15041/03
WyrokETPCz2008-02-19ECLI:CE:ECHR:2008:0219JUD001504103
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy nadmierna długość tymczasowego aresztowania i brak skutecznego środka odwoławczego, a także przewlekłość postępowania karnego, naruszyły prawa skarżącego wynikające z art. 5 ust. 3 i 4 oraz art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że długość tymczasowego aresztowania skarżącego, trwającego łącznie około sześciu lat i sześciu miesięcy, była nadmierna, ponieważ wnioski o zwolnienie były systematycznie odrzucane na podstawie stereotypowych uzasadnień, co naruszyło art. 5 ust. 3. Stwierdzono również naruszenie art. 5 ust. 4, gdyż brak było skutecznego środka odwoławczego pozwalającego na zakwestionowanie długości aresztowania. W odniesieniu do długości postępowania karnego, Trybunał podkreślił, że trwało ono około siedmiu lat i siedmiu miesięcy, a władze krajowe nie wykazały należytej staranności, zwłaszcza w kontekście ciągłego aresztowania skarżącego, co stanowiło naruszenie art. 6 ust. 1. Skarga dotycząca niezawisłości i bezstronności sądu została uznana za bezzasadną, ponieważ po zmianach konstytucyjnych sąd orzekający w sprawie skarżącego składał się wyłącznie z sędziów cywilnych.Stan faktyczny
Skarżący, Doğan Yalçın, urodzony w 1976 roku, został aresztowany 24 września 1996 roku przez policję w Batman w związku z zarzutami dotyczącymi jego powiązań z PKK. Jego tymczasowe aresztowanie zostało przedłużone do 28 dni. 23 października 1996 roku został tymczasowo aresztowany. Został skazany na karę śmierci zamienioną na dożywocie przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa (DGM) w 1999 roku. Wyrok ten został uchylony przez Sąd Kasacyjny w 2000 roku, a sprawa wróciła do DGM, gdzie skarżący ponownie został skazany w 2003 roku. Wyrok ten został ostatecznie zatwierdzony przez Sąd Kasacyjny w 2004 roku.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie uznał skargi dotyczące długości postępowania, długości tymczasowego aresztowania i braku skutecznego środka odwoławczego za dopuszczalne. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 i 4 Konwencji oraz art. 6 ust. 1 Konwencji. Pozostałe skargi uznał za niedopuszczalne. Zasądził skarżącemu 5 100 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową, wraz z odsetkami. Oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
YALÇIN - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 15041/03 )
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG ꢀubat 2008
Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek
olup ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 15041/03 baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu ülke
vatandaꢀı Doğan Yalçın’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 14 Nisan tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına Avrupa Đnsan Hakları
Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Diyarbakır barosu
avukatlarından Mesut Beꢀtaꢀ ve Meral Beꢀtaꢀ tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢀULLARI
Baꢀvuran 1976 doğumlu olup, Batman’da ikamet etmektedir.
Baꢀvuran PKK ile olan bağlantısı nedeniyle 24 Eylül 1996 tarihinde Batman Emniyet
Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi ekipleri tarafından yakalanmıꢀtır.
Polis 25 Eylül 1996 tarihinde iki adet evraka el koyma ve imha tutanağı düzenlemiꢀtir. Eylül 1996 tarihinde Batman Emniyet Müdürlüğü’nün isteği üzerine baꢀvuranın gözaltı
süresi yirmi sekiz gün uzatılmıꢀtır.
Baꢀvuran 15 Ekim 1996 tarihinde polis tarafından dinlenmiꢀtir.
Baꢀvuran aynı gün Mardin Emniyet Müdürlüğü ꢀubesine götürülmüꢀ, burada 20 Ekim 1996
tarihinde ifadesi alınmıꢀtır.
Baꢀvuran 21 Ekim 1996 tarihinde Batman Emniyet Müdürlüğü’ne geri götürülmüꢀtür.
Baꢀvuran 23 Ekim 1996 tarihinde Batman Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiꢀtir.
Baꢀvuran aynı gün Batman Asliye Ceza Mahkemesi hakimi tarafından dinlenmiꢀ, hakim
«iꢀlenen suçun niteliğini ve kanıtların durumunu» dikkate alarak baꢀvuranın tutuklanmasına
karar vermiꢀtir.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı 5 Kasım 1996 tarihli bir
iddianame ile olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte bulunan eski Türk Ceza
Kanunu’nun 125. maddesine dayalı olarak baꢀvuranı ve H.A.’yı bölücülük yapma suçu ile
itham etmiꢀtir.
Askeri hakimlerden oluꢀan Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) 11 Kasım 1996 tarihinden
itibaren baꢀvuranı ve H.A.’yı dinlemeye baꢀlamıꢀtır. Kasım 1996 tarihinden 19 Ağustos 1999 tarihine dek on sekiz duruꢀma gerçekleꢀtirilmiꢀ,
bunlar sırasında DGM iꢀlenen suçun niteliğini ve kanıtların durumunu göz önüne alarak
baꢀvuranın ve H.A.’nın serbest bırakılma taleplerini reddetmiꢀtir.
Bu arada Türkiye Büyük Millet Meclisi 18 Haziran 1999 tarihinde Anayasa’nın 143.
maddesinde bir değiꢀikliğe giderek Devlet Güvenlik Mahkemelerinde ve Savcılıklarda
bulunan askeri hakimlerin varlığına son vermiꢀtir. Aynı doğrultuda 22 Haziran 1999 sayılı
Kanun ile Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kuruluꢀ yapıları değiꢀmiꢀtir.
Sivil hakimlerden oluꢀan DGM, 5 Ekim 1999 tarihli bir karar ile eski TCK’nın 125.
maddesine dayalı olarak baꢀvuranı ve H.A.’yı müebbet hapis cezasına çevrilmiꢀ ölüm
cezasına çarptırmıꢀtır.
Yargıtay, tarafları dinledikten sonra,
ilk derece mahkemesinin kararını yeterince
gerekçelendirilmediğine kanaat getirerek 4 Mayıs 2000 tarihli bir karar ile ilk derece
mahkemesinin kararını bozmuꢀ ve temyiz dilekçesinde kendini ꢁ.A. olarak tanımlayan
H.A.’nın kimlik bilgilerinin kontrol edilmesini talep etmiꢀtir.
DGM 21 Haziran 2000 tarihinden 16 Ekim 2003 tarihine kadar yirmi üç duruꢀma yapmıꢀ, bu
duruꢀmalarda savcılık tarafından yapılan ön soruꢀturmada elde edilen kanıt unsurlarına dayalı
olarak baꢀvuranın davasını yeniden incelemiꢀ ve H.A.’nın kimlik bilgilerinin kontrol
edilmesini talep etmiꢀtir. Bu bağlamda, Emniyet Müdürlüğü’nden 29 Mayıs 2003 tarihinde
mahkemeye gönderilen yazıda sözkonusu sanığın adının ꢁ.A. olduğu teyit edilmiꢀtir.
DGM önünde baꢀvuran ve ꢁ.A. özellikle AĐHS’nin hükümlerine atıfta bulunarak birçok kez
serbest bırakılmalarını talep etmiꢀlerdir. Mahkeme bu taleplerini iꢀlenen suçun niteliğini ve
kanıtların durumunu dikkate alarak reddetmiꢀtir.
DGM 18 Aralık 2003 tarihinde eski TCK’nın 125. maddesine dayanarak baꢀvuranı ve ꢁ.A.’yı
müebbet hapis cezasına çevrilen ölüm cezasına çarptırmıꢀtır.
Yargıtay, tarafları dinlemesinin ardından, 29 Nisan 2004 tarihinde, ilk derece mahkemesinin
kararını onamıꢀtır. Bu karar nihai hale gelmiꢀtir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐ’NĐN 3. ve 4. PARAGRAFLARININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ
ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran tutukluluk süresinin uzunluğundan ve tutukluluk haline ve hürriyetten yoksun
bırakmaya itiraz edilebilecek baꢀvuru yollarının bulunmadığından ꢀikayetçi olmaktadır.
Baꢀvuran bu yönde AĐHS’nin 5. maddesinin 3. ve 4. paragraflarına atıfta bulunmaktadır.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
AĐHS’nin 5/3 maddesine yönelik ꢀikayet ile ilgili olarak Hükümet altı ay kuralına riayet
edilmediği itirazında bulunmaktadır. Hükümet özellikle tutukluluk süresinin uzunluğunun
hesaplanmasında dikkate alınması gereken dönemin Yargıtay’ın ilk derece mahkemesinin
baꢀvuran hakkında almıꢀ olduğu ilk mahkumiyet kararını bozduğu tarih olan 4 Mayıs
2000’den baꢀvuranın ikinci kez mahkum edildiği 18 Aralık 2003 tarihine dek geçen süre
olduğunu gözlemlemektedir. Bununla birlikte baꢀvuranın tutuklandığı 23 Ekim 1996
tarihinden Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından mahkum edildiği 5 Ekim 1999 tarihi göz
önüne alındığında, 14 Nisan 2003 tarihli baꢀvuru gecikmeli olarak yapılmıꢀtır.
Baꢀvuran bu duruma itiraz etmektedir.
AĐHM, AĐHS’nin 5/3 maddesinde öngörülen sürenin sonlandığı anın «mahkemenin, ilk
derece mahkemesi bile olsa, suçu sabit bulduğu gün» (Wemhoff-Almanya kararı no: 27
Haziran 1968 ve Labita-Đtalya kararı no: 26772/95) olduğunu, bu baꢀvurudaki gibi birden
fazla tutukluluk süresinin sözkonusu olduğu durumlarda tutukluluk süresinin tamamının
dikkate alınması gerektiğini hatırlatır (Bkz. Baltacı-Türkiye no: 27561/02). Mevcut baꢀvuruda
baꢀvuran AĐHM’ye 14 Nisan 2003 tarihinde baꢀvurmuꢀ olup bu tarihte Yargıtay tarafından
iade edilen davayı yeniden görmekte olan DGM, henüz suçu tespit etmemiꢀti. Bu nedenle
AĐHM Hükümetin itirazını reddetmekte ve baꢀvurunun kabul edilemez olarak nitelendirilmesi
için hiçbir gerekçenin yer almadığını hatırlatır. Baꢀvuru kabuledilmelidir.
AĐHS’nin 5/4 maddesine iliꢀkin Hükümet, baꢀvuranın tutukluluğu ile ilgili olarak olayların
meydana geldiği dönemde yürürlükte bulunan eski CMUK’un 104. maddesinde öngörülen
baꢀvuru yolunu kullanmadığını ifade etmektedir.
Baꢀvuran Hükümetin bu savına itiraz etmektedir.
AĐHM baꢀvuran tarafından dile getirilen bu ꢀikayetin AĐHS’nin 5/4 maddesinin esası ile
ilintili olduğuna itibar ederek esasa birleꢀtirmektedir. AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı
çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka
açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle
baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esasa dair
1. AĐHS’nin 5/3 maddesi
Hükümet öncelikli olarak tutukluluk süresi için dikkate alınması gereken dönemin Yargıtay’ın
ilk derece mahkemesinin baꢀvuran hakkında almıꢀ olduğu mahkumiyet kararını bozduğu 4
Mayıs 2000 tarihinden baꢀvuranın ikinci kez mahkum edildiği 18 Aralık 2003 tarihine kadar
uzandığını gözlemlemektedir. Hükümet ayrıca baꢀvuranın itham edildiği suçların niteliği,
ciddiyeti ve öngörülen cezalar göz önüne alındığında bu dönemin aꢀırı olmadığının altını
çizmektedir.
Baꢀvuran bu sava itiraz etmektedir.
Hükümet değerlendirilmeye alınacak dönem ile ilgili yerleꢀik içtihadından ileri gelen ilkeleri
hatırlatır (Bkz. diğerleri arasında Wemhoff, Labita, Baltacı ve sözü edilen Solmaz). Bu
baꢀvurudaki gibi birden çok tutukluluk sözkonusu olduğunda, bahse konu tutukluluk
döneminin bütününü dikkate almak gerekmektedir.
AĐHM baꢀvuranın ilk tutukluluk süresinin baꢀvuranın tutuklandığı 23 Ekim 1996 tarihinde
baꢀladığını ve 5 Ekim 1999 tarihinde mahkum edilmesi ile sona erdiğini hatırlatmaktadır. Bu
süre yaklaꢀık iki yıl on bir aydır. 4 Mayıs 2000 tarihinden itibaren Yargıtay 5 Ekim 1999
tarihli kararı bozmuꢀ, dava DGM’de yeniden incelenmiꢀtir ve AĐHS’nin 5/3 maddesi uyarınca
ikinci tutukluluk dönemi baꢀlamıꢀtır. DGM son kararını baꢀvuranı ikinci defa mahkum ettiği Aralık 2003’te almıꢀtır. Bu ikinci dönem yaklaꢀık üç yıl yedi aydır. Baꢀvuran toplam
olarak yaklaꢀık altı yıl altı ay tutuklu kalmıꢀtır.
AĐHM, ilk olarak ulusal makamların tutukluluk süresinin makul sınırı aꢀmamasını gözetmekle
birinci derecede yükümlü olduklarını hatırlatmaktadır. Bu amaçla, masumiyet karinesi
doğrultusunda bireysel özgürlüğe saygı kuralına istisna getirilmesini meꢀru kılan kamu
çıkarının gerektirdiği gerçek bir zorunluluğun olup olmadığını ortaya çıkaracak bütün
koꢀulları incelemeli ve tutuksuz yargılanma talebini reddettiğinde kararında bunu
gerekçelendirmelidir. Özellikle mevcut kararlarda yer alan gerekçelere, ilgili tarafından
yapılan baꢀvurularda ihtilafa mahal vermeyen olaylara dayalı olarak AĐHM, AĐHS’nin 5 / 3
maddesine yönelik bir ihlalin olup olmadığını tespit ederken, sözkonusu kararlardaki
gerekçeleri ve baꢀvuran tarafından yerel mahkeme nezdinde yapılan baꢀvurularda dile
getirilen tartıꢀılmaz verileri değerlendirecektir. (Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan kararı, Ekim 1998, Remzi Aydın-Türkiye kararı 20 ꢁubat 2007).
Bu bağlamda yakalanan kiꢀinin bir suç iꢀlediğinden ꢀüphe edilmesine neden olan makul
nedenlerin devam etmesi, tutukluluk halinin devamı için sine qua non (olmazsa olmaz)
koꢀuldur. Ancak bir süre sonra bu da yeterli olmaz. Dolayısıyla AĐHM, adli makamlar
tarafından benimsenen diğer gerekçelerin, özgürlükten yoksun bırakmayı haklı göstermeye
yetip yetmediğini belirlemelidir. Bu gerekçeler “uygun” ve “yeterli” olduğu takdirde, AĐHM,
bunun üzerine yetkili ulusal makamların “yargılamanın devamına özel bir ihtimam gösterip
göstermediğini araꢀtırmalıdır (Bkz. diğerleri arasında, Ali Hıdır Polat-Türkiye kararı, no:
61446/00, 5 Nisan 2005 ve sözü edilen Baltacı kararı).
Bu baꢀvuruda, yetkililerin geçen zaman kıstasını dikkate aldıklarını gösterir herhangi bir
unsur bulunmamaktadır. Bu bağlamda, AĐHM baꢀvuranın özellikle 23 Ekim 1996 tarihinde
tutuklandığını ve nihai olarak 18 Aralık 2003 tarihinde müebbet hapis cezasına çarptırıldığını
hatırlatmaktadır. Bu dönem boyunca baꢀvuranın serbest bırakılma talepleri DGM tarafından
birbirinin aynı, hatta basmakalıp gerekçelerle sistematik olarak reddedilmiꢀtir. Baꢀvuran
AĐHS’nin 5/3 maddesi bakımından sözkonusu sürecin baꢀlangıcından sonuna dek tutuklu
kalmıꢀtır.
AĐHM’nin gözünde, “kanıtların durumu” suçluluğun ciddi belirtilerinin var olduğu ve var
olmaya devam ettiği ꢀeklinde değerlendirilebilmekle ve genel olarak bu deliller davayla
alakalı önemli hususlar olabilmekle birlikte, bu davada, bu kadar uzun bir süre baꢀvuranın
tutuklu kalmaya devam etmesini tek baꢀına haklı gösteremez (Bkz. sözü edilen Ali Hıdır Polat
kararı ve Baltacı kararı).
Bu koꢀullar çerçevesinde, baꢀvuranın tutukluluk süresinin uzunluğu dikkate alındığında, AĐHM
AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
2. AĐHS’nin 5/4 maddesi
Hükümet baꢀvuranın tutuklanması ile ilgili olarak olayların meydana geldiği dönemde
yürürlükte bulunan eski CMUK’un ilgili hükümlerinde öngörülen baꢀvuru yolunu
kullanmadığını söylemekle yetinmektedir.
Baꢀvuran iddiasını yinelemektedir. Baꢀvuran bilhassa serbest bırakılma taleplerinin DGM
tarafından benzer ve basmakalıp ifadelerle reddedildiğinin ve sözü edilen tutukluluk süresinin
uzunluğuna itirazda bulunulacak herhangi bir baꢀvuru yolunun mevcut olmadığının altını
çizmektedir.
AĐHM baꢀvuran birçok kez serbest bırakılma talebinde bulunduğunu ve bunların DGM
önünde gerçekleꢀtirilen kırk bir duruꢀmada reddedildiğini gözlemlemektedir.
Sonuç itibarıyla, AĐHM’ye göre iç hukuk mahkemelerinin aꢀırı olarak nitelenebilecek bu
tutukluluk süresini sonlandıracak, baꢀvuranın iddia ettiği aksaklığa mahal vermeyecek veya
ortadan kaldıracak olanakları bulunmaktaydı (Bkz. Temel ve Taꢀkın-Türkiye kararı, no:
40159/98, 14 Kasım 2002, Acunbay-Türkiye kararı no: 61442/00 ve 61445/00, 31 Mayıs ve Çobanoğlu ve Budak-Türkiye kararı no: 45977/99, 30 Ocak 2007).
Hükümet tarafından öne sürülen baꢀvuru yolu ile ilgili olarak AĐHM, daha önce de benzer
baꢀvurularda, bir yandan, uygulamada baꢀarı ile sonuçlanacağına dair makul bir güvence
sunmadığı (Bkz. Koꢀti vd-Türkiye no: 74321/01, 3 Mayıs 2007), diğer yandan adli nitelikli
bir baꢀvurunun ayrılmaz parçaları olan çekiꢀmeli dava ve silahların eꢀitliği ilkelerine
uymadığı için (Bkz. bu bağlamda Bağrıyanık-Türkiye kararı, no: 43256/04, 5 Haziran 2007)
bu yolun etkisiz olduğuna hükmetmiꢀti.
AĐHM, Hükümetin Mahkemenin bu davada farklı bir sonuca ulaꢀmasını sağlayacak ikna edici
hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiꢀtir.
AĐHM, bu ꢀartlar altında, Hükümet tarafından ileri sürülen baꢀvuru yolunun etkili olmadığına
itibar etmektedir. AĐHM, Hükümetin itirazını reddetmekte ve AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal
edildiği sonucuna varmaktadır.
II. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran yargı sürecinin uzunluğunun «makul» süre ilkesi ile bağdaꢀmadığını ve devlet
güvenlik mahkemesindeki yargılama sürecinin bir bölümünde askeri hakimin varlığı
nedeniyle davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkemede görülmediğini iddia etmektedir.
Baꢀvuran bu yönde AĐHS’nin 6/1 maddesine atıfta bulunmaktadır.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
AĐHM, izleyen gerekçelerden dolayı devlet güvenlik mahkemesinin bağımsızlığı ve
tarafsızlığı ꢀikayetinin kabuledilebilirliği hakkında görüꢀ bildirmeyi gerekli görmediğini ifade
etmektedir.
AĐHM, 22 Haziran 1999 tarihinde yapılan Anayasal değiꢀikliğin ardından baꢀvuranı 5 Ekim tarihinde müebbet hapis cezasına çarptıran devlet güvenlik mahkemesinin yalnızca sivil
hakimlerden oluꢀtuğunu, baꢀvuranın temyize gitmesi üzerine Yargıtay’ın ilk derece
mahkemesinin kararını 4 Mayıs 2000 tarihinde bozduğunu gözlemlemektedir. Daha sonra,
Yargıtay’ın kararı geri göndermesinin ardından, baꢀvuranın davası yeni yapıdan oluꢀan devlet
güvenlik mahkemesi tarafından tekrar ele almıꢀ ve adı geçen mahkeme dava dosyasında yer
alan delillerin tamamını incelemesinin ardından 18 Aralık 2003 tarihinde baꢀvuranı yeniden
mahkum etmiꢀtir.
Bu saptamalar ıꢀığında ve davanın özel koꢀullarında AĐHM, AĐHS’nin 6/1 maddesinde
öngörülen bağımsız ve tarafsız mahkeme prensiplerine riayet edildiğine ve sözü edilen dava
sürecinde bunların güvence altına alındığına itibar etmektedir (Bkz. aynı anlamda, Mahmut
Yaꢀar-Türkiye kararı, no: 46412/99, 31 Mart 2005).
Yapılan bu ꢀikayet dayanaktan yoksun bulunmaktadır ve AĐHS’nin 35/3 maddesi gereğince
reddedilmelidir.
Yargı sürecinin uzunluğu konusunda, bu ꢀikayetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı
çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka
açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle
ꢀikayet kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas hakkında
Dikkate alınması gereken dönem baꢀvuranın gözaltına alındığı 24 Eylül 1996 tarihinde
baꢀlayıp Yargıtay’ın ilk derece mahkemesinin kararını onadığı 29 Nisan 2004 tarihinde sona
ermektedir. Bu süre iki dereceli mahkemedeki dört yargılama için yaklaꢀık yedi yıl yedi aydır.
Hükümet özellikle davanın karmaꢀık yapısı, baꢀvuranın itham edildiği suçların niteliği,
ciddiyeti ve öngörülen cezalar göz önüne alındığında sözkonusu sürenin aꢀırı olmadığını
gözlemlemektedir.
Baꢀvuran bu sava karꢀı çıkmaktadır. DGM’nin 21 Haziran 2000 ve 16 Ekim 2003 tarihleri
arasında gerçekleꢀtirdiği duruꢀmalardan yaklaꢀık yirmisinin esas olarak beraber yargılandığı
kiꢀinin kimliğinin tespit edilmesine harcandığını, kendi davasının da ön soruꢀturma
kapsamında elde edilen deliller kapsamında incelendiğini, yeni kanıt unsurlarının
araꢀtırılmasına ve görgü tanıklarının dinlenmesine çaba gösterilmediğini belirtmektedir.
AĐHM, yargılama süresinin makullüğünün davanın ꢀartları ıꢀığında ve davanın karmaꢀıklığı,
baꢀvuran ve ilgili mercilerin tutumu gibi içtihadında yerleꢀmiꢀ ölçütlere bakılarak
değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (bkz. diğerleri yanında Pélissier ve Sassi – Fransa
[BD], 25444/94).
AĐHM, daha önce de bu baꢀvurudakine benzer sorunları ortaya koyan davaları incelemiꢀ ve
AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıꢀtır.
AĐHM ayrıca, bütün yargı süreci boyunca baꢀvuranın tutukluluğunun devam ettiğini, bu
durumda yetkili mahkemelere mümkün olan en kısa sürede adaletin tecelli etmesini
sağlayacak kadar gerekli özeni göstermek düꢀtüğünü saptamaktadır (Bkz. Kalachnikov-Rusya
no: 47095/99).
AĐHM mahkemeye sunulan tüm delil unsurlarını incelemiꢀ ve Hükümetin Mahkemenin bu
davada farklı bir sonuca ulaꢀmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını
tespit etmiꢀtir. Mahkemenin bu yöndeki yerleꢀik içtihadını göz önünde bulunduran AĐHM
sözkonusu yargı sürecinin uzunluğunun aꢀırı ve «makul süre» koꢀuluna aykırı olduğu
sonucuna varmıꢀtır.
Bu nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine
karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi
edebiliyorsa, AĐHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil
tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Baꢀvuran uğradığı manevi zarar için 50.000 YTL. (yaklaꢀık 28.150 Euro) talep etmekte,
rakam telaffuz etmeden maddi zararının giderilmesini istemektedir.
Hükümet bu miktarlara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM ihlal tespiti ile öne sürülen maddi zarar arasında hiçbir illiyet bağı kuramamakta ve bu
talebi reddetmektedir. Buna karꢀın, uğradı manevi zarar için baꢀvurana 5.100 Euro
ödenmesine karar vermiꢀtir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran kanıtlayıcı belge sunmaksızın iç hukukta ve AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargı
giderleri için 10.700 YTL. (6.024 Euro) Euro talep etmektedir.
Hükümet bu miktarlara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Bu baꢀvuruda mahkemeye sunulan unsurlar ve
sözü edilen kıstaslar göz önüne alındığında AĐHM, yargı giderlerine iliꢀkin bu talebi
reddetmektedir.
C. Gecikme Faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç
puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Uzun yargılama, uzun tutukluluk ve buna karꢀı etkili baꢀvuru yolunun olmadığı yönündeki
ꢀikayetlerin kabuledilebilir olduğuna;
2. Diğer ꢀikayetlerin kabuledilemez olduğuna;
3. AĐHS’nin 5. maddesinin 3. ve 4. paragraflarının ihlal edildiğine;
4. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine; a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç
ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflardan muaf olarak, ödeme
tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.TL.’ye çevrilmek üzere, Savunmacı Hükümetin baꢀvurana
5.100 (beꢀ bin yüz) Euro manevi tazminat ödemesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda basit faizin uygulanmasına;
6. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
maddelerine uygun olarak 19 ꢁubat 2008 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.
9
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło