14037/04;14052/04;14072/04;14077/04;14092/04;14098/04;14100/04;14103/04;14112/04;14115/04;14120/04;14122/04;14129/04
WyrokETPCz2008-11-18ECLI:CE:ECHR:2008:1118JUD001403704
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania cywilnego dotyczącego rejestracji nieruchomości naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji, nawet jeśli część opóźnienia była spowodowana przez pełnomocnika skarżących?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ogólna długość postępowania cywilnego, trwającego osiem lat na trzech szczeblach jurysdykcji, była nadmierna i naruszyła wymóg „rozsądnego terminu” z art. 6 ust. 1 Konwencji. Chociaż Trybunał stwierdził, że około trzyletnie opóźnienie było spowodowane zaniedbaniem pełnomocnika skarżących (nieopłacenie kosztów doręczeń), uznał, że nawet po odjęciu tego okresu, pozostały czas trwania postępowania był nadal zbyt długi. Trybunał zastosował ustalone kryteria oceny rozsądnego terminu, takie jak złożoność sprawy, postępowanie stron i władz krajowych oraz stawka dla skarżącego.Stan faktyczny
Piętnastu obywateli Turcji złożyło w listopadzie i grudniu 1995 roku wnioski do sądu cywilnego pierwszej instancji w Silvan o rejestrację nieruchomości w ich imieniu, powołując się na zasiedzenie. Sąd pierwszej instancji odrzucił te wnioski w kwietniu 2000 roku, opierając się na orzeczeniu Sądu Kasacyjnego, które wymagało 20 lat od ostatecznego zatwierdzenia planu katastralnego, co w ich przypadku nie nastąpiło. Po opóźnieniach w procedurach administracyjnych, w tym ze strony pełnomocnika skarżących, odwołania zostały odrzucone przez Sąd Kasacyjny w październiku 2003 roku.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie postanowił połączyć skargi. Trybunał jednogłośnie uznał skargi dotyczące art. 6 ust. 1 Konwencji za dopuszczalne, a pozostałe skargi za niedopuszczalne. Trybunał jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał jednogłośnie zasądził zadośćuczynienie za szkody niemajątkowe: 1000 euro dla skarżącego Mehmeta Şafi Aksoya (skarga nr 14120/04) oraz 500 euro dla każdego z pozostałych skarżących, wraz z odsetkami. Trybunał jednogłośnie odrzucił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
AKSOY VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no: 14037/04, 14052/04, 14072/04, 14077/04, 14092/04, 14098/04, 14100/04,
14103/04, 14112/04, 14115/04, 14120/04, 14122/04 ve 14129/04)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Kasım 2008
İşbu karar Sözleşme’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup
şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
__________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (14037/04, 14052/04, 14072/04, 14077/04, 14092/04,
14098/04, 14100/04, 14103/04, 14112/04, 14115/04, 14120/04, 14122/04 ve 14129/04)
numaralı başvuruların nedeni adları ekte yer alan on beş T.C. vatandaşının (başvuranlar) 30
Mart 2004 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Elazığ barosu avukatlarından
R.T. Bektaş tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
Başvuranlar T.C. vatandaşı olup Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde ikamet etmektedirler.
Başvuranlar Kasım ve Aralık 1995 tarihlerinde Silvan Asliye Hukuk Mahkemesi’ne
başvurarak, hak kazandırıcı sürenin dolması hasebiyle zilyetlerinde bulunan taşınmazların
tapuda kendi adlarına tescil edilmesi talebinde bulunmuşlardır.
Asliye Hukuk Mahkemesi sözü edilen taşınmazlar üzerinde yapılan çeşitli bilirkişi
incelemeleri ve yerinde tespitlerin ardından 12 Nisan 2000 tarihli kararlarla bu talepleri
reddetmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi bununla birlikte kararını Yargıtay Genel Kurulu’nun
hak kazandırıcı süre yoluyla bir taşınmazın iktisabının kadastro planının nihai hale geldiği
tarihten itibaren yirmi yıllık bir sürenin geçmesi halinde ancak mümkün olabileceği
yönündeki prensip kararına dayandırmıştır. Bu başvuruda sözü edilen taşınmazlara ilişkin
kadastro planı 19 Nisan 1986 tarihinde tamamlanmış ve 18 Mart 1987 tarihinde nihai hale
gelmiştir. Öne sürülebilir bir gayrimenkul hakkının yokluğunda bu başvurular erken yapılmış
sayılmaktadır.
Başvuranların avukatı tebligat giderlerinin ödenmesi gibi gerekli idari işlemleri gecikmeli
olarak tamamlamıştır.
14120/04 numaralı başvuruda ilk yargı sürecinin üzerinden yaklaşık üç yıl bir ay ve Asliye
Hukuk Mahkemesi’nin diğer başvurular ile ilgili vermiş olduğu kararların ardından yaklaşık
iki yıl on ay geçmiştir.
Bu başvurular bahse konu işlemlerin tamamlanmasını müteakip tebligatlarının yapılmasının
ardından yasal on beş günlük süre içinde temyize elverişli hale gelebilmiştir.
Başvuranlar tarafından önce 14 Nisan 2003’te daha sonra Ekim 2003’te yapılan temyiz
başvuruları Yargıtay tarafından reddedilmiştir.
Ayrıntılar tabloda yer almaktadır:
Başvuru
Numaraları
Tapuya tescil
davalarının
açıldığı tarihler
Asliye Hukuk
Mahkemesi’nin
kararlarının tebliğ
edildiği tarihler
19.02.2003
Yargıtay’ın son
kararlarının
tarihleri
18.11.1995
29.11.1995
02.10.2003
07.10.2003
14037/04
14052/04
19.02.2003
22.11.1995
04.12.1995
19.11.1995
04.12.1995
29.11.1995
29.11.1995
29.11.1995
14.11.1995
23.11.1995
23.11.1995
04.12.1995
04.12.1995
19.02.2003
19.02.2003
19.02.2003
19.02.2003
19.02.2003
19.02.2003
19.02.2003
19.02.2003
21.05.2003
19.02.2003
19.02.2003
19.02.2003
07.10.2003
07.10.2003
07.10.2003
07.10.2003
07.10.2003
07.10.2003
07.10.2003
02.10.2003
07.10.2003
07.10.2003
07.10.2003
07.10.2003
14072/04
14077/04
14092/04
14098/04
14100/04
14103/04
14112/04
14115/04
14120/04
14122/04
14129/04
HUKUK
I. BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ
AİHM mevcut bu başvuruların benzerliği ışığında, İçtüzüğü’nün 42/1 maddesi gereğince
bunların birleştirilmelerine karar vermiştir.
II. KABULEDİLEBİLİRLİK HAKKINDA
Başvuranlar mülkiyet haklarının ihlal edildiğinden ve erken yapıldığı gerekçeleriyle
davalarının reddedilmesi nedeniyle itiraz hakkından yoksun kaldıklarından şikayetçi
olmaktadırlar. Başvuranlar özellikle Yargıtay Genel Kurulu’nun kararını eleştirerek bu
kararın yasal dayanağının bulunmadığını ve amacının idarenin yüksek bedelli
kamulaştırmalardan kaçınmak olduğunu öne sürmektedir. Başvuranlara göre ihtilaf konusu
taşınmazların Batman barajı için kullanılacak olması muvacehesinde hakimler «hak
kazandırıcı süre ile iktisap» sonuçlarından kaçınma yoluna gitmektedirler. Başvuranlar bu
bağlamda, Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi ve AİHS’nin 14. maddesi ile birlikte bir
mahkemeye erişim hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmakta ve AİHM’yi başvuruların dayanaktan yoksun olmaları
nedeniyle AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca başvuruları kabuledilemez
bulmaya davet etmektedir.
AİHM, “mülk” kavramının «mevcut malları» olduğu kadar bir başvuranın mülkiyet
hakkından etkili şekilde istifade etme «meşru beklentisini» ileri sürebileceği mamelek
değerlerini de kapsadığının altını çizer (Bkz. Prince Hans-Adam II Liechtenstein-Almanya
kararı no: 42527/98).
Öte yandan, AİHM, bu başvurularda, Yargıtay tarafından yorumlandığı şekliyle, Türk
hukukunun başvuranlara ihtilaf konusu taşınmazlar üzerinde «tanınmış hak» öne sürmeye
olanak tanımadığı gibi keyfi bir uygulamanın bulunmadığı bir durumda iç hukukta yapılan
yorumun uygunluğuna karar vermenin AİHM’nin üstüne vazife olmadığını belirtir. (Bkz.
mutatis mutandis, Brualla Gomez de la Torre-İspanya kararı, 19 Aralık 1997).
AİHM ayrıca AİHS’nin 14. maddesi uyarınca yapılan şikayetin gerekçelendirilmediğini ve
dayanağının bulunmadığını not eder. Mahkemeye erişim konusundaki şikayet için aynı durum
sözkonusudur. AİHM bu bağlamda, başvuranları iç hukuktaki mahkemelere başvurmaktan
alıkoyacak herhangi bir durumun olmadığını, nitekim davaların açılmış olduğunu tespit
etmektedir (Bkz. benzer şikayetler için, Rauf Saçlı vd.-Türkiye kararı, no: 42710/04, 23
Mayıs 2006).
Yapılan bu şikayetler dayanaktan yoksun bulunmaktadır ve AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.
paragraflarına uygun olarak reddedilmelidir.
Başvuranlar son olarak yargılamanın uzunluğundan şikayetçi olmaktadır.
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bu şikayetin dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Başvuru kabuledilmelidir.
III. AİHS’NİN 6/1 MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar yargılamaların uzunluğunun AİHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen «makul süre»
koşulunu karşılamadığını iddia etmektedir.
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
Dikkate alınması gereken dönem 1995 Kasım ve Aralık aylarında mahkemeye müracaat
edilmesiyle başlayıp, Ekim 2003 tarihinde Yargıtay’ın kararı ile sona ermiştir. Bu süreç üç
dereceli mahkemede sekiz yıl sürmüştür.
Hükümet ilk derece mahkemesi ile Yargıtay kararı arasında geçen üç yıllık sürenin
başvuranların mahkeme tebligat giderlerini gecikmeli olarak yatırmalarından kaynaklanan
ihmalleri sonucu olduğunu savunmaktadır. Sonuç olarak göz önüne alınması gereken dönem
yalnızca mahkeme önünde geçen süredir.
Hükümet iç hukuktaki bütün bu davaların ayrıntılı bir incelemeyi gerektiği hususuna
AİHM’nin dikkatini çekmektedir. Sözü edilen hukuk davaları uzun bilirkişi incelemelerini
gerektirmiştir.
Başvuranlar Hükümetin bu tespitlerine karşılık, esas olarak Silvan Asliye Hukuk Mahkemesi
önünde geçen yargılamanın uzunluğundan şikayetçi olduklarını öne sürmüşlerdir. Başvuranlar
ulusal makamların mahkemenin taleplerine yanıt vermede gecikmeleri dolayısıyla yargı
sürecinin aşırı uzadığını iddia etmektedirler.
AİHM yargılama süresinin uygunluğunun davanın şartları ışığında ve davanın karmaşıklığı,
başvuran ve ilgili mercilerin tutumu ve ihtilafta yer alan başvuran için neyin tehlikede olduğu
gibi, içtihadında yerleşmiş ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (bkz.
diğerleri yanında Pélissier ve Sassi – Fransa [BD], 25444/94).
AİHM, Hükümet tarafından dile getirilen yaklaşık üç yıllık sürenin gerçekten de tebligat
giderlerini ödemeyen başvuranların avukatının tutumu ile ilintili olduğunu saptamaktadır. Bu
gecikme ulusal makamlara yüklenemez. Başvuranların neden olduğu üç yıllık gecikme
çıkarıldıktan sonra kalan yargılama süresi hala uzundur. .
AİHM, mahkemeye sunulan bütün delillerin incelenmesinin ardından ve bu yöndeki yerleşik
içtihadını dikkate alarak yargı süresinin uzunluğunun aşırı olduğu ve «makul süre» koşulunu
karşılamadığı sonucuna varmaktadır.
Bu nedenle AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASINA İLİŞKİN
AİHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine
karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi
edebiliyorsa, AİHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil
tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Başvuranlar 321 milyar TL’den 2 trilyon TL’ye varan maddi tazminat talebinde
bulunmaktadırlar. Başvuranların her biri uğradığı manevi zarara karşılık ise 200.000 Euro
talep etmektedir.
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.
AİHM tespit edilen ihlaller ile öne sürülen maddi tazminatlar arasında hiçbir illiyet bağı
bulunmadığından bu talepleri reddetmektedir. AİHM buna karşın başvuranların her birine
şahsi olarak 500 Euro manevi tazminat ödenmesini kararlaştırmıştır.
Her iki yargı sürecinin uzunluğundan şikayetçi olan başvuran Mehmet Şafi Aksoy (başvuru
no: 14120/04) 1.000 Euro alacaktır.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar yargı giderlerine ilişkin herhangi bir talepte bulunmamışlardır. AİHM bu başlık
altında bir ödeme yapılmasını gerekli görmemektedir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç
puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvuruların birleştirilmesine;
2. AİHS’nin 6/1 maddesine yönelik şikayetlerin kabuledilebilir, bunun dışında kalanların
kabuledilemez olduğuna;
3. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AİHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet
tarafından manevi tazminat olarak:
i)
başvuran Mehmet Şafi Aksoy’a (başvuru no: 14120/04) 1000 (bin) Euro
ödenmesine;
ii)
iii)
diğer başvuranların her birine 500 (beş yüz ) Euro ödenmesine;
başvuranlara ödenecek bu miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 18 Kasım 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
EK
Başvuru no
Başvuranların adları
Mehmet AKSOY
Mehmet Vahyeddin GÜRMEZ
Mehmet Salih DOKDEMİR,
Senayi DOKDEMİR,
Hadi DOKDEMİR
Mehmet Hadi BAŞKALENE
Musa AKSOY
Senayi DOKDEMİR
Abdüssamet AKSOY
Abdulaziz AKSOY
Faik GÜRMEZ
Elif DOKDEMİR
Mehmet Şafi AKSOY
Abdulvasif ÇORUKLUĞ
Meliha BAŞKALANE
Başvuranların doğum
tarihleri
14037/04
14052/04
14072/04
14077/04
14092/04
14098/04
14100/04
14103/04
14112/04
14115/04
14120/04
14122/04
14129/04
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 29.07.2026. · Źródło