1383/02

WyrokETPCz2007-04-12ECLI:CE:ECHR:2007:0412JUD000138302

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak jawnej rozprawy i możliwości obrony w postępowaniu karnym zakończonym nakazem karnym oraz w postępowaniu odwoławczym naruszył prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że brak jawnej rozprawy zarówno w postępowaniu przed sądem pierwszej instancji (sąd pokoju), jak i w postępowaniu odwoławczym (sąd karny), uniemożliwił skarżącemu skuteczne korzystanie z prawa do obrony. Decyzje sądów opierały się wyłącznie na dokumentach z akt sprawy, a skarżący nie miał możliwości przedstawienia swojej obrony ani skorzystania z pomocy prawnej przed sądami orzekającymi w jego sprawie. Trybunał podkreślił, że jawność rozprawy jest fundamentalną zasadą rzetelnego procesu, a jej brak w połączeniu z niemożnością aktywnego udziału w postępowaniu sprawił, że proces był nierzetelny.
Stan faktyczny
Skarżący, Mevlüt Kaya, został oskarżony o „nieposłuszeństwo wobec oficjalnych nakazów” po tym, jak odmówił oddania swojego samochodu, który miał być użyty w przestępstwie. Sąd pokoju w Izmirze wydał nakaz karny, skazując go na karę pozbawienia wolności zamienioną na grzywnę, bez jawnej rozprawy. Odwołanie skarżącego do sądu karnego również zostało rozpatrzone bez rozprawy, a decyzja sądu pierwszej instancji została podtrzymana. Skarżący zapłacił grzywnę.
Rozstrzygnięcie
Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Stwierdza, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające zadośćuczynienie za wszelkie szkody niemajątkowe poniesione przez skarżącego. Zasądza na rzecz skarżącego 200 EUR tytułem szkody majątkowej oraz 500 EUR tytułem kosztów i wydatków. Oddala pozostałą część roszczenia skarżącego o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   ÜÇÜNCÜ DAİRE   MEVLÜT KAYA - TÜRKİYE   (Başvuru no. 1383/02)   KARAR   STRAZBURG   2 N i s a n 2 0 0 7   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Bu karar AÎHS ’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle   ilişkin değişiklikyapılabilir.   USUL   Dava, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesinin (“Sözleşme”) 34. maddesi   uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Mevltit Kaya (“başvuran”) isimli Türk vatandaşı   tarafından, 5 Temmuz 2002 tarihinde Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi5ne yapılan   başvurudan (no. 1383/02) kaynaklanmaktadır.   Başvuran, İzmir Barosu’na bağlı avukat M. Sürücü tarafından temsil edilmiştir.   OLAYLAR   I . D A V A O L A Y L A R I   Başvuran 1951 doğumludur ve İzmir’de ikamet etmektedir.     Nisan 2000 tarihinde, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi, bir suçun işlendiği sırada   kullanıldığı gerekçesiyle başvuranın arabasına el koyulmasını emretmiştir. Başvuran arabasını   teslim etmek istememiştir.   Belirli olmayan bir tarihte, İzmir Cumhuriyet Savcısı, başvuranın ifadesini alınış ve 10   Temmuz 2001 tarihinde, İzmir Sulh Hukuk Mahkemesine, başvuranı “resmi makamların   emrine uymamak” ile suçlayan bir iddianame sunmuştur. Türk Ceza Kanunu’nun 526 § 1.   maddesine uygun olarak başvuranın cezalandırılmasını talep etmiştir.   Tem m uz 2001 tarihinde, İzm ir Sulh H ukuk M ahkem esi, açık bir duruşm a   düzenlemeden, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 386. maddesi uyarınca davayı ceza   kararnamesi ile sonuçlandırmıştır. Dava dosyasının içeriğine göre karar vermiş ve başvuranı   üç ay h a p i s c e z a s ı n a v e 3 5 . 5 9 1 . 4 0 0 Tü r k Li ra sı (TL) p a r a c e z a s ı n a ç a r p t ı r m ı ş t ı r . M ah k em e,   daha sonra, hapis cezasını para cezasına çevirmiş ve başvuranı toplam 249.139.3001 Türk   Lirası para cezasına çarptırmıştır.     Ağustos 2001 tarihinde, başvuran, İzmir Ceza Mahkemesi önünde bu karara itiraz   etmiştir. Ceza Mahkemesi’nden, temyizini incelemek üzere duruşma düzenlemesini talep   etmiştir.     Ağustos 2001 tarihinde, İzmir Ceza Mahkemesi, hukuka ve usule uygun olduğunu   kaydederek bir duruşma düzenlemeden Sulh Hukuk Mahkemesinin kararını onamıştır.   Başvuran, söz konusu para cezasını 10 Aralık 2001 tarihinde ödemiştir.   HUKUK   I .   A İ H S ’ N İ N 6 § § 1 ,2 v e 3 ( c ) M A D D E S İ N İ N İ H L A L E D İ L D İ Ğ İ İ D D İ A S I   1Sözkonusu zamanda yaklaşık 200 Euro’ya karşılık gelmektedir.   Başvuran, davasında açık bir duruşma düzenlenmediği için kendi kendini   savunmasının veya bir avukat yardımından yararlanmasının mümkün olmadığı konusunda   şikayetçi olmuştur. Ayrıca, bu davada masumiyet karinesi ilkesinin de ihlal edildiğini iddia   etmiştir. AİHS’nin 6 §§ 1, 2 ve 3(c) maddesine atıfta bulunmuştur. Söz konusu maddenin   ilgili kısmı şöyiedir:   H erk es,. . . cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek ola n ,. . . bir   mahkeme tarafından davasının . . . hakkaniyete uygun . . , olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.   2. Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.   3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:   c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak ve   eğer savunmacı tutm ak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa,   mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek;   Hükümet, yargı makamları tarafından izlenen prosedürün, Ceza Muhakemeleri Usulü   Kanunu’nıın ilgili hükümleri ile uyumlu olduğunu ileri sürmüştür. Bu prosedür, ufak suçlara   yönelik ve mahkemelerin iş yükünü azaltma amaçlı basitleştirilmiş bir prosedürdü. Hükümet,   ek olarak, Sulh Hukuk Mahkemesi’nin bir duruşma düzenlemeyi gerekli bulmadığını zira   başvuranın cumhuriyet savcısı tarafından alman ifadesinin ve dava dosyasında mevcut oian   belgelerin dava hakkında karar vermek için yeterli olduğunu değerlendirdiğini kaydetmiştir.   A , K a b u l e d i l e b i l i r l i k   AİHM, başvurunun, AİHS’nin 35 § 3 maddesi anlamı dahilinde dayanaktan yoksun   olmadığım kaydetmiştir. Ayrıca, başvurunun başka açılardan da kabuledilmez olmadığını   belirtmiştir. Bu nedenle, başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmelidir.   B , E s a s l a r   1. Genel ilkeler   AİHM, AİHS’nin 6 § 1 maddesinde yer alan davaların açık olarak görülmesi   gerekliliğinin temel bir ilke olduğunu yinelemiştir. Bu açıklık niteliği, davacıları, kamu   incelemesine tabi tutulmadan adaletin işlemesine karşı korumaktadır ve aynı zamanda   insanların mahkemelere olan güvenini muhafaza etmenin yollarından birisidir. Açıklık,   adaletin işlemesini şeffaf kılarak, 6 § 1. maddenin davanın hakkaniyete uygun olarak   görülmesi şeklindeki amacına ulaşmasına katkı sağlamaktadır (bkz., diğer kararların yanı sıra,   Stefanelli - Scın-Marino, no. 35396/97).   AİHM, bütün olarak okunduğunda, 6. maddenin sanığın bir ceza davasına etkili olarak   katılma hakkını garanti altına aldığını ammsamıştır. Genel anlamda, bu sadece hazır bulunma   hakkını değil aynı zamanda gerekli olduğu takdirde avukat yardımından yararlanma ve   işlemleri etkili bir şekilde takip etme haklarını da kapsamaktadır. Bu haklar davanın iki taraflı   yürütülmesi kavramının içinde yer almakta ve aynı zamanda 6 § 3 maddesinin c, d ve e   fıkralarında yer alan teminatlardan da anlaşılmaktadır (bkz., diğer kararların yanı sıra,   Stanford - İngiltere, 23 Şubat 1994 tarihli karar).   Ayrıca, 6 § 1 madde, bir ilk derece mahkemesinin kararını temyize göndermeyi garanti   etmemektedir. Ancak, iç hukukun temyiz hakkı sağladığı bir durumda, temyiz işlemleri dava   sürecinin uzantısı olarak değerlendirilecektir ve dolayısıyla 6. maddeye tabi tutulacaktır   (Delcourt ~ Belçika, 17 Ocak 1970 tarihli karar).   2. Söz konusu ilkelerin bu davaya uygulanması   AİHM, söz konusu davada, konuların üst üste binmesi ve 6 § 2 madde ve 6 § 3   maddenin fıkralarının ilk paragrafta yer alan genel hakkaniyete uygunluk teminatının belirli   yönlerini teşkil etmesi nedeniyle başvuranın 6 § 1 madde uyarınca olan şikayetlerine toplu   olarak bakmanın uygun olacağım değerlendirmiştir.   j AİHM, başlangıçta, Anayasa Mahkemesi’nin 30 Haziran 2004 tarihinde verilen bir   kararda, bireyleri açık olarak görülen bir duruşmadan yoksun bırakmanın davanın hakkaniyete   uygun olarak görülmesi hakkına aykırı olduğu gerekçesiyle, oybirliğiyle, eski Ceza   Kanunu’ııun 390 § 3. maddesinin anayasaya aykırı olduğu sonucuna vardığını ve   hükümsüzlük kararı verdiğini kaydetmiştir. Ayrıca, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren   yeni Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ile birlikte davaları ceza   kararnamesi ile sonuçlandırma uygulamasına son verilmiştir.   Ancak, AİHM, olayların yer aldığı sırada hüküm süren ilgili iç hukuka uygun olarak   başvuranın yargılanması sürecinde davanın açık olarak görülmediğini kaydetmiştir. Hem   davayı ceza kararnamesi ile sonuçlandıran ve başvuranı para cezasına çarptıran İzmir Sulh   Hukuk Mahkemesi hem de başvuranın itirazını inceleyen İzmir Ceza Mahkemesi, dava   dosyasında mevcut olan belgelere istinaden kara vermişlerdir. Başvuranın ifadesi sadece İzmir   Cumhuriyet Savcısı tarafından alınmıştır. Başvurana, davası hakkında karar veren   mahkemeler önünde kendi kendini savunmak veya bir avukat yardımından yararlanmak   imkanları tanınmamıştır. AİHM, bu nedenle, başvuranın, cezai işlemleri etkili bir şekilde   takip edemediğini değerlendirmiştir.   Yukarıda belirtilenler karşısında, AİHM, yargı makamları tarafından izlenen   prosedürün başvuramn savunma haklarından düzgün bir şekilde yararlanmasını engellediği ve   böylece cezai işlemlerin hakkaniyete uygun olmadığı sonucuna varmıştır.   AİHM, AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği kararını vermiştir.   II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   AİHS’nin 41. maddesi şöyledir:   “ Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleşmeci T arafın İç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder.”   A . T a z m i n a t   Başvuran 10.000 Euro (Euro) manevi tazminat talep etmiştir.   Hükümet, başvuranın talebinin aşırı ve kabul edilmez olduğunu ileri sürmüştür.   ( AİHM, 6 § 1 maddesinin ihlal edilmesi ile başvuranın para cezasını Ödeme   yükümlülüğü arasındaki sebep sonuç ilişkisine dikkat etmiştir (bkz., üzerinde gerekli   değişiklikler yapıldıktan soma, Nikula - Finlandiya, no. 31611/96). AİHM, bu nedenle,   başvuranın 249.139.800 TL karşılığı maddi zarar gördüğünü değerlendirmiştir. AİHM,   ödeme gününde geçerli ortalama döviz kurlarına dayanarak başvurana 200 Euro maddi   tazminat ödenmesine karar vermiştir.   Ayrıca, başvuranın uğradığı herhangi bir manevi zarara karşı, ihlal tespitinin yeterli   tazmin oluşturduğunu değerlendirmiştir.   i B , M a h k e m e M a s r a f l a r ı   Başvuran, ayrıca, yerel mahkemelerde ve AİHM’de yapılan mahkeme masraflarına   karşılık 2.000 Euro talep etmiştir.   Hükümet, başvuranın bu talebi doğrulayamadığını iddia etmiştir.   AİHM, eşitlik temeline dayalı karar vererek ve içtihadını göz önünde bulundurarak   başvurana bu başlık altında 500 Euro tazminat ödenmesine karar vermiştir.   C . G e c ik m e fa iz i   AÎHM, gecikme faizi olarak, Avmpa Merkez Bankasinın kısa vadeli kredilere   uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   verir.   BU SEBEPLERLE, AİHM OYBİRLİĞİ İLE   1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. A İ H S ’nin 6 § 1. m a d d e s i n i n i h la l ed il di ğ in e;   . B a ş v u r a n ta r a f ın d a n m a r u z k a lm a n h e r h a n g i b ir m a n e v i z a r a r a k a r ş ı ih la l te s p itin in y e te r li   adil tazmin oluşturduğuna;   . ( a ) S o r u m l u D e v l e t ’ i n , b a ş v u r a n a , a ş a ğ ı d a k i m i k t a r l a r ı , A İ H S ’ n i n 4 4 § 2 . m a d d e s i   uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren iiç ay içinde, ödeme günündeki kur   üzerinden Yeni Türk Lirasina dönüştürmek üzere ödemesine:   (i) 200 Euro (iki y ü z Euro) maddi tazm inat;   (ii) 500 Euro (beş yüz Euro) mahkeme masrafları;   (iii) tabi olabilecek her türlü vergi;   (b) y u k a n d a b e lirtile n üç aylık sürenin aşılmasından ödem e gününe kadar geçen süre için   yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankasinın o dönem için geçerli faizinin üç puan   fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Başvuranın adil tazmin talebinin kalanının reddine   K A R A R V E R M İŞT İR .   İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’niin 77 §§ 2 ve 3. maddesi   uyarınca 12 Nisan 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   Santiago QUESADA   Zabıt Katibi   Bostjan M. ZUPANCIC   Başkan   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło