14295/05
WyrokETPCz2010-05-20ECLI:CE:ECHR:2010:0520JUD001429505
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy niewykonanie przez władze krajowe ostatecznego orzeczenia sądu administracyjnego, nakazującego ponowne rozpatrzenie wniosku o wydanie aktu własności, stanowi naruszenie prawa do rzetelnego procesu sądowego z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał przypomniał, że wykonanie orzeczenia sądowego jest integralną częścią „procesu sądowego” w rozumieniu art. 6 ust. 1 Konwencji. Prawo dostępu do sądu byłoby iluzoryczne, gdyby krajowy system prawny pozwalał na niewykonanie prawomocnych i wykonalnych orzeczeń. W niniejszej sprawie, pomimo uchylenia decyzji administracyjnej przez sądy krajowe w 1994 i 1995 roku, władze tureckie przez ponad piętnaście lat nie podjęły skutecznych działań w celu wykonania tego orzeczenia, pozbawiając w ten sposób art. 6 ust. 1 wszelkiej skuteczności.Stan faktyczny
Skarżąca, Nurten Yavuz, posiadała 30 m2 budynek typu gecekondu na działce należącej do Skarbu Państwa i ubiegała się o akt własności na podstawie ustawy amnestyjnej. W 1992 roku administracja odmówiła, ale w 1994 roku sąd administracyjny uchylił tę decyzję, a w 1995 roku Naczelny Sąd Administracyjny (Danıştay) podtrzymał to uchylenie. Mimo prawomocnego orzeczenia na korzyść skarżącej, władze krajowe przez ponad piętnaście lat nie wykonały go, wielokrotnie odmawiając wydania aktu własności lub umarzając postępowania w sprawie urzędników odpowiedzialnych za niewykonanie.Rozstrzygnięcie
Skarga jest dopuszczalna. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Nakazuje państwu pozwanemu podjęcie niezbędnych środków w celu zapewnienia wykonania orzeczenia Sądu Administracyjnego w Aydın z dnia 6 października 1994 r. (prawomocnego od 14 listopada 1995 r.). Zasądza na rzecz skarżącej 7 200 Euro tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. Oddala pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
ღꢀ ꢁ ꢀღ
ღꢀ
ღ
A
ꢀ
A
ꢀ
B B B B B B B B B B B B B B B
C O N S E I L
D E L ’E U R O P E
*
^
AVRUPA
KONSEYİ
*
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
NURTEN YAVUZ -TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no:14295/05)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Mayıs 2010
îşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (14295/05) no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaşı
Nurten Yavuz’un (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 11 Nisan 2005 tarihinde
İnsan Haklan ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa İnsan
Haklan Sözleşmesi - AÎHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
OLAYLAR
I . D A V A N I N K O Ş U L L A R I
Başvuran 1950 doğumludur ve Aydm’da ikamet etmektedir.
Olayların meydana geldiği dönemde, başvuran, aslında Hazine’ye ait olan 49.100 m2 yüz
ölçümündeki 1017 numaralı parselden 400 m2 lik bir alanın sahibiydi. Karakuyu Mevkii
Yenihisar’da bulunan sözkonusu taşınmaz üzerinde, 30 m2lik bir gecekondu inşa edilmiştir.
Belirtilemeyen bir tarihte, başvuran, tapu tahsis belgesi almak için malmüdürlüğüne (idare)
başvuruda bulunmuştur. Başvuran, kanuna aykırı olarak inşa edilen yapıların muhafaza
edilmesi, düzenlenmesi, ıslah edilmesi ve yıkılmasına ilişkin önlemleri öngören, imar ve
gecekondu mevzuatına aykırı yapılanma ile ilgili 24 Şubat 1984 tarihli ve 2981 sayılı Af
Kanununu temel almıştır. A ralık 1992 tarihinde, idare başvuranın talebini reddetm iştir. E k im 1994 t a r ih i n d e , A y d ı n İ d a re M a h k e m e s i , s ö z k o n u s u k a r a rı i p t a l et m i şt ir . M ah k e m e y e
göre, 1017 numaralı parsel üzerinde bulunan 30 m2 lik yapısı için başvuranın tapu tahsis
belgesi elde etmek için Af Kanunu ile öngörülen koşullan yerine getirip getirmediğinin teyit
edilmesi gerekli ve yeterliydi. Mahkeme idarenin, yasa ile öngörülen böyle bir kriter
bulunmadığı halde kararım sözkonusu yasanın amacına dayandırdığını ve idarenin, sözkonusu
amacın yeterince açıklanmadığını belirttiği gerekçesi ile başvuranın talebini reddettiğini
belirtmiştir. K asım 1995 tarihinde, D anıştay, idare tarafından yapılan tem yiz başvurusunu reddetm iştir.
Danıştay, 2981 sayılı Af Kanununun 8 ve 14 (f) maddeleri ışığında, gecekondularının
yapımlarını bitiren kişilerin sözkonusu Af Kanunundan yararlanabileceğinin açık olduğunu
gözlemlemiştir. Danıştay, ihtilaf konusu kararın konuya ilişkin hükümlere uygun olmadığı ve
idarenin, temelleri biten ihtilaf konusu yapının “işyeri olarak” kullanılacağını ortaya
koymadığı gerekçesi ile reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır.
Taraflar karar düzeltme başvurusunda bulunmamışlardır ve başvuran lehine verilen karar
nihai hale gelmiştir. 7 M ay ıs 1 9 9 6 tarih in d en 8 K asım 2 0 0 4 tarih in e k ad ar b aşv u ran , fark lı m ak am lara so n u çsu z
kalan çok sayıda başvuruda bulunmuştur.
-17 Mayıs 1996 ta rih in d e başvuran, H a z in e ’den nihai iç hukuk k ararın ı yerine getirm esini
talep etmiştir;
Temmuz 1999 tarihinde başvuran, Maliye Bakanhğı’ndan nihai iç hukuk kararını
yerine getirmesini talep etmiştir; Ocak 2000 tarihinde, başvuran, iç hukukta yapılan değerlendirmeler göz önüne
alındığında, Hazine’den nihai iç hukuk kararını yerine getirmesini istemiştir; H a z i r a n 2 0 0 2 t a r i h i n d e , b a ş v u r a n , n i h a i i ç h u k u k k a r a r ı n ı y e r i n e g e t i r m e y i
reddettikleri gerekçesi ile Malmüdüriüğü’nde çalışan görevliler hakkında şikayette
bulunmuştur; Ağustos 2003 tarihinde, Didim Kaymakamlığı, soruşturma yapılmasına izin
verilmemesi kararı almıştır; Şubat 2004 tarihinde, Bölge îdare Mahkemesi, Kaymakamlığın kararını iptal
etmiştir; Tem m uz 2004 tarihinde, A ydın C um huriyet Savcılığı, takipsizlik karan verm iştir; Ekim 2004 tarihinde, Nazilli Ağır Ceza M ahkem esi, takipsizlik kararm a karşı
başvuranın başvurusunu reddetmiştir; Kasım 2004 tarihinde, Ağır Ceza M ahkemesi karan başvurana tebliğ edilmiştir.
Ayrıca, farklı idari makamlar aşağıdaki rapor ve kararları kabul etmişlerdir.
Maliye Bakanlığının talebi üzerine, 19 Şubat 1999 tarihinde, Milli Emlak Denetmeni
Ş.V. , başvuranın, 28 Eylül 1984 tarihinde sözkonusu yasa çerçevesinde 1017
numaralı parsel üzerinde 30 m2lik taşınmaz için başvuruda bulunduğunu tespit eden
bir rapor düzenlemiştir. Milli Emlak Denetmeni Ş.V., Milli Emlak Genel
Müdüıiüğü’nün kararına göre, Didim Belediyesi tarafından ıslah imar planı yapılmış
veya yapılacak bir yere ihtilaftaşınmazın gerektiği sonucuna ulaşmıştır. Mart 1999 tarihinde, çok sayıda belgeyi temel alan Milli Emlak Genel Müdürlüğü,
başvuranın, vergi beyannamesine göre 1978 tarihinde edindiği gecekondunun
devrinin, 2981 sayılı yasaya aykırı olduğu sonucuna ulaşmıştır. Aralık 2001 tarihinde, M illi Emlak Kontrolörü, C.D., raporunda, başvuranın 1979
tarihinden müracaat tarihine kadar ihtilaflı parsel üzerinde gecekondu veya gecekondu
temeline sahip olmadığı gerekçesi ile 2981 sayılı Kanun çerçevesinde hak sahibi
olarak düşünülemeyeceği ve sözkonusu gecekondudan farklı veya ikinci bir
gecekonduya (veya gecekondu temeline) sahip olduğunu gösteren güçlü emarelerin
bulunduğu sonucuna ulaşmıştır. O cak 2002 tarihinde, A ydın V aliliği’ne gönderilen bir m ektupta, M illi E m lak
Genel Müdürlüğü, 21 Ocak 2001 tarihli rapora dayanarak, ihtilaflı parselin
malikliğinin Belediyeye devredilemeyeceğini kaydetmiştir. Tem m uz 2002 tarihli bir m ektupla, A ydın M illi Eğitim M üdürlüğü, D idim
Malmüdüıiüğü’nü başvuranın komşu il olan Söke’de öğretmen olarak çalıştığı
hususunda bilgilendirmiştir, Hükümet’e göre bu durum, başvuranın, Didim’de ikamet
edemeyeceğini göstermiştir.
-
D a v a n ın H ü k ü m e t’e te b liğ e d ilm e s in in a rd ın d a n , 1 7 N is a n 2 0 0 9 ta rih in d e , M illi E m la k
Denetmeni, S.A, bir rapor düzenlemiştir. S.A, raporda, olayların meydana geldiği
dönemde, mahkemenin, yeminli teknik bir büro tarafından düzenlenen belgeleri temel
aldığım ancak, Milli Emlak Kontrolörü tarafından yapılan tespitlere göre, başvuranın, 0 K a sım 1 9 8 5 ta rih in d e n ö n c e ih tila flı ta şın m a z ü z e rin d e , 3 0 m 2 lik y a p ıy a sa h ip
olmadığı tespitinde bulunmuştur. Ayrıca Milli Emlak Denetmeni S.A., mahkeme
kararının ardından, yetkili ulusal makamların davayı yeniden incelediklerini ve
başvuranın, tapu tahsis belgesi alma hakkına ilişkin koşulları yerine getirmediğine
karar verdiklerini belirtmiştir.
Başvuranın halihazırda tapu tahsis belgesi bulunmamaktadır ve bu nedenle başvuran,
sözkonusu taşınmaz üzerinde herhangi bir hak iddia edememektedir.
HUKUK
Başvuran, kendisine ihtilaflı taşınmaz için tapu tahsis belgesi verilmesi yönündeki nihai iç
hukuk kararının ulusal makamlar tarafından yerine getirilmemesinden şikayetçi olmaktadır.
I . K A B U L E D İ L E B İ L İ R L İ Ğ E İ L İ K Ş İ N
Hükümet, altı ay süresine riayet edilmediğini savunmaktadır. Hükümet’e göre başvuran, 14
Kasım 1995 tarihli Danıştay kararını izleyen altı ay süresi içerisinde AİHM’ye başvuruda
bulunmuş olması gerekirken, başvurusunu, sözkonusu kararın tefhiminden dokuz yıldan fazla
bir süre soma sunmuştur.
Başvuran, sözkonusu argümanlara itiraz etmektedir. Başvuran, lehine verilen kararın yerine
getirilmesi için yetkili makamlara sonuçsuz kalan çok sayıda başvuru yaptığını ileri
sürmektedir.
AİHM, işbu dava ile benzerlikler gösteren davalarda benzer itirazları reddettiğini
hatırlatmaktadır (bkz, örneğin, Lemke-Türkiye, başvuru no: 17381/02, 5 Haziran 2007 ve
sözüedilen Yerlikaya). AİHM önceden ulaştığı sonuçlardan sapmak için hiçbir neden
görememekte ve Hükümet’in itirazını reddetmektedir.
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
II. AİHS’NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, kendisine tapu tahsis belgesi verilmesi yönündeki nihai iç hukuk kararının ulusal
makamlar tarafından yerine getirilmemesinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran, AİHS’nin 13.
14. ve 1 N oT u E k Protokol’ün 1. m addesi ile birlikte A İH S’nin 6/1 m addesine atıfta
bulunmaktadır.
AİHM, başvuranın şikayetlerinin bilhassa AİHS’nin 6/1 maddesinin uygulama alanına girdiği
kanaatindedir.
Hükümet, nihai iç hukuk kararının, başvuramn tapu tahsis belgesi edinebileceğini
öngörmediğini savunmaktadır. Ulusal mahkemeler, yapının amacının belli olmadığı gerekçesi
ile idari kararı iptal etmişlerdir. Hükümet’e göre, nihai iç hukuk kararı yalnızca ihtilaf konusu
idari kararı iptal etmiş ve başvuran, 2981 sayılı Kanun ile öngörülen yeniden dava açma
hakkım kullanmıştır. İdari makamlar, birçok kez başvuranın talebini yeniden incelemiş ve
reddetmişlerdir.
Ayrıca Hükümet, idarenin, Didim Belediyesi’nden başvurana bir taşınmaz verilmesini talep
ettiğini ve Belediye’nin bu konuda çaba gösterdiğini savunmaktadır.
Başvuran, sözkonusu argümanlara itiraz etmektedir. Başvuran, 1978 yılından beri ihtilaflı
taşınmaz üzerindeki yapıya sahip olduğunu ancak lehine verilen nihai iç hukuk kararını yerine
getirtecek hiçbir yolun bulunmadığım ileri sürmektedir.
AİHM, karar ne olursa olsun bir mahkeme kararının icrasının AİHS’nin 6/1 maddesi
kapsamındaki “yargılamanın” parçası olarak düşünülmesi gerektiğini hatırlatmaktadır
(_Hornsby-Yıınanistan, 1 9 M art 1 9 9 7 v e Bourdov-Rusya, başvuru no: 59498/00). Sözleşmeye
taraf bir ülkenin iç hukukunun nihai ve zorunlu bir yargı kararının veya nihai karar
beklenirken alınan geçici bir kararın, taraflardan birinin hilafına yerine getirilmemesine imkan
sağlamış olsaydı AİHS’nin 6/1 maddesi ile güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı
hayali olurdu. Davacının medeni hakları açısından sonucu belirleyici olan bir davada, idari
merciler bağlamında sözkonusu değerlendirmeler, daha çok önem taşımaktadır (Hornsby).
Mevcut davada, AİHM, 6 Ekim 1994 tarihli kararın, başvurana yapısı için tapu tahsis belgesi
verilmesini reddeden idarenin kararını iptal ettiğini ve Danıştay’ın, 14 Kasım 1995 tarihli
kararında idare tarafından yapılan temyiz başvurusunu reddettiğini gözlemlemektedir. AİHM,
yetkili makamların başvuranların talebini incelemiş olsalar bile incelemelerinin hukuki
kararlar bütünü ile sınırlandığını gözlemlemektedir. Mevcut davada, AİHM, idari makamlar
tarafından gösterilen çabaya rağmen, nihai ve icraya konulabilen hukuki kararların, 14 Kasım 9 9 5 ta r ih in d e n itib a r e n y a n i o n b e ş y ıld a n f a z la b ir s ü r e d ir y e r in e g e tir ilm e d e n k a ld ığ ın ı
belirtmektedir. Sözkonusu ihmal, AİHM’yi, mevcut davada alman nihai hukuki kararlara
uygun hareket etmek için gerekli tedbirleri almayarak, Türk makamlarının, AİHS’nin 6/1
maddesini her türlü faydadan yoksun bıraktıklarını düşünmeye sevk etmektedir.
Sonuç olarak, AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
L Maddi tazminat
Başvuran, maddi tazminat olarak, ihtilaflı taşınmazın üzerinde 30 m2lik yapısının olduğu
kısmının (yani 400 m2) malikliğini, ifadelerine göre, on beş yıl boyunca almış olacağı kira
gelirlerine tekabül eden 84.000 Türk Lirası’nın (yaklaşık 40.775 Euro) ödenmesini ve
taşınmazın değeri ile almış olacağı kira miktarına tekabül eden 334.000 TL (yaklaşık 162.135
I
Euro) ödenmesini talep etmektedir. Başvuran, boş bir kağıda 400 m lik taşınmazın değerinin
250.000 TL (yaklaşık 121.360 Euro) olduğunu belirten iki emlakçımn görüşünü dosyaya
belge olarak eklemektedir.
AİHM, mevcut davada, başvuran lehine verilen nihai iç hukuk kararlarının yerine
getirilmemesi nedeniyle AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği tespitinde bulunduğunu
hatırlatmaktadır. Ayrıca başvuran, 2981 sayılı Af Kanununun 8 ve 14, maddeleri ışığında,
tapu tahsis belgesi almak için başvurunun ayrıntılı bir biçimde incelenmesinden yoksun
bırakılmıştır. Sonuç olarak AİHM, 6 Ekim 1994 tarihinde nihai hale gelen karar uyarınca,
başvuranın halen, başvurusunu incelettirme hakkı bulunduğu kanaatindedir. Ayrıca AİHM,
AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlali için en uygun telafi biçiminin, başvuran için sözkonusu
hükmün gerekleri yerine getirilmiş olsaydı içinde bulunacağı duruma olabildiğince tekabül
eden bir durum yaratmak olduğu sonucuna ulaşmıştır (bkz, mııtatis, mııtcındis, sözü edilen
Yerlikaya; , 26 Ekim 1984 ve Gençei-Türkiye, b aşv u ru n o : 5 3 4 3 1 /9 9 , 2 3 E k im 2 0 0 3 ). A İH M ,
ihlal tespitleri göz önüne alındığında, sözkonusu ilkenin mevcut davaya uygulanabileceği
kanaatindedir. Dolayısıyla AİHM, Savunmacı Devlet’in, gerekli tedbirlerle, 6 Ekim 1994
tarihli Aydın İdare Mahkemesi’nin kararının (14 Kasım 1995 tarihinde nihai hale gelen), idare
tarafından gerektiği şekilde yerine getirilmesini güvence altına alması gerektiği kanaatindedir.
2. Manevi tazminat
Başvuran, lehine verilen nihai kararın yerine getirilmemesi nedeniyle, maruz kaldığı manevi
zararı 20.000 TL (yaklaşık 9.700 Euro) olarak açıklamaktadır.
Hükümet, hiçbir belge ile desteklenmediklerini savunarak sözkonusu iddialara itiraz
etmektedir.
AİHS’nin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun olarak, AİHM, başvurana, 7.200 Euro
manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.
B . Y a r g ı l a m a m a s r a f v e g i d e r l e r i
Başvuran, yargılama masraf ve giderleri için 56.000 TL (yaklaşık 27.185 Euro) talep
etmektedir.
AİHM yerleşik içtihadına göre, AİHS’nin 41. maddesi uyarınca yargılama masraf ve
giderlerinin geri ödenmesi, gerçekliğinin, gerekliliğinin ve oranlarının makul yapısının ortaya
konmasını gerektirmektedir (latridis-Yunanİstan, (adil tatmin), başvuru no: 31107/96).
AİHM, başvuranın iddialarının gerekli belgelerle desteklenmediğini gözlemlemektedir.
Dolayısıyla, sözkonusu talebin reddedilmesi uygun olacaktır.
C, Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nin marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı
orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesinin uygun olacağına hükmetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna; . A Î H S ’ n i n 6 / 1 m a d d e s i n i n ihlal edildiğine;
3. a) A İH S ’nin 44/2 m addesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde
Savunmacı Devlet’in, gerekli tedbirlerle, 6 Ekim 1994 tarihli Aydın İdare Mahkemesi’nin
kararının (14 Kasım 1995 tarihinde nihai hale gelen), idare tarafından gerektiği şekilde yerine
getirilmesini güvence altına alması gerektiğine;
b ) A y n ı s ü r e i ç e r s i n d e , ö d e m e t a r i h i n d e k i d ö v i z k u m ü z e r i n d e n Y e n i T ü r k L i r a s ı ’n a
çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvurana her türlü vergiden muaf tutularak,
7.200 Euro (yedi bin iki yüz Euro) manevi tazminat ödenmesine;
c) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına; . A d i l t a t m i n e i l i ş k i n d i ğ e r t ü m t a l e p l e r i n reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 20 Mayıs 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło