14340/05
WyrokETPCz2008-07-08ECLI:CE:ECHR:2008:0708JUD001434005
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy pozbawienie Patriarchatu Ekumenicznego Konstantynopola prawa własności do nieruchomości, nabytej w 1902 roku, na rzecz fundacji zarządzanej przez państwo, bez odszkodowania, stanowiło naruszenie prawa do poszanowania mienia zgodnie z art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skarżący był prawowitym właścicielem nieruchomości, którą nabył za własne środki w 1902 roku i był traktowany jako właściciel przez władze krajowe przez dziesięciolecia. Mimo że nieruchomość była przeznaczona na cele charytatywne, nie pozbawiało to skarżącego statusu właściciela. Pozbawienie własności na rzecz fundacji kontrolowanej przez państwo, bez wypłaty jakiegokolwiek odszkodowania, zaburzyło sprawiedliwą równowagę między wymogami interesu publicznego a ochroną praw jednostki, nakładając na skarżącego nadmierne i nieproporcjonalne obciążenie.Stan faktyczny
Fener Rum Patrikliği (Patriarchat Ekumeniczny Konstantynopola) nabył w 1902 roku dużą nieruchomość w Stambule. W 1903 roku prawo do użytkowania nieruchomości przekazano Fundacji Greckiego Sierocińca Męskiego Büyükada. W 1964 roku budynki sierocińca zostały ewakuowane ze względów bezpieczeństwa. W 1997 roku Dyrekcja Generalna Fundacji, działając w imieniu sierocińca, zainicjowała postępowanie sądowe w celu unieważnienia aktu własności Patriarchatu i zarejestrowania nieruchomości na rzecz Fundacji Sierocińca, którą wcześniej sklasyfikowano jako fundację kontrolowaną przez państwo.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji. Trybunał jednogłośnie uznał, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania skarg na podstawie art. 6 i art. 14 w związku z art. 1 Protokołu nr 1. Trybunał jednogłośnie odroczył rozstrzygnięcie w sprawie stosowania art. 41 Konwencji (słuszne zadośćuczynienie).Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ESKĐ ĐKĐNCĐ DAĐRE
FENER RUM PATRĐKLĐĞĐ - TÜRKĐYE
(B a ꢀvuru no: 14340/05)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Temmuz 2008
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup bazı
ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (14340/05) no’lu davanın nedeni Fener Rum
Patrikliği’nin (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 19 Nisan 2005
tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleꢀmesi’nin (AĐHS)
34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢀULLARI
Fener Rum Patrikliği Ortodoks dünyasının en öndegelen ve inisiyatif ve eꢀgüdüm rolünü haiz
Đstanbul’da kain Ortodoks kilisesidir. Fener Rum Patrikliği halihazırda, Türkiye’deki
Ortodoks azınlığı bir araya getirmekte ve temsil etmektedir. Fener Rum Patrikliği
“Ekümenik” Patrik 1. Bartolemeos tarafından temsil edilmektedir.
Baꢀvuran 6 Ocak 1902 tarihli satıꢀ sözleꢀmesi gereğince 246.650 Sterlin karꢀılığında bir
taꢀınmaz satın almıꢀtır. Bu taꢀınmaz 23.255 m² yüzölçümünde bir arsa olup Büyükada’daki en
yüksek tepenin zirvesinde bulunmaktaydı. Bu arsa üzerinde, baꢀlangıçta otel olarak hizmet
vermesi için tasarlanmıꢀ beꢀ katlı bir ana bina ile iki katlı müꢀtemilat bulunmaktaydı.
Sözkonusu tarihte taꢀınmazların durumunu düzenleyen Osmanlı Kanunu’na göre sözkonusu
taꢀınmazın baꢀvurana devrine çıkarılan bir padiꢀah fermanıyla (vakıf senedi) resmiyet
kazanmıꢀ ve tahrir defterine kaydedilmiꢀtir. yılında, bu mülkün kullanım hakkı Ortodoks azınlığının bir vakfı olan “Büyükada Rum
Erkek Yetimhanesi Vakfı”’na (Yetimhane Vakfı) verilmiꢀtir. Ayrıca tapu sicilinde bu
taꢀınmazdan ‘Ahꢀap Rum yetimhanesi’ olarak bahsedilmektedir. Baꢀlangıçta Đstanbul
Yedikule’de bulunan bir binada hizmet veren yetimhane, binanın yıkılmasına yol açan bir
depremin ardından faaliyetlerini durdurmak zorunda kalmıꢀtır. Haziran 1935 tarihinde vakıflar kanununun (2762 sayılı Kanun) yürürlüğe girmesiyle
birlikte Yetimhane Vakfı’nın tüzel kiꢀiliği resmen tanınmıꢀtır. Yetimhane Vakfı sözkonusu
taꢀınmazı bu kanunun geçici 1. maddesi gereğince 1936 yılında verdiği beyannamede
belirtmiꢀtir. Bu beyanname uyarınca Vakıf ‘Rum erkek yetimhanesini’ idare etmekteydi. yılında baꢀta yangın riski olmak üzere güvenlik nedeniyle, Türk makamları
Yetimhane’ye binaların tahliye edilmesi talimatı vermiꢀtir. Baꢀvuran, sözkonusu taꢀınmaz
malın sahipliğini ve idaresini aynı yıl geri aldığını iddia etmektedir.
Baꢀvuran, binaların bakım ve onarımı için mali destek bulmak amacıyla 1995 yılında özel bir
Türk ꢀirketiyle (Büyükada Turizm ve Ticaret Anonim ꢁirketi) anlaꢀma yapmıꢀtır. Bu
anlaꢀmada adıgeçen ꢀirketin 49 yıllığına binaların iꢀletmeciliğini yapması öngörülmüꢀtü.
Ancak idari makamların itirazı nedeniyle bu anlaꢀma hiçbir zaman yürürlüğe girememiꢀtir.
A. Yetimhane Vakfı’na iliꢁkin idari ve adli süreç
Vakıflar Genel Müdürlüğü 22 Ocak 1997 tarihinde 2762 sayılı Kanun’un 1. maddesine atfen
aldığı bir kararla o tarihe kadar mülhak vakıflar kategorisine giren Yetimhane Vakfını mazbut
vakıf olarak nitelendirmiꢀtir. Aynı kararla, hayri bir hizmeti kalmadığı gerekçesiyle
Yetimhane Vakfı’nın yönetim kurulu azledilmiꢀ ve vakfın idaresi Ankara’daki Vakıflar Genel
Müdürlüğü’ne geçmiꢀtir.
Yetimhane Vakfı sözkonusu kararın iptali istemiyle 4 Nisan 1997 tarihinde Đstanbul Đdare
Mahkemesi’ne baꢀvurmuꢀtur. Mart 1998 tarihli bir kararla Mahkeme, sözkonusu talebi reddetmiꢀtir. 19 ꢁubat 2001
tarihinde, Danıꢀtay, bu kararı bozmuꢀtur. Nisan 2002 tarihli bir kararla Mahkeme, Yetimhane’nin talebini reddetmiꢀtir. Danıꢀtay, 19
Kasım 2003 tarihinde kararı onamıꢀtır. Dosyadan Yetimhane Vakfı tarafından yapılan karar
düzeltme baꢀvurusunun halen derdest olduğu sonucuna ulaꢀılmaktadır.
B. Baꢁvuran hakkındaki hukuki süreç Mart 1999 tarihinde, Yetimhane Vakfı adına hareket eden Vakıflar Genel Müdürlüğü,
Adalar Asliye Hukuk Mahkemesi’ne baꢀvuranın tapusunun iptal edilmesi ve Yetimhane Vakfı
adına tescil edilmesi amacıyla baꢀvuruda bulunmuꢀtur. Aralık 2002 tarihli bir kararla, Asliye Hukuk Mahkemesi, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün
talebini kabul etmiꢀ ve ihtilaf konusu taꢀınmazın, 1997 yılından beri Genel Müdürlüğün
yönetiminde bulunan Yetimhane Vakfı adına kaydedilmesine karar vermiꢀtir. Bu bağlamda
Mahkeme, Yetimhane Vakfı’nın “mazbut” vakıf olarak sayıldığını hatırlatarak sözkonusu
taꢀınmazın adı geçen kurum tarafından 1936 beyannamesinde beyan edildiğini tespit etmiꢀtir.
Ayrıca, Mahkeme, Patrikhanenin, uluslararası çapta önemi haiz tarihi binanın bakımı için
hiçbir çalıꢀma yapmadığını da göz önüne almıꢀtır. Eylül 2003 tarihinde, Yargıtay, usul hatasından dolayı sözkonusu kararı bozmuꢀtur. Aralık 2002 tarihli kararında ifade edilen gerekçeleri geliꢀtirerek Asliye Hukuk
Mahkemesi, 25 ꢁubat 2004 tarihinde, bir kez daha baꢀvuranın tapusunun iptaline ve
taꢀınmazın Yetimhane Vakfı adına tescil edilmesine karar vermiꢀtir.
Baꢀvuran, karara itiraz etmek için Yargıtay’a temyiz baꢀvurusunda bulunmuꢀ ve duruꢀma
yapılmasını talep etmiꢀtir. Ekim 2004 tarihinde, Yargıtay itiraz edilen kararı onamıꢀ ve ilgili yargılama masraflarının
karꢀılanmadığı gerekçesiyle duruꢀma talebini reddetmiꢀtir. Yargıtay, Yetimhane Vakfı’nın beyannamesini beyan etmesinden beri ihtilaflı taꢀınmazın Yetimhane Vakfı’nın
mameleki olduğu ve artık baꢀvurana ait olmadığı kanaatine varmıꢀtır. ꢁubat 2005 tarihli bir karar ile Yargıtay karar düzeltme talebini reddetmiꢀtir.
C. Baꢁvuran tarafından sunulan belgeler
Baꢀvuran, vergi dairesi tarafından kabul edilen iki kararı AĐHM’nin dikkatine sunmaktadır. 18
Temmuz 1944 tarihli ilk kararında, vergi dairesi, sözkonusu 135 daireli binanın Yetimhane
Vakfı tarafından kullanılmamasından dolayı, ihtilaflı taꢀınmazın sahibi ve vergi mükellefi
olarak baꢀvuranın vergi ödemesi gerektiğine karar vermiꢀtir. Ancak, vergi kararları hakkında
yapılan itirazları incelemekle yükümlü daire tarafından 18 Haziran 1945 tarihinde alınan
karardan da anlaꢀılacağı üzere, sözkonusu daire, Yetimhane olarak kullanılmayan yerlerin
gelir elde etmek amacıyla da kullanılmaması nedeniyle baꢀvuranın vergi ödeme
yükümlülüğünün bulunmadığına kanaat getirmiꢀtir.
Ayrıca, 1 Aralık 1959 tarihli bir yazı ile Đstanbul Büyükꢀehir Belediyesi Đmar Müdürlüğü,
baꢀvuranın Patrikhanenin tahtı tasarrufunda bulunan Yetimhane binasının restorasyon
çalıꢀmalarını baꢀlatabileceğini ifade etmiꢀtir. Đkinci binanın yapımına iliꢀkin olarak yapılan
talep ile ilgili olarak ise Belediye, baꢀvuranın Đçiꢀleri Bakanlığı’na müracaat etmesi
gerektiğini belirtmiꢀtir.
Belediye, 5 Kasım 1962 tarihli bir karar ile sözü edilen yazının içeriğini teyit etmiꢀtir. Ayrıca ꢁubat 2004 tarihli bir yazı ile de Adalar Belediyesi, yangın tehlikesine karꢀı alınan tedbirler
konusunda baꢀvuranı bilgilendirmiꢀtir.
Son olarak 4 Kasım 2004 tarihinde de Đstanbul Büyükꢀehir Belediyesi, yangın tehlikesine
karꢀı alınan tedbirler konusunda baꢀvuranı bir kez daha bilgilendirmiꢀtir.
HUKUK No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesine atıfta bulunan baꢀvuran, ulusal makamların mülkünün
Yetimhane Vakfı adına tescil ettirilmesi talimatı vermek suretiyle mülkiyet haklarını ihlal
ettiklerini iddia etmektedir.
A. Tarafların savları
1. Baꢀvuran
Baꢀvuran, kendisine ait mülkü Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından idare edilen Yetimhane
Vakfı adına tescil ettirmek suretiyle ulusal mahkemelerin mülkiyet hakkını ihlal ettiklerini
ileri sürmektedir. Baꢀvurana göre, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin birinci fıkrasının
ikinci cümlesi anlamında bu mülkiyet hakkından yoksun bırakma iꢀlemi kamu yararı amacı
taꢀımayıp yasadıꢀı koꢀullarda meydana gelmiꢀtir. Bu iꢀlem ayrıca uluslararası hukukun genel
ilkelerine de aykırıdır.
Baꢀvuran, ihtilaf konusu taꢀınmaz malı yasaya uygun surette aldığını, ayrıca Osmanlı
döneminde tahrir defterlerine uygun surette kaydettirdiğini de beyan etmektedir. Baꢀvuran bu
taꢀınmazı aynı ꢀekilde 1929 yılında Cumhuriyet dönemindeki tapu siciline de kaydettirdiğini
belirtmektedir. Baꢀvuran o tarihten bu yana, yangına karꢀı korunması da dahil olmak üzere
bakımı ve resmi iꢀlemler yapılması noktasında mülkiyet haklarını tam manasıyla kullandığını
ifade etmektedir. 10 Haziran 1953 tarihli bir Yargıtay kararına atıfta bulunan baꢀvuran, mülk
edinimlerini onayan Padiꢀah fermanlarının Türkiye’deki mevcut kamu düzeninde halen
yürürlükte olduğunu iddia etmektedir.
Baꢀvuran ayrıca, yetkili makamların 1940’tan bu yana kendisine gönderdikleri mektupların da
sözkonusu taꢀınmazın yegâne maliki olduğu hususunu itiraza mahal bırakmayacak ꢀekilde
teyid ettiğine dikkat çekmektedir.
Baꢀvuran ayrıca, Hükümetin sözkonusu taꢀınmazın Yetimhane Vakfı namına satın alındığı
yönündeki argümanına karꢀı çıkmaktadır. Baꢀvurana göre bu taꢀınmazın kullanım hakkı 1903
yılında Yetimhane Vakfı’na devredilmiꢀ ve Yetimhane Vakfı de bu taꢀınmaz üzerinde hiçbir
zaman bir mülkiyet iddiasında bulunmamıꢀtır. Ayrıca, 1964 yılından itibaren Yetimhane
Vakfı faaliyetlerini baꢀka yerlerde sürdürmüꢀtür.
Baꢀvuran ayrıca, Türkiye’deki gayrimüslimlerin taꢀınmaz mallarının korunmasının Lozan
Anlaꢀması’nın 44. maddesinin 2. paragrafından ve AĐHS’den kaynaklanan uluslararası
sözleꢀme hukukunun bir yükümlülüğü olmasına karꢀın yetkili makamların mülkiyet
hakkından yoksun bırakma iꢀlemini herhangi bir kamu yararı amacına dayandırmadıklarını
ileri sürmektedir. Baꢀvuran bu nedenle sözkonusu yoksun bırakma iꢀleminin keyfi olduğunu
ve dini bir topluluğun haklarını kısıtlamaktan baꢀka bir amaç taꢀımadığını iddia etmektedir.
Baꢀvuran ayrıca, Hükümetin, ihtilaf konusu mülkün 1936 yılında Yetimhane Vakfı tarafından
kendi mal varlığına dahil olduğunun ‘beyan edildiği’ ve beyannamenin açıkça mülkün
Yetimhane Vakfı’na devredildiğini teyid ettiği yönündeki savına itiraz etmektedir. Esasen bu
beyannamede sözkonusu taꢀınmaz maldan açıkça söz edilmemiꢀ olup sözkonusu beyanname
asla bir senet yahut Yetimhane Vakfı’nın ihtilaf konusu mülkün tescili yönündeki bir talebi
olarak değerlendirilemez. Bu tür beyannameler ilgili vakıfların mali durumlarına dair hesap
vermeleri amacına matuf olarak verilmektedir. Bu itibarla, sözkonusu vakıfların bu
beyannameyi vermelerini ꢀart koꢀan 2762 sayılı kanun ‘eriꢀilebilir’, ‘açık’ ve ‘öngörülebilir’
bir kanun değildi.
Baꢀvurana göre, bu müdahale hiçbir kamu yararı amacı taꢀımamaktadır. Gayrimüslim
vakıfların mülkiyet hakkına iliꢀkin davalarda Türk mahkemeleri ulusal güvenlik gerekçelerini
öne sürmüꢀlerdir. Ancak bu gerekçe, makul bir temelden yoksun olduğu cihetle mevcut
davada kabuledilemez bir gerekçedir.
Baꢀvuran mağduru olduğu mülkiyetten yoksun bırakma iꢀleminin, herhangi bir tazminat
ödenmeden ve haklı bir gerekçeye dayandırılmadan gerçekleꢀtirildiği cihetle açıkça orantısız
olduğunu değerlendirmektedir.
2. Hükümet
Đhtilaf konusu taꢀınmaz malın baꢀvurana değil Yetimhane Vakfı’na ait olduğunu
değerlendiren Hükümet bu nedenle sözkonusu taꢀınmazın 1 No’lu Ek Protokol’ün 1.
maddesiyle güvence altına alınan ‘mülk’ kavramı kapsamında değerlendirilemeyeceği
kanaatindedir. Hükümete göre bu hüküm yalnızca mevcut mal ve mülkleri kapsamakta olup
baꢀvuranın tapu senetlerinin iptali sadece bir tescil hatasının düzeltilmesinden ibarettir.
Hükümet, ihtilaf konusu taꢀınmazın tabi olduğu hukuki rejim incelenirken yalnızca medeni
kanun hükümlerine değil Osmanlı Hukukunun özelliklerine de bakılması gerektiğini
savunmaktadır. Bu çerçevede Hükümet, çok sayıda olayın da iꢀaret ettiği üzere burada sui
generis bir hukuki rejimin sözkonusu olduğunu bildirmektedir. Đlk olarak Osmanlı
Hukukunda dini makamlar, dini cemaatlerin mal varlıklarına iliꢀkin çıkarlarını temsil
etmekteydiler. Bu çerçevede sözkonusu cemaatlerin kullanımına tahsis edilmiꢀ çok sayıda
taꢀınmaz mal dini makamlar adına tescil edilmiꢀ bulunuyordu. Bu uygulama hayır vakıflarının
tüzel kiꢀiliğinin bulunmamasından kaynaklanıyordu. Böylece taꢀınmazlar tapu sicil
kayıtlarında bu taꢀınmazların idaresini denetleyen dini kurumlar adına tescil edilmekteydi.
Aynı durum, 1902 yılında baꢀvuran adına tescil edilmiꢀ olan ihtilaf konusu taꢀınmaz için de
geçerlidir. Đkinci olarak Osmanlı dönemindeki vakıflar hukuku uyarınca mülkiyet hayır
vakıfları ile bağlantılıydı. Adıgeçen vakıf bu taꢀınmazın yetimhane olarak idare edilmesi
amacıyla kurulmuꢀtu. Hayır amacına tahsis edilmiꢀ olan bir taꢀınmazın bu niteliğinin
değiꢀtirilmesi mümkün olmadığı gibi taꢀınmazın kendisini de bu vakıflardan ayrı
değerlendirilemezdi. Bu duruma padiꢀahın dahi müdahalesi mümkün değildi. Dolayısıyla
yapılan tahsis tapu kütüğüne iꢀlenmiꢀti ki, bu durum, taꢀınmazın tapu sicilinde belirtilenden
baꢀka bir amaca tahsisini yasaklamaktaydı. Sehzade Sultan Mehmet Vakfı’na mukataalı olan
bu taꢀınmazın devri baꢀvuran adına yapılmıꢀtı. Bu devrin yegane amacı yetimhane kurulması
idi ve bu husus tapu sicilinde açıkça belirtilmiꢀti. Bu itibarla Hükümet, sözkonusu taꢀınmazın
asıl malikinin ab initio (baꢀından beri) Fener Rum Patrikliği değil Yetimhane Vakfı olduğu
sonucuna varmaktadır.
Laik Cumhuriyetin ilan edilmesini müteakip cemaatlerin bu yetkileri feshedilmiꢀtir. Dini
azınlıklara ait vakıfların durumunu düzenleyen vakıflar kanunu hükümleri gereğince 1936
yılında adıgeçen vakıf tarafından verilen beyanname, tapu sicilinde baꢀvuranın isminin
geçmesinin baꢀından beri yok hükmünde olduğunu itiraza mahal vermeyecek ꢀekilde ortaya
koymaktadır. Yetimhane Vakfı 1936 yılında verdiği beyannamede bu taꢀınmazın zilyetliğinin
kendisinde olduğunu açıkça belirtmiꢀtir. Dolayısıyla tapu senedinin iptal edilmesi bir hatanın
düzeltilmesinden ibarettir.
Hükümet ayrıca, baꢀvuranın tapu sicilindeki tahsisata asla itiraz etmediğine dikkat
çekmektedir. Hükümet, bir kamusal kullanım sözkonusu olduğu cihetle tahsis edilen amaçta
bir değiꢀiklik yapılamayacağı kanısındadır. Bu itibarla Patrikliğin ihtilaf konusu taꢀınmaz
üzerindeki yetkileri ‘murakıp’ yahut ‘mutemet’ sıfatına tekabül etmekte olup kesinlikle
mülkiyete karꢀılık gelmemektedir.
Hükümet Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün vakıfların faaliyetlerini denetlemekle yükümlü
olduğunu ve bu çerçevede adıgeçen vakıftan kayıtlarını düzeltmesini istediğini belirtmektedir.
Hükümete göre burada sözkonusu olanın müsadere ya da kamulaꢀtırma iꢀlemi değil bir kayıt
hatasının düzeltilmesidir. Hükümet ayrıca tapu senedinin Hazine adına değil asıl malik adına
tescil edildiğine dikkat çekmektedir.
B. AĐHM’nin değerlendirmesi
1. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi anlamında bir ‘mülkün’ olup olmadığı hakkında
AĐHM, Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ilk bölümünde yer alan «mülk» kavramının iç
hukuktaki resmi tanımlamalardan bağımsız otonom bir özellik taꢀıdığını anımsatır (bkz.
Beyeler - Đtalya kararı no: 33202/96, prg. 100). Filhakika, davanın koꢀullarını, bir bütün
olarak değerlendirildiğinde, baꢀvuranı 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi çerçevesinde
korunan ciddi bir çıkarın sahibi kılıp kılmadığını incelemek gerekmektedir. Bu optikten
bakarak, AĐHM aꢀağıda belirtilen hukuki ve olgusal unsurların dikkate alınmasının yerinde
olacağı kanaatine varmaktadır.
AĐHM evvela, Hükümetin, sözkonusu döneme ait senetlere göre asıl malikin Fener Rum
Patrikliği değil Yetimhane Vakfı olduğu cihetle baꢀvuranın herhangi bir mülke sahip olmadığı
yönündeki savını kabul etmeyecektir. Đhtilaf konusu taꢀınmazın baꢀından beri belli bir
kullanıma yönelik olarak tahsis edildiği doğruysa da AĐHM bu tür bir tahsisin hangi nedenle
baꢀvuranın bu taꢀınmazın maliki olmasına engel teꢀkil edeceğini anlayamamaktadır.
Bu çerçevede AĐHM, baꢀvuranın 1902 yılında ihtilaf konusu taꢀınmazı kendi parasıyla
ödeyerek satın aldığını gözlemlemektedir. Ayrıca Hükümet, 1902 yılından bu yana malik
sıfatıyla, ihtilaf konusu taꢀınmazı gerçek anlamda bu taꢀınmazdan yararlanan Yetimhane
Vakfı’na devrettiğini ya da bağıꢀladığını gösteren herhangi bir belge sunmamıꢀtır. Hükümet
tarafından sunulan tapu sicil kayıtları bu taꢀınmazın Yetimhane Vakfı’nın kullanımına tahsis
edildiğini göstermekteyse de baꢀvurandan daima sözkonusu taꢀınmazın ‘maliki’ olarak
bahsedildiğini de kanıtlamaktadır. Öte yandan, yetkili makamlar, defaatle taꢀınmazın ‘maliki’
sıfatıyla baꢀvuranı muhatap almıꢀlardır.
Ayrıca, Asliye Hukuk Mahkemesi 25 ꢁubat 2004 tarihinde verdiği kararda baꢀvuranı ihtilaf
konusu taꢀınmazın meꢀru maliki olarak değerlendirmiꢀtir. Bu çerçevede, malik tarafından
yapılması gereken binanın sağlamlaꢀtırma çalıꢀmalarının yapılmamasının baꢀvuranın tapu
senedinin iptalinin gerekçelerinden biri olarak ileri sürüldüğünü tespit etmek yeterli olacaktır.
AĐHM, böylesi bir hükme ancak baꢀvuranın ihtilaf konusu taꢀınmazın maliki olduğu
ilkesinden hareketle varılabileceği kanaatindedir. ꢁayet bu taꢀınmaz baꢀvurana ait olmamıꢀ
olsaydı ya da mülkiyeti 1936 yılında Yetimhane Vakfı malik olacak ꢀekilde devredilmiꢀ
olsaydı bu gerekçelerin hiçbir dayanağı kalmazdı.
Hükümetin, dini azınlıklara ait vakıflar tarafından kullanılan mallara uygulanan Osmanlı
Hukukunun özel hükümleri yönünden ileri sürdüğü argümana iliꢀkin olarak AĐHM, bu
imtiyazların cumhuriyetin ilanıyla birlikte kaldırıldığını tespit etmektedir. 4 Ekim 1926’da
Medeni Kanun’un ve 13 Haziran 1935 tarihinde Vakıflar Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle
birlikte bu vakıfların tabi olduğu hukuki rejim köklü bir değiꢀime uğramıꢀtır. Bu çerçevede
AĐHM sözü edilen bu kanunların kabul edilmesini müteakip kamu makamlarının baꢀvuranın
malik sıfatına hiç itiraz etmedikleri ve Yetimhane Vakfı’nın da herhangi bir ꢀekilde mülkiyet
iddiasında bulunmadığı hususuna özel bir önem atfetmektedir.
Yukarıda ifade olunanlar göz önünde bulundurulduğunda, AĐHM, sözkonusu taꢀınmazın özel
bir rejime tabi olduğunu kabul etse dahi, neredeyse kamusal bir nitelik taꢀıdığı ve hiçbir
zaman baꢀvurana ait olmadığı sonucuna varamaz. Bu itibarla AĐHM sözkonusu taꢀınmazın,
baꢀvurana ait olduğu, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi bakımından bir ‘mülk’ teꢀkil ettiği
ve 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin mevcut davada uygulanabilir olduğu hükmüne
varmaktadır.
2. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesine riayet edilip edilmediği hakkında
a) Mülkiyet hakkına yönelik bir müdahalenin olup olmadığı hakkında
Đhtilaf konusu taꢀınmazın baꢀvurana ait olduğunu kabul ettikten sonra AĐHM tapu senedinin
iptalinin ilgilinin mülkiyet hakkına yönelik bir müdahale teꢀkil ettiği kanaatine varmaktadır.
Bu çerçevede AĐHM, AĐHS’nin ‘somut ve etkili’ hakların korunmasını amaçlaması
çerçevesinde sözkonusu durumun fiili bir kamulaꢀtırmaya tekabül edip etmediğinin
incelenmesine önem atfettiğini anımsatır (Sporrong ve Lönnroth – Đsveç, 23 Eylül 1982 tarihli
karar, prg. 63).
Hükümet fiili ya da hukuki bir kamulaꢀtırmanın değil basit bir kayıt hatası düzeltilmesinin
sözkonusu olduğunu belirtmektedir. Hükümet, sözkonusu taꢀınmazın bidayetteki tahsis
amacının muhafazası maksadıyla tapu senedinin Hazine adına değil asıl malik adına tescil
edildiğine dikkat çekmektedir.
Bununla birlikte AĐHM ihtilaflı durumun gerçeklerini analiz etmesi gerektiği kanaatindedir.
Bu doğrultuda AĐHM, baꢀvuranın tapu senedini iptal eden ulusal mahkemelerin mülkiyetin,
artık hayır hizmeti yapmadığı gerekçesiyle Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından ‘mazbut’
vakıf olarak nitelendirilen Yetimhane Vakfı’na devredilmesine karar vermiꢀtir. Bu itibarla,
sözkonusu taꢀınmazın artık baꢀvurana ait olmadığı ve bundan sonra Baꢀbakanlığa bağlı bir
kamu kuruluꢀu olan sözkonusu genel Müdürlük tarafından idare edileceği hususunda bir
tereddüt bulunmamaktadır.
Dolayısıyla baꢀvuranın mülkiyet hakkı 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin birinci bendinin
ikinci cümlesi anlamında mülkiyetten yoksun bırakma olarak değerlendirilmesi gereken bir
müdahaleye maruz kalmıꢀtır.
b) Eꢁitlik ilkesine riayet edilip edilmediği hakkında No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi her ꢀeyden evvel, kamu otoritesinin mülkiyet hakkına
yönelik müdahalesinin yasal olmasını zorunlu kılar. Demokratik bir toplumun temel
ilkelerinden biri olan hukukun üstünlüğü ilkesi AĐHS maddelerinin tamamında mündemiçtir
(Iatridis – Yunanistan, no: 31107/96, prg. 58). Yasallık ilkesi ulusal hukuk normlarının yeterli
derecede eriꢀilebilir, açık ve öngörülebilir olmalarını öngörmektedir (Hentrich – Fransa, 22
Eylül 1994 tarihli karar, prg. 42 ; Lithgow ve diğerleri – Birleꢀik Krallık, 8 Temmuz 1986
tarihli karar, prg. 110 ; La Rosa ve Alba – Đtalya (no:1), no: 58119/00, prg. 76, 11 Ekim
2005)
Hükümet öncelikle, Medeni Kanunun 1024. ve 1025. maddeleri uyarınca, tescil iꢀleminin
meꢀru dayanağı olmadan yapılmıꢀ olması ve asıl malikin haklarının ihlal edilmesi halinde
tapu sicillerinin bir mahkeme kararıyla düzeltilebileceğini öngördüğünü belirtmektedir.
Hükümet ulusal mahkemelerin, Yetimhane tarafından 1936 yılında verilen beyannamede
sözkonusu taꢀınmazın bildirilmesine istinaden tapu kayıtlarını düzelttiklerini ileri sürmektedir.
Baꢀvuran yapılan bu müsadere iꢀleminin hiçbir yasal dayanağının olmadığını iddia
etmektedir.
AĐHM, Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 25 ꢁubat 2004 tarihli kararında tapu iptaline gerekçe
olarak, belirli bir kanun maddesine ya da ilgili uluslararası anlaꢀmaya atıfta bulunmaksızın
‘Medeni Kanun, uluslararası anlaꢀmalar ve (…) Vakıflar Kanunu’ nu zikretmekle yetindiğini
tespit etmektedir.
Đlk derece mahkemesi tarafından ileri sürülen sözkonusu gerekçe her ne kadar muğlak ve
farklı yorumlara açıksa da AĐHM, Yargıtay’ın 21 Ekim 2004 tarihli kararında Yetimhane
Vakfı tarafından 1936 yılında verilen beyannameye ve bu beyannamenin sonuçlarına açıkça
atıfta bulunduğunu gözlemlemektedir. Bu muhakeme tarzını göz önünde bulunduran AĐHM,
baꢀvuranın tapu senedinin, 2762 sayılı kanunun sözü edilen hükümlerine istinaden iptal
edildiği ilkesinden hareket edecektir.
Bundan sonra, sözkonusu hukuki standardın eriꢀilebilirlik ve öngörülebilirlik koꢀullarını
yerine getirip getirmediği meselesini incelemek gerekmektedir. Ancak, müdahalenin
orantılılığı yönünden vardığı sonucu göz önünde bulunduran AĐHM, bu mesele hakkında bir
hükme varmayı gereksiz bulmaktadır (aynı anlamda bkz., sözgelimi, Çetin ve diğerleri –
Türkiye, no: 40160/98, prg. 44).
c) Kamu yararı amacı
AĐHM’nin, bu kez sözkonusu mülkiyetten yoksun bırakma iꢀleminin 1 No’lu Ek Protokol’ün
1. maddesinde ifade edilen ikinci kural anlamında ‘kamu yararı amacı’ gibi meꢀru bir amaç
taꢀıyıp taꢀımadığını incelemesi gerekmektedir.
Hükümet baꢀvuranın tapu senedinin iptalinin ihtilaf konusu taꢀınmazın baꢀlangıçtaki tahsis
amacının korunması ihtiyacından kaynaklandığını savunmaktadır. Hükümete göre bu nedenle
sözkonusu karar meꢀru bir amaca matuftu.
Hükümet tarafından ileri sürülen tahsis amacının artık bir manasının kalmadığını ileri süren
baꢀvuran mülkiyetine el konulmasının hiçbir meꢀru bir amaç taꢀımadığını iddia etmektedir.
Baꢀvuran, esasen Đstanbul’da çok az sayıda yetim Rum çocuğunun kaldığını, bunların da daha
elveriꢀli binalarda barındırıldığını belirtmektedir. Đlgili ayrıca, vakfın amacının ortadan
kalkmasına rağmen, mülk sahibini mülkünden mahrum etmenin kamu düzenine hangi ꢀekilde
hizmet ettiği hususunun Hükümet tarafından izah edilmediği kanaatindedir.
AĐHM, “kamu yararı” kavramını
doğası niteliği hep geniꢀ bir kavram olarak
değerlendirdiğini hatırlatır. Özellikle mülkiyetten yoksun bırakma hususundaki yasaların
kabul edilmesi kararı, çoğu zaman politik, ekonomik ve sosyal sorunların incelenmesini
kapsamaktadır. Ekonomik ve sosyal bir politika izlemek için yasa koyucunun geniꢀ bir
özgürlüğünün olmasının normal olduğuna kanaat getiren AĐHM, yargısının makul bir
dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla, yasa koyucunun “kamu yararının” gereklerini
belirleme ꢀekline saygı duymaktadır (James ve diğerleri-Birleꢀik Krallık, 21 ꢁubat 1986
tarihli karar; Pressos Compania Naviera S.A. ve diğerleri-Belçika, 20 Kasım 1995 tarihli
karar; Broniowski-Polonya, baꢀvuru no: 31443/96).
AĐHM, her ꢀeyden önce, Adalar Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından dava konusu
müdahaleyi haklı kılmak için gösterilen gerekçelerden birinin, tarihi bir öneme sahip
sözkonusu taꢀınmazı sağlamlaꢀtırmak için sahibinin gerekli tedbirleri almaması olduğunu
gözlemlemektedir. Ancak mevcut dava bağlamında böyle bir amacın geçerli olmadığı
anlaꢀılmaktadır, zira ne ulusal mahkemeler ne Hükümet, sözkonusu bina için de geçerli
olduğu üzere kültürel, mimari veya tarihi bir değere sahip taꢀınmaz mallar sözkonusu
olduğunda, özellikle mimari mirasın korunmasına yönelik olarak alınması gereken tedbirleri
içeren koꢀulları belirleyen ilgili mevzuattan faydalanmıꢀtır (Bkz, mutatis mutandis, sözü
edilen Beyeler; SCEA Ferme de Frensoy-Fransa, baꢀvuru no: 61093/00 son olarak
Debelianovi-Bulgaristan, baꢀvuru no: 61951/00, 29 Mart 2007).
AĐHM’nin, Türk Devletinin, vakıfların statüsüne ve sahip oldukları mallara iliꢀkin hukuki bir
sorunu çözmek durumunda kaldığı hususunda tereddütü bulunmamaktadır. Nitekim, AĐHM,
Sözleꢀmeci Devletlerin vakıflar gibi tüzel kiꢀiler tarafından taꢀınmaz mal edinilmesine iliꢀkin
rejimi düzenleme konusunda geniꢀ bir takdir yetkisine sahip olduklarını hatırlatmaktadır. Bu
durumda, Sözleꢀmeci Devletler, genel menfaate uygun olarak, açıklanan hedef ve amaçların
gerçekleꢀmesini, kamu düzenini ve vakfın üyelerinin çıkarlarını gözetecek tedbirleri hayata
geçirebilirler. (Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı-Türkiye, baꢀvuru no: 34478/97).
Sonuç olarak, 1936 beyannamesinden altmıꢀ bir yıldan fazla bir süre sonra 1997 yılında tapu
iptal davasının açılması, ihtilaflı tedbirin alınmasını gerekli kılan gerekçelere iliꢀkin soru
iꢀaretlerine neden olsa da, bu tek baꢀına, vakıflar kanununun “kamu yararı amacına” hizmet
etme genel amacının meꢀruiyetini ortadan kaldırmaz. (Bkz. Yunanistan’ın Eski Kralı).
d) Müdahalenin orantılılığı
Mallara saygı hakkına yönelik bir müdahalenin, kamu yararının gerektirdikleri ile kiꢀinin
temel haklarının korunması yükümlülükleri arasındaki adil dengeyi sağlaması gerekmektedir
(bkz. diğerleri arasından, Sporrong ve Lönnroth). Bu tür bir dengenin sağlanması kaygısı, 1
No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin yapısının tamamında, dolayısıyla, birinci cümlede
güvence altına alınan prensiple bağlantılı okunması gereken ikinci cümlesinde de
bulunmaktadır. Özel olarak da, bir kiꢀiyi mülkünden yoksun bırakan tedbir ile hedeflenen
amaçla kullanılan araçlar arasında makul bir orantılılık bağının bulunması gerekmektedir
(Prssos Compania Naviera S.A. ve diğerleri).
Mevcut davada baꢀvuran, karꢀılıksız olarak mülkünden yoksun bırakılmıꢀtır. AĐHM yerleꢀik
içtihadına göre, ꢀayet bir müdahale meꢀruiyet ilkesine riayet ediyorsa ve keyfi değilse,
tazminat ödenmemesi eo ipso ve her zaman Devlet tarafından baꢀvuranların mallarına el
konulmasını gayrımeꢀru kılmaz. (Bkz. Jahn ve diğerleri- Almanya; baꢀvuru no: 46720/99,
72203/01 ve 72552/01). AĐHM, yukarıda baꢀvuranın mülkiyet hakkının, 1 No’lu Ek
Protokol’ün 1. maddesinin ilk satırının ikinci cümlesi anlamında mülkünden mahrum kalma
olarak değerlendirilecek bir müdahaleye maruz kaldığı sonucuna ulaꢀtığını hatırlatmaktadır.
Bu durumda, baꢀvuranın, orantısız ve aꢀırı bir yüke katlanıp katlanmadığının araꢀtırılması
gerekmektedir. Bu konuda AĐHM daha önce, değerine göre makul bir miktar ödenmeksizin
mülkten yoksun bırakmanın, aꢀırı bir müdahale teꢀkil ettiğini ve tazminatın hiç
ödenmemesinin ise 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi kapsamında yalnızca istisnai
koꢀullarda haklı görülebileceğini belirtmiꢀtir.
Hükümet, tapu iptalinin, yalnızca yanlıꢀ tescilin düzeltilmesini teꢀkil etmesi nedeniyle,
baꢀvurana hiçbir tazminat ödenmemesinin tamamen meꢀru olduğunu ifade etmektedir.
Baꢀvuran, tazminat ödenmeksizin malına el koyulmasının kesinlikle orantısız olduğunu ileri
sürmektedir. Bir kiꢀi tarafından yasal olarak edinilen bir malın belirli bir kullanım amacıyla
tahsis edilmesi sözkonusu malın değerini tazminat ödenmeksizin elde edilmesi kadar
düꢀürmez. Orantılılık ilkesi gereği, malın edinilme ꢀekli ne olursa olsun malının kaybından
dolayı mal sahibinin zararının adil olarak tazmin edilmesi gerekmektedir.
Mevcut davada AĐHM, tazminat ödemeksizin baꢀvuranın malından yoksun bırakmayı haklı
kılmak için Hükümetin ileri sürdüğü, sözkonusu taꢀınmazın aslında Yetimhane Vakfı’na ait
olduğunu ve baꢀvuranın hakkının “murakıp” veya “mutemet” statüsüne tekabül ettiği
argümanına katılmamaktadır. Zira AĐHM’nin daha önce de belirttiği gibi, sözkonusu
taꢀınmazı baꢀvuranın kendi kaynakları ile edindiği hususuna itiraz edilmemiꢀtir. Satın
almasının hemen ardından, sözkonusu taꢀınmazın belli bir kullanım amacına tahsis edilmesine
rağmen, baꢀvuran hep bu malın sahibi olarak muamele görmüꢀtür. Ayrıca 18 Temmuz 1944
ve 18 Haziran 1945 tarihlerinde vergi dairesi tarafından kabul edilen kararlarda da görüldüğü
üzere, binanın yalnızca bir kısmı sözü edilen kullanıma tahsis edilmiꢀti.
Ayrıca, AĐHM’nin elinde bulunan dosyadan, ne 1902 tarihinde satın alınmasından ne 1936
beyannamesinin ardından, iptal davasının açıldığı 1997 tarihine kadar, baꢀvuranın tapusunun
mahkemeler veya idari merciler tarafından tartıꢀma konusu yapıldığı sonucuna ulaꢀılmaktadır.
Aynı durum, güvenlik nedenleriyle taꢀınmazın boꢀaltıldığı tarih olan 1964 yılı ile 1997
arasında geçen dönem için de geçerlidir. Zira 1964’ten sonra uygulamada binanın tahsis
edildiği amacın varlığı son bulmuꢀtur.
Ayrıca, 1903 yılında ihtilaflı taꢀınmazı edindiğinden beri Yetimhane Vakfı, 1936
beyannamesi sırasında veya sonrasında 1995 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından
“mazbut” olarak nitelendirilene kadar hiçbir zaman taꢀınmazın sahibi olduğunu ileri
sürmemiꢀtir. Sadece bu tarihte, Yetimhane Vakfı adına hareket eden Vakıflar Genel
Müdürlüğü 1936 beyannamesine dayanarak taꢀınmazın tapusunu istemiꢀtir. Bu bağlamda,
sözkonusu beyannamede, Yetimhane Vakfı’nın, herhangi bir mal “sahipliği” sıfatına atıfta
bulunmaksızın, “Rum Erkek Yetimhanesini” yönettiğini beyan ettiğini belirtmek gerekir.
Ayrıca ilgili mevzuat vakıflara “gelirlerinin niteliğini ve kaynağını, harcamalarını, gelir ve
giderlerinin miktar ve niteliğini” belirttikleri bir beyanname sunma yükümlülüğü
getirmekteydi. AĐHM’ye göre, Yargıtay kararının aksine, sözkonusu iki metnin, ipso facto,
sözkonusu beyannamede belirtilen amaca göre yönetilmesi ile yükümlü Yetimhane Vakfı’na
mülkün devredilmesinin teyidi olduğu sonucuna güçlükle ulaꢀılmaktadır. beyannamesi konusunda ise AĐHM, dini azınlıklara ait vakıflar tarafından 1936 yılında
verilen beyannamelerin, bu vakıfların “vakıf senedi” yerine geçtiğine iliꢀkin 1974 tarihli
içtihadın uygulanmasının “öngörülebilirlik” gereği ile bağdaꢀmadığı sonucuna ulaꢀtığını
hatırlatır (Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı, paragraf 57). Oysa ki, Yetimhane Vakfı’nın 1936
beyannamesinde atıfta bulunmakla malın sahibi olduğu yönündeki sonucun sözkonusu
içtihata dayandığı anlaꢀılmaktadır.
Sonuç olarak, sözkonusu taꢀınmazın, uzun seneler boyunca belirli bir kullanım amacına tahsis
edildiği göz önüne alınsa bile, hiçbir halde, sözkonusu tahsisin, mülkiyet hakkının içeriğinin
boꢀaltılmasını gerektirdiğini düꢀündürecek bir durum bulunmamaktadır. Savunmacı
Hükümet’in sözkonusu taꢀınmazın tahsis edildiği amacını korumak istemesi kendi baꢀına bir
sorun teꢀkil etmemekle beraber, AĐHM, Türk yetkililerin, baꢀvurana uygun bir tazminat
ödemeksizin baꢀvuranı bu ꢀekilde malından yoksun bırakamayacaklarına kanaat
getirmektedir. Zira mevcut davada baꢀvuranın hiçbir ꢀekilde tazminat almadığını saptamak
gerekmektedir.
Bu koꢀullarda, mülkten yoksun bırakmanın yasa ile öngörülmüꢀ olduğunu ve kamu yararı
amacına hizmet ettiğinin ispat edildiği varsayılsa dahi AĐHM, mülkiyet hakkının korunması
ile kamu yararının gerekleri arasında hüküm sürmesi gereken adil dengenin bozulduğu ve
baꢀvuranın alıꢀılmıꢀın dıꢀında ve ölçüsüz bir yüke katlanmak zorunda kaldığı kanaatindedir.
Bu durumda, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN VE 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐ ĐLE
BĐRLĐKTE 14. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
AĐHS’nin 6/1 maddesine atıfta bulunan baꢀvuran, iç hukukta yapılan hatalardan dolayı ulusal
mahkemeler nezdinde adil bir yargılamadan yararlanamadığını ileri sürmektedir. Baꢀvuran,
ayrıca, Yargıtay kararının yeterince gerekçelendirilmediğini de ileri sürmektedir. Baꢀvuran,
Yargıtay nezdinde duruꢀma yapılması talebinin reddedilmesi nedeniyle savunma hakkının
ihlal edilmesinden de ꢀikayetçi olmaktadır.
Ayrıca baꢀvurana göre, taꢀınmazın tapu kaydının, halihazırda Türk idari makamları tarafından
yönetilmekte olan Yetimhane Vakfı adına tescil edilmesi keyfi bir el koyma iꢀlemi teꢀkil
etmekte olup AĐHS’nin 14. maddesi ile birlikte 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinde
güvence altına alınan haklarını ihlal etmektedir.
Hükümet bu iddialara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM, sözkonusu ꢀikayetin yukarıda incelediği ꢀikayetle bağlantılı dolaysıyla kabuledilebilir
nitelikte olduğunu belirtmektedir.
Bununla birlikte, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesine iliꢀkin olarak ulaꢀtığı tespiti göz
önünde alarak AĐHM, sözkonusu ꢀikayetlerin ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığına
kanaat getirmektedir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
Baꢀvuran, neden olunan zararın giderilmesi için Hükümet tarafından uygulanacak en uygun
yolun ihtilaflı taꢀınmazın tamamının kendisine iade edilmesi olduğunu belirtmektedir.
Hükümetin sözkonusu taꢀınmazı iade edememesi durumda, baꢀvuran zararının tazmin
edilmesini kabul etmeye hazır olduğunu ifade etmekte ve taꢀınmazın piyasa değerine tekabül
eden meblağı talep etmektedir. ꢁayet bu da mümkün değilse, baꢀvuran, 80.000.000 Euro
değerinde tazminat talep etmektedir.
Baꢀvuran, manevi zarar için de 10.000 Euro talep etmektedir. Ayrıca, ulusal mahkemeler ve
AĐHS organları önünde yapmıꢀ olduğu yargılama masraf ve giderleri için de 50.000 Euro
talep etmektedir.
Hükümet, makul olmadığına kanaat getirerek bu iddialara karꢀı çıkmaktadır. Yargılama
masraf ve giderlerine iliꢀkin olarak ise Hükümet, talep edilen miktarın aꢀırı olduğu ve
yeterince belgelendirilmediği kanaatindedir. Ayrıca Hükümet, Yetimhanenin “mazbut vakıf”
olarak değerlendirilmesine iliꢀkin karar düzeltme baꢀvurusunun ulusal mahkemelerde halen
devam ettiğini ve yargılamanın sonucunun iꢀbu dava için belirleyici olabileceğini
belirtmektedir.
Mevcut dava koꢀullarında Savunmacı Devlet ile baꢀvuranlar arasında olası bir uzlaꢀma
ihtimalini göz önünde bulunduran AĐHM, 41. maddenin uygulanmasının bu aꢀamada saklı
tutulmasının uygun olacağına kanaat getirmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
2. AĐHS’nin 6. maddesi ve 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ile birlikte AĐHS’nin 14.
maddesi kapsamında yapılan ꢀikayetlerin ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığına;
3. AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması hususunun
a) saklı tutulmasına;
b) Hükümet ve baꢀvuranların, AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın
kesinleꢀmesinden itibaren altı ay içinde bu mesele hakkındaki görüꢀlerini yazıyla
kendisine bildirmeye ve bilhassa aralarında varacakları her türlü uzlaꢀmadan kendisini
haberdar etmeye davet edilmesine;
c) Sonraki sürecin saklı tutulmasına ve gerektiğinde daire baꢀkanının izlenecek süreci
belirlemeye yetkili kılınmasına;
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 8 Temmuz 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
Đꢀbu kararda AĐHS’nin 45/2 ve AĐHM iç tüzüğünün 74/2 maddesi uyarınca Yargıç Baka,
Yargıç Ugrekhelidze ve Yargıç Mularoni’nin mutabakat ꢀerhi bulunmaktadır.
13
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło