14719/03
WyrokETPCz2010-02-09ECLI:CE:ECHR:2010:0209JUD001471903
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy niewykonanie prawomocnego orzeczenia sądu krajowego dotyczącego prawa własności oraz brak skutecznych alternatywnych środków zaradczych stanowi naruszenie art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że władze krajowe nie wywiązały się z pozytywnego obowiązku wykonania prawomocnego orzeczenia sądu administracyjnego, które unieważniło decyzję gminy dotyczącą nieruchomości skarżącego. Pomimo korzystnego dla skarżącego wyroku, nieruchomość została przekazana osobom trzecim, a władze nie podjęły skutecznych działań w celu przywrócenia skarżącemu jego prawa własności ani nie zaoferowały odpowiedniego odszkodowania. ETPCz podkreślił, że obowiązek wykonania orzeczeń sądowych obejmuje nie tylko ich sentencję, ale także istotę rozstrzygnięcia. Argumentacja władz, że nieruchomość została zbyta w dobrej wierze, nie została zaakceptowana, zwłaszcza że transakcje miały miejsce w trakcie toczącego się postępowania i obowiązywania środka tymczasowego.Stan faktyczny
Skarżący, Sabri Bora, był współwłaścicielem działki w Stambule. W 1992 roku gmina Kadıköy dokonała redystrybucji gruntów, przydzielając skarżącemu inną, mniej wartościową działkę (parcela nr 6) zamiast jego pierwotnej (parcela nr 46), którą przekazano firmie. Sąd Administracyjny w Stambule w 1995 roku unieważnił decyzję gminy jako niezgodną z prawem, jednak orzeczenie to nie zostało wykonane, ponieważ parcela nr 46 została w międzyczasie sprzedana osobom trzecim. Skarżący bezskutecznie próbował odzyskać swoją własność lub uzyskać odszkodowanie.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Uznaje skargę za dopuszczalną.
2. Stwierdza naruszenie art. 1 Protokołu nr 1.
3. Postanawia, że kwestia zastosowania art. 41 Konwencji nie jest jeszcze gotowa do rozstrzygnięcia, w związku z czym:
a) odracza jej rozpatrzenie;
b) wzywa Rząd i skarżącego do przedstawienia na piśmie swoich uwag w tej kwestii w terminie trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, zgodnie z art. 44 ust. 2 Konwencji, oraz do poinformowania Trybunału o wszelkich porozumieniach, które mogą zawrzeć;
c) odracza dalsze postępowanie i upoważnia Przewodniczącego Izby do ustalenia dalszej procedury w razie potrzeby.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
OF EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
BORA – TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no. 14719/03)
KARAR
(Esas hakkında)
STRAZBURG ꢀubat 2010
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde
kesinleꢀecektir. ꢁekli düzeltmelere tâbi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
BORA – TÜRKĐYE KARARI
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 14719/03 no’lu davanın nedeni Sabri Bora adlı
T.C. vatandaꢁının (“baꢁvuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AĐHM”) 8 Mart 2003
tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Đliꢁkin Sözleꢁme’nin (“AĐHS”)
34. maddesi uyarınca yapmıꢁ olduğu baꢁvurudur.
Baꢁvuran, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından A. Karapınar tarafından temsil
edilmiꢁtir.
OLAYLAR
DAVA OLAYLARI
Baꢁvuran 1933 doğumludur ve Đstanbul’da yaꢁamaktadır. 1970 yılında Đstanbul ili
Kadıköy ilçesinde baꢁka ꢁahıslarla ortaklaꢁa bir arsa satın almıꢁtır (195 no’lu parsel). Tapu
kayıtlarına göre baꢁvuran arsa üzerinde 275/21672 oranında hisse sahibidir. Baꢁvuranın ibraz
ettiği 17 Haziran 1970 tarihli haritaya göre baꢁvuran, arsanın 329.50 m2 yüzölçümüne sahip no’lu parselin malikidir. Mayıs 1992 tarihinde Kadıköy Belediyesi, 92/5 sayılı kararla taꢁınmazı müstakil
tapuya dönüꢁtürmüꢁ, baꢁvurana sözkonusu gayrimenkulün 6 no’lu parseli tahsis edilmiꢁtir.
Baꢁvuranın önceden maliki olduğu 46 no’lu bölüm ise bir ꢁirkete verilmiꢁtir.
Belirtilmeyen bir tarihte baꢁvuran Đstanbul Đdare Mahkemesi’nde Kadıköy Belediyesi
aleyhine bir dava açarak 92/5 sayılı kararın iptalini talep etmiꢁtir. Mahkeme, baꢁvuranın talebi
ile 5 Ekim 1994 tarihinde, sözkonusu bölümün üçüncü ꢁahıslara devrinin önlenmesi amacıyla
Belediyenin 92/5 sayılı kararının yürütmesini durdurmuꢁtur. Nisan 1995 tarihinde ꢁirket arsayı T.M. adlı ꢁahsa, o da 22 Ağustos 1996 tarihinde
G.Y. adlı ꢁahsa satmıꢁtır. Mayıs 1995 tarihinde Đstanbul Đdare Mahkemesi Belediyenin kararının baꢁvuranı
etkileyen kısmını, kanunsuz olduğu gerekçesiyle reddetmiꢁtir. Mahkeme, baꢁvurana Belediye
kararıyla verilen arsanın değerinin baꢁvuranın parselinin değerinden daha düꢁük olduğu ve
arsa üzerinde üçüncü ꢁahıslara ait bir bina olduğunu, dolayısıyla Belediyenin arsayı yeterli
inceleme ve araꢁtırma yapmadan tahsis ettiğini belirtmiꢁtir.
Bu arada 8 Aralık 1994 tarihinde baꢁvuran Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesi’nde bir
dava açarak 46 no’lu parselin ꢁirket adına olan tapu sicilinin iptalini ve sözkonusu parselin
kendi adına kaydedilmesini talep etmiꢁtir. 29 Mayıs 1995 tarihinde mahkeme, arsanın üçüncü
ꢁahıslara satıꢁını önlemek amacıyla bir ihtiyati tedbir kararı vermiꢁtir. Mahkeme, 92/5 sayılı
kararın iptaline iliꢁkin idari davanın halen derdest olması nedeniyle baꢁvuranın dava açma
hakkı bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiꢁtir. Yargıtay, baꢁvuranın temyiz talebini
reddetmiꢁ ve 20 Haziran 1996 tarihinde ilk derece mahkemesi kararını onamıꢁtır. 14 Ağustos tarihinde ilk derece mahkemesi ihtiyati tedbiri kaldırmıꢁtır. Nisan 1996 tarihinde Danıꢁtay ilk derece mahkemesi kararını onamıꢁ, belediyenin
karar düzeltme talebini 25 ꢀubat 1997 tarihinde reddetmiꢁtir.
BORA – TÜRKĐYE KARARI
Baꢁvuranın ꢁikâyeti üzerine Kadıköy Belediye Baꢁkanı, Belediye Đmar Đꢁleri Müdürü ve
Müdür Yardımcısı ve Đmar Đꢁlerinden Sorumlu Belediye Baꢁkan Yardımcısı hakkında
baꢁlatılan kovuꢁturma, 24 Nisan 2002 tarihinde, 4616 sayılı yasa uyarınca sona erdirilmiꢁtir.
Bu arada baꢁvuran, lehinde verilen mahkeme kararının icra edilerek 46 no’lu parselin
tekrar adına kaydedilmesi için çeꢁitli makamlara baꢁvurmuꢁ ancak baꢁarılı olamamıꢁtır. Son
olarak 26 Aralık 2001 tarihinde Kadıköy Kaymakamlığı’na gönderdiği dilekçede baꢁvuran
Kadıköy Belediye Baꢁkanlığı’nın 29 Mayıs 1995 tarihli mahkeme kararının uygulanmasının
mümkün olmadığını ve ꢁirket ya da T.M. aleyhine dava açamayacağını belirttiği 2 Kasım tarihli yazısına atıfta bulunmuꢁtur. Ağustos 2007 tarihli tapu siciline göre baꢁvuran 232 m2 yüzölçümlü 6 no’lu parselin
malikidir.
HUKUK
I. 1 NO’LU PROTOKOLÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢁvuran, 1 no’lu Protokolün 1. maddesine aykırı olarak arsasından mahrum
bırakıldığını öne sürmüꢁ, bu bağlamda yetkili makamların, lehine verilmiꢁ olan mahkeme
kararını yine sözkonusu maddeye aykırı olarak uygulamadığına iꢁaret etmiꢁtir.
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, 818 sayılı yasanın 41. maddesi ve 2577 sayılı yasanın 28. maddesi uyarınca
kendisine tanınmıꢁ idari ve hukuk yollarından tam olarak yararlanmadığından baꢁvuranın
AĐHS'nin 35/1 maddesinin gerektirdiği iç hukuk yollarını tüketmediğini savunmuꢁtur. Ayrıca
baꢁvuranın ꢁikâyetlerini ulusal mahkemelerde dile getirmediğini ifade etmiꢁtir. Hükümet son
olarak, daha fazla açıklama getirmeksizin, baꢁvuranın 35/1 maddede öngörülen altı ay
kuralına uymadığını iddia etmiꢁtir.
Baꢁvuran, Hükümetin görüꢁlerine itiraz etmiꢁtir.
AĐHM, daha önceki davalarda Hükümetin benzer görüꢁlerini inceleyip reddettiğini
hatırlatır (bkz. Lemke – Türkiye, no. 17381/02 ve Yerlikaya – Türkiye, no. 10985/02 ve
10993/02). AĐHM, somut davada önceki tespitinden ayrılmasını gerektiren özel koꢁul
görmemektedir. Sonuç olarak AĐHM, Hükümetin ön itirazını reddeder.
AĐHM ayrıca baꢁvuranın ꢁikâyetinin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı
çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığını, ꢁikâyetin baꢁka açılardan bakıldığında da
kabuledilemezlik unsuru taꢁımadığını tespit eder. Bu nedenle ꢁikâyet kabuledilebilir
niteliktedir.
B. Esas
1. Tarafların görüꢀleri
Hükümet, 1992 yılında yapılan idari düzenlemeden sonra kendisine bir arsa tahsis
edildiğinden baꢁvuranın mülkünden mahrum bırakılmadığını savunmuꢁtur. Ayrıca, sözkonusu
BORA – TÜRKĐYE KARARI
arsanın iyi niyetle bir üçüncü ꢁahsa verilmiꢁ olması nedeniyle ulusal mahkeme kararının
uygulanamadığını belirtmiꢁtir. Hükümet, tek sorunun baꢁvuranın önceden sahip olduğu ve
sonradan tahsis edilen arsa arasındaki değer farkı olduğunu ve bu ihtilafı bir tazminat davası
açarak düzelttirebileceği görüꢁünü savunmuꢁtur. Hükümet son olarak Belediyenin, baꢁvuranın
iki parselin değer farkından kaynaklanan zararını karꢁılamaya hazır olduğunu belirtmiꢁtir.
Baꢁvuran ꢁikâyetini sürdürmüꢁtür.
2. AĐHM’nin değerlendirmesi
Somut davada baꢁvuranın 195 parsel no’lu arsada hisse sahibi olduğu ve bu hissenin 46
no’lu parsel olarak belirtilen arsaya tekabül ettiği taraflar arasında ihtilafsızdır. Ayrıca,
Kadıköy Belediye Baꢁkanlığı’nın, baꢁvurana 46 sayılı parsel yerine baꢁka bir parselin
verilmesini içeren 12 Mayıs 1992 tarihli kararının 29 Mayıs 1995 tarihinde Đstanbul Đdare
Mahkemesi tarafından iptal edildiği ve bu kararın temyiz yargılamasından sonra kesinleꢁtiği
de ihtilafsızdır. Ancak ulusal makamlar, 46 no’lu parselin iyi niyetle üçüncü ꢁahıslara
devredilmiꢁ olması nedeniyle Đstanbul Đdare Mahkemesi’nin kararının yerine getirilmesi
yönünde herhangi bir karar almamıꢁtır. Dava olayları, özellikle de sözkonusu arsanın dava
idare mahkemelerinde halen devam ederken ve Belediyenin kararının yürütmesinin
durdurulduğu ortada olmasına karꢁın el değiꢁtirmiꢁ olması dikkate alındığında AĐHM,
yetkililerin gösterdiği gerekçelerin, ilintili olmasına rağmen, somut davada tartıꢁma konusu
olan durumun kendilerinin gerekli titizliği göstermemiꢁ olmalarından kaynaklandığı
karꢁısında, bu tür bir ihmali haklı çıkaramayacağı kanaatindedir. AĐHM ayrıca mahkeme
kararlarının icra edilmesi yükümlülüğünün kararın sadece hüküm kısmıyla sınırlı olmayıp
kararın esasının da aynı zamanda gözetilip uygulanmasının zorunlu olduğunu hatırlatarak
(bkz. Zazanis vd. – Yunanistan, no. 68138/01) baꢁvurana 46 no’lu parselin verilmesinin
mümkün olmaması karꢁısında yetkililerin Đstanbul Đdare Mahkemesi kararına riayet etmenin
baꢁka yollarını arayabileceklerini; özellikle baꢁvurana, 195 no’lu parsel içerisinde, 46 no’lu
parselle aynı değere sahip baꢁka bir arsa verilebileceğini tespit etmektedir. Son olarak
Hükümet, ulusal mahkeme kararının icrasının mümkün olmaması karꢁısında yetkililerin,
baꢁvuranın uğradığı maddi zarar nedeniyle kendisine somut ve makul tazminat teklifleri
getirdiklerini gösteren ikna edici bir bilgi sunmamıꢁtır. Bu bağlamda AĐHM, baꢁvuranın
kazandığı davadan yararlanmasının engellendiğini ve baꢁvuranın halen, ulusal mahkemelerin
tespitiyle; hem değeri 46 no’lu parselden daha düꢁük, hem de üzerinde üçüncü ꢁahıslara ait
yapı bulunan bir arsanın maliki olduğunu hatırlatır.
Belirtilen hususlar ıꢁığında AĐHM, ulusal makamların 1 no’lu Protokolün 1. maddesi
kapsamında, 12 Mayıs 1992 tarihli mahkeme kararının icra edilmesi pozitif yükümlülüğünü
yerine getirmediklerini tespit etmiꢁtir (bkz. Burdov – Rusya, no. 59498/00 ve mutatis
mutandis, Hornsby – Yunanistan, Karar Raporları 1997-II). Dolayısıyla sözkonusu hüküm
ihlal edilmiꢁtir.
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. maddesine göre:
“Mahkeme iꢁbu Sözleꢁme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek
Sözleꢁmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,
hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
BORA – TÜRKĐYE KARARI
Baꢁvuran 800,000 Euro maddi tazminat talep etmiꢁtir. Bu miktar, 46 no’lu parselin
değerine tekabül etmektedir. Ayrıca 200,000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmuꢁtur.
Baꢁvuran son olarak, miktar belirtmeksizin, AĐHM önündeki yargılama masraf ve giderlerinin
ödenmesini talep etmiꢁtir.
Hükümet taleplere karꢁı çıkmıꢁtır.
AĐHM, mevcut dava koꢁulları altında, 41. maddenin uygulanması konusunun, henüz
karara bağlanamayacağı ve savunmacı Hükümet ile baꢁvuran arasında anlaꢁma
sağlanabileceği göz önüne alınarak, saklı tutulması gerektiği kanaatindedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢁvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. 1 no’lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. 41. maddenin uygulanması hususunun henüz karara bağlanamayacağına;
dolayısıyla,
(a) bu hususun saklı tutulmasına;
(b) Hükümet ve baꢁvuranın, AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleꢁmesinden
itibaren üç ay içinde bu mesele hakkındaki görüꢁlerini yazıyla kendisine bildirmeye ve
bilhassa aralarında varacakları her türlü uzlaꢁmadan kendisini haberdar etmeye davet
edilmesine;
(c) Sonraki sürecin saklı tutulmasına ve gerektiğinde Daire Baꢁkanının izlenecek süreci
belirlemeye yetkili kılınmasına
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đꢁbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢁ ve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragrafları uyarınca 9 ꢀubat 2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢁtir.
4
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło