14899/03

WyrokETPCz2005-12-22ECLI:CE:ECHR:2005:1222JUD001489903

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy warunki zatrzymania skarżącego cierpiącego na zespół Wernickego-Korsakowa stanowiły nieludzkie lub poniżające traktowanie w rozumieniu art. 3 Konwencji? Czy długość tymczasowego aresztowania skarżącego przekroczyła rozsądny termin, naruszając art. 5 § 3 Konwencji? Czy prawo krajowe zapewniało skuteczny środek odwoławczy w przypadku przedłużonego tymczasowego aresztowania, zgodnie z art. 5 § 5 Konwencji?
Ratio decidendi
W odniesieniu do art. 3, Trybunał uznał, że choć państwo ma obowiązek zapewnić opiekę medyczną więźniom, a cierpienie wynikające z choroby może w pewnych okolicznościach wchodzić w zakres art. 3, to w tej sprawie, po przeprowadzeniu własnego badania lekarskiego, stwierdzono, że stan zdrowia skarżącego nie uniemożliwiał mu pobytu w więzieniu i nie stanowił nieludzkiego traktowania. W kwestii art. 5 § 3, Trybunał podkreślił, że długość tymczasowego aresztowania musi być uzasadniona konkretnymi i wystarczającymi powodami, a ryzyko ucieczki nie może być uzasadniane jedynie ciężarem potencjalnej kary. Trybunał stwierdził, że władze krajowe nie przedstawiły wystarczających i konkretnych powodów dla utrzymywania aresztu przez tak długi okres, przekraczający rozsądny termin. Co do art. 5 § 5, Trybunał uznał, że prawo tureckie nie przewidywało skutecznego środka odwoławczego umożliwiającego uzyskanie odszkodowania za nieuzasadnione przedłużenie tymczasowego aresztowania, co stanowiło naruszenie tego przepisu.
Stan faktyczny
Skarżący, Ergül Çiçekler, obywatel turecki urodzony w 1976 roku, został aresztowany 3 maja 1996 roku w związku z operacją przeciwko nielegalnej organizacji zbrojnej TKEP-L. Był tymczasowo aresztowany, a 12 listopada 1999 roku został skazany na dożywocie. Wyrok ten został uchylony przez Sąd Kasacyjny 26 marca 2001 roku z powodu błędu proceduralnego i sprawa wróciła do sądu pierwszej instancji. W międzyczasie skarżący prowadził strajk głodowy, w wyniku którego zdiagnozowano u niego zespół Wernickego-Korsakowa. Mimo zaleceń medycznych o zwolnieniu, jego wnioski o zwolnienie były odrzucane. 6 maja 2003 roku został ponownie skazany na dożywocie, a wyrok ten został zatwierdzony przez Sąd Kasacyjny 1 grudnia 2003 roku. Skarżący utrzymywał, że jego stan zdrowia nie pozwala na pobyt w więzieniu, a długość jego tymczasowego aresztowania była nadmierna.
Rozstrzygnięcie
Skarga z art. 3 Konwencji została uznana za niedopuszczalną. Pozostała część skargi została uznana za dopuszczalną. Stwierdzono naruszenie art. 5 § 3 Konwencji. Stwierdzono naruszenie art. 5 § 5 Konwencji. Zasądzono na rzecz skarżącego 2 000 Euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. Odrzucono pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ÇĐÇEKLER - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:14899/03)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Aralık 2005   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup bazı   ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (14899/03) baꢀvuru no’lu davanın nedeni, bu   ülke vatandaꢀı Ergül Çiçekler’in (baꢀvuran) 24 Mart 2003 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları   Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM)   yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Avukat yardımından faydalanan baꢀvuran AĐHM önünde Đstanbul Barosu   avukatlarından M. Kırdök tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢀULLARI   doğumlu olan baꢀvuran Türk vatandaꢀıdır. Halen Kocaeli F tipi Cezaevinde   tutukludur.   A. Baꢁvurunun yapılmasına neden olan olaylar   Baꢀvuran 3 Mayıs 1996 tarihinde yasadıꢀı silahlı TKEP-L örgütüne yönelik sürdürülen   operasyon sırasında yakalanmıꢀtır.   Mayıs 1996 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Yedek Hakimi   baꢀvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiꢀtir. Baꢀvuran Eskiꢀehir Cezaevine   konulmuꢀtur.   Ağustos 1996 tarihli iddianameyle DGM Cumhuriyet Baꢀsavcısı baꢀvuranla   birlikte suçlanan diğer on sanığın Türk Ceza Kanunu’nun 146§1 maddesi uyarınca mahkum   edilmelerini talep etmiꢀtir.   Nisan 1999 tarihinde olayları tekrar gözden geçiren Cumhuriyet Baꢀsavcısı   baꢀvuranın TCK’nın 169. maddesi uyarınca mahkum edilmesini, tutuklu kaldığı süre göz   önüne alınarak salıverilmesini talep etmiꢀtir. DGM Cumhuriyet Baꢀsavcısının bu talebini   reddetmiꢀtir.   Kasım 1999 DGM baꢀvuran üzerine atılı fiillerden suçlu bularak TCK’nın 146§1   maddesi uyarınca ömür boyu hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiꢀtir.   Aralık 2000 tarihinde baꢀvuran Kocaeli F tipi Cezaevi’ne nakledilmiꢀtir. 2001 ile   yılları arasında baꢀvuran açlık grevi yapmıꢀtır.   Bu süre zarfında birkaç kez Kocaeli Devlet Hastanesi ve Bakırköy Ruh ve Sinir   Hastalıkları Hastanesi’ne kaldırılmıꢀtır.   Mart 2001 tarihli bir kararla Yargıtay usul hatası nedeniyle 12 Kasım 1999 tarihli   kararı bozmuꢀ ve ilk derece mahkemesine tekrar göndermiꢀtir.   Kasım 2001 tarihinde baꢀvuranın avukatı sağlık durumu nedeniyle baꢀvuranın   serbest bırakılmasını talep etmiꢀtir. DGM bu talebi reddetmiꢀtir.   Sağlık durumu kötüleꢀen baꢀvuran Adli Tıp Kurumu’na sevk edilmiꢀtir.   Ocak 2002 tarihli raporuyla 3. Đhtisas Kurulu baꢀvuranda Wernicke-Korsakoff   sendromu teꢀhis etmiꢀ ve altı ay serbest bırakılmasını salık vermiꢀtir.   Mayıs 2002 tarihinde, baꢀvuranın avukatı tekrar müvekkilinin serbest bırakılmasını   talep etmiꢀtir. Baꢀvuranın açlık grevini bıraktığını fakat cezaevinde hiçbir tedavi görmediğini   belirtmiꢀtir.   DGM, CMUK’un 399. maddesinin tutukluların değil hükümlülerin durumunu   düzenlediği gerekçesiyle baꢀvuranın serbest bırakılması talebini reddetmiꢀtir.   Haziran ile 17 Aralık 2002 tarihleri arasında DGM dört duruꢀma düzenlemiꢀ ve   kanıt unsurları dikkate alınarak baꢀvuranın tutuklu yargılanmasını emretmiꢀtir. Bu süre   zarfından üç kere yapılan salıverilme talebini reddetmiꢀtir.   Mayıs 2003 tarihinde, Yargıtay kararına uyarak baꢀvuranı yeniden müebbet hapis   cezasına mahkum etmiꢀtir.   Mayıs 2003 tarihli bir raporla Đhtisas Kurulu WK-S teꢀhisini teyit etmiꢀ ve   baꢀvuranın cezasının altı ay süreyle ertelenmesini salik vermiꢀtir. Baꢀvuranın sağlık   durumunun hayati tehlike oluꢀturmadığını fakat organik akıl hastalığı nedeniyle cezasının   ertelenmesi gerektiğini belirtmiꢀtir.   Aralık 2003 tarihinde Yargıtay 6 Mayıs 2003 tarihli kararı onamıꢀtır.   Ocak 2004 tarihinde, baꢀvuranın cezasının ertelenmesi talebi CMUK’un 399.   maddesinin tutukluların değil hükümlülerin durumunu öngördüğü gerekçesiyle Kocaeli   Cumhuriyet Baꢀsavcısı tarafından reddedilmiꢀtir. Baꢀvuranın mahkumiyeti Yargıtay   tarafından henüz onaylanmamıꢀ olduğundan baꢀvuran hükümlü durumda değildi. Bu tarihte   Kocaeli Cumhuriyet Baꢀsavcısına henüz Yargıtay’ın kararı bildirilmemiꢀtir.   Baꢀvuran sağlık durumu nedeniyle Cumhurbaꢀkanı affından faydalanma talebinde   bulunmuꢀtur. 15 Mart 2004 tarihinde Cumhuriyet Baꢀsavcısı yeniden muayene edilmesi   amacıyla baꢀvuranın Kocaeli Devlet Hastanesi’ne sevk edilmesini istemiꢀtir. Hazırlanan   sağlık raporunda baꢀvuranın Cumhurbaꢀkanı affından faydalanmasını gerektirecek hiçbir   rahatsızlığının bulunmadığı belirtilmiꢀtir. Bununla birlikte doktorlar yine de altı ay içerisinde   yeniden muayene edilmesini istemiꢀlerdir.   Hükümet tarafından verilen bilgilere göre, 19 Ocak 2005 tarihinde, Adli Tıp Kurumu   baꢀvuranın Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde gözetimde tutulmasını salık   vermiꢀtir. Cezaevi doktoru tarafından hazırlanan 27 Haziran 2005 tarihli raporda baꢀvuranın   genel sağlık durumunun “iyi” olduğu belirtilmiꢀtir.   Baꢀvuranın avukatı müvekkilinin belli bir süre sözkonusu Hastanede yattığını   doğrulamıꢀtır.   B. AĐHM’nin Soruꢁturma Heyeti   1. Ceza infaz kurumlarına yapılan ziyaretler   AĐHM heyeti Türkiye’de bulunan farklı tiplerdeki ceza infaz kurumlarında hüküm   süren fiziksel koꢀullar hakkında fikir edinmek maksadı ile baꢀvuranların avukatlarının ve   Hükümet temsilcilerinin eꢀliğinde, iki F tipi cezaevini (Tekirdağ ve Kocaeli) iki H tipi   cezaevini (Tekirdağ ve Đstanbul) ve bir H Tipi tutukevini (Bayrampaꢀa-Đstanbul) ziyaret   etmiꢀtir. Bu ziyaretler sırasında heyet ayrıca, cezaevi personeli ile savcı ve doktorlarla   görüꢀmüꢀtür.   Heyetin Bayrampaꢀa Cezaevi ve bu cezaevinin sağlık birimini ziyareti sırasında   kendisine bilirkiꢀi kurulu da eꢀlik etmiꢀtir.   AĐHM heyeti baꢀvuranla 7 Eylül 2004 tarihinde görüꢀmüꢀtür.   2. Bilirkiꢀi kurulu tarafından yürütülen sağlık muayeneleri   AĐHM, baꢀvuranda nörolojik veya psikiyatrik sorunlar bulunup bulunmadığını, ꢀayet   bulunuyorsa bunların ne ölçüde cezaevi yaꢀamına uyum sağlayabileceğini belirlemekle   bilirkiꢀi kurulunu görevlendirmiꢀtir. Sözkonusu kurul ayrıca, gerektiğinde, Türk adli tıp   makamları tarafından oluꢀturulduğu haliyle baꢀvuranın sağlık dosyasını incelemekle   görevlendirilmiꢀtir.   Bu bağlamda bilirkiꢀi kurulu öncelikle, bu gruptaki tüm vakalarda, ilgililerin   nöropsikiyatrik rahatsızlıklarını açlık grevleri ile açıkladıklarını ve Adli Tıp Enstitüsü’nün   tanısına uygun olarak bunların Wernicke Korsakoff Sendromu’nda görülenlerle aynı   olduğunu belirttiklerini ortaya koymaktadır.   Buradan hareketle bilirkiꢀi kurulu, mahkumlarda olası aꢀırı yükleme öğelerini ve   Wernicke Korsakoff Sendromu’nun gerçek özelliklerini ortaya çıkarmak amacı ile standart   sağlık muayenelerine baꢀvurmaya karar vermiꢀtir.   Muayeneler Hükümet tarafından belirlenen Đstanbul Çapa Üniversite Hastanesi’nde 8   ve 11 Eylül 2004 tarihlerinde tıp alanındaki gizlilik ilkesine riayet edilerek yapılmıꢀtır.   Baꢀvuran 10 Eylül 2004 tarihinde muayene edilmiꢀtir. Kurul, baꢀvuranın görümünün   normal olduğunu, nörolojik ve nöropsikolojik muayenesinde herhangi bir anormal bulguya   rastlanmadığını, psikopatolojik bir sorunu bulunmadığını, verilen cezanın infazını   engelleyecek bir bulguya rastlanmadığını tespit etmiꢀtir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran yakalandığını iddia ettiği WK-S sebebiyle sağlık durumunun tutukluluk   ꢀartlarıyla bağdaꢀmadığını iddia etmektedir. Bir sağlık kuruluꢀunda tedavi görmesi gerektiğini   ve Cezaevi’nde tutulmasın AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca kötü muamele teꢀkil edeceğini ileri   sürmektedir.   A. Tarafların argümanları   1. Hükümet   Hükümet ceza infaz kurumlarındaki koꢀulların uygun olduğunu belirterek, tutuklu ve   hükümlülerin öncelikle sözkonusu infaz kurumunda, yoksa bir hastanede tıbbi bakımdan   yararlandıklarını belirtmektedir. Baꢀvuran bundan faydalanmıꢀtır, birkaç kez Devlet   Hastanelerinde tedavi görmüꢀtür.   Hükümet baꢀvuranın özgürlükten yoksun bırakıcı bir cezayı çekebileceğini belirten   AĐHM heyetinin raporuna dikkati çekmekte ve baꢀvuranın mağdur sıfatı bulunmadığından   AĐHM’yi baꢀvuruyu kabuledilemez ilan etmeye davet etmiꢀtir.   2. Baꢀvuran   Baꢀvuran iddialarını tekrarlamaktadır. WK-S’nin iyileꢀmez bir hastalık olduğunu, 23   Ocak 2002 tarihinde Adli Tıp Kurumu’nun hastalığı teꢀhis ettiğinde serbest bırakılması   gerektiğini ve bu nedenle tutuklu bulunmasının AĐHS’nin 3. maddesini ihlal ettiğini ileri   sürmektedir.   Baꢀvuran aynı zamanda muayenesinin gerektiği gibi yapılmadığını belirterek AĐHM   heyetini de eleꢀtirmektedir.   B. AĐHM’nin takdiri   Yukarıda belirtilen sebeplerden dolayı, AĐHM baꢀvuranın mağdur sıfatı ile ilgili   olarak sunduğu argümanı üzerinde durmayacaktır ( Bkz. Amuur-Fransa, 25 Haziran 1996,   Derleme Karar ve Hükümler 1996 III, s. 846, § 36, Dalban-Romanya [GC], no: 28114/95, §   44, CEDH 1999-VI, ve, mutatis mutandis, S.T.-Türkiye (karar), no: 32431/96, 6 Mayıs 2003).   1. Genel ilkeler   AĐHS’de ne özgürlüğünden yoksun bırakılmıꢀ ne de hasta kiꢀilerin durumuna iliꢀkin   özel bir hükmün yer almadığı doğrudur. Bununla birlikte, gerekli tıbbi bakımın uygulanması   yoluyla tutukluların fiziksel bütünlüğünün korunması konusunda Devletlere düꢀen   yükümlülükten ayrı olarak, doğal yollardan ortaya çıkan gerek bedensel gerekse ruhsal bir   hastalıktan kaynaklanan ıstırap, yetkili mercilerin sorumlu tutulabileceği tutukluluk koꢀulları   nedeniyle daha da ꢀiddetlenir veya ꢀiddetlenme riski taꢀırsa, tek baꢀına AĐHS’nin 3. maddesi   kapsamına girebilir (Mouisel-Fransa, no: 67263/01, §§ 37, 38 ve 40, CEDH 2002-IX, ve   Pretty-Birleꢀik Krallık, no: 2346/02, §52, CEDH 2002-III).   Her tutuklu, alınan tedbirlerin infaz edilme usul ve yöntemlerinin kendisini,   tutukluluğun doğasında varolan kaçınılmaz ıstırap düzeyini aꢀacak ꢀiddette bir sıkıntı veya   zorluğa maruz bırakmamasını temin edecek ꢀekilde, insan onuruyla bağdaꢀır tutukluluk   koꢀullarına tabi olma hakkına sahip olduğundan, hapsetmenin uygulamaya iliꢀkin   gereklilikleri gözönünde bulundurulduğunda, tutuklunun sağlığının yanı sıra esenliği de   yeterli bir ꢀekilde sağlanmalıdır (Kulda-Polonya [GC], no: 30210/96, § 94, CEDH 2000-XI).   AĐHS’de, sağlık gerekçesiyle bir tutuklunun serbest bırakılmasına iliꢀkin herhangi bir   “genel yükümlülük” belirtilmemiꢀse de, bir tutuklunun klinik tablosu, Avrupa Konseyi’ne   Üye Devletler nezdinde AĐHS’nin 3. maddesi bakımından bugün, tutukluluğa elveriꢀlilik   sorusunun ortaya çıktığı durumlardan birini teꢀkil etmektedir (bkz., Mouisel, ibidem, ve Price-   Birleꢀik Krallık, no: 33394/96, §30, CEDH 2001-VII).   Özetle görülen bir davada, sağlık durumu cezaevi yaꢀamına uygun olmayan ya da   hayati tehlikesi bulunduğu tanısı konulan bir hastalığa yakalanan kimsenin tutuklu   bulundurulması, AĐHS’nin 3. maddesi açısından sorunlara neden olabilir.   2. Özel bağlam   AĐHM, davayı incelemeye baꢀlamadan önce, ciddi hastalıkları bulunan hükümlülerin   cezalarının infazı konusunda Türkiye’de yürürlükte olan yasaları incelemiꢀtir. AĐHM, Türk   yasalarının ulusal mercilere, tutukluların ciddi hastalıklara yakalandığı durumda müdahale   etme olanağı sunduğunu not etmektedir. Sağlık durumu serbest bırakılma veya cezanın   ertelenmesi kararlarının verilmesini gerektirebilecek unsurlardan biridir. Bu tedbirlerin   yanısıra, sağlık gerekçesiyle Cumhurbaꢀkanı’ndan af talebinde bulunma yolu da mevcuttur.   AĐHM bu iꢀlemlerin, ilk bakıꢀta, tutukluların fiziksel bütünlüğü ve esenliklerinin   korunması için Devletlerin özgürlüğü kısıtlayıcı cezaların meꢀru gereklilikleriyle   bağdaꢀtırmaları gereken uygun güvenceler oluꢀturduğuna kanaat getirmektedir.   Mevcut dava bağlamında, geçmiꢀte Türkiye’nin, 1996 ve 2000 yıllarında koğuꢀ yerine   bir ila üç kiꢀilik yaꢀam birimleri öngören F tipi cezaevlerinin kurulmasını protesto etmek   amacıyla baꢀlatılan açlık grevleri karꢀısında, beslenme bozukluğuna bağlı zihinsel ve fiziksel   rahatsızlıkları olan ve aralarından bir kısmının WK-S olduğu düꢀünülen kiꢀilerin tutuklu   bulundurulmaları sorunuyla karꢀı karꢀıya kaldığını hatırlatmak uygun olacaktır. Hiç kuꢀkusuz   yetkili mercilerin, bu durumun toplumun korunması açısından haklı gösterilemeyeceğine   kanaat getirmesi üzerine, hasta olan tutuklulardan birçoğu sağlık gerekçesiyle geçici olarak   serbest bırakılmıꢀtır.   3. Đlkelerin mevcut davaya uygulanması   AĐHM baꢀvuranın, kendisine yapılan tıbbı bakımın yetersizliğinden ya da ꢀeklinden   ꢀikayet etmediğini, fakat iyileꢀemez bir hastalığa yakalandığından dolayı serbest bırakılması   ve özel bir bakım yapılması gerektiğini argümanlarını desteklemeden iddia ettiğini   gözlemlemektedir.   Sağlık nedeniyle serbest bırakılma talebinin 30 Ocak 2004 tarihinde reddedilme   gerekçesi biçimi itibariyle eleꢀtirilebilirse de, bir kimsenin tutuklu yargılanmak üzere   tutulmasının yerinde olup olmadığı konusunda (Sakkopoulıos-Yunanistan, no: 61828/00, 15   Ocak 2004, § 44, ve Reggiani Martinelli-Đtalya (karar), no: 22682/02) ve mevcut davada da   olduğu gibi, ulusal makamlar baꢀvuranın fiziksel bütünlüğünün korunması zorunluluğunu   gerekli tedavileri sağlayarak yerine getirdiklerinde, AĐHM’nin kendi bakıꢀ açısını yerel   mahkemelerin bakıꢀ açısının yerine koyamayacağını hatırlatmak gerekmektedir. AĐHM   baꢀvuranın 2001 yılından beri faydalandığı tıbbı bakımın ꢀekli ve seviyesini tartıꢀma konusu   yapacak bir neden görmemektedir.   Baꢀvuranın mevcut sağlık durumu ile ilgili olarak, AĐHM hemen delilerin toplanması   hususunda, ne AĐHS’nin ne de yerel mahkemelere uygulanabilir genel ilkelerin kendisine   kesin kurallar sunduğunu hatırlatmaktadır. Bu nedenle, bir kanıya varmak için, doğru   olduğuna karar verdiği her türlü veriye dayanabilir. Ayrıca, özgür iradesiyle, dosyada yer alan   her unsurun kabuledilebilirliğini, uygunluğunu ve aynı zamanda ispat gücünü de   değerlendirmektedir ( Irlanda-Birleꢀik Krallık, 18 Ocak 1978 tarihli karar, A serisi no: 25, ss.   79, 80, §§ 209 ve 210).   Savunmacı Devletin, AĐHS’den doğan yükümlülüklerini yerine getirmediğinin   düꢀünülmesini gerektirecek ciddi ve kesin gerekçelerin bulunup bulunmadığını belirlemek   için, AĐHM’nin tarafların kendisine sunduğu ve gerektiğinde res’en elde ettiği unsurlar   ıꢀığında ortaya çıkan soruları incelemesi gerekmektedir (Yaꢀa-Türkiye, 2 Eylül 1998 tarihli   karar, Derleme Kararlar ve Hükümler1998-VI,s. 2437, § 94).   AĐHM tarafından yapılan ve yukarıda belirtilen soruꢀturma görevi, incelemesini   yapabilmek için gerekli olan unsurların re’sen elde edilmesi ihtiyacından baꢀka bir amaç   taꢀımamaktaydı. Aslında, aralarında baꢀvuranın da bulunduğu sözkonusu elli üç davada,   baꢀvuranlar Đstanbul Tabip Odası tarafından verilen ve dava konusu raporların bilimsel   inandırıcılığını ciddi ꢀekilde tartıꢀma konusu yapan görüꢀleri sunmuꢀlardı (Bkz. örneğin,   Balyemez-Türkiye (baꢀvuru no: 32495/03, 1 Nisan 2004 tarihli kabuledilebilirlik kararı ve   Eren-Türkiye (baꢀvuru no: 8062/04, 2 Eylül 2004 tarihli kabuledilebilirlik kararı).   Ne baꢀvuranlarla yapılan yazıꢀmalar ne de Hükümet görüꢀü ile giderilebilen   unsurlarının azlığı karꢀısında, AĐHM davaların esasına iliꢀkin görüꢀ bildirmeden önce gerçek   koꢀulları ortaya koymak amacıyla 7 Temmuz 2003 tarihinde Đçtüzüğüne dahil edilen ve   görevler kapsamında bir soruꢀturma yürütme ve değerlendirme unsurlarını re’sen temin etme   kararı almıꢀtır.   Sonuç olarak baꢀvuranların hepsi 8 Eylül ile 13 Eylül 2004 tarihleri arasında AĐHM   heyeti tarafından muayene edilmiꢀtir.   Eylül 2004 tarihinde muayene edilen Çiçekler ile ilgili olarak AĐHM heyeti   oybirliğiyle, Ergül Çiçekler’de cezaevi ortamında yaꢀamasını engelleyecek nörolojik ya da   nöropsikolojik bir belirti bulunmadığına karar vermiꢀtir.   Sonuç olarak, dosyada mevcut olan unsurların genel bir değerlendirmesini yaptıktan   ve uzmanlarının görüꢀlerini aldıktan sonra AĐHM baꢀvuranın tekrar hapsedilmesi halinde,   tutukluluk koꢀullarının baꢀlı baꢀına AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca aꢀağılayıcı ve insanlık dıꢀı   muamele teꢀkil edeceğinin ortaya konulmadığını düꢀünmektedir ( Sakkopoulos-Yunanistan,   no: 61828/00, § 45, 15 Ocak 2004, Kulda, § 99 ve Reggiani Martinelli).   Son olarak bu ꢀikayet AĐHS’nin 35 §§ 3 ve 4. maddeleri uyarınca dayanaktan yoksun   olduğu gerekçesiyle reddedilmelidir.   II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran tutuklu yargılanma süresinden ꢀikayetçi olmaktadır ve bunun AĐHS’nin 5 §   maddesinden belirtilen makul süre kavramını ihlal ettiğini ileri sürmektedir. Aynı zamanda   AĐHS’nin 5 § 5 maddesi uyarınca tazminat isteme hakkının bulunmadığını belirtmektedir.   A. Kabuledilebilirlik üzerine   AĐHM ꢀikayetlerin AĐHS’nin 35 § 3. maddesine göre açıkça dayanaktan yoksun   olmadığını gözlemlemektedir. AĐHM baꢀka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulmadığından   ꢀikayetleri kabuledilebilir bulmuꢀtur.   B. Esas hakkında   1. AĐHS’nin 5 § 3 maddesine iliꢀkin ꢀikayet   Haziran 2004 tarihli kısmı kabuledilebilirlik kararı ile, AĐHM AĐHS’nin 5 § 3   maddesine iliꢀkin ꢀikayeti üç aꢀama bakımından incelemiꢀtir. AĐHM ilk iki aꢀamaya iliꢀkin   ꢀikayeti kabuledilemez ilan etmiꢀ ve Yargıtay’ın 12 Kasım 1999 tarihli kararı onadığı tarih   olan, 26 Mart 2001 tarihinde baꢀlayan üçüncü aꢀama hakkındaki incelemesini ertelemiꢀtir.   AĐHM bu aꢀamanın 6 Mayıs 2003 tarihinde baꢀvuranın mahkum edilmesi ile son   bulduğunu gözlemlemektedir (Bkz., diğerleri arasında, Labita-Đtalya [GC], no: 26772/95, §   147, CEDH 2000-IV). Bu unsur kabuledilebilirlik kararının alındığı tarihte mevcut değildir,   AĐHM dava konusu dönemin yaklaꢀık iki yıl bir ay gibi bir süreyi kapsadığını tespit   etmektedir. Sözkonusu sürenin makul olup olmadığının tespit edilmesi amacıyla AĐHM, 26   Mart 2001 tarihinde baꢀvuranın yaklaꢀık beꢀ yıldan beri tutuklu bulunduğunu dikkate   alacaktır.   Hükümet sanıkların çokluğu ve davanın karmaꢀıklığı dikkat alındığında tutuklu   yargılanma süresinin makul olduğunu belirtmektedir.   Baꢀvuran 26 Mart 2001 tarihinden itibaren DGM’nin kendisiyle ilgili hiçbir hukuki   iꢀlem yapmadığını ileri sürmektedir. Bu nedenle tutuklu bulundurulmasını haklı kılacak bir   neden olmadığını iddia etmektedir.   AĐHM’nin içtihadında da değiꢀmez olduğu gibi, tutuklu yargılanma süresinin makul   olup olmadığı konusu her davada davanın koꢀullarına göre değerlendirilmelidir.   Belirtilen bir durumda, bir sanığın tutuklu yargılanma süresinin makul süreyi   aꢀmamasına dikkat etmek görevi ulusal mercilere düꢀmektedir. Bu amaçla kiꢀi hürriyetine   saygı ilkesinin ayrık tutulmasını doğrulayacak gerçek bir kamu yararının varlığını ortaya   koyabilecek türden olan davanın tüm koꢀullarını incelemeleri ve serbest bırakılma taleplerini   reddederken kararlarında bunları belirtmeleri gerekmektedir. AĐHM sözkonusu kararlarda yer   alan gerekçelerden ve baꢀvurularında baꢀvuran tarafından belirtilen ve tartıꢀma götürmeyen   olaylardan yola çıkarak, AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edilip edilmediğine karar   vermelidir (Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Derleme 1998-   VIII, § 154).   Bu itibarla suç iꢀlediği için yakalanan kiꢀinin suçlandığı makul sebeplerin devamı,   tutukluluğun olmazsa olmaz koꢀuludur, fakat belli bir süre sonra bu da yeterli olmamaktadır;   iꢀte o zaman AĐHM adli makamlar tarafından benimsenen diğer gerekçelerin, özgürlükten   yoksun bırakılmasını haklı göstermeye devam edip etmediğini ortaya koymalıdır. Bu   gerekçeler “anlamlı” ve “doğru” olarak ortaya çıktıklarında, AĐHM ayrıca ulusal makamların   soruꢀturmanın yürütülmesinde özel bir dikkat gösterip göstermediklerini araꢀtırmaktadır   (Bkz., diğerleri arasında, Mansur-Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar, A serisi no: 319-B, §   52). Soruꢀturmanın karmaꢀıklığı ve özelliği bu anlamda dikkate alınacak unsurlardır (Van der   Tang-Đspanya, 13 Temmuz 1995 tarihli karar, A serisi no: 321, § 55).   Esasında, dosyada yer alan unsurlardan DGM’nin düzenli bir ꢀekilde, her duruꢀmanın   sonunda baꢀvuranın tutuklu bulundurulmasını belirttiği anlaꢀılmaktadır. Gerekçe olarak da,   üzerine atılı fiile, dosyada yer alan delillere ve tutukluluk süresine dayanarak neredeyse   tamamında aynı ifadeye yer vermiꢀtir. Bir defasında verilebilecek cezayı ve iki defa da   baꢀvuranın firar etme riskini ileri sürmüꢀtür.   AĐHM ulusal mahkemelerin baꢀvuranın adaletten kaçma riski bulunduğunu düꢀünmüꢀ   olabileceklerini anlamaktadır. Bununla birlikte, firar etme riskinin kaçınılmaz olarak zamanla   azalması (Bkz. Neumeister-Avusturya, 27 Haziran 1968, A serisi no: 8, s. 39, §10) ve bu   riskin yalnızca kiꢀinin giyebileceği hükmün ağırlığıyla izah edilemeyeceğinin açık olmasına   rağmen, DGM’nin bu riski baꢀvuranın özel durumu bakımından neye dayandırdığını   kararlarında açıklamamıꢀ olmasını üzücü bulmaktadır. Böylelikle tutukluluğun devam   ettirilmesine iliꢀkin kararlardan, ulusal yargının yedi yıl boyunca bu riskin neden sürdüğünü   gerekçelendirmeyi ihmal ettiği görülmektedir. (Bkz., diğerleri arasında, Letellier-Fransa, 26   Haziran 1991, A serisi no: 207, s. 319, § 43, ve Zannouti-Fransa, no: 42211/98, § 45, 31   Temmuz 2001).   Kanıtların suçluluğa iliꢀkin ciddi belirtilerin var olduğunun ve sürdüğünün göstergesi   olarak değerlendirilse ve genel olarak bu koꢀullar anlamlı etken oluꢀtursa da, tutukluluğun bu   denli uzun bir süre devam etmesini baꢀlı baꢀına doğrulamak için yeterli değildir (Mansur, §   56).   AĐHM davada sanıkların sayısının çokluğunun davayı karmaꢀık hale getirdiğini kabul   etmektedir. Bununla birlikte, davanın seyrindeki hiçbir gecikmenin baꢀvurana   bağlanamayacağı düꢀünülmektedir.   Kiꢀinin mahkum edilebileceği ya da halihazır davada olduğu gibi mahkum edildiği   cezaya gelince, mahkeme, tutukluluğun sürdürülmesinin, kiꢀinin alacağı cezanın öngörülmesi   olarak kabul edilemeyeceğini hatırlatır. (Bkz., özellikle, Letellier, adıgeçen, s. 21, § 51, ve   I.A-Fransa, 23 Eylül 1998, Derleme 1998-VII, § 104). Tutuklu yargılanmanın daha sonraki   bir cezaya sayılması 5. maddenin 3. paragrafının ihlal edilmesini ortadan kaldıramamaktadır.   Yalnızca 41. madde kapsamında tazmininin aza indirgenmesi yönünde etkisi olacaktır (Engel   ve diğerleri-Hollanda, 8 Haziran 1976, A serisi no: 22, § 69, ve Kimran-Türkiye, no:   61440/00, § 41, 5 Nisan 2005).   Sonuç olarak, genel bir değerlendirme gerektiren baꢀvuranın tutukluluk süresi makul   süreyi aꢀmıꢀtır.   O halde AĐHS’nin 5 § 3 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   2. AĐHS’nin 5 § 5 maddesine iliꢀkin ꢀikayet   Baꢀvuran ayrıca AĐHS’nin 5 § 5 maddesine aykırı davranıldığını iddia etmektedir:   Türk Hukuku’nun, uzatılmıꢀ bir tutuklu yargılanma süresinin tazmini için ulusal mahkemelere   baꢀvurulmasına imkan vermeyeceğini ileri sürmektedir.   AĐHM bu davada, baꢀvuranın, iç hukuka uygun olarak fakat AĐHS’nin 5. maddesinin   3. paragrafına aykırı olarak tutuklu yargılandığını gözlemlemektedir.   sayılı Kanun’nun 1. maddesi ile ilgili olarak, AĐHM mevcut davada sözkonusu   olmayan, muhakemenin men-i kararının, beraat kararının ya da bir cezadan muaf tutan bir   kararın dıꢀında, bu madde tarafından öngörülen tazmin varsayımlarının tamamının,   özgürlükten mahrum bırakılmanın kanunları ihlal etmesini öngördüğünü ortaya koymaktadır.   O halde, tespit edilen ihlal, mevcut kararının kabulünden sonra bile ulusal mahkemeler   önünde hiçbir tazmin talebinde bulunulmasına olanak sağlamamaktadır (Bkz. Sakık ve   diğerleri-Türkiye, 26 Kasım 1997 tarihli karar, Derleme 1997-VII,§ 60).   Son olarak, AĐHS’nin 5 § 5 maddesi ile güvence altına alınan haktan etkili bir ꢀekilde   yaralanılması yeterli ölçüde sağlanmamıꢀtır ( Bkz., mutatis mutandis, Ciulla-Đtalya, 22 ꢁubat   1989, A serisi no: 148, s. 18, § 44).   Sonuç olarak AĐHS’nin 5 § 5 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran maddi zarar için herhangi bir tazminat talep etmemekte, buna karꢀılık maruz   kaldığı manevi zarar için 30.000 Euro (otuz bin) talep etmektedir.   Hükümet fahiꢀ tutarda ve dayanaktan yoksun olduğunu düꢀündüğü bu tutarın   reddedilmesini talep etmektedir.   AĐHM, yaklaꢀık iki yıl bir ay süren tutukluluk süresi için AĐHS’nin 5§§3 ve 5.   maddelerinin ihlal edildiği tespiti ıꢀığında hakkaniyete uygun olarak baꢀvurana 2.000 Euro   (iki bin) ödenmesine karar vermiꢀtir.   B. Masraf ve Harcamalar   Baꢀvuran çeviri, faks ve yazıꢀma masrafları için 570 Yeni Türk Lirası (YTL) talep   etmektedir. Avukatlık masrafları için 14.560 YTL talep etmektedir.   Hükümet kanıtlayıcı belge olmadan bu talebin reddedilmesi gerektiğini belirtmektedir.   AĐHM’nin bu konudaki içtihadına göre, baꢀvuran ancak yaptığı masraf ve   harcamaların gerçekliğini, zorunluluğunu ve miktarının makul olduğunu ortaya koyduğunda   sözkonusu masraf ve harcamalar geri ödenebilir (Bkz., diğerleri arasında, Nikolova-   Bulgaristan [GC], no: 31195/96, §79, CEDH 1999-II). Ayrıca mahkeme masrafları ancak   tespit edilen ihlale iliꢀkin oldukları müddetçe karꢀılanabilir (Beyeler-Đtalya (adil tazmin)   [GC], no: 33202/96, § 27, 28 Mayıs 2002).   Bu durumda AĐHM, elindeki unsurları ve yukarıda belirtilen kriterleri gözönüne   alarak, Avrupa Konseyinden alınan 715 Euro tutarındaki meblağnın bu anlamda yeterli   olduğu kanaatindedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE;   1. AĐHS’nin 3. maddesine iliꢀkin ꢀikayetin kabuledilemez olduğuna;   2. Baꢀvurunun geri kalanının kabuledilebilir olduğuna;     3. AĐHS’nin 5§3 maddesinin ihlal edildiğine;   4. AĐHS’nin 5§5 maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay   içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet   tarafından baꢀvurana, manevi tazminat olarak 2.000 Euro ödenmesine ve bu miktarın her türlü   vergiden muaf tutulmasına   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   6. Oybirliğiyle, adil tazminata iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve   3. fıkralarına uygun olarak 22 Aralık 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.   11

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło