13723/02

WyrokETPCz2007-05-03ECLI:CE:ECHR:2007:0503JUD001372302

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy ponowne przekazanie skarżącego żandarmerii do przesłuchania po zwolnieniu z aresztu śledczego, na podstawie dekretu z mocą ustawy, stanowiło naruszenie prawa do wolności i bezpieczeństwa osobistego (art. 5 ust. 1 lit. c), prawa do skutecznego środka odwoławczego (art. 5 ust. 4) oraz prawa do odszkodowania (art. 5 ust. 5) Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ponowne przekazanie skarżącego żandarmerii do przesłuchania po decyzji o aresztowaniu, na podstawie dekretu z mocą ustawy nr 430, stanowiło pozbawienie wolności niezgodne z art. 5 ust. 1 lit. c Konwencji. Trybunał podkreślił, że taka praktyka omijała skuteczną kontrolę sądową i pozbawiała osobę przesłuchiwaną niezbędnych gwarancji. Dodatkowo, brak skutecznego środka odwoławczego przeciwko tej decyzji naruszał art. 5 ust. 4. Wreszcie, Trybunał stwierdził, że tureckie prawo krajowe (ustawa nr 466) nie przewidywało odszkodowania za to konkretne bezprawne pozbawienie wolności, ponieważ odszkodowanie było przyznawane jedynie w przypadku uniewinnienia po legalnym zatrzymaniu, a nie za bezprawne ponowne zatrzymanie, co naruszało art. 5 ust. 5.
Stan faktyczny
Skarżący, Medeni Kavak, został zatrzymany 10 grudnia 2001 r. pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji. 14 grudnia 2001 r. został przesłuchany przez prokuratora, a następnie sędzia orzekł o jego aresztowaniu. Tego samego dnia, na podstawie dekretu z mocą ustawy nr 430, sędzia zezwolił na przekazanie skarżącego żandarmerii w celu przesłuchania na okres do dziesięciu dni. Skarżący został zwolniony 11 czerwca 2002 r. i uniewinniony 29 kwietnia 2003 r. Następnie ubiegał się o odszkodowanie na podstawie ustawy nr 466, które zostało mu przyznane przez sąd krajowy za utratę dochodów i krzywdę moralną, ale tylko w związku z uniewinnieniem, a nie z bezprawnym zatrzymaniem przez żandarmerię.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Łączy wstępny zarzut rządu dotyczący niewyczerpania krajowych środków odwoławczych z meritum sprawy i odrzuca go. 2. Uznaje skargi dotyczące art. 5 ust. 1 lit. c, 4 i 5 za dopuszczalne, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 3. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 1 lit. c, 4 i 5 Konwencji. 4. Zasądza na rzecz skarżącego 2500 EUR tytułem zadośćuczynienia za krzywdę moralną oraz 1000 EUR (pomniejszone o 715 EUR z tytułu pomocy prawnej) tytułem kosztów i wydatków. 5. Odrzuca pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   MEDENİ KAVAK- TÜRKİYE DA VASİ   (Başvuru no:13723/02)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   M A Y IS 2 0 0 7   İşbu karar Sözleşme ’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek   olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 13723/02 başvuru noTu davanın nedeni, Türk   vatandaşı Medeni Kavak’ın (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 13 Şubat   tarihinde, Avınpa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi’nin (AİHS) 34..   maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran, adli yardımdan faydalanarak, AİHM   önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından S. Tanrıkulu tarafından temsil edilmektedir.   \ OLAYLAR   '}   9 6 6 d o ğ u m l u b a ş v u r a n D i y a r b a k ı r ’ d a i k a m e t e t m e k t e d i r .   Başvuran 10 Aralık 2001 tarihinde yasadışı örgüte mensup olduğu iddiası nedeniyle   yakalanmıştır.   Başvuran 14 Aralık 2001 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM)   Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından dinlenmiştir. Başvuran daha sonra DGM yedek hakimi   huzuruna çıkarılmış ve hakim başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiştir. Ardından   başvuran Diyarbakır Cezaevi’ne götürülmüştür.   ( Aynı gün DGM yedek hakimi, Olağanüstü Hal Bölge Valisi ve Cumhuriyet   Başsavcılığının talebi üzerine ve olağanüstü hal çerçevesinde alınması gereken ek tedbirlere   ilişkin 430 sayılı Kanun Hükmünde Karamame’nin 3 c) maddesine dayanarak, on günü   geçmemek kaydıyla başvuranın sorgulanmak üzere Diyarbakır Jandarma Komutanlığı’ııa   götürülmesine izin vermiştir.   DGM 20 Aralık 2001 tarihinde, başvuranın Jandarma Komutanlığı’na götürülmesinin   mevzuata uygun olduğu gerekçesiyle başvuramn avukatının itirazını reddetmiştir.   Başvuran 11 Haziran 2002 tarihinde serbest bırakılmış ve 29 Nisan 2003 tarihinde   aleyhinde yapılan suçlamalardan beraat etmiştir.   Başvuran 13 Kasım 2003 tarihinde, 466 sayılı Kanuna dayanarak yasaya aykırı olarak   tutulduğu gerekçesiyle tazminat talebinde bulunmak için Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’ne   başvurmuştur.   ^ Ağır Ceza Mahkemesi 17 Eylül 2004 tarihinde, başvuranın 183 gün boyunca özgürlükten   mahrum bırakıldığını ve bu dönem boyunca maaşını kısmen almaya devam ettiğini belirtmiştir.   Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın uğradığı gelir kaybını hesapladıktan sonra, uğranılan maddi   zarar için başvurana î.400.185.474 TL ödenmesine hükmetmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi   başvuranın aynı zamanda 2.000.000.000 TL tutarında manevi zarara uğradığını belirtmiştir.   Başvurana ödenmesi gereken toplam tazminat tutarı 3.400.185.474 [yaklaşık 1.885 Euro] TL’dir.   Yargıtay 16 Şubat 2006 tarihinde bu kararı onamıştır.   HUKUK AÇISINDAN   I . A İ H S ’N İ N 5. M A D D E S İ N İ N İ H L A L E D İ L D İ Ğ İ İ D D İ A S I H A K K I N D A   Başvuran, Jandarma Komutanlığı’nda tutulmasından ve bu tedbire itiraz etmek için etkili   başvuru yolunun yanısııa tazminat hakkının da bulunmamasından şikayetçi olmaktadır.   Başvuran AİHS’nin 5§3, 4 ve 5 maddesi ile 13. maddesini ileri sürmektedir.   Başvuran 23 Eylül 2004 tarihli görüşlerinde tutuklu yargılanma süresinden şikayetçi   olmakta ve AİHS’nin 5§3 maddesini ileri sürmektedir,   AİHM, bu şikayetleri AİHS’nin 5§1 c), 3, 4 ve 5 maddesi açısından incelemenin yerinde   olacağına kanaat getirmektedir.   A , K a b u l e d i l e b i l i r l i k H a k k ı n d a   / Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır. Hükümefe göre   başvuran, kanuna aykırı olarak yakalanan ya da tutulan kişilere tazminat verilmesine ilişkin 466   sayılı Kanuna dayanarak zararının tazminini isteyebilirdi, Bu bağlamda Hükümet, başvuran   beraat ettiğinden dolayı bu kanundan yararlanmak için koşulların oluştuğuna dikkat çekmektedir.   Başvuran Hükiimefin argümanına itiraz etmekte ve tazminat davası açtığına dikkat   çekmektedir. Başvuran bu başvurunun etkili olmadığını eklemektedir. Zira yargılama uzun   olmakla birlikte verilen tazminat miktarı uğranılan zararı telafi edecek nitelikte değildir.   AİHM bu itirazın, 5§5 maddesine dayandırılan şikayetin neden olduğu sorunlarla   yakından bağlı olan sorunlar ortaya çıkardığını not etmektedir. Dolayısıyla AİHM itirazı esasla   birleştirmeye hükmetmektedir.   AİHM, tutuklu yargılanma süresi (5§3 maddesi) konusunda ise, başvuranın bu şikayeti   ilk kez 23 Eylül 2004 tarihli görüşlerinde dile getirdiğini not etmektedir. Oysa başvuran 11   Haziran 2002 tarihinde, yani şikayet mahkemeye sunulmadan altı ay sonra serbest bırakılmıştır.   Dolayısıyla başvuru gecikmeli yapılmış olup, AİHS’nin 35§1 ve 4 maddesi uyarınca   reddedilmelidir.   AİHM, diğer şikayetlerin AİHS’nin 35§3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun   olmadığını ve başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesiyle ters düşmediğini tespit etmektedir.   Dolayısıyla şikayetleri kabuledilebilir ilan etmek yerinde olacaktır.   B. Esasa Dair   . AÎHS’nm 5§J c) Maddesi   Başvuran ıncommımicado, yani sorgulamadan sorumlu jandarmaların tamamen insafına   kalmış bir şekilde Jandarma Komutanlığı’nda tutulu bulundurulduğuna dikkat çekmektedir.   Hükümet, başvuranın Jandarma Komutanlığı’na getirilmesinin ve burada tutulu   bulundurulduğu sürenin, olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan ulusal mevzuata   uygun olduğunu savunmaktadır. Sözkonusu tutulu bulundurma, klasik gözaltı olarak   değerlendirilemez. Hükümet, konuya ilişkin mevzuatın AİHM içtihadına göre değiştirildiğine   dikkat çekmektedir.   AİHM, bu durumda ortaya çıkan sorunlara benzer sorunları birçok kez irdelemiş ve   AİHS’nin 5§1 -c maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir {Karagöz-Türkiye, no: 78027/01 ve   Dağ ve Yaşar-Türkiye, no: 4080/02). AİHM kendisine sunulan bütün unsurları inceledikten   sonra Hükümet’in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığına kanaat   getirmektedir.   AİHM, başvuranın ilk kez 10 Aralık 2001 tarihinde gözaltına alındığını ve 14 Aralık   0 0 1 t a r i h i n e k a d a r g ö z a l t ı n d a k a l d ı ğ ı n ı g ö z l e m l e m e k t e d i r . B u t a r i h t e b a ş v u r a n C u m h u r i y e t   Başsavcılığı tarafından dinlenmiş ve daha sonra yedek hakimi önüne çıkarılmıştır. DGM yedek   hakimi, başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiş ve başvuran Diyarbakır Cezaevine   nakledilmiştir. Daha sonra başvuran, 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca yedek   hakimin izni alınarak Jandarma Komutanlığına götürülmek üzere jandarmalara teslim edilmiştir.   Böylelikle başvuran kendini yaklaşık on gün boyunca gözaltına benzer bir durumda bulmuştur.   AİHM’nin Karagöz davasında tespit ettiği gibi, başvuranın tutuklu yargılanma kararından   sonra Jandarma Komutanlığı’na götürülmesi etkili adli denetimden kaçan bir durum teşkil   etmektedir. Ayrıca daha önce cezaevinde bulunan bir tutuklunun sorgulama için güvenlik   güçlerine teslim edilmesi, gözaltı sürelerine ilişkin yürürlükte olan mevzuatı gözardı etmek   anlamına gelmektedir. Aynı şekilde başvuran da, tutuklu yargılanmasına karar verildikten bir kaç   saat sonra yemden sorgulanmıştır. Bu durum 5§1 -c maddesi amacına uygun olma gereklilikleri   ile bağdaşmamakta ve sorgulanan kişiyi gerekli bütün güvencelerden mahrum bırakmaktadır.   Dolayısıyla AİHS’nin 5§ 1 c) maddesi ihlal edilmiştir.   2. AÎH S ’nin 5§4 M addesi   Başvuran 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca tutuklu yargılanma   süresinden soma Jandarma Komutanlığına götürülmesine itiraz etmek için etkili başvuru   yolunun bulunmadığını iddia etmektedir.   Hükümet, yedek hakimin sorgulama için Jandarma Komutanlığı’na götürülmesi kararına   başvuramn itiraz edebileceğini ileri sürmektedir. .   AİHM, AİHS’nin 5§4 maddesinin, iç hukukta mahkemeyi 5. maddeye dayanan şikayetin   içeriğini tanımaya yetkili kılan başvuru yolunun bulunmasını ve uygun telafi yolunun   sunulmasını güvence altma aldığını hatırlatmaktadır. Bu başvuru yolu teoride olduğu kadar   uygulamada da “etkili” olmalıdır.   AİHM, 5§1 c) maddesi ile ilgili yukarıda belirtilen değerlendirmeleri gözönüne alarak,   sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 8. maddesinin, bu kanun gereğince alınan kararların   etkili her türlü hukuki kontrolünü kapsamadığını not etmektedir.   Dolayısıyla AÎHM, AÎHS’nin 5§4 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.   3. AÎHS’nin 5§5 maddesi   AİHM, 5. maddenin 5. paragrafına riayet edildiğini hatırlatmaktadır. Zira 5. maddenin 1,   2, 3 veya 4. paragraflarına aykırı koşullarda gerçekleştirilen özgürlükten mahrum bırakmadan   doğan zararın tazmini istenebilir (Wassink-Hollanda, 27 Eylül 1990 tarihli karar). 5. paragrafta   belirtilen tazminat hakkı, diğer paragraflardan birinin ihlal edildiğinin ulusal makamlar ya da   AÎHS kurumlan tarafından ortaya konulduğu takdirde sözkonusu olabilir (N.C.-İtalya, no:   24952/94). Bu durum işbu davada da mevcuttur.   Bu durumda AİHM, başvuranın Jandarma Komutanlığı’na götürülmesi ve bu bağlamda   etkili başvuru yolunun bulunmaması nedeniyle AİHS’nin 5. maddesinin 1 c) ve 4 paragraflarının   ihlal edildiği sonucuna varmaktadır. Geriye başvuranın uğradığı zarar için tazminat isteme   olanağına sahip olup olmadığını belirlemek kalmaktadır.   AİHM, başvuranın 29 Nisan 2003 tarihinde aleyhinde yapılan suçlamalardan beraat   ettiğini not etmektedir. Başvuran beraat ettikten soma 466 sayılı Kanun’un 1. maddesi uyarınca   Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda tazminat davası açmıştır. 17 Eylül 2004 tarihinde   başvurana özgürlükten mahrum bırakılmasından doğan maddi ve manevi zararlar adı altında   3.400.185.474 TL (yaklaşık 1.885 Euro) tazminat ödenmiştir. Bunun için Ağır Ceza Mahkemesi   sadece beraat kararına dayanmıştır. Sonuç itibariyle 466 sayılı Kanun, yasalara uygun olarak   yakalandıktan ya da tutulu bulundurulduktan soma beraat eden herkesin uğradığı zararların   Devlet tarafından ödenmesini düzenlemektedir. Dolayısıyla bu kanun uyarınca tazminat   Ö d e n m e s i, tu tu lu b u lu n d u rm a n ın m e ş ru iy e tin i s a ğ la m a y ı a m a ç la m a m a k ta d ır. S o n u ç o la ra k ,   başvuran, Jandarma Komutanlığina götürülmesi ve bu bakımdan başvuru yolunun bulunmaması   nedeniyle tazmin edilmemiştir.   Bundan dolayı AÎHM, mevcut davanın özel koşullarında, Türk hukukunun, manız   kalınan özgürlükten yoksun bırakılma için başvurana tazminat hakkı sunmadığına kanaat   getirmiştir. Dolayısıyla AİHM, Hükümet’in ön itirazını reddetmekte ve AİHS’nin 5§5   maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.   II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   A . T a z m i n a t   Başvuran uğradığı manevi zarar için 20.000 Euro istemektedir.   Hükümet bu tutara itiraz etmektedir.   AİHM manevi zarar için başvurana 2.500 Euro ödenmesinin yerinde olacağına kanaat   getirmektedir.   B. Masraf ve Harcamalar   Başvuran, AİHM huzurunda yapılan masraf ve harcamalar için 1.800 Euro istemektedir.   Hükümet bu miktara itiraz etmektedir.   AİHM içtihadına göre bir başvurana, sadece gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda   oldukları sabitlenen masraf ve harcamalar geri ödenebilir.   AİHM, elinde bulunan unsurları ve yukarıda belirtilen kriterleri gözönünde bulundurarak,   yapılan bütün masraflar için başvurana 1.000 Euro’dan adli yardım adı altında daha önce ödenen   1 5 E u r o ç ı k a r ı l a r a k g e r i k a l a n m i k t a r ı n ö d e n m e s i n i n y e r i n d e o l a c a ğ ı n a k a n a a t g e t i r m e k t e d i r .   C . G ecik m e fa izi   AİHM, Avrupa Merkez Bankasinm maıjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına   puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,   1. Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin ön itirazını esasla birleştirmeye ve   itirazı reddetmeye;   . B a ş v u ru n u n 5 § c ), 4 v e 5 m a d d e s in e iliş k in ş ik a y e tle rin kabıdedilebilir, geri kalan kısm ının   kabuledilemez olduğuna;   . A İH S ’n in 5 § 1 -c , 4 , 5 m a d d e s in in ihlal edildiğine;   4. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, döviz   kum üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi   tazminat için 2.500 (iki bin beş yüz) Euro ve masraf ve harcamalar için 1.000 (bin) Euro’dan   adli yardım adı altında alınan 715 (yedi yüz on beş) Euro düşürülerek kalan miktarın,   miktarlara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödenmesine,   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından,   Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli oîan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda   faiz uygulanmasına;   . A d il ta z m in e iliş k in d iğ e r ta le p le rin reddine;   karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüztiğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesine   uygun olarak 3 Mayıs 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło