14015/05
WyrokETPCz2010-03-30ECLI:CE:ECHR:2010:0330JUD001401505
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania sądowego dotyczącego odszkodowania za znacjonalizowane grunty leśne naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie sądowe, które trwało ponad 23 lata od daty uznania przez Turcję prawa do skargi indywidualnej (a łącznie 45 lat od jego wszczęcia), było nadmiernie długie i naruszało zasadę rozsądnego terminu z art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał zastosował swoje ugruntowane kryteria oceny rozsądnego terminu, takie jak złożoność sprawy, zachowanie skarżących i władz krajowych oraz znaczenie sprawy dla skarżących. W odniesieniu do skargi z art. 1 Protokołu nr 1, Trybunał stwierdził, że jest ona przedwczesna, ponieważ sądy krajowe nie wydały jeszcze ostatecznego orzeczenia w sprawie zwiększenia odszkodowania, co oznacza niewyczerpanie krajowych środków odwoławczych.Stan faktyczny
Trzynastu obywateli Turcji złożyło skargę dotyczącą postępowania sądowego, które rozpoczęło się w 1965 roku. Sprawa dotyczyła żądania zwiększenia odszkodowania za prywatne grunty leśne ich przodków, które zostały uznane za lasy państwowe w 1947 roku. Pomimo wielokrotnych orzeczeń sądów niższych instancji i kasacji przez Sąd Najwyższy, postępowanie nadal trwało w sądzie pierwszej instancji w momencie wydania wyroku ETPCz, czyli przez ponad 45 lat.Rozstrzygnięcie
Trybunał, jednomyślnie:
1. Uznaje skargę dotyczącą art. 6 ust. 1 Konwencji (w zakresie przewlekłości postępowania) za dopuszczalną, a pozostałe skargi za niedopuszczalne.
2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji.
3. Zasądza, że Państwo Pozwane ma zapłacić skarżącym wspólnie kwotę 15 600 (piętnaście tysięcy sześćset) euro tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową, powiększoną o wszelkie podatki, w terminie trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku.
4. Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
ꢀEREFLĐ VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢁvuru no: 14015/05)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Mart 2010
Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup
ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (14015/05) numaralı baꢀvurunun nedeni on
üç T.C. vatandaꢀı Necip Mümtaz ꢁerefli, ꢁerif Necip ꢁerefli, Engin Onay, Gülümser ꢁerefli,
Aslı ꢁerefli, Firuzan Topaloğlu, Habibe Rona, Nevcihan Ertuğlu, Gülümser Ertan, Firdevs
Hepgül Selçik, Meltem Özkaya, Adviye Onay ve Zümrüt Onay’ın (baꢀvuranlar) 18 Mart 2005
tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS)
34. maddesi uyarınca yaptığı baꢀvurudur.
Baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Strazburg’ta ikamet eden
Đstanbul Barosu avukatlarından O. Uğural ve Ankara Barosu avukatlarından H. Tepe
tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
Baꢀvuranların atalarına ait iki özel ormanlık alanı 22 Eylül 1947 tarihinde milli orman alanı
ilan edilmiꢀ ve devletleꢀtirme tazminatı olarak 46.250 TL. ödenmiꢀtir. Hükümete göre o
dönemde bu meblağ yaklaꢀık 293.955 Euro’ya tekabül etmekteydi.
Baꢀvuranlar ormanlarının milli orman alanı olarak nitelendirilmesine karꢀı birçok idari ve
hukuki giriꢀimde bulunmalarını müteakip 26 Nisan 1965 tarihinde Marmaris Asliye Hukuk
Mahkemesi’ne giderek devletleꢀtirme tazminat miktarının artırılması talebiyle dava
açmıꢀlardır. Ocak 1967 tarihinde Asliye hukuk mahkemesi hakkın sükûtu ve davanın açılacağı ꢀahsın
kimliğinde hata yapıldığı gerekçesiyle baꢀvuranların talebini reddetmiꢀtir. Bununla birlikte
Yargıtay 31 Mayıs 1967 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını bozmuꢀtur.
Asliye hukuk mahkemesi Yargıtay’ın bozduğu kararı yeniden incelemiꢀ ve 29 Eylül 1970
tarihinde baꢀvuranlara talep ettikleri 4.953.750 TL ek tazminatın ödenmesini kararlaꢀtırmıꢀtır. Aralık 1971 tarihinde Yargıtay bir kez daha ilk derece mahkemesinin kararını bozmuꢀtur.
O tarihten bu yana esas hakimi yüz altmıꢀ beꢀ duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀ ve ihtilaf konusu
taꢀınmazın değerini saptamak amacıyla birçok olay yeri incelemesi ve bilirkiꢀi incelemeleri
yapılmasını talep etmiꢀtir. Dava dosyasında yer alan bilgilerden iꢀbu kararın alındığı tarihte
mahkemenin esas hakkında kararını vermediği ve davanın ilk derece mahkemesinde halen
sürdüğü anlaꢀılmaktadır.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar yargılamanın uzunluğu nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen «makul
süre» ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
Hükümet baꢀvuranların iç hukukta öngörülebilir nihai bir karara varmaksızın mevcut
baꢀvuruyu yapmaları ölçüsünde iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır.
AĐHM bu yöndeki bir itirazın hukuki yargı sürecinin uzunluğuna iliꢀkin yapılan ꢀikayetle
bağdaꢀmadığını ve ayrıca aꢀırı uzun süren yargılamanın ivedilikle sonuçlanması gerektiği
hususu göz önüne alındığında itirazın anlaꢀılamaz olduğuna itibar etmektedir (Bkz. mutatis
mutandis, Erhun-Türkiye no: 4818/03 ve 53842/07, 16 Haziran 2009). AĐHM bu nedenle
Hükümetin itirazını reddetmekte ve ꢀikayetin herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesiyle karꢀı
karꢀıya bulunmadığını kaydetmektedir. Bu nedenle ꢀikayet kabuledilebilir niteliktedir.
Hükümet esasa iliꢀkin baꢀvuranların iddiasına karꢀı çıkmakta ve sözü edilen yargılamanın
uzunluğunun bilhassa davanın karmaꢀık yapısından, davaya karıꢀan kiꢀi sayısının fazla
oluꢀundan ve kimi duruꢀmalara katılmayan baꢀvuranların tutumundan ileri geldiğini
savunmaktadır.
Baꢀvuranlar Hükümetin bu savına karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM baꢀvuranların ꢀikayetçi oldukları yargı sürecinin Marmaris Asliye Hukuk
Mahkemesi’ne 26 Nisan 1965 tarihinde yapılan baꢀvuru ile baꢀladığını ve bu kararın alındığı
tarihte henüz sona ermediğini not etmektedir. Bunun yanı sıra AĐHM, dikkate alınması gereken
dönemin Türkiye’nin Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne bireysel baꢀvuru hakkını tanıdığı 28
Ocak 1987 tarihinde baꢀladığını da hatırlatır. 28 Ocak 1987 yılından mevcut kararın alındığı
tarihe dek iki dereceli mahkemede görülen, beꢀ kez incelenen ve yargı süreci yirmi bir yıla
ulaꢀan bu dava yirmi üç yıldan fazla sürmüꢀtür.
AĐHM yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın ꢀartları ıꢀığında ve özellikle de
davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve ilgili mercilerin tutumu, davanın baꢀvuran için arz ettiği
önem gibi, içtihadında yerleꢀmiꢀ ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır
(Bkz. diğer birçokları arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı, no:30979/96).
AĐHM daha önce de benzer sorunları ortaya koyan baꢀvuruları incelediğini ve AĐHS’nin 6/1
maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (sözü edilen Frylender).
AĐHM kendisine sunulan bütün unsurları incelemiꢀ ve Hükümetin bu davada farklı bir sonuca
ulaꢀmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiꢀtir.
Mahkemenin bu konudaki yerleꢀik içtihadı ıꢀığında AĐHM, sözkonusu yargı sürecinin
uzunluğunun aꢀırı olduğuna ve «davanın makul bir süre zarfında görülmesi» ilkesini
karꢀılamadığına itibar etmektedir.
Bu nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’YE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ
ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar sözkonusu yargı sürecinin uzunluğunun Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi ile
güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlalini oluꢀturduğundan yakınmaktadır.
Hükümet bu iddiaya karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM bu baꢀvuruda ihtilaf konusunun devletleꢀtirme tazminatının artırılmasına dayandığını ve
buna iliꢀkin sürecin ulusal mahkemeler önünde halen derdest olduğunu gözlemlemektedir.
AĐHM ulusal mahkemelerin baꢀvuranların talepleri konusunu bir karara bağlamadıklarını ve Ek no’lu Protokol’ün 1. maddesi gereğince taꢀınmazın mevcudiyetinin iç hukuk düzeyinde
henüz tamamlanmadığını hatırlatır. AĐHM, kendisine sunulan unsurların tamamı ıꢀığında Ek 1
no’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca yapılan ꢀikayetin giderilmesi bakımından iç hukuktaki
sürecin sonlandırılması gerektiği kanısındadır.
Davanın ulusal mahkemeler nezdinde halen sürüyor olması göz önüne alındığında, mevcut
ꢀikayet erken yapılmıꢀtır ve AĐHS’nin 35/1 ve 4. maddeleri gereğince iç hukuk yollarının
tüketilmemesi nedeniyle reddedilmelidir (Bkz. aynı anlamda, Veli Uysal-Türkiye, no:
57407/00, 4 Mart 2008 ve Ergül vd.-Türkiye no: 22492/02, 20 Ekim 2009).
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar 200.000.000 Euro maddi tazminat ve ayrıca mevcut baꢀvurunun konusunu teꢀkil
eden yargı sürecinin uzunluğu nedeniyle uğradıkları manevi zararın karꢀılanması bakımından
baꢀvuranların her biri 25.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir. Baꢀvuranlar son olarak
kanıtlayıcı herhangi bir belge olmadan iç hukuktaki ve AĐHM önündeki yargılama
giderlerinin karꢀılanması için toplam 50.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu meblağlara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM AĐHS’nin 6/1 maddesine yönelik tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi tazminat
talebi arasında herhangi bir illiyet bağı kuramamakta ve maddi tazminat talebini
reddetmektedir. Buna karꢀın, baꢀvuranların belirli bir ölçüde manevi zarara uğradığını kabul
ederek hakkaniyete uygun baꢀvuranlara ortaklaꢀa 15.600 Euro manevi tazminat ödenmesini
kararlaꢀtırmaktadır (Bkz. sözü edilen Ergül kararı). Yargılama giderleri ile ilgili AĐHM,
baꢀvuranların bu doğrultuda herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmadıklarını hatırlatarak bu
taleplerini reddetmektedir (Bkz. diğer birçokları arasında, Montzila-Yunanistan no: 25536/04, Mayıs 2006).
AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına
uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
Bununla birlikte, hukuki yargı süreci yaklaꢀık kırk beꢀ yıldır halen derdesttir. AĐHM sonuç
olarak en uygun telafi yolunun mezkur ihlale son verecek ꢀekilde adaletin iyi idaresinin
gözetilerek mezkur davaların bir an evvel sonuçlanmasını sağlamak olduğuna itibar
etmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. AĐHS’nin 6/1 maddesi hakkındaki ꢀikayetin (yargılama sürecinin uzunluğunun aꢀırı olması)
kabuledilebilir bunun dıꢀında kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru
üzerinden TL’ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından baꢀvuranlara ortaklaꢀa 15.600
(on beꢀ bin altı yüz) Euro manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 30 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
5
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 15.07.2026. · Źródło