zasądza na rzecz skarżącego 12 000 (dwanaście tysięcy) euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe.
7. Odrzuca pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
ABDULHADĐ YILDIRIM - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 13694/04)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Aralık 2009
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup, ꢀekli
bazı düzeltmelere tabi olabilir.
_____________________________________________________________________________________________
© T.C. Dıꢀiꢀleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel
Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmı olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak
belirtilmi olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması ko ulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi
ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (13694/04) baꢀvuru no’lu davanın nedeni
T.C. vatandaꢀı Abdulhadi Yıldırım’ın (baꢀvuran) 4 Mart 2004 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları
Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ
olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Diyarbakır Barosu
avukatlarından S. Demirtaꢀ tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI doğumlu baꢀvuran, Diyarbakır’da ikâmet etmektedir. Baꢀvuran, 1980 yılında doğan
ve 2003 yılında vefat eden Mehmet Galip Yıldırım’ın (bundan böyle « M.G.Y. » diye
anılacaktır) babasıdır. Haziran 2001 tarihinde, M.G.Y. zorunlu askerlik hizmetini yerine getirirken,
Narlıdere’deki kıꢀlasından firar etmiꢀtir.
M.G.Y., 26 Haziran 2001 tarihinde kendi isteğiyle kıꢀlaya geri dönmüꢀtür.
Kara Kuvvetleri Komutanlığı savcısı, 12 Kasım 2001 tarihli iddianamesinde M.G.Y.’yi
firar etmekle suçlamıꢀtır. Aralık 2001 tarihinde M.G.Y., Ege Askeri Mahkemesi tarafından istinabe yoluyla
dinlenmiꢀtir. Đlgili ꢀahıs firar ettiğini kabullenmiꢀ, geceleyin nasıl kaçtığını, bölgedeki inꢀaat
ꢀantiyelerinde günlerce nasıl kendini bilmeden dolaꢀtığını, Bursa’daki yakınlarının yanına
nasıl gittiğini ve babası tarafından ait olduğu alaya nasıl geri getirildiğini hatırlamadığını ifade
etmiꢀtir. M.G.Y. bunalımda olduğunu ve intihar etmeyi düꢀündüğünü belirtmiꢀtir.
Ankara Askeri Mahkemesi baꢀvuranın oğlunun cezai sorumluluğunu belirlemek üzere bir
tıbbi bilirkiꢀi raporu istemiꢀtir. Aralık 2001 tarihinde düzenlenen raporda, psikiyatri uzmanı askeri doktor, olayın vuku
bulduğu dönem için bir « anksiyete durumu» teꢀhis etmiꢀtir. Bununla birlikte, doktora göre,
bu durum sanığın zihinsel kapasitesini önemli bir ꢀekilde etkilememiꢀtir. Doktor, M.G.Y.’nin
tam bir cezai kapasiteye sahip olduğu sonucuna varmıꢀtır. Aralık 2001 tarihinde, Ankara Askeri Mahkemesi M.G.Y.’yi beꢀ ay hapis cezasına
mahkûm etmiꢀtir.
M.G.Y., askerlik hizmetini yerine getirmek üzere kıꢀlaya geri döndükten sonra, cezasını
çekmeden önce, psiꢀik bozukluklar göstermiꢀ ve bu nedenle iki defa kendisine üç ay izin
verilmiꢀtir.
On gün hastanede yattıktan sonra, Hava Kuvvetleri Komutanlığı Hastanesi’nin psikiyatrı, 4
Ekim 2002 tarihinde M.G.Y.’yi muayene etmiꢀ ve hastanın can yakma taꢀkınlığı ile kalıcı
halüsinasyonlu psikotik tepkiler göstermesi dolayısıyla askerlik hizmetini yapmaya ehil
olmadığı yönünde bir tıbbi rapor düzenlemiꢀtir.
M.G.Y. çürüğe çıkarılarak, evine geri gönderilmiꢀtir. Ekim 2002 tarihinde askeri savcılık, Kulp (Diyarbakır) savcılığına gönderdiği yazıda,
sivil hayata geri döndüğü gerekçesiyle M.G.Y.’nin hapis cezasının infaz edilmesini istemiꢀtir.
Baꢀvurana göre, M.G.Y. ilk olarak 8 Ocak 2003 tarihinde evindeyken Kulp jandarması
tarafından yakalanarak Diyarbakır Hastanesine götürülmüꢀ, daha sonra 11 Ocak 2003
tarihinde Kulp savcılığı tarafından belirlenemeyen bir nedenle serbest bırakılmıꢀtır. Dosya bu
olayla ilgili herhangi bir belge içermemektedir.
M.G.Y.’nin askerlik için ehil olmadığını belgeleyen rapor, son olarak 4 ꢁubat 2003
tarihinde askeri yetkililer tarafından onaylanmıꢀtır. Mart 2003 tarihinde jandarma tarafından ikinci kez çağırılan M.G.Y., Kulp karakoluna
gitmiꢀ ve orada derhâl tutuklanmıꢀtır.
Oğlunun tutuklandığını öğrenen baꢀvuran, oğlunun sağlık durumu ve daha önceki intihar
giriꢀimleriyle ilgili uyarmak üzere Kulp (Diyarbakır) savcısıyla temasa geçmiꢀ ve tutuklandığı
takdirde oğlunun büyük risk altında olacağını bildirmiꢀtir. Savcı, kendisinin bir ꢀey
yapamayacağını, bundan sonra sorumluluğun Lice cezaevi yetkililerinde olduğunu
söylemiꢀtir.
Baꢀvuran, ertesi gün oğlunun sorunlarını dile getirmek üzere Lice cezaevine gitmiꢀtir.
Burada cezaevi müdürü ve cezaevi baꢀgardiyanı B.E. ile temasa geçmiꢀtir. Baꢀvuran,
baꢀgardiyana intihar riski olduğunu belirten tıbbi raporun bir fotokopisini bırakmıꢀ ve böylesi
bir riskin gerçekleꢀmesini engellemek için gerekli tüm önlemlerin alınmasını rica etmiꢀtir Mart 2003 tarihinde, M.G.Y. Lice hastanesinde bir doktor tarafından muayene edilmiꢀ
ve bu doktor ilgili ꢀahısın aynı hastanenin psikiyatri bölümüne sevk edilmesine karar
vermiꢀtir. Doktor, düzenlediği raporda M.G.Y.’nin ꢀizofreni hastası olduğunu ve tıbbi bir
tedavinin onun için hayati önem taꢀıdığını ve özellikle intihar etme riski bulunduğunu
belirtmiꢀtir.
Cezaevi yetkilileri, sevk iꢀlemleri için Adalet Bakanlığı’nın iznini almak üzere gerekli
adımları atmıꢀlar, ancak gönderilen yazılara « acil » ibaresini koymayı unutmuꢀlardır.
Sözkonusu izin yazısı beklenirken, M.G.Y. diğer tutuklularla aynı koğuꢀta kalmıꢀtır. Mart 2003 tarihinde, diğer tutukluların davranıꢀ bozukluğu gösterdiği yönündeki
uyarıları üzerine M.G.Y. en sonunda tek baꢀına bir koğuꢀa yerleꢀtirilmiꢀtir. Bu konuyla ilgili
olarak, dört infaz koruma memuru tarafından bir tutanak düzenlenerek, imzalanmıꢀ ve bu
tutanakta M.G.Y.’nin ꢀiddet içeren davranıꢀları ve kendisinin yalnız kalma isteği
doğrultusunda tecrit edilmesinin zaruri hale geldiği belirtilmiꢀtir.
Aynı gün saat 23:30 sıralarında, M.G.Y. infaz koruma memurları tarafından ölü
bulunmuꢀtur. M.G.Y., bir elektrik kablosu ve tabure yardımıyla kendisini tuvaletlerin kapı
pervazındaki lentoya asmıꢀtır.
Hemen olayla ilgili bir tutanak düzenlenmiꢀtir. Mart 2003 tarihinde baꢀvuran, aile yakını bir tutuklu tarafından M.G.Y.’nin hastaneye
sevk edildiği haberini almıꢀtır. Bunun üzerine baꢀvuran, Diyarbakır hastanesine gitmiꢀ ve
orada oğlunun öldüğünü öğrenmiꢀtir.
Aynı gün, merhumun vücudu üzerinde bir otopsi yapılmıꢀtır. Adli tabip, M.G.Y’nin
kendini asması sonucu boğularak öldüğü kanaatine varmıꢀtır.
Aynı tarihte, savcılık dört infaz koruma memuru hakkında görevi ihmal ꢀüphesiyle
soruꢀturma baꢀlatmıꢀtır. Savcı, birçok tanığın ifadesini almıꢀtır.
Đlk koğuꢀta M.G.Y. ile beraber kalan diğer tutuklular, 25 Mart 2003 tarihinde alınan
ifadelerinde, ilgili ꢀahısın sürekli intihardan bahsettiğini ve bu yönde notlar yazdığını,
kendisinin yalnız bırakılmasını istediğini ve özellikle gaz tüpünün gazını açarak ya da
idarenin verdiği mutfak bıçağı ile kendisini öldürmekle tehdit ederek ya da kırık bir cam
parçasıyla diğer tutukluların üzerine yürüyerek koğuꢀun düzenini bozduğunu belirtmiꢀlerdir.
Tutuklular, M.G.Y.’nin saldıracağı korkusuyla geceleri uyumadıklarını ifade etmiꢀlerdir.
Aynı gün alınan ifadesinde baꢀgardiyan, tutukluların söylediklerini doğrulamıꢀ ve
M.G.Y.’nin ertesi gün hastaneye sevk edileceğini belirterek, onlardan bir gün daha
sabretmelerini istediğini eklemiꢀtir. Mart 2003 tarihinde jandarmalar tarafından düzenlenen olay yeri inceleme raporunda,
askerin kendisini asarken kullandığı kablonun 3,34 metre boyunda olduğu ve ucunda bir priz
bulunduğu belirtilmiꢀtir. Odanın aydınlatılmasına yarayan bu kablo, genç adam tarafından
duvardan sökülerek alınmıꢀtır. Nisan 2003 tarihinde, baꢀvuran suç duyurusunda bulunmuꢀ ve Lice savcılığı tarafından
cezaevi yetkilileri aleyhine görevi ihmal suçlamasıyla baꢀlatılan soruꢀturmada müdahil taraf
oluꢀturmuꢀtur. Baꢀvuran, yaptığı suç duyurusunda olayların nasıl geliꢀtiğini ve oğlunun
hayatının tehlikede olduğu konusunda yetkililerin dikkatini çekmek için sarf ettiği çabaları
ayrıntılı bir ꢀekilde anlatmıꢀtır (yukarıdaki ilgili paragraflar). Đlk olarak oğlunun 8 Ocak 2003
tarihinde gerçekleꢀen birinci tutuklanma koꢀulları hakkında bilgi talep etmiꢀtir. Đkinci olarak
baꢀvuran, oğlunun intihar riskini bertaraf etmek için gerekli önlemleri almadıklarını iddia
ederek savcılığın baꢀlattığı soruꢀturmada adı geçen dört infaz koruma memuru hakkında cezai
kovuꢀturma baꢀlatılmasını ve ayrıca kendi düꢀüncesine göre, tıbbi raporun da belirttiği gibi,
durumun acil olmasına rağmen oğlunun en kısa zamanda hastaneye sevkini gerçekleꢀtirmek
için gerekeni yapmayan cezaevi ile jandarma personeli hakkında dava açılmasını talep
etmiꢀtir. Haziran 2003 tarihinde, sanık olarak dinlenen infaz koruma memurları koğuꢀta saat 22 :
30’a kadar sırayla M.G.Y.’nin yanında kaldıklarını ifade etmiꢀlerdir. Bu saatten sonra
M.G.Y.’yi dikiz deliğinden kontrol ettiklerini ve yatağında göremeyince paniklediklerini
belirten infaz koruma memurları, onu tuvaletlerin giriꢀinde asılmıꢀ olarak bulduklarını,
vücudunun hâlâ sıcak olduğunu görünce onu koğuꢀtaki bir yatağa yatırdıklarını ve onu tekrar
hayata döndürebilmek için hemen doktoru çağırdıklarını, ancak baꢀarılı olamadıklarını
söylemiꢀlerdir. Haziran 2003 tarihinde Cumhuriyet savcısı, sanık infaz koruma memurlarının gözetim
konusundaki tüm yasal talimatları uyguladıkları ve olayda hiçbir ihmalleri bulunmadığı
gerekçesiyle takipsizlik kararı almıꢀtır. Temmuz 2003 tarihinde, baꢀvuran bu karara itiraz etmiꢀtir. Đlk olarak oğlunun 8 Ocak tarihinde gerçekleꢀen birinci tutuklama koꢀullarıyla ilgili bilgi talebine savcılığın cevap
vermediğini kaydeden baꢀvuran, ayrıca oğlunun tek baꢀına kaldığı koğuꢀta hiçbir güvenlik
önlemi alınmadığını ve intihar ettiğini yinelemiꢀtir. Ağustos 2003 tarihinde, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi baꢀvuranın itirazını
reddetmiꢀtir. Bu karar baꢀvurana 9 Eylül 2003 tarihinde tebliğ edilmiꢀtir.
HUKUK
I. ĐHTĐLAF KONUSU HAKKINDA
AĐHS’nin 2. maddesine atıfta bulunan baꢀvuran, öncelikle mevcut davada oğlunun hayatını
korumada yetkililerin ihmali olduğu kanaatindedir. Baꢀvuran, yetkililerin davranıꢀlarını
birçok noktadan eleꢀtirmekte ; askeri doktorun oğlunun cezai sorumluluğunu belirlemek üzere
gerçekleꢀ tirdiği muayenenin yeteri kadar kapsamlı olmadığını ; ayrıca, oğlu tutuklandığında
ve hayatının risk altında olduğu tıbbi olarak belirlendiğinde, yetkililerin onu bir psikiatri
hastanesine sevk etmek için gerekli itinayı göstermediklerini ; son olarak, oğlunun tutuklu
kaldığı yerlerde intihar için kullanılabilecek her türlü nesnenin kaldırılması hususunda gerekli
önlemlerin alınmadığını kaydetmektedir.
AĐHS’nin 2. maddesiyle bağlantılı olarak 13. maddesine atıfta bulunan baꢀvuran, daha
sonra oğlunun ölümünden sorumlu kiꢀilerin tespit edilerek, cezalandırılmasını sağlayacak
herhangi bir itiraz yolunun olmadığını savunmaktadır.
AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunan baꢀvuran, son olarak oğlunun ölüm koꢀullarının,
özellikle oğlunun ölümünden önce ve sonrasında yürütülen soruꢀturma sürecinde yetkililerin
ilgisiz ve dikkatsiz davranıꢀlarının, bir babanın nezdinde, insanlıkdıꢀı ve aꢀağılayıcı bir
uygulama olduğunu iddia etmektedir.
AĐHM’nin kanaatine göre, yukarıdaki ꢀikâyetlerin AĐHS’nin 2. maddesinin aꢀağıdaki gibi
kaleme alınan 1. paragrafındaki esas ve usul hükümleri bakımından incelenmesi
gerekmektedir :
II. HÜKÜMETĐN ÖN ĐTĐRAZI HAKKINDA
Hükümet, baꢀvuranın mümkün olan idari ve hukuki itiraz yollarını kullanmadığını
kaydederek, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir.
AĐHM, oğlunun ölümünde ihmalleri olduğu gerekçesiyle cezaevi ve jandarma yetkilileri
hakkında suç duyurusunda bulunarak baꢀvuranın, mevcut davada, AĐHS’nin 35. maddesinin
1. paragrafının amacına uygun ve yeterli bir hukuki yol izlediği kanaatindedir (bakınız,
diğerleri arasından, Türkiye aleyhine Salgın davası, no 46748/99, prg. 60, 20 ꢁubat 2007, ve
Türkiye aleyhine Kanlıbaꢀ davası (karar), no 32444/96, 28 Nisan 2005). Üstelik, AĐHM’nin
defalarca yinelediği nedenlerle, baꢀvuran ayrıca Hükümetin atıfta bulunduğu idari ya da
hukuki tazminat yollarını tüketmek zorunda değildi (Salgın, ilgili bölüm, prg. 61, Türkiye
aleyhine Erdoğan davası (karar), no 26337/95, 6 Eylül 2001, ve Türkiye aleyhine ꢁahmo
davası (karar), no 57919/00, 1 Nisan 2003).
Sonuç olarak AĐHM, Hükümetin ön itirazını reddetmekte ve AĐHS’nin 35. maddesinde
dile getirilen baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığından, baꢀvuruyu
kabuledilebilir ilan etmektedir.
III. BAꢁVURUNUN MEꢁRULUĞU HAKKINDA
A. AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiği iddiası
1. Esasa iliꢀkin bölüm
Hükümet, dört infaz koruma memuru tarafından M.G.Y.’nin tek baꢀına bir koğuꢀa
yerleꢀtirilmesi sırasında düzenlenen tutanağa atıfta bulunmakta ve bu tecritin ilgili ꢀahısın
kendisine ya da baꢀkalarına zarar vermemesi için kontrol altında tutulmasına yönelik
olduğunu vurgulamaktadır. Hükümet, yetkililerin de M.G.Y.’nin « olası » psikolojik
sorunlarını öğrendikten hemen sonra vakit kaybetmeden gerekli önlemleri aldıklarını
belirtmektedir.
Hükümet, ayrıca hastane sevki iꢀlemlerinin fazla uzun sürmediği kanaatinde olduğunu, zira
eğer bir gün önce intihar etmeseydi M.G.Y.’nin 25 Mart 2003 günü saat 7’de hastaneye sevk
edileceğini savunmaktadır.
Hükümet, böylece M.G.Y.’nin hayatının ani bir risk altında olmamasına rağmen, gerekli
tüm önlemlerin alındığı sonucunu çıkarmaktadır.
Baꢀvuran, yukarıdaki ꢀikâyetlerini yinelemektedir.
AĐHM, ilk olarak 2. maddenin ilk cümlesinin, Devlet’in yalnızca kasti ve hukuka
aykırı ölüme sebebiyet vermekten kaçınmasını değil, aynı zamanda görev alanı dahilindeki
kiꢀilerin yaꢀamlarının korunması için gerekli tedbirleri almasını da zorunlu kıldığını
hatırlatmaktadır. Dolayısıyla AĐHM, mevcut dava koꢀullarında, Devlet’in baꢀvuranın
oğlunun hayatının gereksiz yere tehlikeye atılmasını engelleyici önlemleri alıp almadığını
belirlemek durumundadır (Birleꢀik Krallık aleyhine L.C.B. davası, 9 Haziran 1998, prg. 36,
Karar ve hükümlerin derlemesi 1998-III). AĐHS’nin 2. maddesi aynı zamanda ve belirli
koꢀullarda, yetkili mercilere, bireyi üçüncü kiꢀilerin eylemlerine ya da bazı özel koꢀullarda
kendi eylemlerine karꢀı korumaları amacıyla uygulamaya iliꢀkin tedbirleri almalarını içeren
pozitif yükümlülük yüklemektedir.
Bununla birlikte bu hüküm, yetkili mercilere katlanılmaz veya aꢀırı bir yük yüklemeyecek
ꢀekilde ve güvenlik güçlerinin günümüz toplumlarında görevlerini ifa ederken karꢀılaꢀtıkları
güçlükler, insan davranıꢀının öngörülemezliği ve öncelikler ile kaynaklar konusunda
yapılacak iꢀlevsel seçimler göz ardı edilmeden yorumlanmalıdır. Dolayısıyla, AĐHS
açısından, yaꢀama karꢀı her tehdit varsayımı, bunun gerçekleꢀmesine engel olmak için yetkili
mercileri somut önlemler almak zorunda bırakmamaktadır (bakınız, mutatis mutandis,
Birleꢀik Krallık aleyhine Osman davası, 28 Ekim 1998, prg. 115-116, Derleme 1998-VIII).
AĐHM ayrıca, yetkili mercilerin, tutukluları gözetim altında tutma ve intiharları önleme
görevleri çerçevesinde tutuklu bir kiꢀinin yaꢀam hakkını korumaya iliꢀkin pozitif
yükümlülüklerini yerine getirmedikleri iddiası karꢀısında, AĐHM’nin, sözkonusu mercilerin,
tutuklunun o anda böyle bir davranıꢀta bulunabileceğini biliyor olmaları gerektiğine, fakat bu
mercilerin yetkileri dahilinde, makul bir bakıꢀ açısıyla bakıldığında, sözkonusu riski ortadan
kaldıracak önlemleri almadıklarına ikna olması gerektiğini hatırlatmaktadır. AĐHM’ne göre ve
2. madde ile korunan hakkın niteliği dikkate alındığında, baꢀvuranın, yetkili mercilerin fark
ettikleri ya da fark etmiꢀ olmaları gereken, yaꢀam hakkı açısından ortaya çıkabilecek belirli ve
ani bir riskin gerçekleꢀmesinin önlenmesi için, kendilerinden makul olarak beklenen her ꢀeyi
yerine getirmediklerini göstermesi yeterlidir. Burada sözkonusu olan, cevabı mevcut davaya
iliꢀkin koꢀulların tümüne bağlı olan bir sorudur. Dolayısıyla AĐHM davaya ait özel koꢀulları
inceleyecektir (bakınız, örneğin, Türkiye aleyhine Tanribilir davası, no 21422/93, prg. 70-72, Kasım 2000).
Mevcut davada, AĐHM öncelikle ilgili ꢀahısın askerlik hizmetine ehil olmadığının tespit
edilmesinden ve 20 Mart 2003 tarihli tıbbi raporun düzenlenmesinden sonra, baꢀvuranın
oğlunun ciddi psiꢀik bozukluk yaꢀadığının ulusal merciler tarafından bilindiğine ve kabul
edildiğine hiç kimsenin itirazı olmadığını gözlemlemektedir. AĐHM, bu bağlamda sözkonusu
bozukluğun Hükümetin belirttiği gibi bir olasılık değil, kesin olarak kanıtlanmıꢀ bir gerçek
olduğunu kaydetmektedir.
Ancak AĐHM, askerlik hizmetine elveriꢀsizlik tespitinin gerekçesini oluꢀturan bir akli
dengesizliğin mutlak surette cezai sorumsuzluk nedeni olmadığını düꢀünmektedir. Bununla
birlikte, AĐHM mevcut davada 4 Ekim 2002 tarihinde tespit edilen akli dengesizliğin ciddi ve
tekrarlayan bir nitelik taꢀıdığını ve üstelik M.G.Y.’nin mahkûmiyet sebebi olan firar olayı ile
açık bir ꢀekilde bağlantılı olduğunu kaydetmektedir.
AĐHM, askeri yetkililerin M.G.Y.’nin askerlik hizmetine elveriꢀsizliği ile ilgili tespitin
içeriğine bakarak, ilgili ꢀahısa askerlik hizmetinden firar etmesi dolayısıyla verilen cezanın
infazını tekrar gözden geçirmeleri gerektiği kanaatindedir.
Dosya içeriğinde askeri yetkililerin art arda giriꢀimlerde bulunduklarını gösteren hiçbir
unsur yer almamaktadır. Aksine, bu yetkililer neredeyse kendi tespitlerini göz ardı ederek,
baꢀvuranın oğluna verilen hapis cezasının infaz edilmesini istemiꢀler; oysa ki mahkûmiyet
sebebi olan firar suçu büyük olasılıkla ilgili ꢀahısın muhakeme yeteneğini kaybettiği bir anda
vuku bulmuꢀtur.
AĐHM ayrıca, ilkesel olarak, tutukluların yaꢀamının korunması açısından bu türlü risklerin
önüne geçilmesi amacıyla, tutuklu psikiyatrik bozukluklar göstersin ya da göstermesin ceza
ve tutukevleri rejimlerinde kesici aletlerin, kemer ve bağların teslim edilmesini öngördüğünü
hatırlatmaktadır (bakınız, örneğin, Tanrıbilir, ilgili bölüm, prg. 74-75).
AĐHM, mevcut davada tutuklu M.G.Y.’nin psiꢀik bozukluğunun tüm cezaevi personeli
tarafından bilindiğini yinelemektedir (bakınız yukarıda tanık ifadelerinin bulunduğu paragraf).
Oysa, AĐHM ilgili ꢀahısın diğer tutuklularla birlikte kaldığı yerlerde gaz tüpü ve mutfak
bıçağı gibi son derece tehlikeli nesnelerin bulunduğunu, tecrit odasında ise intihar ederken
kullandığı gözle görünür uzun bir elektrik kablosunun mevcut olduğunu gözlemlemektedir.
AĐHM, buradan yola çıkarak askeri yetkililerin ve cezaevi personelinin, M.G.Y.’nin
hayatını tehdit eden gerçek ve anlık tehlikelerin varlığını bildikleri halde, hapishane yaꢀamı
için gerekli asgari önlemleri almadıkları sonucuna varmaktadır.
Tüm bu unsurlar, AĐHM için M.G.Y.’nin yaꢀam hakkının mevcut davada korunmadığı
kanaatine varmasına yeterli olmaktadır. AĐHM, hastaneye sevk edilme süresinin uzun olup
olmadığını ya da infaz koruma memurlarının tutukluyu intihar ettiği gece yeteri kadar ciddi
bir ꢀekilde kontrol edip etmediklerini ayrıca incelemesinin gerekli olmadığı kanaatindedir.
Yukarıda belirtilen nedenlerle AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesinin esasa iliꢀkin bölümü
bakımından ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
2. Usule iliꢀkin bölüm
Baꢀvuran, ꢀikâyetlerini yinelemekte ve özellikle ön soruꢀturma safhasında kendisinin
dinlenmediğini ileri sürmektedir.
Hükümet, savcının olaydan hemen sonra baꢀvuranın suç duyurusunda bulunmasını
beklemeden derhâl ve resen ön soruꢀturmayı baꢀlattığını kaydetmektedir.
Hükümet, yetkililerin tüm delil unsurlarını incelediğini ve kendisine göre objektif bir
ꢀekilde, olayın meydana gelmesinde herhangi bir ihmalin bulunmadığı sonucuna vardıklarını
eklemektedir.
AĐHM, mevcut davaya benzer davalar için, AĐHS’nin yaꢀam hakkını koruyan usule iliꢀkin
bölümünde, ölüme neden olan koꢀulların ve sorumlularının belirlenmesi amacıyla bağımsız
bir soruꢀturma yapılmasının zorunlu kılındığını hatırlatmaktadır.
AĐHM ayrıca, bu bağlamda sözkonusu yetkililerin resen hareket etmeleri ve merhumun
yakınlarının resmen suç duyurusunda bulunmasını ya da soruꢀturma baꢀlatılması için
sorumluluk almasını beklememeleri gerektiğini hatırlatmaktadır. Her halükarda bu kiꢀilerin
meꢀru menfaatlerini korumak için de olsa hukuki iꢀlemlere katılmaları gerekmektedir
(bakınız, diğer birçoğu arasından, Salgın ilgili bölüm, prg. 86 ve 87).
AĐHM, mevcut davada, M.G.Y.’nin ölümünün ertesi günü resen bir ceza soruꢀturması
baꢀlatıldığını gözlemlemektedir. Olay yeri incelenmiꢀ, tutanaklar tutulmuꢀ, tanık ifadeleri
alınmıꢀ ve özellikle intihar gecesi yapılan gözetim konusunda suçlanan infaz koruma
memurları dinlenmiꢀtir.
Her ne kadar, intihardan hemen önce vuku bulan olayların nasıl meydana geldiğinin
açıklığa kavuꢀturulması için yapılan soruꢀturmayı yönetenlerin iyi niyetinden ꢀüphe
duyulmasa da, AĐHM tarafından yukarıda kaydedilen kanıtlayıcı unsurların bir incelenme
konusu olmadığı da ayrı bir gerçektir. Özellikle, askeri, adli ve cezaevi yetkililerinin (cezai,
idari, disiplinle ilgili v.b.) sorumlulukları, hiçbir zaman sorgulanmamıꢀ ve soruꢀturma
yalnızca dört infaz koruma memurunun olası mesleki hatasının araꢀtırılmasıyla sınırlı
kalmıꢀtır.
AĐHM, buna ilaveten baꢀvuranın, uygulamada, soruꢀturmadan uzak tutulduğunu: hukuki
iꢀlemlerin bu safhasına katılamadığını, yetkililer tarafından oğlunun ölümünden en kısa
sürede haberdar edilmediğini ve takipsizlik kararından önce bir hakim tarafından dinlenme
imkânı bile bulamadığını kaydetmektedir.
Yukarıda belirtilen tüm bu ihmaller AĐHM’nin mevcut davada yürütülen soruꢀturmanın
bütünüyle ele alındığında « etkili » olmadığı sonucuna varmasına yetmektedir.
Dolayısıyla, AĐHS’nin 2. maddesi usule iliꢀkin bölümü bakımından da ihlal edilmiꢀtir.
B. Baꢀvurunun geri kalan bölümü
AĐHM, mevcut baꢀvuruda ortaya çıkan temel hukuki sorunu karara bağladığı kanaatini
taꢀımakta ve davadaki tüm olgular ile tarafların argümanlarını göz önüne alarak, AĐHS’nin 3.
ve 13. maddelerine dayalı diğer ꢀikâyetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığı sonucuna
varmaktadır (yukarıdaki ilgili paragraflar – bakınız, diğer birçoğu arasından, Türkiye aleyhine
Kamil Uzun davası, no 37410/97, prg. 64, 10 Mayıs 2007, ve Türkiye aleyhine Kılınç ve
diğerleri davası, no 45145/98, prg. 98, 7 Haziran 2005).
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran, maddi tazminat olarak 30 000 Euro ve manevi tazminat olarak 50 000 Euro
talep etmektedir.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.
Maddi tazminatla ilgili olarak AĐHM, baꢀvuranın taleplerinin detaylı bir ꢀekilde
hesaplanmadığını ve belgelere dayandırılmadığını not etmektedir. Bu nedenle, AĐHM bu
bağlamda bir tazminat ödenmesinin uygun olmayacağı kanaatine varmaktadır.
Manevi tazminatla ilgili olarak ise AĐHM, baꢀvuranın yukarıda tespit edilen AĐHS
ihlallerinden dolayı ꢀüphesiz acı çektiği kanaatini taꢀımaktadır. AĐHM, uğranılan bu manevi
zararın karꢀılığında baꢀvurana 12 000 Euro ödenmesinin hakkaniyete uygun olacağına
hükmetmektedir.
B. Yargılama gider ve masrafları
Baꢀvuran, ulusal mahkemeler ile AĐHM önünde görülen yargılamaların gider ve masrafları
karꢀılığında 10 995 Euro talep etmektedir. Baꢀvuran, bu talebine savunma için harcanan
çalıꢀma saatlerinin özet listesi ile fotokopi, tercüme ve posta ücretleri gibi çeꢀitli masrafları
eklemektedir. Baꢀvuran ayrıca, Diyarbakır barosunun tarifesini sunmaktadır.
Hükümet, çalıꢀma saatleriyle ilgili olarak sunulan basit bir özet listenin gerçekten o iꢀin
yapıldığını göstermeyeceği kanaatindedir. Hükümete göre, avukat ücreti notlarının, fatura ve
makbuzların olmaması dolayısıyla AĐHM’nin her halükarda fahiꢀ rakamlar içeren bu talebi
kabul etmemesi gerekir.
AĐHM masraf ve harcamalarla ilgili olarak, AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca yalnızca
gerçekliği ve gerekliliği ispat edilen makul orandaki miktarların ödendiğini hatırlatmaktadır
(Bulgaristan aleyhine Nikolova davası [GC], no 31195/96, prg. 79, CEDH 1999-II).
Mevcut davada, AĐHM baꢀvuranın özellikle avukatının ücretine iliꢀkin hiçbir not
sunmadığını gözlemlemektedir. Yukarıda dile getirilen kıstaslar ile ilgili ꢀahısın adli yardım
baꢀlığı altında Avrupa Konseyi’nden aldığı 850 Euro’yu göz önüne alan AĐHM, yargılama
gider ve masrafları için ayrıca bir ödeme yapılmasına gerek olmadığı kanaatine varmaktadır.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana
üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Hükümetin ön itirazının reddine;
2. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
3. AĐHS’nin 2. maddesinin (esas bakımından) ihlal edildiğine;
4. AĐHS’nin 2. maddesinin (usul bakımından) ihlal edildiğine;
5. Kalan diğer ꢀikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
6. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf tutulmak
üzere Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana 12.000 (on iki bin) Euro manevi tazminat
ödenmesine;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, bu meblağlara
Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eꢀit oranda basit
faizin uygulanmasına;
7. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 15 Aralık 2009 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.
10
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło