14166/02

WyrokETPCz2007-12-13ECLI:CE:ECHR:2007:1213JUD001416602

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy użycie nadmiernej siły przez funkcjonariuszy policji podczas zatrzymania, skutkujące obrażeniami fizycznymi skarżącej, stanowiło naruszenie zakazu nieludzkiego lub poniżającego traktowania z art. 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził, że obrażenia skarżącej, potwierdzone badaniami lekarskimi, były wystarczająco poważne, aby wchodzić w zakres art. 3 Konwencji. Podkreślił, że skarżąca została zatrzymana w budynku, a nie na demonstracji, i została uniewinniona z zarzutu udziału w niej. W tych okolicznościach ciężar dowodu spoczywał na Rządzie, aby wykazać, że użycie siły było absolutnie konieczne i proporcjonalne. Ponieważ Rząd nie przedstawił przekonujących dowodów uzasadniających użycie siły wobec skarżącej, Trybunał uznał, że siła była nadmierna, co doprowadziło do naruszenia art. 3 Konwencji.
Stan faktyczny
12 grudnia 2000 r. w Ankarze doszło do gwałtownej, nieautoryzowanej demonstracji. Skarżąca, Eser Ceylan, schroniła się w budynku partii ÖDP, gdzie została zatrzymana przez policję. Twierdziła, że podczas zatrzymania była bita pałkami po nogach, uderzona w prawe oko i molestowana seksualnie. Badania lekarskie wykazały obrażenia, w tym siniaki i otarcia. Skarżąca złożyła skargę na policjantów, ale prokuratura umorzyła postępowanie, a jej odwołanie zostało oddalone. Później skarżąca została uniewinniona z zarzutu udziału w demonstracji.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji w związku z obrażeniami odniesionymi przez skarżącą podczas zatrzymania. 3. Stwierdza, że nie ma potrzeby oddzielnego rozpatrywania pozostałych zarzutów z art. 3 Konwencji. 4. Zasądza na rzecz skarżącej 5 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe, powiększone o odsetki. 5. Oddala pozostałe żądania zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   ÜÇÜNCÜ DAİRE   ESER CEYLAN – TÜRKİYE   (Başvuru no. 14166/02)   KARAR   STRAZBURG   Aralık 2007   İşbu karar AİHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   düzeltmelere tabi olabilir.   __________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 14166/02 başvuru numaralı davanın nedeni T.C.   vatandaşı Eser Ceylan’ın (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 19 Ekim 2001   tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış   olduğu başvurudur.   Başvuran, Ankara Barosu avukatlarından S.C. Erkat tarafından temsil edilmiştir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOŞULLARI   Başvuran 1975 doğumludur ve Ankara’da ikamet etmektedir.   Aralık 2000 tarihinde, Ankara’nın Kızılay semtinde F-Tipi cezaevlerine karşı   düzenlenen izinsiz bir gösteri, bazı katılımcılar, bir grup milliyetçi ve güvenlik güçleri   arasında şiddetli bir çatışmaya dönüşmüştür. Göstericiler arabalara ve bir mağazaya ağır   maddi hasar vermiş ve olayda sekiz polis memuru yaralanmıştır.   Başvuran, kız kardeşinin hukuk bürosuna gitmekteyken, yüksek basınçlı su sıkan   panzerleri ve civarda başkalarına taş fırlatan bir grup kişiyi gördüğünü, kendisini polisten ve   göstericilerden korumak için ÖDP (Özgürlük ve Dayanışma Partisi) binasına girmek zorunda   kaldığını iddia etmiştir.   Bir süre sonra, arama izni alan polis memurları ÖDP binasına girmişler ve başvuran da   dahil olmak üzere o sırada içeride olan yaklaşık elli kişiyi yakalamışlardır. Başvuran   yakalama sırasında aşağılandığını ve dövüldüğünü, bilhassa bacaklarına coplarla vurulduğunu   ve polis memurlarından bir tanesinin kendisine cinsel tacizde bulunduğunu iddia etmiştir.   Aynı polis memuru başvuran polis aracına yerleştirildikten sonra onun sağ gözünü   yumruklamıştır.   Aynı tarihte, başvuran, başka birkaç kişiyle birlikte, adli tabip tarafından muayene   edilmiş ve tabip başvurana ilişkin olarak şunları kaydetmiştir:   “Sol paryetal kemikte 2 cm. çapında bir zedelenme, sağ gözün altında ve elmacık   kemiğinin üzerinde geniş çürükler, alt dudakta bir yara ve pretibial kemikler üzerinde 3 – 4   cm. çaplarında abrazyonlar görülmüştür. Söz konusu yaralar Eser Ceylan’ı yedi gün süreyle   çalışamayacak duruma getirmektedir.”   Aralık 2000 tarihinde, başvuran, tekrar bir adli tıp uzmanı tarafından muayene   edilmiştir. Uzman, başvuranın bedeninde, 12 Aralık 2000 tarihli raporda belirtilen yara   izlerinden başka izlere rastlanmadığını kaydetmiştir.   Aynı tarihte, başvuran, Ankara Cumhuriyet Savcılığı’na götürülmüştür. Başvuran,   Cumhuriyet Savcısı huzurunda, yakalama sırasında maruz kaldığı cinsel taciz ve dayaklar   hakkında şikayetçi olmuş ve söz konusu suçları işleyen polis memurlarının cezalandırılması   talebinde bulunmuştur.   Aynı tarihte, başvuran, yetmiş diğer kişiyle birlikte, Ankara Asliye Ceza Mahkemesi   önüne çıkmıştır. İzinsiz bir gösteride yer almakla suçlanmışlardır. Başvuran, yakalanması   sırasında dövüldüğünü ve cinsel tacize uğradığını yinelemiştir. Failler hakkında ayrıntılar   vererek olayları tarif etmiştir. Mahkeme, başvuranın serbest kalması kararını vermiştir.   Aralık 2000 tarihinde, Ankara Asliye Ceza Mahkemesi hakimi, Ankara Cumhuriyet   Savcılığı’na bir yazı göndermiş ve neredeyse tüm dava sanıklarının güvenlik güçleri   tarafından kötü muamele gördükleri konusunda şikayetçi olduklarını ve gerekli tedbirlerin   alınması talebinde bulunduklarını ifade etmiştir.   Ankara Asliye Ceza Mahkemesi’nin yazısının eline geçmesi üzerine Ankara   Cumhuriyet Savcısı olayların koşullarına ilişkin bir soruşturma başlatmıştır.   Ocak 2001 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı ilgili zamanda görevde olan polis   memurları hakkında takipsizlik kararı almıştır. Bu bağlamda, müştekilerin F-Tipi cezaevlerine   karşı bir gösteride yer aldıklarını öne sürmüştür. Polisin müdahale etmeden ve yakalamadan   önce göstericilere uyarıda bulunmasına ve dağılmalarını söylemesine rağmen göstericiler   polise karşı koymuş ve taşlar fırlatmıştır. Daha sonra bazı göstericiler ÖDP ve TSİP (Türkiye   Sosyalist İşçi Partisi) binalarına girmişler ve bu binalarda yakalanmışlardır. Cumhuriyet   Savcısı, güvenlik güçleri tarafından başvurulan kuvvetin gereğinden fazla olmadığı ve   müştekilerin aldıkları yaraların polis ve göstericiler arasında ortaya çıkan çatışma sonucu   gerçekleştiği kanısına varmıştır. Müştekilerin güvenlik güçleri mensuplarının kendilerine   yakalama esnasında ve sonrasında hakaret ettikleri ve kötü muamelede bulunduklarına dair   “soyut nitelikli” iddiaları dışında somut bir delilin mevcut olmadığı kararına varmıştır.   Haziran 2001 tarihinde, başvuran, Ankara Cumhuriyet Savcılığı’nın 30 Ocak 2001   tarihli kararına itiraz etmiş ve itirazı en yakın ağır ceza mahkemesine iletilmiştir.   Temmuz 2001 tarihinde, Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın itirazını   reddetmiştir.   Bu süre içerisinde, İçişleri Bakanlığı, başvuran ve diğer sanıklar hakkında tazminat   davası açmış ve yaralı polis memurlarına (idarece) ödenen tazminat miktarının başvuran ve   diğer sanıklardan rücuen tahsil edilmesini talep etmiştir.   Ocak 2004 tarihinde, Ankara Asliye Ceza Mahkemesi, delil yetersizliği nedeniyle   başvuranı beraat ettirmiştir. Mahkemenin gerekçeli kararı; görgü tanığı raporları, Emniyet   Müdürlüğü video kayıtları, TRT (Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu) ve diğer ulusal   televizyon kanallarının video kayıtları gibi delillere ve başka maddi delillere atıfta   bulunmuştur. Dosyada mevcut olan bilgilere göre, tazminat davası, bu kararın alındığı tarihte   halen devam etmekteydi.   HUKUK   I. AİHS’NİN 3. MADESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran, yakalanması esnasında tabi tutulduğu kötü muamelenin işkence ve insanlık   dışı muameleye vardığı konusunda şikayetçi olmuştur. Ayrıca, olay sırasında mevcut olan   koşullara ilişkin yeterli bir soruşturma yürütülmediği konusunda şikayetçi olmuştur. 3. madde   şöyledir:   “ Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.”   A. Kabuledilebilirliğe İlişkin   Hükümet, AİHM’den, bu şikayeti, AİHS’nin 35/1. maddesi uyarınca iç hukuk   yollarını tüketme şartına uymadığı gerekçesiyle reddetmesini talep etmiştir. Başvuranın,   görüldüğü iddia edilen zarara karşılık idare mahkemelerinde dava açarak tazminat talebinde   bulunabileceğini iddia etmiştir. Hükümet, ayrıca, başvurunun altı ay süresi içinde   yapılmadığını ileri sürmüştür.   Başvuran Hükümet’in iddialarına itiraz etmiştir.   Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin ön itirazı hususunda, AİHM,   geçmişte benzer davalarda Hükümet’in ön itirazlarını incelemiş ve reddetmiş olduğunu   yinelemiştir (bkz., bilhassa, Karayiğit – Türkiye, no. 63181/00, 5 Ekim 2004). AİHM, bu   davada, yukarıda belirtilen başvurudaki kararlarından sapmasını gerektirecek özel bir durum   görmemiştir. Dolayısıyla, Hükümet’in ön itirazının bu kısmının reddine karar vermiştir.   Hükümet’in altı ay kuralına ilişkin ikinci itirazı hususunda ise, AİHM, AİHS’nin 35/1.   maddesi uyarınca, bir başvuruya, nihai kararın alındığı tarihten itibaren altı ay içinde   bakabileceğini yinelemiştir. Bu davada, başvuranın kötü muamele iddialarına ilişkin nihai   karar Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 6 Temmuz 2001 tarihinde verilmiştir.   AİHM başvurusu 19 Ekim 2001 tarihinde yapılmış olduğuna göre, başvuranın şikayeti   AİHM’ye altı ay süresi içinde sunulmuştur. Yukarıda belirtilenler karşısında, AİHM,   Hükümet’in itirazlarının bu kısmının da reddine karar vermiştir.   AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başvurunun başka açılardan bakıldığında da   kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit etmiştir. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir   niteliktedir.   B. Esas   1. Tarafların görüşleri   Hükümet, başvuranın iddialarına karşı çıkmıştır. Sağlık raporlarında kaydedilen   fiziksel bulguların, AİHS’nin 3. maddesi kapsamına girecek derecede önem arz etmediğini   bilhassa belirtmiştir. Hükümet, buna ek olarak, davanın koşullarına yönelik etkili bir   soruşturmanın yürütüldüğünü ileri sürmüş ve bu bağlamda, Cumhuriyet Savcısı tarafından   alınan önlemlere atıfta bulunmuştur.   Başvuran yakalama esnasında dövüldüğünü ve cinsel tacize uğradığını iddia etmiştir.   Direnme göstermemesine rağmen tutukluluğa götürülürken kötü muamelenin devam ettiğini   ileri sürmüştür. Başvuran, ayrıca, hakkındaki ceza davası zarfında, mahkemenin, gösteriye   ilişkin video kayıtlarını incelediğini ve bu kayıtların kendisinin gösteriye katılmadığını ve   ÖDP binasına girmeden önce bedeni hasarının bulunmadığını açıkça ortaya koyduğunu ifade   etmiştir. Başvuran, bu bağlamda, Cumhuriyet Savcısı’nın, polis memurları hakkında kötü   muamele suçundan takipsizlik kararı verirken video kayıtları gibi maddi delilleri dikkate   almadığını iddia etmiştir.   2. AİHM’nin değerlendirmesi   AİHM, 3. maddenin, tutuklamada bulunmak gibi bazı kesin tanımlanmış durumlarda   kuvvete başvurmayı yasaklamadığını kaydetmiştir. Ancak, sadece zaruri olduğu ve   gereğinden fazla olmadığı sürece kuvvete başvurulabilir (bkz., diğerlerinin yanı sıra, Rehbock   – Slovenya, no. 29462/95; Krastanov – Bulgaristan, no. 50222/99, 30 Eylül 2004; Günaydın –   Türkiye, no. 27526/95, 13 Ekim 2005).   Bu davada, başvuran, bilhassa, bacaklarına coplarla vurulduğunu ve sağ gözüne   yumruk atıldığını iddia etmiştir. AİHM’nin görüşüne göre, sağlık raporunda yer alan bulgular,   en azından, başvuranın sağ gözüne yumruk atıldığına dair iddiasıyla örtüşmektedir. AİHM,   başvuranın bedenindeki yaraların, 3. madde kapsamına girecek ölçüde ciddi olduğu   kanısındadır. Hükümet, başvuranın bedenindeki yaraların, devlet görevlileri tarafından görev   başında iken başvurulan kuvvet sonucu gerçekleştiğini inkar etmemiş; bununla beraber,   olayda yer alan hafifletici sebepleri vurgulamıştır.   AİHM, başlangıç olarak, başvuranın, farklı taraflar arasında şiddetli çatışmaların   yaşandığı gösteride değil, ÖDP binasında yakalandığının tartışmasız olduğunu kaydetmiştir.   Bu bağlamda, başvuranın, 22 Ocak 2004 tarihinde Ankara Asliye Ceza Mahkemesi   tarafından, izinsiz bir gösteriye katılmak suçundan beraat ettirilmiş olduğunu dikkate almıştır.   Dolayısıyla, başvuran, polis memurlarının bir ön hazırlık olmaksızın karşılık vermek zorunda   kalacağı beklenmedik gelişmelere yol açabilecek plansız ve geniş bir gösteri sırasında   yaralanmamıştır (bkz., üzerinde gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra, yukarıda anılan   Rehbock). Bu şartlar karşısında, AİHM, başvuranın yaralanmasıyla sonuçlanan kuvvet   kullanımının gereğinden fazla olmadığını ikna edici delillerle kanıtlama yükümlülüğünün   Hükümet’e ait olduğu kanısındadır (bkz., üzerinde gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra,   Matko – Slovenya, no. 43393/98, 2 Kasım 2006).   Ancak, bu davada, Hükümet, başvuran da dahil olmak üzere göstericilere karşı   kuvvete başvurulması gerektiğini ifade etmekle yetinmiş ve polisin başvuran üzerinde kuvvet   kullanmasına yol açan şartlara ve başvuran üzerinde kullanılan kuvvetin kesin niteliğine ışık   tutabilecek bir açıklama veya belge sunmamıştır. Bu bağlamda, AİHM, dava dosyasında,   başvuranın, sağlık raporlarında kayıtlı yaraları gösteri sırasında almış olabileceğine veya   polisin başvuranı ÖDP binasında yakaladığı sırada şiddetli veya aktif bir direnişle   karşılaşması nedeniyle başvurana karşı kuvvet kullanmak zorunda kaldığına dair bir gösterge   olmadığını gözlemlemiştir. Bu şartlar karşısında, AİHM, Hükümet’in, aldığı yaralar sağlık   raporları ile doğrulanan başvurana karşı kullanılan kuvvet derecesini açıklamakta veya haklı   çıkarmakta temel oluşturacak ikna edici veya güvenilir deliller sağlamadığını tespit etmiştir.   Yukarıda belirtilenler ışığında, AİHM, yakalanması esnasında başvurana karşı   kullanılan kuvvetin gereğinden fazla olduğu ve bu nedenle, AİHS’nin 3. maddesi uyarınca,   başvuran tarafından söz konusu tarihte alınan yaralardan devletin sorumlu olduğu kararına   varmıştır. AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği kararını vermiştir.   Dava olaylarını, tarafların görüşlerini ve 3. maddenin ihlaline ilişkin yukarıda   belirtilen kararını göz önünde bulunduran AİHM, bu başvuruda ortaya konan temel hukuki   sorunu incelemiş olduğu kanısındadır. Bu nedenle, başvuranın 3. madde uyarınca olan geri   kalan şikayetine ilişkin ayrı bir karar vermenin gerekli olmadığı sonucuna varmıştır (bkz.,   örneğin, Mehmet ve Suna Yiğit – Türkiye, no. 52658/99, 17 Temmuz 2007; Uzun – Türkiye,   no. 37410/97, 10 Mayıs 2007).   II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   Sözleşme’nin 41. maddesine göre “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal   edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen   telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören   tarafın adil tatminine hükmeder.”   A. Tazminat, yargılama masraf ve giderleri   Başvuran, 10.000 Euro maddi tazminat talebinde bulunmuştur. Bu miktar gelir kaybı   ile sağlık masraf ve harcamalarını kapsamıştır. Başvuran, ayrıca, 100.000 Euro manevi   tazminat talebinde bulunmuştur.   Hükümet, bu miktarlara itiraz etmiştir.   Başvuran tarafından görüldüğü iddia edilen maddi zarar hususunda, AİHM,   başvuranın, bu başlık altındaki taleplerini uygun şekilde doğrulayamadığı kanısındadır.   Dolayısıyla, AİHM bu talebi reddetmiştir. Diğer taraftan, AİHM, başvuranın, tek başına ihlal   tespitiyle tazmin edilemeyecek acı ve sıkıntı yaşamış olduğu kararını vermiştir. Bu davada   tespit edilen ihlalin niteliğini göz önünde bulundurarak ve hakkaniyet temelinde karar   vererek, başvurana, 5.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.   B. Gecikme faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı   orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AİHM OYBİRLİĞİ İLE   1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. Başvuranın yakalanması esnasında aldığı yaralara ilişkin olarak AİHS’nin 3. maddesinin   ihlal edildiğine;   3. Başvuranın AİHS’nin 3. maddesi uyarınca olan geri kalan şikayetinin ayrı olarak   incelenmesinin gerekli olmadığına;   4. a) AİHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç   ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere ve   her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından başvurana   manevi tazminat olarak 5.000 Euro (beş bin Euro) ödenmesine;   b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa   Merkez Bankası’nın o dönem marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranının üç   puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve   3. paragrafları gereğince 13 Aralık 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.   Stanley NAISMITH   Katip Yardımcısı   Boštjan M. ZUPANČIČ   Başkan   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło