13799/04

WyrokETPCz2008-10-21ECLI:CE:ECHR:2008:1021JUD001379904

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie redaktorki naczelnej i właścicielki magazynu za opublikowanie oświadczenia lidera nielegalnej organizacji stanowiło naruszenie wolności wyrażania opinii z art. 10 Konwencji, jeśli oświadczenie to nie nawoływało do przemocy, a nałożone kary były nieproporcjonalne?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że choć ingerencja w wolność wyrażania opinii skarżących była przewidziana prawem i służyła uzasadnionemu celowi (integralność terytorialna), to nie była ona "konieczna w społeczeństwie demokratycznym". Kluczowe było stwierdzenie, że opublikowane oświadczenie lidera PKK, Abdullaha Öcalana, dotyczące miejsca kobiet w społeczeństwie i znaczenia edukacji, nie zawierało nawoływania do przemocy, zbrojnego oporu ani buntu. Trybunał podkreślił, że sama publikacja wypowiedzi członka zakazanej organizacji nie uzasadnia automatycznie ingerencji w wolność prasy, chyba że treść tych wypowiedzi nawołuje do przemocy. Ponadto, Trybunał uznał, że nałożone kary (grzywny i zamknięcie magazynu na 7 dni) były nieproporcjonalne do ściganych celów, co doprowadziło do naruszenia art. 10 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżące, Kadriye Kanat (redaktor naczelna) i Gülşen Bozan (właścicielka) miesięcznika "Özgür Kadının Sesi", opublikowały w kwietniu 2001 roku oświadczenie lidera PKK, Abdullaha Öcalana, wraz z jego zdjęciem. Oświadczenie dotyczyło miejsca kobiet w społeczeństwie i znaczenia edukacji. Władze tureckie oskarżyły skarżące o propagandę na rzecz nielegalnej organizacji na podstawie ustaw antyterrorystycznych i prasowych. Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Stambule skazał je na grzywny i nakazał zamknięcie magazynu na siedem dni. Wyrok ten został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje pozostałą część skargi za dopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji. 3. Zasądza wspólnie na rzecz skarżących 2 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. 4. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   KANAT ve BOZAN -TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:13799/04)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Ekim 2008   İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   düzeltmelere tabi olabilir.   __________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (13799/04) no’lu davanın nedeni (T.C.   vatandaşları) Kadriye Kanat ve Gülşen Bozan’ın (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları   Mahkemesi’ne 25 Mart 2004 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) Temel   İnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.   Başvuranlar, İstanbul Barosu avukatlarından O.Yıldız tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVA KOŞULLARI   Başvuranlar, sırasıyla 1978 ve 1974 doğumlulardır ve İstanbul’da ikamet etmektedirler.   Olayların meydana geldiği dönemde, “Özgür Kadının Sesi” adlı aylık dergide Kadriye Kanat   yazı işleri müdürü, Gülşen Bozan da imtiyaz sahibiydi.   Nisan 2001 tarihinde, Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle, dergi, 13. sayısının son sayfasında   PKK lideri Abdullah Öcalan’ın 14 Mart 2001 tarihli ve “ Gerçeğin, adaletin ve sevginin   arayıcılarına” başlıklı açıklamasını Öcalan’ın bir resmi ile birlikte yayımlamıştır.   İhtilaf konusu açıklama, neolitik çağdan günümüze kadar toplumda kadının yerine ilişkin kısa   bir tarihi özet içermekte ve Öcalan’ın, siyaset ve sömürü sistemlerinin kadının köleleşme   sürecini hızlandırdığı, bu çerçevede özellikle eğitim aracılığıyla kadınlarını kendilerini   geliştirmeye devam etmeleri gerektiğine ilişkin tespitiyle sona ermiştir.   Nisan 2001 tarihli bir iddianame ile İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet   Savcısı, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 6/2 ve 6/4 maddesine ve 5680 sayılı Basın   Kanununun Ek 2/1 maddesine aykırı olarak yasadışı bir örgüt liderinin konuşmasını   yayımladıkları gerekçesiyle başvuranlar hakkında ceza davası açmıştır.   Aralık 2002 tarihli bir kararla sözü edilen 3713 sayılı kanunun 6/2 maddesi uyarınca, üç   sivil hakimden oluşan Devlet Güvenlik Mahkemesi, dava konusu konuşmayı yayımlayarak   yasadışı örgüt propagandası yaptıkları gerekçesiyle yazı işleri müdürü sıfatıyla Kadriye   Kanat’ı ve ihtilaflı derginin imtiyaz sahibi sıfatıyla Gülşen Bozan’ı sırasıyla 468.750.000 TL   [yaklaşık 234 Euro] ve 1.125.000.000. TL [yaklaşık 562 Euro] para cezasına çarptırmıştır.   Devlet Güvenlik Mahkemesi, ayrıca sözü edilen 5680 sayılı yasanın ek 2/1 maddesi uyarınca   sözkonusu derginin takip eden 7 gün süreyle kapatılmasına karar vermiştir.   Eylül 2003 tarihli bir karar ile Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını onamış ve karar   nihai hale gelmiştir.   HUKUK   I. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuranlar, cezai mahkumiyetlerinin ifade özgürlüğü haklarını ihlal etmesinden şikayetçi   olmaktadırlar. Bu bağlamda başvuranlar, AİHS’nin 10. maddesine atıfta bulunmaktadırlar.   Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe ilişkin   AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başvuruda başka açılardan bakıldığında da   kabuledilemezlik unsuru olmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir   niteliktedir.   B. Esas   AİHM, dava konusu mahkumiyet kararının, AİHS’nin 10/1 maddesinin güvence altına aldığı   başvuranların ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturmasının taraflar arasında ihtilafa   neden olmadığını kaydetmektedir. Üstelik müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğüne ve   AİHS’nin 10/2 maddesi uyarınca toprak bütünlüğünün korunması gibi yasal amaç güttüğüne   itiraz edilmemektedir (Bkz. Yağmurdereli-Türkiye, başvuru no: 29590/96, 4 Haziran 2002).   AİHM, sözkonusu değerlendirmeyi kabul etmektedir. Uyuşmazlık sözkonusu tedbirin   “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığını sorusuna dayanmaktadır.   AİHM, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan davaları incelemiş ve AİHS’nin 10.   maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz, özellikle, Ceylan-Türkiye, başvuru no:   23556/94; Öztürk-Türkiye, başvuru no: 22479/93; İbrahim Aksoy; Karkın-Türkiye, başvuru   no: 43928/98, 23 Eylül 2003; Kızılyaprak-Türkiye, başvuru no: 27528/95, 2 Ekim 2003).   AİHM, mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığına   kanaat getirmiştir. AİHM, suç unsuru sayılan makalede kullanılan terimlere ve   yayımlandıkları bağlama özellikle dikkat etmiştir. Bu bağlamda, AİHM, göreceği davanın   bulunduğu koşulları, özellikle terörle mücadeleye bağlı zorlukları göz önünde bulundurmuştur   (Bkz, İbrahim Aksoy; Incal-Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar).   Özgür Kadının Sesi adlı aylık dergide yazı işleri müdürü ve imtiyaz sahibi olarak   başvuranların mahkum edildiği dava konusu makale, Kadınlar Günün vesilesiyle PKK lideri   Abdullah Öcalan’ın yaptığı bir açıklamayı kapsamaktadır. Sözkonusu açıklamada Abdullah   Öcalan, öncelikle neolitik dönemden itibaren kadının toplumdaki yerini anlatmış ardından   günümüz toplumlarında kadının içinde bulunduğu koşul ile koşullarını iyileştirmek için   eğitimin önemi hakkında tespitlerde bulunmuştur.   AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesinin, dava konusu makaleyi yasadışı bir örgüt liderinin   beyanlarını içerdiğini ve 3713 sayılı Kanun’a muhalefet suçunun unsurlarının oluştuğunu   tespit etmekle yetindiğini belirlemektedir.   İç hukuk mercilerinin vermiş oldukları   kararlardaki gerekçeler tek başına, başvuranların ifade özgürlüğü haklarına yapılan   müdahaleyi haklı kılmaya yetmemektedir (bkz, mutatis, mutandis, Sürek-Türkiye (no:4),   başvuru no: 24762/94, 8 Temmuz 1999). AİHM, özellikle yasaklanan bir örgütün üyesi ile   yapılan röportajların veya onlar tarafından verilen beyanların gazetenin ifade özgürlüğüne   yapılan müdahaleyi haklı kılamayacağını hatırlatmaktadır (bkz, Özgür Gündem-Türkiye,   başvuru no: 23144/93). AİHM, sözkonusu dergide sunmak veya incelemek için hiçbir   gazeteci yorumu yapılmaksızın yayımlanan ihtilaflı konuşmada kullanılan terimlerin şiddet   kullanımına, silahlı direnişe ve başkaldırıya teşvik etmediğini gözlemlemektedir; bu   AİHM’ye göre dikkate alınacak temel unsurdur (Gerger-Türkiye, başvuru no: 24919/94, 8   Temmuz 1999). Mevcut davada, ihtilaflı makale, belirli kişilere karşı derin ve mantık dışı kin   telkin ederek şiddeti destekler bir nitelik taşımamaktaydı (Bkz, a contrario, Sürek-Türkiye   (no:1), başvuru no: 26682/95).   Bu bağlamda, AİHM, ifade özgürlüğünün, basına, yasaklanan örgütlerin üyelerinin beyanları   aracılığıyla şiddet fikirleri yaymaya hizmet eden bir kürsü olma imkanı tanımadığını   belirtmenin uygun olacağı kanısındadır (Yıldız-Taş-Türkiye (no:1), 77641/01, 19 Aralık 2006;   a contrario, Sürek-Türkiye (no:3), başvuru no: 24735/94, 8 Temmuz 1999).   AİHM, AİHS’nin 10. maddesi ile güvence altına alınan ifade özgürlüğüne yapılan   müdahalenin orantılılığının belirlenmesinde verilen cezanın niteliği ve ağırlığının da dikkate   alınacak unsurlar olduğunu belirtmektedir (diğerleri arasından, Ceylan). AİHM, mevcut   davada, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin başvuranları, 468.750.000 TL [yaklaşık 234 Euro]   ve 1.125.000.000TL [yaklaşık 562 Euro] para cezasına çarptırdığını ve derginin yedi gün süre   ile kapatıldığını tespit etmektedir.   Mevcut davada, başvuranların mahkumiyeti izlenen amaçlarla orantısızdır, böylece   “demokratik bir toplumda gerekli” değildir. Böylece AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Başvuranlar, sırasıyla, mahkum edildikleri para cezaları miktarlarına tekabül eden   468.750.000 TL [yaklaşık 234 Euro] ve 1.125.000.000 TL [yaklaşık 562 Euro] maddi zarar   talebinde bulunmaktadırlar. Bununla birlikte, başvuranlar sözkonusu para cezalarını   ödediklerini gösteren hiçbir belge sunmamaktadırlar.   Başvuranlar, ortaklaşa olarak 2.500 Euro manevi tazminat talebinde bulunmaktadırlar.   Hükümet, sözkonusu iddialara karşı çıkmaktadır.   İddia edilen maddi zarar ilişkin olarak AİHM, başvuranların çarptırıldıkları para cezalarını   ödediklerini gösteren hiçbir belge sunmadıklarını tespit etmektedir. Bu durumda AİHM,   sözkonusu talebi reddetmektedir.   Manevi tazminata ilişkin olarak ise AİHM, dava koşulları nedeniyle başvuranların belli bir   sıkıntı yaşamış olabilecekleri kanaatindedir. AİHM, AİHS’nin 41. maddesi uyarınca   hakkaniyete uygun olarak başvuranlara ortaklaşa olarak 2.500 Euro manevi tazminat   ödenmesine hükmetmektedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Başvuranlar, AİHM önünde yapmış oldukları yargılama masraf ve giderleri için 6.593 Euro   talep etmektedirler. Sözkonusu miktarın hesap dökümü şu şekildedir: AİHM’ye başvuru   evrakının sunulması ve adil tatmin görüşleri için 1.375 Euro, çeviri masrafları için 180 Euro,   posta ücreti için 8 Euro, telefon ve fax masrafları için 30 Euro ve İstanbul Barosu tarafından   belirlenen asgari ücret tarifesine uygun olarak avukatlık ücreti için 5000 Euro. Bununla   birlikte başvuranlar hiçbir belge sunmamaktadırlar.   Hükümet, sözkonusu iddialara karşı çıkmaktadır.   AİHM içtihadına göre bir başvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini   gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda olduğu ortaya konulduğu sürece elde edebilir (bkz,   Iatridis-Yunanistan (adil tatmin), başvuru no: 31107/96; Svipsta-Letonya, başvuru no:   66820/01; mutatis, mutandis, Nikolova-Bulgaristan, başvuru no: 31195/96). Mevcut davada,   sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak AİHM, yargılama   masraf ve giderleri için tazminat ödemeye gerek olmadığı kanaatindedir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç   puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;   2. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz   kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvuranlara   ortaklaşa olarak 2.500 Euro (iki bin beş yüz Euro) manevi tazminat ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve   3. paragraflarına uygun olarak 21 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło